• 135 syf.
    ·Puan vermedi
    Bir sinek, hafızasını kaybetmiş bir felsefe profesörü, bir ölüm meleği, pantolonunu giymeyi unutup işe giden biri ya da ayda şatosu olan "normal" bir adam... Hikayeci okuyucuya "yabancı" birinin gözünden modern hayatın eleştirisini sunuyor; insanın maruz kaldığı çeşitli baskıları ve insanlar arası ilişkilerin bugünkü durumunu teşhis ediyor. Bunu yaparken de yine bilinç akışından, absürt olaylardan ve ironiden yararlanıyor..

    Bu kitabında da Hamza kitabında olduğu gibi modern sistemi iğneleyici, alaycı bir dille eleştiriyor. Vermek istediği mesajları direk olarak değilde anlattıpı kısa kısa hikayelerin içine gizliyor. Ve okudukça hem keyif alıyor gülüyor, hemde derin düşüncelere dalarak, üzülüyorsunuz dünyanın, insanların haline. .
    Kısa kısa hikayelerden oluşuyor kitap ve en sevdiğim kısmı "sineğin gözünden insanların hayatına bakış" oldu. Daha önce hiç böyle düşünmemiştim dedim kendi kendime. Gerçekten insanlar niçin yaşıyor? insanların tek gayesi sadece yemek, barınmak ve üremek mi? Bunu biraz düşünüp sorgulamak, kendini mahkeme karşısına çıkarıp bakmak gerek, ben bu yaratılış serüveninde nerdeyim?
    insanların basit ve sıradam,amacından çıkmış hayatlarına bir balta vuruyor yazarımız ve yaşantımızı sorgulamamız gerektiğini haykırıyor her bir hikayesinde... Tavsiye ediyorum kesinlikle okunmalı.
  • " Kelebeklerin bile çocuklardan daha uzun yaşadığı bir coğrafyada, size hangi şiiri yazayım?"
  • 200 syf.
    ·10/10 puan
    Es-selamu aleyküm kardeşlerim
    Kitap 201 sayfa, okunabilmesi "benim okuma hızıma" göre çerez olan kitaplardan. Ancak bazen olur ya elimize kitap alasımız gelmez. Ne yazık ki bu kitapta böyle bir dönemine geldi tabiri caizse benimle ordan oraya süründü ancak çok şükür bitirdim. Bitirdiğim de kalbim bir buruk oldu. Fikir insanlarının ne olursa olsun kendi fikrime uymasa bile öldürülmesi bana çok üzücü geliyor. Felsefe deyince akla elbette ki ilk Yunan Felsefesi gelir çünkü temelini oluşturacak niteliğe sahip olabilir. Yunan Felsefesinde de Sokrates gelir. Sokrates kendisine büyük hayranlık duyacağım bir düşünür oldu. Önce eserin içeriğinden bahsedeyim sonra kitapla ilgili düşüncelerime geçerim. Kitapta birbirini tamamlayan dört bölüm yer almakta. Birinci bölümde ilk diyalog var. Bu Euthyphron'da yargılanışının öncesini anlatır ve dinsizlikle suçlanan Sokrates'in inançları hakkında bilgi verilir. Sokrates'in savunmasında ise yargı süreci anlatılmaktadır ( Sokratesin iletişim tarzı soru cevap olarak ilerliyor bu da karşıda ki muhatabın anlama yetisini arttırıyor.) Kriton'da hüküm sonrası anlatılır, bir yurttaşın saygı duyması gereken ilkeler tartışılır. Platon'un en şiirsel eserlerinden biri olan Phaidon'daysa Sokrates'in son günü anlatılırken ruh hakkındaki düşünceleri yansıtılmaktadır. Ruh anlatılırken söyle bir şeyden bahsediliyor "Ruh bedenden önce yaratılmış her şeyi o vakit öğrenmiştir dünyaya geldiğinde bunları anımsar" diyor. Yine buna benzer bölümler yer alıyor. Bu gibi söylemler bana levhi mahfuzu hatırlattı. Sokrates'in yunan tanrıçalarına inandığını düşünmüyorum. Alatımları tek bir ilâhı işaret ediyor. Yine çok yer de ateizme karşı söylemleri var. Bir yaratıcının muhakkak olması gerektiğine dair söylemleri de... Gerçekten tüm samimiyetimle söylüyorum ki eser fevkaladeydi. Zevk alarak okudum. Belli bir sayfaya kadar not ile ilerliyordum ama sonradan kollarım ağrıdığı için not almayı bırakıp sadece okumayla devam etmek zorunda kaldım. Sokrates'in ölümü kabullenişi muazzamdı. Arkadaşlarının onu kaçırma tekliflerine bu kabullenisle onları ikna ederek cevap veriyordu. Ölümden sonra ruhun ölmeyeceğini sadece bedenin öleceğini ruhum yaşamaya devamedecegini nile söylemesi aslında Allaha inancını veyahutta Allaha inanma isteğini gösteriyor. Herkese öneririm. Selametle.Allaha emanet olun.
    Kesitler:
    Siyasete, olabildiğince iyi yetişmelerini sağlamak üzere gençlerden başlanmalıdır. İyi bir çiftçinin önce körpe fidanlarla, sonra diğer ağaçlarla ilgilenmesi gibi.
    Atinalılar bir insanın bilge olup olmadığını önemsemez, yeter ki o insan bilgeliğini başkalarına aktarmasın. Ama bir insanın birilerini bilge yapma yetisine sahip olduğunu düşünürlerse, senin de söylediğin gibi, kıskançlıktan ya da herhangi bir başka bir nedenden ötürü büyük öfkeye kapılırlar.
    O, hiçbir şey bilmediği hâlde bir şeyler bildiğini sanıyor, oysa ben hiçbir şey bilmemekle birlikte bunun bilincindeyim. Bu durumda, hiçbir şey bilmediğimi bildiğim için, az da olsa ondan daha bilgeyim sanırım.
    Adalet için mücadele etmek isteyen biri, yaşamını birkaç yıl daha sürdürmek istiyorsa özel işleriyle uğraşmalı ve kamusal görevlerden kaçınmalıdır.
    Konuşmak için para almadım, almadığım için de susmadım.
    Hiç kimseye haksızlık etmediğimden emin olduğuma göre, kendime de haksızlık edemem.
    Ölümden sakınmak o kadar zor değildir zor olan kötülükten sakınmaktır, çünkü kötülük ölümden daha hızlı koşar.
    Belki de öyle olması gerekiyordu, bu yüzden iyi ki öyle olmuş diyorum. 59
    Ölüler ya hiç var olmaz ve hiçbir şey hissetmezler ya da söylendiği gibi ölüm bir değişimdir, ruhun buradan başka bir yere göç etmesidir.
    İnsan bir defa gözden düşmeye görsün, çoğunluk ona kötülüklerin küçüklerini değil, en büyüklerini bile yapmaktan çekinmez.
    .
  • 115 syf.
    ·1 günde·Beğendi
    Ahmed Arif ve Cemal Süreya bu ülkenin yetiştirdiği iki büyük şairi. O zamanların edebiyat dünyasında iki iyi dost olmayı, yoldaşlık etmeyi becerebilmiş iki arkadaş.

    Kitap isminden de anlaşılacağı üzere Ahmed Arif'in Cemal Süreya'ya yazdığı mektuplardan, Fikret Otyam'ın Ahmed Arif anlattığı bir önsözden ve Cemal Süreya'nın Ahmed Arif için dönemin gazete ve edebiyat dergilerinde yayınlanan iki yazısından oluşuyor. Kitapta Ahmed Arif'in el yazısı ile mektupların orjinallerinin resimleri de mevcut.

    Ahmed Arif'in "Cemo Baboş, Cemo Kurban" diye seslenerek başladığı mektuplar 1966-1970 yılları arasında kaleme alınmış. Edebiyat dünyasının iki büyük sairinin mektuplaşmasını her ne kadar tek taraftan okuyor olsak da mektuplarda onlar arasında geçenleri ve yaşananları takip etmek açısından her hangi bir sıkıntı yaşanmıyor.

    Ahmed Arif bu ülkenin en büyük şairlerinden biri belki ama, aynı zamanda en çok acı çeken, en çok işkence gören, hayatının baharını zindanlarda geçiren, yıllarca sürgün edilen de şairi. Dövülüp işkence edildikten sonra ölmek üzere çöplüğe atılıp ölüme terk edilen şairi.Fikret Otyam'ın kitap için yazdığı önsözde dediği gibi "Ahmed Arif, çatal yürekli bir devrimci. Gerçek bir halkçı. Ölümü göze alan ama arkadaşlarına, inancına, insanlığa asla ihanet etmemiş bir ozan."

    Bu iki koca yüreğin mektuplaşmasının tanık olduğumuz kısmında o yıllarda yaşadıkları sıkıntıları, kızgınlıkları, kırgınlıkları, serzenişleri, edebiyat çevresine bakışı ve o çevrede yaşananları görüyoruz. Onların arkadaşlıklarına ve dostluklarana tanık oluyoruz.

    Ahmed Arif Cemal Süreya'yı "soylu bir şairsin" diyecek kadar severken yeri geldiğinde "Koca Cemal Süreya, kapıcın hademen olma yeteneğinden bile yoksun pezevenkleri, romancı, hikayeci, yok bilmem ne bokçu diye arkadaş, ahbap edinmen bağışlanır bir gaflet değil. Neyse buna da geçmiş olsun diyelim! Benim bazı aşşağılık yaratıklara karşı niçin "affetmez ve yumuşamaz" olduğumu şimdi daha derinden anlamış olursun." diyecek kadar da tenkit edebiliyor.

    Sadede gelecek olursak çok ama çok sevdiğim iki büyük şairin mektuplarını okumak bana müthiş keyif verdi. Ahmed Arif'i daha yakından tanıdım. Zaten seviyordum daha çok sevdim. Ben okudum tavsiye ederim sizler de okuyun.

    Kitapsız ve şiirsiz kalmayın.
  • Hayattasın dostum, hayatını en iyi şekilde yaşamalısın; düşünmen gereken tek şey bu... Unutma, güneş bir kez parladıysa bir kez daha parlayacaktır.
    Alex Shearer
    Sayfa 185 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • İstediği tek şey, geceydi; daha iyi bir haber alacağı o sabaha kadar derin, düşsüz, kapkara bir uykuydu.
  • Fakat bir kez daha hissediyorum ki, bir ara vermeliyim, çünkü tek bir sözcüğün bile ne kadar çok anlama gelebileceğini, nasıl zıt yönlere çekilebileceğini fark edince korkuyorum.