• Nuri Pakdil'e

    Beton duvarlar arasında bir çiçek açtı
    Siz kahramanısınız çelik dişliler arasında direnen insanlığın
    Saçlarınız ızdırap denizinde bir tutam başak
    Elleriniz kök salmış ağacıdır zamana
    O inanmışlar çağının.

    Zaman akar yer direnir gökyüzü kanat gerer
    Siz ölümsüz çiçeği taşırsınız göğsünüzde
    Karanlığın ormanında iman güneşidir gözünüz
    Soluğunuz umutsuz ceylanların gözyaşına sünger.

    Gün doğar rüzgar eser bulut dolanır
    Rahmet şarkısı söyler yağmurlar
    Alnınız en soylu isyandır demir külçelere
    Gürültü susar ses donar sevgi tohumu patlar
    Sessiz bir bombadır konuşur derinlerde.

    Ey bizim sabır yüklü toprağımızın kutsal ağacı
    Sen bize hayatsın umutsun mezarlar kadar derin
    Bizi tutan bir şey varsa dirilten o sensin
    Üzerinde uyuduğumuz yavru kuşların tüy renkli sıcaklığı.
    Ey damarlarımızda donan buz yüzlü heykeller beldesinden
    Yıkıntılar sonrası sığındığım şefkat anası
    Ey dağları yerinden oynatan ses ey mermeri toz eden rüzgar 
    Ey alemi donatan ışık toprağa can veren el.

    Gün olur toprak uyanır ağaç uyanır uyanır böcekler
    Sarı bozkır titrer çıplak ağaçlar yeşerir gök yıkanır kirli dumanlardan
    Su coşar deniz kabarır canlanır ölü şehirler
    Yemyeşil bir rüzgar eser yıldızlar arasından.

    Şimdi siz taşıyorsunuz müjdenin kurşun yükünü
    Çatlayacak yalanın çelik kabuğu
    Sizin bahçenizde büyüyecek imanın güneş yüzlü çocuğu.

    Erdem Beyazıt, Birazdan Gün Doğacak şiiri
  • Zaman su gibi akıp geçmişti. Sabah onbirde iskelede buluştuğu arkadaşı şimdi yine onu otobüse bindirmek için iskeleye getirmişti. Sevgiyle bakan simsiyah gözlerle ‘’ Bir gün kalırsın diye düşünmüştüm’’ dedi. Ilık bir deniz esintisi, örgüsünden fırlayan birkaç tutam saçı yüzüne dağıtarak iyice masumlaştırdı sarı kızı. ‘’ Gitmem daha iyi olacaktı ‘’ dedi kadife sesiyle..

    Havaalanına giden otobüs durağa yanaştığında son kelimeler de bitmişti. Bu son değildi.. Artık bir ayağı İstanbul’da olacaktı ve her geldiğinde uğrayacaktı.. Değişim başlamış ve olanca hızıyla devam da edecekti. Otobüs hareket ettiğinde saatine baktı, uçağın kalkmasına iki saatten fazla vardı. ‘Valizim yok, çek in de yaptırdım, rahat binerim ‘düşüncesiyle kıvrıla kıvrıla yol alarak cadde ve sokakların arasında daldı gitti. Değişmişti birşeyler..tekrarlar bitecekti.. Sevgiyle bakan simsiyah gözlü arkadaşının elleri de çok maharetliydi. Reset tuşuna basıp ’ eternıl sanşayn of dı sıpotlıs maynd’ hareketi yapmıştı kaldığı dört beş saat zarfında. Üç kritik gün onu bekliyordu artık. Bol su içecek, hayatın olumlu alanında kalmaya çalışacak ve dinlenecekti bol bol.. Ertesi gün izinli olmasını bu yüzden istemişti. Yeni şef ve müdürü bu konuda çok anlayışlı insanlardı çok şükür de hıncahınç dolan bu otobüs neden ağır ağır gidiyordu..
    Dalıp gittiği düşüncelerden sıyrılarak tam bir saatin geçtiğini farkettiğinde ‘ bir saatte yetişir miyim ‘düşüncesiyle sırtından ensesine doğru uzayan bir ürperme sarı saçlarını diken diken etmeye yetmişti bile. Telefonundan baktığı yol tarifine göre daha otuzbeş dakika vardı ama otobüs boş yolda bile asfalt altından kayarcasına akıyor gibi yavaşlamıştı sanki. Beş dakika sonra dayanamayıp şoföre sorduğunda gayet lakayd ‘’daha yirmibeş dakka var abla’’ lafıyla bir anda gerilen sarı kızın düğmeye basması bir oldu. ‘’ Kaplumbağa hızıyla gidiyorsun! Uçağını kaçıracak insanlar!!’’ diyip ilk durakta indi. Umrunda bile değildi arkasından ne düşündükleri. Söylemese içine dert olacaktı. Yoldan geçen ilk taksiye el kaldırdığında ‘’ Söyledim şimdi ona dert olsun’’ diye söyleniyordu. Daha yarım saat vardı ve şimdi biner, beş dakkaya iner, rahat rahat binerdi uçağına ama neden durmuyorlardı ki.. Hep mi doluydular.. Taksiye binen ne çok insan vardı.. Geçen yedi dakika ve durmayan taksiler ve çalan tehlike çanları ..kafası mı uğulduyordu yoksa tansiyonu mu düşmüştü anlayamadı.. Hemen yandaki küçük dönerci dükkanındaki adama seslendi. En yakın taksi durağının numarası kesin olurdu onlarda. Kısaca anlattı yirmibeş dakikasının kaldığını ‘hayatta yetişemezsin‘diye ilk tepkisini veren adam yine de yoldan geçen bu sarı belalara ıslık çalmaya başlamıştı bile.. İkinci ıslıkta duran bir taksiye atlarken adama teşekkürleri sunuyor, onu taksiciye emanet edişine, taksicinin ‘’ o iş bende abi ‘’ diyip büyük bir sorumlulukla onu yetiştireceğine söz verişine, ıslık diliyle anlaşabilen bu iki adamın o an orda varoluşuna sonsuz şükrediyordu..

    Havaalanına geldiğinde kalan onbeş dakikada tek kelimeyle tüm adrenalin hormonları pik yaparak göz, kulak ve bilinç devre dışı kalmış, tüm vücut uçağa binmeye kilitlenmişti. Flulaşan mekan ve ‘Only you ( https://www.youtube.com/...gIKsnkCw&index=1 )’ şarkısı eşliğinde ağır çekime geçen zaman akışında iyice dağılan sarı saçların havada uçtuğu iki yüz metre engelli koşusunda koşar gibi sonsuz kıvrılan kuyruklardan tek hamlede atlayan, kontrol kapılarından ötmeden geçmek için ayakkabılarını eline alıp beş dakikanın içinde labirentlerden inip çıkarak tee cehennemin dibindeki biniş kapısına varan bir sarı kız vardı..

    - Door closed -

    Kırmızı noktalardan birleşip yanıp sönen yazı donan gözlerden beyne çoktan iletilmişti bile..
    Nasıldı yani..
    Nasıl olurdu..
    Daha on dakika vardı..
    Olamazdı..
    Oldu bileydi..
    Nolacaktı şimdi..
    ‘’Ti key nambır van van ziro tu Dalaman……’’
    Yavaş yavaş açılan duyulardan ilk kulak açılıyordu demek ki..
    ‘’ Hanfendi İzmir’e giden uçağın görevlisine soruyorsunuz farkında mısınız??’’
    ‘’ Bilet gişelerinden değiştirebilirsiniz bir sonraki sefere isterseniz!’’
    Yaa oluyor muydu öyle..
    Nerden gideceğim gişeye..
    Yarım saattir dolanıyorum nerdeki bu gişe..
    Ben kapıya nasıl geldim ki beş dakikada..
    Allahım İstanbuldan gidemiyorum kalsa mıydım ki bi gece..
    ‘’ demin uçarak koşan sarı kız değil mi o.. uçağı uçmuş galiba..’’ ‘’ demin kendi uçuyordu şimdi de kafası uçmuş belli.. Bırak elleme geçsin kapıdan demin geçerken ötmemişti zaten..’’
    ‘’ ya hanım bu gün bir kızcağız bindi taksiye amma yetiştirdim uçağına.. onun duası mıdır nedir durağa gelene kadar indi bindi baya müşteri aldım.’’
    Bileti değiştirmek mi diyorsunuz buna ?? bir bilet parası kadar ek ücret aldınız ama!!
    Bir sonraki sefer sabah 5.45 de mi??
    Neyse mescidde beklerim artık..
    ‘’ abla mescidi süpürecem de bi müsaade etsen ‘’
    Demin apronda uçağa gel gel yapan kız değil miydi o.. Annesi hastalanmış, babasıyla konuşuyor telefonda.
    Şu Starbaks ta yirmibeş lira verip bi bardak kahve içer miyim aceba bir gün gelip de..
    Yirmibeş liram var ve canım kahve istiyor neden almıyorum ki o kahveyi.. neden hala rahat olamıyorum ki hayatta..
    Demek yürüyen merdivenlerin yağ bakımı ve temizliği gece yapılıyormuş..
    Gözleri şehla temizlikçi engelli kadrosundan işe girdiğine sevinmiş olmalı nasıl da çalışıyordu canla başla..
    Bir anda o kadar insan nereye kayboldu..
    İnsanlık nereye gidiyor böyle..
    Hani tekrarlar bitecekti .. Uçağı ikinci kez kaçırışım niye..
    Sarı saçlarımdan ben mi suçluyum ki..
    Eylülde gel.. mesemiydim aceba..
    Kasımda aşk başka mı yoksa..
    Yok yook.. tüm bunlar o maharetli ellerin marifeti..
    Değişti.. değişti birşeyler işte..
    İlk gün çetin geçti sadece…

    https://i.hizliresim.com/4pQzrp.jpg
  • Sarı için ayrılığın rengi derler.

    Sarı bir apartmana bakıyor pencerem. Sarı saçlı bir kadın çamaşır asıyor , pencereleri siliyor ve sürekli aşağıya bir şeyler silkeliyor. Sarı gömlekli meczup bir adam hep aynı şarkıyı mırıldanıyor ama anlamıyorum ne dediğini.

    Çocuklar çok severmiş sarıyı öyle duymuştum bir yerlerden , nerelerden hatırlamıyorum. Bir de doğuştan kör olanlardan gözleri açılanlar , en çok sarıyı seviyorlarmış renklerle karşılaşınca. Belki de bu da uydurma bir bilgidir bilmiyorum.

    Bir kız vardı bir yerlerde , çok seneler önce. Sarıydı saçları , sarıydı saç tokası , sarıydı çantası , sarıydı kol saati. O şimdi uzak bir galaksi kadar uzakta kalmış bir zaman diliminden ışık hızıyla , bir saniyeden daha kısa süren seyahatler düzenler kalbime. Neyse geçelim bu bahsi.

    Sarı sonbahar. Henüz kırkı çıkmamış bir ölünün mezarına doğru sarı yapraklar savurur sonbahar rüzgarı. Ölüm sen ne yaman hakikatsin , elinden kurtulan ademoğlu görülmemiş.

    Güneş de sarıdır. Seni unutacağımı mı sandın ey ısı, ışık ve umut kaynağımız. Milyarlarca yıldır umudu koynunda saklayan sen değil misin ?

    Sarı hüzünlü bir renktir. Sarı neşeli bir renktir. Sarı ilgi çeken bir renktir.

    Sarı için ayrılığın rengi derler. Dünya hayatında ne varsa zaten , hepsi ayrılığa işaret eder..
  • “Bana mavi etiketli bir rakı getir
    Diyarbakır’dan bir avuç toprak
    Bitlis’ten bir tutam tütün

    Avuçlarından içeceğim
    Bir tas su getir munzur’dan
    Bana istanbul’dan biraz lodos
    Malatya’dan sarı kayısılar getir

    Bana kendini de getir memleketimden
    Kendinle birlikte getir memleketimi de“

    Ahmet Kaya , Paris 2000
  • “bana mavi etiketli bir rakı getir
    diyarbakır’dan bir avuç toprak
    bitlis’ten bir tutam tütün

    avuçlarından içeceğim
    bir tas su getir munzur’dan
    bana istanbul’dan biraz lodos
    malatya’dan sarı kayısılar getir

    bana kendini de getir memleketimden
    kendinle birlikte getir memleketimi de“

    ahmet kaya.
  • "bir avuç özgür maviyim,
    bir tutam neşeli sarı
    etrafın sarıldı hayat
    eller yukarı !.."

    Mehmet Binboğa