1000Kitap Logosu

Bir Temmuz Gününe Balad

Isparta’nın Eğirdir ilçesinde haftada bir gün kurulan Pınar Pazarı, adını kurulduğu dağın eteğinden çıkan su kaynağından alıyor. Antalya, Isparta, Denizli, Burdur, Konya ve Afyonkarahisar gibi çevre illerin sınırlarında yaşayan Yörük-Türkmen nüfusun ortak hafızasında önemli bir yeri olan Pınar Pazarının tarihi ise 13. yüzyıla kadar uzanıyor. Geçmişte güreşlerin yapıldığı, seyirlik oyunların sahnelendiği bir panayır ve şenlik yeri niteliğinde olan Pazar, bu özelliklerini bugün yitirmiş olsa da bölge halkının yüzlerce yıllık bir buluşma yeri olmayı sürdürüyor. KURULUŞ TARİHİNİN 1200’LERİN BAŞINA DAYANDIĞI SANILIYOR Eğirdir Ansiklopedisi’nin yazarı Nuri Güngör, Pınar Pazarını şöyle anlatıyor: “Pınar Dağı eteklerinde çıkan pınarın düzlüğünde, eskiden 15 Eylül-15 Ekim arasında dört Pazar yapılan bir panayırdı. Köyler, ilçeler, tüm Yörüklerin ve çevrenin toplanıp mal aldığı, mal sattığı bir pazardı. Şimdilerde ihtiyaç karşılığı 15 Ağustostan başlamak üzere on hafta yapılmaktadır. Ne zaman başladığı bilinmiyor ama 1204’den sonra buraya temelli yerleşen atalarımızın bu olayı başlattıkları kesindir. Çünkü geldiği yerlerdeki geleneklerini de getirmişlerdir. ‘RADLOF’UN ANLATTIĞI SİBİRYA PAZARLARI GİBİ’ 1860’larda Semerkand dolaylarında dolaşan Radlof’un (Wılhelm R.) ‘Sibirya’dan’ adlı eserinde böyle bir Pazar yerini anlatmaktadır: ‘Ortada bulunan pazar yeri umumiyetle geniş, boş bir sahadan ibarettir. Fakat pazar günü meydan uçsuz bucaksız insan kalabalığı kaynaşır. İhtiyar ve gençler bütün kışlaklardan buraya gelirler. İmkânını bulan herkes pazara gider. Satın alacak, satacak bir şeyi olmasa dahi pazarı kaçırmaz. Rahat bir sükûnetle alışveriş yapanlar arasında dolaşır. Burada binlerce ve binlerce erkek, çocuk ve kadınlar sık bir kalabalık halinde kaynaşırlar. Her yer rengârenk olur. En çok göze batan satılık mallar, tarla mahsulleri, ziraat aletleri, çanak çömlek binek takım gibi şeylerdir...’ Sanki bizim Pınar Pazarını anlatıyor gibi. Pınar pazarı ile ilgili bir latife vardır. Bir kişinin Pınar Pazarına gidip gitmediğini öğrenmek için: ‘Pınar pazarına gittin mi?’ derler. ‘Gittim’, derse: ‘Karpuz kabuğundan su içtin mi?’ diye sorarlar. ‘İçmedim’ derse: ‘Sen Pınar pazarına gitmemişsin...’ diye takılırlar.” HAMİD BEY İLE BÖLGEYE YERLEŞEN TÜRKLER İsmail Hakkı Uzunçarşılı da Nuri Güngör’ün aktardığı bilgileri destekler nitelikte bir iskân tarihi veriyor bölge için. Uzunçarşılı’nın, Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanan ‘Anadolu Beylikleri ve Akkoyonlu-Karakoyunlu Devleti’ adlı kitabında, “III. Kılıç Arslan zamanında 1203’te Isparta’nın zabtı ile bu tarafın istilasına başlanmış ve Eğirdir, Borlu (Uluborlu), Yalvaç ve daha sonra Antalya taraflarına Hamid Bey İdaresindeki Türkmen aşireti yerleştirilmiş ve bir asır sonra da Hamid Bey’in torunu Dündar Bey tarafından büyük babası Hamid Bey’in adıyla bir beylik kurulmuştur” bilgilerine yer veriyor. İBN BATUTA EĞİRDİR’İ ‘BAĞLIK BAHÇELİK, BÜYÜK BİR ŞEHİR’ DİYE ANLATIYOR 14. yüzyılın ilk yarısında Alanya’dan başlayıp Batı Anadolu’da o dönem beyliklerin egemenliği altında bulunan ortaçağ kentlerini ziyaret eden ünlü gezgin İbn Batuta, 1330’lu yıllarda Eğirdir’e de uğramıştır. Alanya, Antalya ve Isparta hattını izleyerek Eğirdir’e gelen İbn Batuta, 14. Yüzyılın canlı kentini şöyle anlatıyor: “Buradan Eğirdir’e gittik. Kalabalık, güzel çarşıları olan, etrafı bağ ve bahçelerle çevrilmiş bulunan büyük bir şehirdir. Suyu tatlı bir gölü olup bu göl kanalıyla gemiler iki günde Akşehir ve Beyşehir ile diğer köy ve kasabalara giderler. Eğirdir’de Ulu Cami karşısındaki medreseye (Dündar Bey Medresesi) indik. Buranın Müderrisi âlim Fazıl Muslihiddin’dir. Fasih bir dille konuşan ve zamanının nadir yetiştirdiği bilginlerdendir. Bize çok yakın ilgi gösterdi, ikramlarda bulundu. Eğirdir Sultanı olan Dündar Beğ oğlu Ebu İshak Beğ, Bilad-ı Rum’un (Rum memleketlerinin) ileri gelen hükümdarlarından biridir. Ramazan ayını Ebu İshak Beğ’in yanında geçirdik. Sultan, bütün Ramazan gecelerinde yere serilmiş bir halı üzerinde oturur ve büyük bir yastığa yaslanırdı… Sultan benim yaya yürüdüğümü görünce bir at hediye etti. Medreseye döndüğümüzde atı iade ettim. Sultan, ‘ben onu hediye olarak verdim ödünç olarak değil’ diyerek atı geri gönderdi. Ayrıca bir takım elbise ile para da ihsan eti.” (İbn Batuta Seyahatnamesi, Bilge Kültür Sanat. Yay.) BÖCÜZADE TARİHİNDEKİ PINAR PAZARI Çevresindeki dağlarda önemli bir hayvancılık ve tarım üretimi yapılan Eğirdir, yüzlerce yıl boyunca bölgenin en canlı kentlerinden biri olma özelliğini korudu. İbn Batuta’dan yaklaşık 500 yıl sonra Eğirdir’i anlatan Ispartalı tarihçi ve siyaset adamı Böcüzade Süleyman Sami (1851-1932), 1983 yılında sadeleştirilerek yeniden basılan Isparta Tarihi kitabında, ilçe halkının içme suyunu gölden karşıladığının altın çizerek şu bilgileri veriyor: “Kasabanın çarşısında 250 kadar ahşap ve kâgir dükkân vardır. Bir buğday hanı ve karşısında un pazarı bulunmaktadır. Haftanın Pazar günleri ayrıca Pazar kurulur. Civar köylerden ve her taraftan pazarcılar gelerek alış-veriş yaparlar. Köylüler genellikle yağ, peynir, davar derisi ve av derileri satarlar. Adanın (Nis adası) ve kasabanın Müslüman ve Hıristiyan halkı müşterek yaşamaya alışmışlardır. Sadece ibadet sırasında Rumlar kiliselerine, Müslümanlar camilerine giderler. Kasabanın ahalisi gayretli, dindar, tasarrufa riayetkâr (uyan), safahattan hoşlanmayan, milli kıyafet ve geleneklerine bağlı insanlardır. Bağ ve bahçelerin bir kısmı Pınar Pazarı semtinde, bir kısmı da Yazla mevkiindedir. Asıl bağları gölün doğu tarafında, Karabağlar tabir edilen sahildedir. Bu sebeple bağ bozumundan evvel, Eylül sonunda herkes bağlara gidip 2-3 hafta kalarak kışlık azıklarını hazırlarlar. Bu haftalar içinde Pınar Pazarı mevkiinde pazar kurulur. Bu mevkiiye ‘Pınar Pazarı’ denmesinin sebebi de budur. Pınar Pazarı sahillerinde pek güzel kavun, karpuz ve bostan yetişir.” (Böcüzade Süleyman Sami Isparta Tarihi, Serenler Yayını. 1983) 800 YILLIK PINAR PAZARININ YOLUNU TUTTUK Yüzlerce yıllık geçmişin izlerini taşıyan Pınar Pazarı bu yıl Temmuz ayından itibaren haftada bir gün kurulmaya devam ediyor. Eğirdir Belediyesi’nin verdiği bilgiye göre her hafta Pazar günleri açılmak kaydıyla 20 Ekim 2019 tarihine kadar devam edecek. Bu yılki Pınar Pazarı ziyaretimizi geçtiğimiz hafta gerçekleştirdik. İbn Batuta’nın 1300’lü yıllarda konuk olduğu Dündar Bey Medresesi’nin hemen karşısındaki Ulu Caminin doğusundan kalkan minibüslerden birine binip, Pınar Pazarının yolunu tuttuk. BAHÇELERİ NARASINDA DÜĞÜN-MEVLİD SOHBETİ EŞLİĞİNDE YOLCULUK Tarihi kayıtlarda da sıkça sözü edilen ünlü bağların bulunduğu bölge, bugün “Bağlar Mahallesi” adıyla anılıyor. Bağlar Mahallesi ve Pınar Pazarına giden minibüsler, göl kıyısından Yeni Mahalle’ye çıkıyor, tarihi Keyhüsrev Kervansarayı’nın kalıntılarının bitişiğinden geçerek elma bahçelerinin arasından Pınar Pazarına ulaşıyor. Yolda yerel halktan insanlar Pınar Pazarına gitmek için minibüse biniyor. Sohbetlerin konusu, Türkiye’nin elma deposu olan Boğazova’nın iki yanındaki dağları kemirip duran mermer ocakları. Eğirdirli kadınlar bu yıl elmaların verimli olmamasından şikâyetçiler ama bir bahçede güzel elma ağaçları gördüklerinde moralleri yerine geliyor. Düğün-Mevlit ve bağ-bahçe sohbetleri eşliğinde süren kısa yolculuktan sonra Pınar Pazarına ulaşıyoruz. KEÇİ TULUM PEYNİRİ SATICILARININ ÖNÜNDE KUYRUK VAR Geçmişte daha geniş bir alana yayılan tarihi Pazar bugün 17 dekarlık arazide kuruluyor. Burası tüm yöre halkının mutlaka uğramak istediği bir buluşma yeri. Ulu akçakavak ağaçları ve çınarların gölgelediği pazarda bugüne ait pek çok malzeme de var ancak Pınar Pazarı halen zamanın durduğu görüntülerle ve olanca hareketliliği ile akıp gidiyor. Eskiden kullanılan ve ‘şinik’ adı verilen ölçülerle nohut, buğday, fasulye ya da mercimek satanlar, boynuz saplı Serik bıçakları, çanlar, ya da basma donlar… Bölgenin üretimi olan ya da yakın illerden getirilen her türlü sebze-meyvenin yanında Pınar Pazarının en ünlü ürünleri Yörüklerin damak tadının vazgeçilmesi olan tulum peynirleri. Hemen oracıkta basılan keçi tulumlarının önünde uzun kuyruklar var. SERİKLİ YÖRÜK TEREYAĞI, KÖYCEĞİZLİ PÜSE SATIYOR Pazarda Antalya Serik’ten gelen yaylacılar dikkat çekiyor. Yaz aylarında Pınar Pazarına yaklaşık 30 kilometre mesafedeki Aksu-Anamas yaylalarında konaklayan Serikli Yörükler, eski bir geleneği sürdürüyor. Serik Kocayataklı bir Yörük ninesi, Anamas yaylasında keçilerinin sütünden elde ettiği tereyağını tuluk içerisinde satıyor. Yıllardır aynı pazarda, aynı yerde ve ilerleyen yaşına rağmen aynı kararlılıkla tereyağı yapmayı sürdürüyor. Muğla Köyceğiz’den gelen son püsecilerden biri, çam reçinesinin damıtılmasıyla elde edilen bir tür doğal antiseptik olan püseleri pazarda satıyor… PINAR PAZARININ EN DİKKAT ÇEKİCİ MEKÂNLARI KEPAP FIRINLARI Pazarın bir ucunda canlı hayvanlar, daha çok keçi satılıyor. Hemen berisindeki kesimhanede kesilen hayvanlar uygun fiyatlardan halkın kırmızı et ihtiyacını karşılamak üzere satışa sunuluyor. Su kaynağının bulunduğu alanda dağın eteğinde sıralanan kebap fırınları ise Pınar Pazarının en ilgi çekici köşesini oluşturuyor. Öğle saatlerinde bu fırınların önünde kuyruklar oluşuyor. Fırında ağır ateşte hiçbir katkı maddesi kullanılmadan pişirilen kebaplar hemen orada açık havada kurulan masalarda sunuluyor. Pınar Pazarının geleneği olarak, genellikle kilo ile olarak satılıyor kebaplar. Tadımlık olarak porsiyon olarak yiyen de var elbette. Kebap fiyatlarına gelince kentlerdeki ortalama bir restoranda yiyebileceğiniz bir porsiyon et yemeği fiyatına satılıyor. Ancak kebap yemek istemeyenler için de Pınar Pazarı ve çevresinde her türlü sokak lezzetini bulmak mümkün. EĞİRDİR BELEDİYE BAŞKANI VELİ GÖK PINAR PAZARINI ANLATTI Ekmekçiler, çörekçiler ve yöreye özgü haşhaşlı nokulların satıldığı tezgâhlar ile 80 çeşit ürünle süslenmiş zeytin tezgâhları pazarın renkleri arasında. Torosların şifalı bitkileri ve ıvır zıvır satıcıları Pınar Pazarını ilgi çekici kılıyor. Yerel kültürlere ilgi duyanlar, fotoğraf tutkunları ve yöresel ürünleri tatmak isteyenler için bulunmaz bir fırsat olan Pınar Pazarında dolaşırken Eğirdir Belediye Başkanı Veli Gök ile karşılaşıyoruz. Yeni seçilen bir belediye başkanı olan Gök’e Pınar Pazarının sağlıklı biçimde geleceğe taşınabilmesi için neler yapmayı planladıklarını soruyoruz. Açık hava kahvelerinden birinde içtiğimiz çayların eşliğinde sorularımızı yanıtlayan Eğirdir Belediye Başkanı Veli Gök, hem Pınar Pazarını hem de bu tarihi mekanla ilgili projelerini anlatıyor: ‘GEÇMİŞTE PINAR PAZARINDA ANNELER GELİN BEĞENİYORLARDI’ “Pınar Pazarı’nın yaklaşık 800 yıllık tarihi geçmişi var. Pınar Pazarı, geçmişte randevuların verildiği bir yerdi. Veresiye alışveriş yapanlar vade günü olarak Pınar Pazarının açılacağı zamanı verirdi. Özellikle Isparta ve Antalya çevresinde konar- göçer hayatı sürdüren Yörükler için burası bir buluşma noktasıydı. Burada insanlar halen kışlık alışverişlerini yapar. Göçebe yaşamında ihtiyaç olan her türlü malzeme bu pazarda satılır. Çadır, kepenek, yün, canlı hayvan, çan, orak… Bunun yanında pazarın bir özelliği de atalarımızın seçtiği bir yer olması. Geçmişte Pınar Pazarının son haftası sadece kadınlar pazarı olarak kuruluyormuş ve sadece kadınlar geliyormuş. Anneler burada gelinlerini seçerlermiş. Tabii günümüzde hayat şartları değişti. O günkü koşullarda pazarda satılan ürünlerle bugün satılan ürünlerde değişiklikler oldu. Biz yine de tarihi dokusunu korumaya çalışıyoruz. ‘OTOPARK SORUNUNU ÇÖZÜP TARİHİ DOKUSUNU KORUYACAĞIZ’ Burada bir düzenleme yaparken, kaynak suyumuzun hemen bitişiğindeki yamaçta küçük dokunuşlarla gıda satış yerlerini bir alanda toplayacağız. Kır lokantaları ve açık hava kahvehanelerini o alana taşıyacağız. Engelli vatandaşlarımız için de bu alana ulaşabilmeleri için asansör yapacağız. Bir aile atasıyla birlikte geldiğinde, dedeyi asansörden çıkarırken torun da merdivenlerde bu teraslara çıkabilecek. Bir de kapalı hayvan pazarı ile modern kesim alanı düşünüyoruz. Ayrıca satış yerlerini de öngörüyoruz. Bölgede otopark sorunumuz var. Türkiye'nin her yerinde olan bir sorun bu. Bunu da çözmeye çalışacağız. Biz Pınar Pazarının tarihi dokusunu koruyarak daha kullanılabilir hale getirmeyi amaçlıyoruz.” MEMLÜK SULTANI BAYBARS ANADOLU’DAKİ BİR PAZARDA SATILMIŞTI Anadolu’daki büyük Açıkhava pazarları geleneğinin en bilinen örnekleri birer birer kayboldu. Orta Çağda, Kayseri –Elbistan kervan yolu üzerinde kurulan ünlü Yabanlu Pazarı, her türlü değerli mal ev eşyanın alınıp satılmasının yanında, Memlük Sultanı ünlü Türk devlet adamı Sultan Baybars’ın da Moğollar tarafından köle olarak satıldığı Pazar olarak biliniyor. Karaman’ın Ermenek ilçesiyle Mersin’in Anamur ilçeleri arasında kurulan Zeyve Pazarı’nın da bölgedeki halkın buluşma mekânı olarak yaklaşık 500 yıllık bir geçmişi var. Ancak Zeyve Pazarı bugün daha çok piknikçilerin uğrak yeri konumuna dönüşmüş. ADINI KERVANSARAYLARA VEREN PAZARLAR Amasya-Tokat arasındaki kervan yolu üzerinde kurulan ‘Azine’ (Ezine) Pazarı, bölgede aynı adı taşıyan bir hanın kurulmasıyla zamanla kasabaya dönüşmüştür. Bugün adında pazar kelimesi bulunan birçok yerleşimin kökeninde, Selçuklularla birlikte güçlenen ve 13. Yüzyılda altın çağını yaşayan ticaret yolları üzerinde kurulan pazar yerleri bulunur. Antalya-Konya kervan yolu üzerinde bulunan Selçuklu kervansaraylarından biri olan Keyhüsrev (Eğirdir) Kervansarayı ile bugün Gelendost ilçesi sınırlarında kalan Ertokuş Kervansarayı’nın ortasında kurulan Pınar Pazarı, Anadolu’daki köklü alışveriş kültürünün geçmişini ortaya koyuyor. KÜLTÜREL KÖKLER BU PAZARLARDA CANLILIĞINI SÜRDÜRÜYOR Yüzlerce yılı aşıp bugüne gelen köklü bir kültürün devamı niteliğinde olan tarihi Pınar Pazarı’nı özüne yakışır biçimde geleceğe aktarmak sorumluluğu yalnızca yerel yönetimlere bırakılmamalı. Giderek AVM kültürüne ve ithalata dayalı beslenmeye yenik düşen toplumun ihtiyacı olan kültürel kökler, Pınar Pazarı gibi mekânlarda hayat buluyor. Yayladaki Yörük’le kentteki insanın aracısız ve doğrudan buluşup kaynaşabildiği doğal bir sosyalleşme alanı olan bu tür mekânlar hiçbir proje olmadan ve büyük bir maliyet gerektirmeden kendiliğinden ortaya çıkan güçlü bir kültürel damar. Bu damarı koruyup yaşatmak her şeyden önce toplumun ve devletin ödevidir. PINAR PAZARI BU YIL ALTI KEZ AÇILACAK Bu yıl Temmuz ayında başlayan, 15, 22, 29 Eylül ile 6, 13 ve 20 Ekim tarihlerinde de kurulacak olan Pınar Pazarı, toplam 6 hafta daha açık kalacak. Elma hasadıyla birleşen sonbahar günlerinde Pınar Pazarı ziyaretçilerini bekliyor… Yusuf Yavuz
1
Gregor SAMSA
Reading Zindanı Baladı'ı inceledi.
192 syf.
·
2 günde
·
10/10 puan
Reading Zindanı Baladı Kitap İncelemesi ve Yorumu
“Ben görmemiştim bir kez dahi, Mahkumların gökyüzü dedikleri O küçük mavi örtüleri Ve o gümüş yelkenlerini Savurup giden bulut sürülerini, Böyle efkarlı gözlerle izleyen birini.” Herkese merhaba! Bu incelemem biraz uzun olabilir, eğer zamanını ayırıp gerçekten okuyanlar varsa şimdiden kusura bakmasın :) Reading Zindanı Baladı benim okuduğum üçüncü Oscar Wilde eseriydi. Ezel dizisini çok sevdiğim için orada geçen satırlarından etkilenip okumaya karar vermiştim. Kitabı okumaya başlamadan önce yazar hakkında edindiğim bilgiler kitabı okurken daha güzel yorumlamamı sağladı. Oscar Wilde 1895’te biseksüel olduğu anlaşıldığı için ‘ağır ahlaksızlık(!)’ suçuyla 2 yıl hapse çarptırılıyor. 2 yıl boyunca kaldığı hapishane ise Reading eyaletindeki 2013’te kapatılan Reading Zindanı Hapishanesi. Wilde orada bir yıldan fazla kaldıktan sonra hapishaneye yeni bir mahkum getiriliyor. Bu yeni mahkumun adı Charles Thomas Wooldridge’dir. Wooldridge, karısını kıskançlıktan dolayı cinnet sebebiyle ustura ile boğazından keserek öldüren ve bu suçunun sonucunda idama çarptırılan bir mahkum. İdamına kadar hapishanede kalacağı süre ise 3 hafta. Bu 3 hafta boyunca Wilde, Wooldridge’in yaşadıklarına, çektiği ızdıraplara ve pişmanlığa tanık olarak bu durumdan çok etkileniyor. 1 yıl sonra Mayıs 1897’de hapishaneden çıkıyor ve çıkar çıkmaz Paris’e giderek Reading Zindanı Baladı’nı yazıyor. Paris’e gitmesinin sebebi ise artık Amerika’da eski ününe kavuşamayacağını düşünüyor olması. Ertesi yıl da Reading Zindanı Baladı eseri basılıyor ve kısa zamanda yok satıyor. Wilde bu son eserini edebiyat dünyasına kazandırdıktan iki yıl sonra, 1900’de menenjit sebebiyle hayata gözlerini yumuyor. Tüm bu bilgiler ışığında anlayabiliyoruz ki Reading Zindanı Baladı karısını öldüren Charles Thomas Wooldridge’e ithafen yazılmış bir eserdir. Bu kadar bilgiyi öğrendikten sonra eserin her satırını okurken içinizin titrememesi, çeşitli duygular hissetmemeniz mümkün değil. Şahsi düşünceme göre her satırında ayrı bir anlam vardı ve ciddi anlamda içime işleyen bir eser oldu. Yıllık hedefimi bitirdikten sonra bu yıl içerisinde tekrar okuyup detaylıca incelemek istiyorum. Ayrıca, buradan Dedalus yayınlarından çıkan kitabın çevirmeni olan Fatih Demirci’ye de saygılarımı iletmek isterim her ne kadar göremeyecek olsa da. Bende bulunan Dedalus yayınları kitabı İngilizce – Türkçe karşılaştırmalı metin. Bu sayede İngilizce versiyonunu da görüp inceleme şansım oldu. İlmek ilmek işleyerek dört yılda çevirilmiş bir kitap. Aslı ile oynamadan şiirleri çevirebilmek çok büyük bir meziyet benim düşünceme göre. Çok başarılı bir çeviri olduğunu düşünüyorum. İzninizle eserden birkaç alıntı yaparak yorumlamak istiyorum. “Peki kim dayanabilir darağacında, Boynunda kendir ilmekle durmaya, Ve gökyüzüne son bir defa, Celladın elleri arasından bakmaya?” Wilde bu kısımda Wooldridge’in idam sahnesine atıfta bulunmuştur. İdam edilecek kişinin gökyüzüne son bir defa bakışını düşünebiliyor musunuz? Dakikaların ölümünüzü belirlemesini? Ne zaman öleceğimizi bilmek isteriz, aynı zamanda da bundan korkarız. Ama Wooldridge bunu biliyordu. Ve aktarılan bilgiye göre de Woodridge bir asil gibi idam sehpasına çıkmış ve ayakları salladığında hiç titremeden sessizce ölmüş. Kişinin suçu ne olursa olsun öldürülmemesi gerektiğini savunuyorum. Tıpkı Thomas More’un Ütopya’sında yaşayan insanların kanunlarında olduğu gibi. Hiçbir insanın bir başkasının hayatını elinden almaya hakkı yoktur. Cinayetlerin cezasının tekrar bir cinayet olması görüşünü mantıklı bulmuyorum. Ağır bir ceza verilebilir ama bu ölüm olmamalı. Bu görüşü taşıdığım için okuduğum satırlar ve Wooldridge’in yaşadıkları beni çok etkiledi. Yorumlamak istediğim bir diğer alıntı ise; “İnlemeye başladı sabah rüzgarı, Ama gece bilmedi bitmek: Devasa tezgahında kasvet ağları Dokundu ilmek ilmek: Ve biz dua ettikçe, korkumuzu artırdı Güneşin Adaletini beklemek.” Bu satırlar kitabın üçüncü bölümünde, Wooldridge’in idamına yakın hazırlıkların yapıldığı günlere ithafen yazılmış. 10 Temmuz sabahı güneşin, rüzgarın, bitmek bilmeyen gecenin mahkumlara neler hissettirdiğini, tüm mahkumların Wooldridge’in acısını paylaştığını, üzüntüden dolayı zamanın geçmek bilmediğini anlayabiliyoruz. ‘Güneşin Adaleti’ kısmı ise ayrı bir anlam katıyor şiire. İdamı adalet olan gören bir topluluk ve sabah saatlerinde gerçekleştirilen infaz. “Güneşin Adaletini beklemek.” Wilde’a olan hayranlığımın pekişmesine oldukça yardımcı olan bir eser oldu benim için. Bu kitabı okuduktan sonra Wilde’ın eserlerine daha farklı ve içten bir gözle bakacağıma eminim. İyi ki okumuşum! Kitapla kalın!
Reading Zindanı Baladı
Okuyacaklarıma Ekle
8