• Zannediyorum ki her tarafı koyu bir karanlık kaplamıştı. Pencereyi açtım, göğe baktım. Siyah, siyah, siyah...
    Benim için bir ümit ışığı yok, görünmüyor, göremiyorum...
    Siyah, her taraf, bütün her şey siyah...
  • Bir kadın ne kadar güzel, kültürlü,

    Zarif, dürüst ve hoş olursa olsun

    Hırçın, huysuz ve asabiyse son derece iticidir

    Hangi erkek böyle bir kadınla birlikte olmak ister?

    Yanınızda lüzumsuz el, kol hareketleriyle

    Asabi mimiklerle dişlerini sıkarak konuşan

    Her an patlamaya hazır bir bomba ile

    Ne kadar huzurlu ve mutlu olabilirsiniz?

    Şık giyinmek de önemlidir ama zerafet daha önemlidir

    İnsan yaradılış itibariyle hantal olabilir

    Öyle ölçülü öyle güzel yürüyen toplu hanımlar vardır ki

    Onların yürüyüşlerini bile izlemek ruha huzur verir

    Hele onlarla yürüyüşe çıkmak ne kadar mutlu eder insanı

    Yere basışlarındaki yumuşaklık

    Adımlarındaki acelesiz huzurlu tempo ruhu rahatlatır

    Zerafet kadını şiirleştirir..

    Ne kadınlar vardır tesettürlü de olsalar

    Süzülür gibi dans eder gibi yürürler

    Bir bardak su verirken bardağı değil dünyaları uzatırlar insana

    Hizmet önemli değil, sunuş önemlidir

    Yumuşak, hoş bir hareketle, gözlerinin içi gülerek

    Saygı ve sevgi dolu bir bakışla

    Uzatılan bardağın içindeki her ne ise mutluluğa dönüşür

    Daha içmeden huzur, mutluluk ve yaşama sevinci yayılır ruha

    Sunulan suysa

    Su da hayatsa

    Bu su ab-ı hayattır

    Günaydın aşkım, canım.. demeseler bile

    Öyle bir tebessümle gelirler ki yanınıza

    Hangi kötü ruh halinde olursanız olun

    O anda gülümser, huzur duyar, bütünleşiverirsiniz

    Bir demet çiçek gibidirler

    Cıvıl cıvıl bir kuş, berrak akan bir su, gün ışığı gibidirler

    Uzaktan duyarsınız sıcaklığını

    Ona doğru yaklaştığınızın farkına bile varamazsınız

    Mıknatıs gibi kendilerine çekmişlerdir sizi

    Demir tozları gibi yapışır kalırsınız

    Zaman durmuştur, mekan orasıdır

    Dünya o kadarcıktır

    Kalabalığın sayısal değeri bire inmiştir

    İkiye çıkmasına da lüzum yoktur

    Şiir gibi yürürler, şiir gibi dolanırlar etrafınızda

    Şiir gibi konuşur, en güzel melodiler gibi gülerler

    Ağlayışları da hiçbir kadının ağlayamayacağı kadar güzeldir

    Hiçbir kadın senin kadar güzel ağlayamaz

    Bir yıldız yağmurudur senin gözyaşların der ümit yaşar oğuzcan

    Film de onlardır, şarkı da hayat da..

    Dokunmaya kıyamazsınız, bakmaya doyamazsınız

    Birkaç ömür daha istersiniz yaradandan

    Okşasanız saatlere düşman olursunuz

    Dünyanızı cennete değişmezsiniz

    Dansedercesine yaşamaktır onunla günlük hayatı yaşamak

    Gülümseyerek uyanırlar

    Müzikte dansedercesine çay yapmaya giderler

    Telaşsız, cıvıl cıvıl güne başlayan sevimli kuşlar gibidirler

    Geyşalar gibidirler

    Onların tüm amaçları erkeklerini mutlu etmektir

    Onları mutlu ederek, mutlu olurlar

    Bir de hizmetçi ruhlu kadınlar vardır

    Sabah sabah oflaya puflaya yataklarından kalkarlar

    Söylene söylene takır tukur temizliğe başlarlar

    Kafanıza çarpar gibi kurarlar sofrayı

    Mükellef bir kahvaltı sofrasında bile çekilmezler

    SADECE BAYANLARIN MI ROMANTİZMDEN HOŞLANDIKLARINI SANIYORSUNUZ

    YA DA SEVİLMEKTEN

    ERKEKLERİN DE ROMANTİZME, SEVGİYE, İLGİYE İHTİYAÇ DUYDUĞUNU DÜŞÜNMÜYOR MUSUNUZ?

    ONLAR SEVDİKLERİNE İNANDIKLARI, DOYA DOYA SEVGİ ALDIKLARI ZAMAN KAHVALTILARINI YAPMIŞ OLURLAR

    O KONUDA AKŞAMA KADAR ACIKACAKLARINI

    BAŞKALARINA İHTİYAÇ DUYARAK AVUÇ AÇACAKLARINI, SEVGİ DİLENECEKLERİNİ DE SANMIYORUM

    Akşam da aynı sıcaklıkla karşılarım

    Aynı huzur ortamına çekildiklerinde onlardan mutlu kimse olmaz

    Kovsanız da yanınızdan ayrılmaz,

    Ne kadın ne erkek kimseye ihtiyaç duymazlar

    O sizindir

    İmza ile kanun ile değil

    Bir köle gibi seve seve

    Artık herkes onu sizden kıskansın

    Sahabeden birisinin hanımı ekmeğini, suyunu güneşe koyar

    Sıcak su, kuru ekmek yermiş

    Kocası işinde öyle yiyor diye

    Eşini, erkeğini kendinden önce düşünür zarif olan kadın

    Onu ana gibi şevkatle sarar

    Abla gibi kanat gerer üstüne

    Kardeş gibi yanında canında taşır

    Arkadaş gibi omuz verir paylaşır

    Eşi olarak da tüm yüreğiyle çok sever,herkesten üstün tutar

    Sahip çıkar kardeşim, sahip çıkar..

    Evde ne huzur veriyorsunuz da dışarıdakilerden kıskanıyorsunuz

    Herşey iyi gidiyorsa onlar neden kendini dışarıya atıyorlar

    Arılar bal dolu kovanlırını neden terkediyor

    Acı yok, tatlı yok, evde duranın aklı yok

    Kalıp gibi kolalı kadın olmayın

    Sinirden tirtir titreyen, söylenen,

    bağırıp çağıran, kavgazan, fettan, fetbaz bir kadın olmayın

    Önce sakin olun

    HUZUR BULUN, HUZUR VERİN..

    Sonra zarif olun, daha sonra da duygusal olun

    Akıllı olun akıllı

    Unutmayın ki; onların herkesten önce

    Size ihtiyaçları var...
  • Gelirim dediydin.. Gelmedin. Gelseydin, burada bahar gelmeden açan çiçekleri gösterecektim sana.. Ve yaz gelmeden yetişen meyveleri..
    O kadar güzel açıyor ki çiçekler burada.. Yüzleri öyle masum, dilleri öyle samimi.. O kadar güzel meyveler yetişiyor ki burada.. Saçları gün ışığı, gözlerinden sevgi damlıyor her bakışlarında.. Bazen yağmur yağıyor yanaklarından şıpır şıpır, inciler dökülüyor gözlerinden pıtır pıtır.. Bazen yüzlerinde gökkuşağı beliriyor.. Bazen de güneş utanıyor doğmaya, onlar sımsıkı sarılınca dualarına.. Ve ardın dan.. Ardından dallar çiçek açıyor, çiçekler meyveye duruyor, bahar geliyor..
    Mevsim bilmiyor burada çiçekler, aylar sevgi olunca.. İklim bilmiyor meyveler, günler hoşgörü olun ca.. Aylardan sevgi, günlerden hoşgörü olunca her mevsim bahar kokuyor.. Gönüllerde çağlayanlar gibi ferahlık çağlıyor, güller çevresine gülücükler dağıtıyor, gamzeler çakıyor.. Bir yaprak hışırtısı.. Bir ırmak çağıltısı.. Bir kuş cıvıltısı.. Sonra tatlı bir meltem.. Etrafa gül kokuları yayılıyor..
    Hoşgörü, çok güzel ve çok özel bir kelime.. İnsanları engince kucaklamak, sımsıcak karşılamak demek.. Dayanmak, katlanmak, tahammül etmek demek.. Affedilebileceğimiz her şeyi affetmek, farklı düşüncelere saygı göstermek, kusurlara göz yummak demek.. Hoşgörü, kabul edilmesi mümkün olmayan düşünceler karşısında yumuşaklıkla hareket.. Hoşgörü, merhamet etmek.. İnsana, mesleğine ve fikrine bakmadan saygı göstermek.. Herkesi kendi konumunda kabul ederek, ‘‘Yaratan’dan ötürü yaratılanı sevmek’’ demek..
    Hayata hoşgörüyle bakınca insan, hadiseler yumuşuyor.. Yapılan iyi hareketler değer buluyor.. Ortaya konan güzel işler daha bir iyi görünüyor.. Gül yaprağına yazılan gülden ifadeler gibi göz kamaştırıy or.. Kumrunun yuvasına dönüşü gibi mutluluk veriyor.. Hoş davranışlar güzellikleriyle büyüyor büyüyor, yerlere göklere sığmaz oluyor.. Hatalar büyütülmüyor, dikkate alınmıyor, görülmez oluyor.. Kusurlar küçülüyor küçülüyor, bir iğnenin deliğine sıkışıp kalıyor, rahatsız etmiyor..
    Burada, güzel baktığı için güzel gören, güzel gördüğü için güzel düşünen, güzel düşündüğü için hay atından lezzet alan, birbirinden güzel ve birbirinden değerli dostlar var.. Ama ne dostlar.. Hoşgörüyle bakanın geniş olur yüreği.. Yüreği geniş dostlar.. Hoşgörüyü onlarda gördüm ben.. Gelseydin bir bir anlatacaktım sana.. Dikensiz gülü herkes görür.. Bakmasını bilip de dikende gül gören ‘’hoşgörü bakışını’’ anlatacaktım sana..
    Gelirim dediydin.. Gelmedin.. Gelseydin burada öğrendiklerimi anlatacaktım sana bir bir.. Hoşgörü, iyilikleri iyilikleriyle alkışlayan, düşeni kaldıran el diyecektim.. Kötülükleri iyilikleriyle savan, gönüllerden coşan sel diyecektim.. Ne baharı belli ne de yazı, kışta çiçek açan dal diyecektim.. Hoşgörü, zorda kalmışların haline dil ve en güzeli de, sevgiyi bilenlere gül diyecektim..
    Saygı görmek istemeyen, hoşgörü ve müsamaha ummayan var mıdır dünyada?.. Ya da sevgi bekle meyen? Küçük bir çocuk, yaramazlıklarından ötürü anne ve babasından müsamahalı olmalarını ister.. Yerinde duramayan bir öğrenci, okuldaki taşkınlıklarından dolayı öğretmenlerinden hoşgörü bekler.. Suçlu, karakolda polislerden, mahkemede hakimlerden af diler.. Küçük büyüğünden, müs tahdem müdüründen, memur amirinden, asker komutanından her zaman hoşgörü ve müsamaha ister.. Kim istemez, etrafında sevgi ve hoşgörü meltemlerinin esmesini.. Ve kim beklemez, muhabbet hisleriyle kucaklanmayı..
    İnsan için en büyük teselli ve ümit kaynağı affedilmektir, merhamettir, hoşgörüdür.. Hepimiz, dünümüzün ve bugünümüzün sevgi, saygı ve hoşgörü ikliminde geçmesini arzularız.. Yarınlara da öylesine emin ve endişesiz yürümek isteriz.. Ama sevgi de, saygı da, hoşgörü de liyakat ister.. İnsanları sevmeyen sevilmeye layık değildir.. Başkalarını affetmeyenin af beklemeye hakkı yoktur.. Etrafındakileri hoşgörüyle kucaklamayanın müsamahaya liyakati olamaz.. Bu dünya etme bulma dünyası değil midir? Eden bulur.. Yeren yerilir.. Seven sevilir.. Affeden affedilir.. Hoşgören de hoşgörülür..
    Affedilmenin yolu affetmekten geçer.. Bağışlamasını bilmeyen bağışlanmaz.. Taşlanmaya götürülen bir günahkar karşısında eli taşlı kalabalığa, Hazreti İsa aleyhisselam şöyle seslenmişti:
    — İlk taşı, hiç günahı olmayan biri atsın!
    Bu sözden sonra artık bu işe kim yeltenebilir?.. Taşlanacak başı varken, başkasını taşlamaya kim cesaret edebilir?..
    Affetmenin ve hoşgörmenin ölçüsü bellidir.. Bu insani değerler, layık olanlar için geçerlidir.. Başkalarının hakkının söz konusu olduğu bir yerde müsamaha göstermek, kimsenin hakkı değildir. İnsanlara acı çektirmekten zevk alan kişileri hoşgörmek ve onları affetmek, insanlığa karşı bir saygısı zlıktır..
    ‘‘Geleceğin dünyası kinin, nefretin, şiddetin, kavganın, savaşın üzerine değil, sevginin, hoşgörünün, birbirimizi kabullenmenin üzerine bina edilecektir.’’ İşte bu yüzden, yeni nesle verilebilecek en büyük armağan onlara hoşgörü bakışını ve affetmeyi öğretmek olacaktır.. Tarlada izi olmayanın har manda yüzü olmaz.. Öğretmen okulda, annebaba evde çocuğa karşı hoşgörülü olmalı.. Eğer bir çocuk hoşgörü ile yaşarsa, sabırlı olmayı öğrenir. Sabır acıdır, meyvesi ise tatlı.. Hoşlanmadığına sabredemeyen, hoşlandığını elde edemez ki..
    İçimin en iç yanı.. Bunları anlatacaktım sana uzun uzun.. ‘’Hiç kimseye hor bakma, incitme, gönül yıkma’’ diyen dostlardan; hoşgörüyü bir muska gibi giysisine değil yüreğine takan kahramanlardan bahsedecektim.. Sana ümitlerimizi, solmayan günlerimizi anlatacaktım.. Açılan kapıları, kapıları açanı.. Hoş gelenleri.. Hoş bulduk diyenleri.. Özlenen gelince, özleyenin gözlerindeki gökkuşağının renklerini anlatacaktım..
    Yürek taş gibi olunca kalpler kırılır, gönüller yıkılır.. Toprak gibi olunca dostluklar kurulur, güller açılır.. O halde saygı toprak, sevgi güldür.. Hoşgörü ise bir gül bahçesinin adı..
    Gelirim dediydin.. Gelmedin.. Gelseydin kucaklayacaktım seni doyasıya.. Taa gönle uzanasıya.. Çayımızı kendi ellerimle her zamanki gibi yine ben demleyecektim.. Çay, yalnızlığa hüzün taşır.. Sohbete ise muhabbet.. Muhabbet demleyecektim.. Ve gül bahçesinde hoşgörüyle olgunlaşan muhabbet güllerini anlatacaktım sana..
    Yılmaz SADIKLI
  • Özlemenin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin.
    Bir kokusu var, bütün çiçeklere değişmem.
    Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin,
    Anlatılmaz.