• 724 syf.
    ·13 günde·Beğendi·10/10
    Kitabı bitirebilmenin verdiği cesaretle geldim :) Selim'den bahsetmeden önce hislerimden bahsetmek istiyorum. Kitabı okurken hislerim birbirine karıştı. Karmaşıklaştım. Hüzünlendim ilk önce , satır aralarında güldüm mesela , hüzünlendim yine...Güldüğüm için utandım kendimden biraz. Sonra al baştan tekrar aynı hisler, karışık bir örüntü gibi..

    Meğerse ne farklı bir mizahı varmış Oğuz Atay'ın. Anlayamamıştım ilk başta.

    Selim'e gelecek olursak
    Ah be Selim, nasıl da bizden birisin aslında. Hepimizin içinde ufak da olsa bir Selimlik yok mu? Tanıdık geliyor bir yerlerden, biliyorum diyorsunuz; ama çıkartamıyorsunuz. Öylece uçup gidiyor düşünceler...

    Oğuzum Atay, Selim'i öyle anlatmış ki şimdi çıkıp gelse bir yerlerden "Evet diyeceğim bu o , o işte." Sonra çekip yanıma tutacağım ellerinden.
  • 320 syf.
    ·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Distopya edebiyatının ilk örneği kabul edilen Demir Ökçe, şu ana kadar Jack London’un okuduğum kitapları içerisinde en iyisi diyebilirim. Bütün kitaplarında olduğu gibi Jack London, insanı hayran bırakacak derecede ileri görüşlülüğünü bu eserinde de göstermiş. Kitap oligarşi ile proletarya arasındaki mücadeleyi mükemmel bir şekilde işlemiş. Kitabı okurken bu olaylar bir yerlerden tanıdık geliyor diyeceğiniz bir sürü anlatım var. Özellikle Ernest Everhard adlı karakterin tartışmaları ve tartışırken kullandığı üslup kitaba damgasını vurmuş. Hiç sıkılmadan bitirilebilecek bir kitap.
  • 164 syf.
    ·8/10
    ...
    Bir romanın sayfalarında rastladım sana Raif Efendi. Hem de her bir satırında. Yalnızlığın koyu demlenmiş bir bardak çay gibiydi, ağır geldi bünyeme. Bu yüzden ara sıra  kaybettim seni. Sonra sokaklarda aradım  o sayfalardan çıkıp. Kolum çarpmıştı belki yanından geçerken ya da çarpışmıştık, teğet geçmişti hayatlarımız, belki de hiç görmedim seni. Kim bilir? Kendi evinde, kendi insanlarına bile görünmezken ben görebilir miydim ki bu şehrin puslu sokaklarında? Ben de sokaklarda bulamayınca, sen kokan satırlara döndüm geri. Her bir hayal kırıklığında bir yaprak döktüm. Anladım ki senin bütün mevsimlerin sonbahardı. Ben ise bir sonbaharı yaşadım satırlarında. Yüzünü tarif edemem belki, ellerini bilemem ama gözlerini gördüm Raif Efendi. Gözlerinden hüzün geçiyordu. Sahi kaç hüzün sığdırdın bir hayata Raif Efendi. Ağır gelmedi mi bu kadar hüzün omuzlarına? Sözcükler hüznünün ağırlığını taşıyamadı bende.

       Bir insanda yaşamı görüp ona bir kere kızdığınızda ya da kırıldığınızda bütün insanlara arkanızı döner miydiniz? Hayat bir kere oynanan bir kumarken  buna cesaret edebilir miydiniz? Ya kendinde hayatı gördüğünüz o kişi yokken diğerlerinin bir anlamı olur muydu? Merak etme Raif Efendi senin cevabını biliyorum. İçim acısa da sendeki cevapların hepsini biliyorum. Seni anlatan o romanın satırlarında okudum, gözlerinde gördüm, yalnızlığında hissettim. Ben senin cevabını meçhul bir ressamın tablosunda buldum Raif Efendi.
      
    Ben seni en çok yalnızlığından tanıdım Raif Efendi. Korkularından düş kırıklıklarından değil. Belki bir filmde rastlamıştım yalnızlığına, belki bir hikayede, belki de bir şiirde. O yüzden en çok o acıttı  yüreğimi. Kanattı elime batan  bir diken gibi. Tanıdık gelmişti, aşinaydım bir yerlerden yalnızlığına. Sen Raif Efendi, hayat akıp giderken yanı başından seyretmeyi tercih edenlerdendin. Konuştuğunda sözcüklerinin seni ele vermesinden, içini aşikar etmesinden mi korktun? Bu yüzden mi kenara çekildin, yalnızlık daha mı cazip geldi Raif Efendi? Sanma ki seni yargılıyorum, ben sadece ayna tutuyorum. "Kime'' diye sorma ne olur. Bilirsin cevabı bilinen sorular sorulmaz, dile getirilmesi acıtır. Ama belki de biz seni anlayamadık, sükûnetinde çığlığını barındırıyordun, bilemedik. Bütün o cevaplanmamış soruların cevabı sessizliğinde, yalnızlığın kalabalıklardaydı. Belki de biz seni çözemedik Raif Efendi. Az önce içimden bir yaprak daha düştü. Söylesene insanlar sana çok mu yabancıydı Raif Efendi, yoksa  en çok sen mi kendine yabancı?
      
    Dışardan ayak sesleri geliyor Raif Efendi. Mihriye Hanım mı yoksa. Belki yine ekmek almaya göndereceklerdir seni. Sahi bu sefer ''Yeter artık!" diyemez misin? Ne bileyim işte şey de mesela ''Bugün de siz gidin ben gitmiyorum. Yorgunum da biraz.'' Soğuğu bahane et mesela ya da hastalığını. Bugün kalkma yatağından Raif Efendi. Eniştelerin gitsin ya da baldızın ne bileyim işte çocukların gitsin. Sen yat bugün Raif Efendi, dinlen. Mesela senin yan masanda çalışan o çocuk var ya çağır onu, dertleş onunla biraz. İyi birine benziyor değil mi? Diğerleri gibi değil sanki,  bir başka bakıyor. Hem hastalandığında ziyaretine de geldi iyi biri iyi. Eğer kimseyle konuşmak istemezsen  de al bir kağıt kalem yaz Raif Efendi, dök içini. Ama susma. Hayat sustukça üstüne geliyor, görmüyor musun? Bugün kalkma yatağından Raif Efendi, olur mu kalkma. Acıyorum sana Raif Efendi, bugün kalkma.
      
    ...
    Seni o romanın sayfalarında okumuştum ama çocukluğunu bulamadım o satırlarda. Anlatmadın değil mi? Sahi misket oynadın mı çocukluğunun sokaklarında? Aylak aylak gezdin mi mesela, kavga ettin mi hiç? Seni merak ediyorum Raif Efendi. Yaz gecelerinde sırt üstü yatıp hiç yıldızları saydın mı, sahi senin yıldızın da var mıydı, adını senin koyduğun? Sek sek bilir misin Raif Efendi, hiç oynadın mı? Ben sek sek oyununa benzetirim hayatı. Hayatın da bir yerde damarına basarsın o ise ''Çizgiye bastın, çık dışarı.''der. Bu kadar basittir  bir insanı oyun dışı etmek. İçimde bir boşluk var Raif Efendi. Sahi sen hiç çizgiye basmadın değil mi?
        
    Tıpkı ismin kadar kısaydı yaşadığın günlerde Raif Efendi. Bulamadın kendini kimselerde. Belki de hiç aramadın, biliyordun bulamayacağını. Sen insanların o kokuşmuş dünyalarına ait değildin. Hayatın verdikleriyle yetinenlerdendin. Hiç ''Daha fazla'' demedin, yoktu gözün fazlasında. Sahi insan her şeyini kaybettiğinde hayat ne verebilirdi ki daha fazla?   Hani Maria Puder demişti ya Raif efendi, ''Benden inanma duygumu almışlar.'' Senden en çok neyini aldılar Raif Efendi? Peki ya Maria, o senin ilk aşkın mıydı?
     
    ...
      Sahi kenardan yürürsek ölümden kaçtığımız gibi hayattan da kaçabilir miyiz Raif Efendi? Belki hayatın o kötü oyunlarını da teğet geçeriz, ne dersin olur mu? ''Kenardan yürü'' Raif Efendi, ''Kenardan yürü''
  • “Cincinnati'nin siyahi toplumu iki mezarlıkla altı kiliseye sahipti ama onlara hizmet edecek bir okuldan da hastaneden de yoksun oldukları için evde öğrenir, evde ölürlerdi.”
    Toni Morrison
    Sayfa 306 - Sel Yayıncılık
  • 208 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Eser Fransız yazar Pierre BOULLE tarafından yazılan, Gerilim-Bilimkurgu kategorisinde, okurken insanı gerçekten gerilime sevk eden nadir kitaplardandır. Ayrıca hikayenin 8 Sinema uyarlaması vardır ve yazarın bir diğer eseri olan ‘’Kwai Köprüsü’’ de sinemaya uyarlanmış ve kült filmler arasında yerini almıştır. Son olarak bir röportajında Pierre BOULLE, yazar olmaya sadece bir gecede karar verdiğini dile getirmiştir.

    Gelelim hikayeye; Üç uzay gezgini ya da araştırmacı Güneş sisteminin dışına ışık hızından biraz yüksek bir hızda seyahat ederler ve atmosferi Dünya’nınkine çok benzeyen bir gezegen keşfedip buradaki bir göle iniş yaparlar. Bu gezegenin iklimi güzel,bitki çeşitliliği çok havası oldukça temizdir.Buraya kadar her şey güzel ancak işin aslı ve hikayenin bundan sonrası korkunç. Belki insanlığın en derin korkularının anlatısı.

    Bu gezegende goril,orangutan ve şempanze topluluğundan oluşan maymun uygarlığı gelişmiş bir topluluk olarak,insanlar ise vahşi bir yaşam sürmektedir. Modern şehirlerde,teknoloji ile iç içe yaşayan maymunlar laboratuarlarındaki bilimsel çalışmalarında denek olarak kullanmak için ormanda ve yeraltında yaşayan vahşi insanları yakalıyor,yakalayamadıklarını ise silahlarla vurarak öldürürüyor…

    Hikaye bir yerlerden tanıdık geliyor ama bir terslik var değil mi ? Bu ve bunun gibi bir çok korkunç terslikle yüzleşmek için lütfen okuyunuz.
  • Senin nen var?
    Hiç, iyiyim.
  • Bu senin son gidişin miydi sevgili..?

    Bu senin son gidişin olsun sevgili, bıraktığın son acı olsun. Ve ben senin yaşayamadığın son sevda olayım...

    Bu son gidişin miydi anlayamadım sevgili..Hani hep giderdin ve gelirdin ya geriye, bu da onlardan biri miydi..? Uzun zaman oldu bu sefer, söylemek ve sormak zor geliyor ama bu senin son gidişin miydi sevgili...? Küçük bir oyun oynuyor gibiyiz sanki. Ben ebe olmuşum sen saklanan...Nerelere saklandın da bulamıyorum seni. "Ah işte ordasın" dediğim yerlerden hep başkaları çıkıyor, herkes hep bir ağızdan, dalga geçer gibi, "çanak çömlek patladı" diyor,bense garip bir umutsuzlukla geri dönüyorum ağacıma, kaldığım yerden seni aramaya başlamak için.

    Bu son gidişin miydi, anlayamadım sevgili..Göremeyeceğimi sandığım zamanlarda birden karşıma çıkıyor, içimde yeni yangınlar bırakarak geri dönüyorsun. Kimlerin yanına dönüyorsun da uzun sürüyor sessizliklerin? Gittiğin yerlerde bana benzeyen ve tanıdık bir şeyler var mı bari.? Gülmeyi unuttuğun zamanlar, kimleri çağırıyorsun yanına..? Hüzünlerini kovan yürekli biri var mı yani..? Hani bir anda gelip de o puslu havayı dağıtan, seni içmeden sarhoş eden ve güldüren, hüzünlerini bulamayacağın yerlere saklayan biri..Sen dayanamazsın yalnızlığa. Dokunmak ve karışmak istersin. Yalnız kalmak sana acılarını hatırlatır..bir kadının teninde istemeyerek bıraktığın acıları. Yalnız kalmak sana çocukluğunun masum düşlerini hatırlatır..ağlamak istersin ama ağlayamazsın. Yalnız kalmak sana tutunamadığın sevgileri hatırlatır; çaresizliğini, yıkılmışlığını...arkanda bıraktığın, dokunmaya korktuğun özlemleri. Yalnız kalmak sana göre değil sevgili..Sen yalnızlığında kendinle karşılaşır ve ürkersin yüreğinin saatlerce sana karşıt konuşmalarından. Bu yüzden merak ediyorum ya, başkalarına da 'hüzün kovan kuşum' diye sesleniyor musun acaba..?

    Bu son gidişin miydi, anlayamadım sevgili..Hani birden için çocuklar gibi şımarmak istediğinde, parmakların telefona gider, arar ve kusardın ya, dizginleyemediğin coşkunu ve manyaklığını..hani bir tek ben anlardım ya, senin bu ani çıkışlarını, serseriliğini ve türk dil kurumunda bulunmayan hafif meşrep kelimelerini ve cümlelerini..hani kimseyle böyle konuşulmaz deyip de, sınırlarını aşardık ya gereksiz kibarlığın ve nazlanmaların..Uzun zaman oldu içimizdeki bu deliliği ve bastırılmışlığı dışa vurmayalı. Bu yüzden merak ettim, bu senin son gidişin miydi sevgili, anlayamadım...

    Söylenmemiş ve çoğaltılabilecek bütün sözleri kendi adına söyledin ve gittin..Umuduma, çılgınlığıma ve kadınlığımın senin yanındayken güzelleştiğine inanırken, yokluğunu mutlu edemeyeceğime inandın ve gittin..Sana karışıp, yüreğine akmama izin verip, beni göklere çıkartırken; bir anda yere indirdin, midemi bulandırdın ve ayrılığı sıkıştırdın parmaklarımın arasına, gittin..Ne kadar değerli ve farklı olduğumu anlatmakta zorluk çeken sen; yalnızlığımın en ıssız, en karanlık ve en savunmasız zamanlarında beni dinlemedin, gelmedin ve gittin..Sevmek bu kadar basit, bu kadar kolay ve taşınabilir bir eşya gibi hafif değil; çıkartıp da bir başka yere koyabileceğin. Bu yüzdendir ki sen beni hiç sevmedin sevgili. O "seni çok seviyorum" diye haykırdığın nadir zamanlarda bile, bunu söyleyen sen değil, senin geçmiş bir sonbahar'da bıraktığın, sana benzeyen ama sana çok yabancı olan sesindi. Bu yüzden sen beni gerçekten sevmedin sevgili. Kendini daha ne kadar kandırabilirsin bilmiyorum ama sen acı çekmeyi seviyorsun...bense balonlar patlatmayı, uçurtmalar uçurmayı ve yaşamayı seviyorum her şeye rağmen. Sen korkularını seviyorsun..bense, korkularımın üzerine gitmeyi, savaşmayı ve hatta gülmeyi kaybederken bile...Artık biliyorum, bu senin son gidişindi sevgili ve benim son bekleyişim, son vazgeçişim sevdandan...

    Artık gelsen de ne işe yarar ki..? Ben; sana olan kırgınlığımı, yokluğunu, özlemini, umutsuzluğunu sevmeye başladım. Ben senin giderken bende unuttuğun ve zaman zaman öksüzlüğüne ağlayan sevdanı sevmeye başladım. Ben senin artık beni unutan, merak etmeyen ve değer vermeyen yüreğini sevmeye başladım. Şimdi hangi tende üşüyorsun da titrediğini hissediyorum kilometreler ötesinden? Ben senin başka mevsimleri tanımak isteyen o heyecanlı ama tutunamayan bakışlarını sevmeye başladım. Artık gelsen de ne işe yarar ki..? Parçaladığın sevgimi toparlayabilecek ve çiçekler toplayıp yollarıma serebilecek kadar güçlü değilsin sen. Sen, ben değilsin. Hiç olmadın ve olamazsın..O sakladığın yüreğine hiç almadın beni, hiç özlemedin, gözlerin hiç uzaklara dalmadı, belki de şerefime hiç kadeh kaldırmadın. Bu yüzden bu senin son gidişin olsun sevgili, ayrılığın hakkını ver. Böyle bir sevgiyi terk edebilecek kadar yürekli oldun, beni unutacak kadar da korkusuz ol. Özleme, yolunu yolumdan geçirme, sesime düşme, salaş meyhane masalarında konuşmalarımı arama, rakının yanında anma adımı..ayrılığın hakkını ver. Çünkü bunu sen istedin..

    Bu senin son gidişin olsun sevgili, bıraktığın son acı olsun. Ve ben senin yaşayamadığın son sevda olayım...
    💞💫ZAKA 💫💞