• Sanki hiçbir şey uyaramaz
    İçimizdeki sessizliği
    Ne söz, ne kelime, ne hiçbir şey
    Gözleri getirin gözleri!..
    Başka değil, anlaşıyoruz böylece;
    Yaprağın daha bir yaprağa değdiği
    O kadar yakın, o kadar uysal
    Elleri getirin elleri!..
    Diyorum, bir şeye karşı komaktır günümüzde aşk; <br>
    Birleşip salıverelim iki tek gölgeyi.
  • SınırLıydı oysa ki Benim DüşünceLerim.....!
    Sevmek ve SeviLmekti Var oLuşumun Nedeni......!
    BeLki de Ben öyLe BiLiyordum....!
    Hani Tertemiz Bir Yaprağa Mürekkep Değmeden Önce Ağaç Kokarya.....!
    SatırLar İşLendikten Sonra Hüzün.......!
    Bizde öyLe oLduk SeninLe.......!
    VaroLuşumuz Destan.....!
    Yok oLuşumuz Hüsran.......!
  • Dik başlı yürüyüşlerin olmalı.
    Her aşkı feda edebilecekmiş gibi duran çelik bir kalp taşıyormuş gibi asi, umarsız ve ifadesiz bakışlarla yürümelisin. Fakat hiç kimse bir yaprağa gözyaşı dökebilecek olmanı anlamamalı. Güçlü ve direngen yürüyüşlerin olmalı.

    Tarık Tufan
  • Annem kırk yaşında öldü benim
    Ben on sekizim'de toprağa anne dedim
    Yaprağa revamıydı ağaçtan düşmek
    Yavaştan tükeniyorum siz bilmiyorsunuz
    Siz bilmiyorsunuz annem kırk yaşında öldü benim
    Göğüs kafesimde ne minareler yıkıldı
    Ne kilisler yakıldı kaburgalarımda
    Siz bilmiyorsunuz
    Ben annemi hiç ölmeyecek sanırdım
    Ben annemi tanrı sanırdım siz bilmiyorsunuz
    Gece uyurken bile nefesini dinlerdim
    Kafesim eylerdim kollarımı
    Annem kırk yaşında öldü benim
    Ben henüz uçmayı bilmezken üstelik
    Ne zaman kaçmayı koysam kafama
    Anneme kaçardım
    O benim kürkçü dükkanımdı siz bilmiyorsunuz
    O benim evimdi,yuvamdı
    Suyum,ekmeğim,kavgamdi
    Ama azrail erken davrandı yetişemedim
    Yerleşemedim onun kollarına
    Ölme diyemedim
    Gitme be
    Gitme diyemedim
    Diyemedim işte bu yüzden dilsizim
    Bu yüzden böyle kaburgasizim,halsizim
    Siz bilmiyorsunuz
    Annem kırk yaşında öldü benim
    Başında babam da yoktu üstelik
    Siz bilmiyorsunuz
    Düşümde onu hic görmedim
    Dışımda bir hayat var dışarda
    Hışımla geliyor karanlık üzerime
    Anne korkuyorum diyemiyorum
    Anne üşüyorum diyemiyorum
    Anne ölüyorum diyemiyorum
    Ölemiyorum anne ölemiyorum
    Ben o günden beridir herkes kırk yaşında ölecek diye biliyorum
    Kırk yaşıma kadar beklemek istemiyorum
    Ama ölemiyorum
    Aptal bir serum taktı koluma doktorlar
    Bir de derin derin nefes al diyorlar
    Anne onlar hiç anlamıyorlar
    Ben sensiz nefes alamıyorum
    Anne uyan
    Dayan deme ne olur uyan
    Kayan her yıldız tüketti dileklerimi
    Duyan herkes kanattı ciğerimi
    Değer mi dedim tanrım
    Değer mi.?
    Annem kırk yaşında öldü benim
    Yanında yoktum üstelik
    Çok mu hakkettim bunları
    Oysa sen var ettin dağları
    Sen düz ettin yolları
    Tuz buz ettin şu yaramı
    Sigaramı öper öper ağlarım
    Ah tanrım
    Senin hiç annen öldü mü.?
    Rolan Aybey (Kurdikan)
    Sayfa 148 - Cenevre fikir sanat. (Bıraktım neyim varsa su şiire, uzandım yaralarının yanına biraz da beraber ağlayalım annesizlik'e)
  • Dik başlı yürüyüşlerin olmalı,fakat kimse bir yaprağa göz yaşı dökebileceğini anlamamalı...
  • https://www.youtube.com/watch?v=_PdDqF_6hpg

    Vera

    "Ümidini kestiğin şeyden hürsün, tamâh ettiğin şeyin ise kölesi..."


    Neyi çok istediysek esaretine girmiştik, ve neden de vazgeçtiysek zamanı geldiğinde en çok ona hamdetmiştik… Evvel zamanlarda ettiğim bazı duaları düşünüyorum, ve şimdi kabul edilmedikleri için şükrediyorum… Her şeyden umudumu kesmek ve Allah'tan gayrisinden hür olmak istiyorum...

    Uzun yollara çıktım, hayallerim vardı bir kısmını gerçekleştirmek için uzun uzadıya koştum dünyada. Belki göz göze gelmiştik birinizle, Belki Huzur-u Hacı Bektaş-ı Veli’de, benden önce girmişti biriniz dergâha. Belki de Nallıhan’da karşılaştık ne dersiniz, Tapduk Emre türbesinde?.. Sahâbe Efendilerimiz’den olan Kerebi Gazî, Suheyb-î Rumî ve Ubeyd’i Gazi Türbelerinde gördüklerimden biri de mi değildiniz yoksa?

    İnsan yoruluyor çoğu zaman, ruhunu bırakmak istiyor bir köşeye... Biraz dinlenmek.

    Yalnızca iki gece uçsuz bucaksız Karadeniz yaylalarında bir çadırda, insansız bir ormana ve herkeslerden uzaklara bakan gözlerimin neden böyle özlemle gökleri seyreyleyip hislendiğini anlayabiliyor musunuz şimdi?

    Peki ya, yaylada misafirimiz olan yaşlı nine ve dedeye ne demeli. Nur yüzlü ninenin; “- Dünyadan haberler nasıl evladım” deyişi… "-Türkiyem nasıl?" diye soruşu… Televizyonsuz internetsiz ve elektiriğin dahi olmadığı dağların en zirvesinde, dünyaya inat yalnızlığı seçen bu insanlar benim ruhumu okumuş olabilirler mi?

    İnsana iyi geliyor inanın, Şu kalıplaşmış özenti dünyadan, beton yapılar arasından çıkmak. Manevi atmosferlerde bulunmak ve doğa ile olmak. Bir lahzâ nefes almak… Evet evet yalnızca bir lâhza unutmak. Yaşanmış ve yaşanacak her ne varsa…

    Bazı mekanları ziyaret inanın iyi geliyor insana… Bir dinginlik yoğun bir huzur kaplıyor yüreği. Hele ki Manevî Önderlerin, Tasavvuf ehli kimselerin kabirlerindeki atmosfer ruhu yüceltiyor. her biri “emrolunduğun gibi dosdoğru ol” Âyetinin nasıl uygulanması gerektiğini öğütlüyor. Sessizce duran kabirler dahi en büyük nasihatçiler oluveriyor.

    Biraz kulaklarımı açmak istedim, duyulmayan şeyleri duymak hissetmek… Kimseciklerin ulaşamadığı en kuytu dağlarda ufacık bir yaprağa dokunup Rahmân’ın ona “Hâyy” sıfatıyla nasıl da hoş ve muazzam şekilde tecelli Ettiğini hissetmek…

    İnsan aceleci, muhakkak ki çok aceleci!.. Şerrin ve hayrın ardındaki sırrı öğrenmekte hayli sabırsız…

    Teslim olmak istiyor gönlüm... “Ne geliyorsa Sendendir amennâ, ve ne gidiyorsa Sendendir…”

    “Kendini kendinden saklayan bir insan, bir başka insana ne yansıtıp, ne sunabilir ki?”

    Sözlerimi alakâsızca ama içimden geldiğince şöyle sonlandırayım;

    Ben biliyorum ki; Allah bana bir fırsat daha tanıdı, Hem Allah herkese bir fırsat tanır, hatta şöyle söyleyeyim binlerce kez fırsat tanır. Ve insan o fırsatı bir gün değerlendirip dünyasını değiştirebilir… Dünyâm ve dünyâlarınızın değişmesi dileklerimle…

    Hiçbir şey için geç değildir…