• Burada bulunmamız için tek bir neden yoktu; hiçbirimiz böyle bir neden ileri süremezdi.
    Utanç içinde bulunan ve belirsiz bir tedirginlik duyan her varolan,ötekilerin karşısında kendini fazlalık olarak hissediyordu,fazlalık...
    Ve ben, yumuşak, güçsüz, müstehcen, sindirim yapıp duran, kara düşüncelerle salınan ben de fazlalıktım.
    İyi ki hissetmiyordum bunu,daha çok anlıyordum ama içim rahat değildi,hissetmekten korkuyordum.
    Hala korkuyorum!
    Şimdi,beni ardımdan yakalayıp bir deprem dalgası gibi havaya kaldırmasından korkuyorum.
    Şu gereksiz varoluşlardan hiç olmazsa birini ortadan kaldırmak için,canıma kıymayı düşünür
    gibi oluyordum!..
    Jean-Paul Sartre
    Can Yayınları
  • Varoluş nedir diye sorulsaydı ,özlerini değişime uğratmadan ,nesnelere dıştan eklenen boş bir biçim derdim.”

    Kitap boyunca aklımda kalan ve kazınan en doğru cümle buydu .Bir şeyler anlatmak ,bir olay örgüsünü okucuya okutmak biraz daha kolay ve anlaşılırdır .Ancak bir düşünceyi felsefik bir havala yansıtmak ,okumaya değer kılmak en zoru belki de .Hele ki işlenen konu varoluş ve kitap tam da ismi gibi bulantıysa okutmak daha bir imkansız görünüyor .Bulantı Sartrenin 20. yüzyılda varoluşçuluk üzerine sunduğu ilk eseri .Ve oldukça başarılı .Kesinlikle okunmaya değer .Okuyanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır .İlk tavsiyem sayfalarının azlığı sizi yanıltmasın ,her sayfada duraksayıp bir çok ders edinebileceğiniz felsefik bir kitap .Ve tabi söylentilerden dolayı önyargılı başlamamanızı öneririm.

    Neden bulantı dediğinizi duyar gibiyim. .Kitabı okuduğunuzda bir bulantıdan çok bır bunalım ruh halinizde cereyan ediyor.
    Öncelikle bulantının manasını ,Sartre’deki manasını fark etmek gerek .
    Sartre Bulantı’yı bir kötü hal olarak tanımlamıyor .Aksine bu durumdan memnun .Bir iç savaş ,bir varoluş irdelemesi olarak sunuyor bizlere .
    Asla pisman değil . Hatta “Bulantı yakamı bırakmadı.Bu kadar çabuk bırakacağını da sanmıyorum .Ama onu bir dert gibi çekemiyorum artık.Bu geçici bir huysuzkuk ya da bir hastalık değil;kendi öz varlığım .”deyişinden anlamak mümkün .


    Dokunduğu nesnelerin bile varlığını sorgulamak bir hastalık olsa gerek .İrdelemek ,her şeyde bir öz aramak ne kadar da zor .Her şeyi bir varoluş çerçevesinden bakarsak cansızları canlılardan ayıran nedir ki .Ruhları olmadığını düşünmek cansızları bu yönden görmek yalnızca düşünemeyenlerin bakış acısı Sartre’ye göre .Ona göre varolan herşey aynıdır aslında .Hepimiz zorunlu olarak varolduk ve zorunlu bir son bekliyor bizi .O halde canlı yada cansız olmamız aynı sonda buluşacağımız gerçeğini değiştirmiyor.Varoluşlarımız değişmez aslında ,yalnızca varoluşlarımızı üstün kılışlarımızda başlar sorun.
    “Bir yığın tedirgin,kendinden sıkılmış varolandan başka bir şey değildik.Burada bulunmamız için tek bir sebep yoktu;hiçbirimiz böyle bir sebep ileri süremezdi.Utanç içinde bulunan ve belirsiz bir tedirginlik duyan her varolan ,ötekilerin karşısında kendini fazlalık olarak hissediyordu.”


    Kitapta dikkatimi çeken ve bana göre okunmaya değer bir bölüm vardı ki yazarın Hümanizm ile ilgili düşünceleriydi .Hümanizm ;
    sözlükte insanları sevmek manasına gelir .Sartre kendince kategorilere ayırmış Hümanizmi.Kominist hümanistler,sosyalist hümanistler ,demokrat hümanistler. ..
    Bu listeyi uzatıp uzun uzun örnekler veriyor .Burada okuyucunun aklında bir soru beliriyor .Hümanizmin çeşitleri olabilir mi ? Yani hümanistlik insan ayırt eder mi ?
    Tam bu noktada Sartre’nin anlattıklarından şu çıkarımlarda bulunuyorum ;Bizler insanları kendi çıkarlarımız doğrultusunda severiz. Onları ancak kendi bakış açılarımızda var edebildiğimiz sürece varolurlar .Bu yüzden onları kategorilere ayırıyoruz .Sonra da onları sevmenin yollarını buluyoruz kendimizce .Aslında tüm bunlarda kendi özümüze en yakın özü seviyoruz Ve buna hümanizm diyoruz .

    Sartrenin de dediği gibi Bulantı kötü bir ruh hali değil aksine bir öz varlık .O yüzden istediğiniz kadar okuyun bulantıyı kusamayacaksınız.Özünüzü iredeleyişiniz varolduğunuz sürece devam edecektir .