• 80 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Hayatımızda yaşadığımız kısa anlar bizi nasıl şekillendirir? Günlük rutinimizin dışına çıktığımızda bir yabancıya mı yoksa huzur bulmuş bir insana mı dönüşürüz? Bulunduğumuz ortamlarda, yaptığımız işlerde, tavırlarımızda, düşüncelerimizde, gerçek bir istek, gerçek bir mutluluk, gerçek bir huzur var mı?

    Stefan Zweig, Olağanüstü Bir Gece'de, her zamanki tarzıyla, küçük bir zaman diliminde geçen hikayede, karakterin kendini bulmasının her anını yaşatıyor.
    Erdem, saygınlık, gösteriş ve aynı zamanda sıradanlık barındıran bir ortam içerisinde ruhu sıkılan bir adamın, bir öğleden sonra yaşadığı tuhaf olaylarla kendini bulmasını, hafiflemesini ve sanki yeniden doğmasını konu alıyor.

    "İçinde yaşadığın hayata sığamıyorsan ya hayatını ya da kendini değiştir." Kitabı okuduktan sonra aklıma böyle bir cümle geldi :)
    Son olarak, V. Van Gogh'un Yıldızlı Gece tablosunu çok sevdiğim için, İş Bankası Kültür Yayınları'nın kitap tasarımında bunu kullanmasına bayıldım :) Benim için hem görsel hem içerik olarak güzel bir okuma oldu.
  • 80 syf.
    ·2 günde·10/10
    Çoraplara bile basılan o meşhur Yıldızlı Gece tablosuyla tanıdım kendisini.. Gel gelelim garip bir kişilik.. Yakın arkadaşı Gauguin ile araları açıldığı için kulağını kesmesi, elini yanan mumun üzerinde tutup "elimi ateşte tutabildiğim sürece onunla görüşmeme izin verin" diyerek sevdiği kadınla görüşmek için babasından izin istemesi.. Bu gibi deliliklerinin (?) yanı sıra çokta merhametli olup, doğaya, insana düşkün olması.. Hep görüp, duyup tanıdığımı sandığım Van Gogh'u aslında hiç tanımıyormuşum. Sarı rengin onda hissettirdiği duygunun mutluluk olduğunu, yaşarken sadece bir tane tablosunun satıldığını da yeni öğrendim. Küçük yaşta yaşadığı travmalar, yalnızlık korkusu ve gencecik yaşta intihar ederek canına kıyması.. Keşke daha çok yaşasaydı, daha çok eser bıraksaydı demek isterdim, fakat insanların değerini onları kaydettiğimizde anlıyoruz.. Geçte olsa iyiki tanıdım seni..
  • 136 syf.
    ·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Vincent Van Gogh...Kendisine neden bu kadar yakın hissettiğimi, kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplardan oluşan bu kitabı okuyunca daha iyi anladım.Sanata, hayata, insanlara, doğaya bakış açısı imrenilesi...ne var ki yaşadığı dönemde pek de anlaşılamamış anlaşılmak için çabalamış ama hakettiği yerde olamamış ne yazık ki.
    Resimlerinde yansıtmak istediği de salt gerçeklik değil, o anın ruhu, dokusu,tınısı, hisleri, renkleri, tonları hepsi hala canlı gibi duran duygu yüklü emek verilmiş resimler çizmek.
    Kitapta sadece sanata olan derin duygusu anlatılmamış bunun yanı sıra maddi manevi çektiği sıkıntılarla baş etmeye çalıştığını ve artık bedeninin dayanamayıp yavaş yavaş hastalığa yakalanması da yer alıyor.Ama Vincent, o durumda bile sağlığı için ekmek alacağı yerde boya almayı, hiç durmadan harika tablolar yapmayı tercih etmiş. Hatta kendini bu yüzden deli ilan etmiş varsın deli desinler o insanların kendisi hakkında ne dediğini zerre umursamamış tutkusunun peşinden ölene kadar gitmiş. Belki de onun artık çok tanınması eserlerinin her yerde olması sırf bu vazgeçilmemiş tutkusu sayesindedir.Genelde insanlar onu kulağını kesen ressam olarak bilse de aslında mektuplarında denk geldiğim bilinmeyen pek çok yönü var ve kitabın içerisinde çizdiği resimlerin örneklerinin olması da çok hoş "Natürmortlar, portreleri ,Patates yiyenler, Ayçiçekleri, Çiftçi ve Sabahçı Kahvesi, özellikle de en sevdiklerimden olan "Yıldızlı Gece"si yer almakta.
    Mutlaka okunmalı bence, benim için renkler daha da anlam kazandı Van Gogh'la... hemen bitmese daha iyi olurdu ama bitse de dönerek yeniden okunacak bir kitap.

    -S p o i l e r-

    Son olarak kendi hayatına son vermesi ve kardeşi Theo'ya yazdığı mektubun üzerinde bulunması üzücüydü...Keşke şu an ne kadar önemli ve değerli bir ressam olduğunu, eserlerinin ne kadar ilgi gördüğünü bilseydi ondan mutlusu olmazdı sanırım.

    Buraya hoşuma giden alıntılarını ekleyeceğim.
    ***
    "Ama ne yapayım ki satılmıyor resimlerim.

    Yine de bir gün bu resimlerin, harcadığımız boyanın ve uğruna feda ettiğimiz benim ne de olsa cılız hayatımın değerinden daha üstün bir değer taşıdıkları görülecektir.

    ***
    "...yıldızları görünce derin düşüncelere dalıyorum, nasıl ki haritalarda ufacık kara noktalarla gösterilen şehirler ve köylere bakınca safça düşlere dalıyorsam ansızın.
    ...
    Tarascon ya da Rouen'a gitmek için trene bindiğimiz gibi, ölüme binip bir yıldıza mı gideriz?

    Bu düşünce sürecinde gerçek olan bir şey varsa, yaşadığım sürece bir yıldıza gidemediğimiz ve öldükten sonra da trene binemediğimizdir."

    ***
    "İnsanların olduklarından başkaymış gibi görünmek istemeleri bana gülünç ve anlamsız geliyor."

    ***
    "Benim için buranın iyiliği şu ki, Rivet'in dediği gibi"herkes deli burada", böylece yalnız duymuyorum kendimi hiç olmazsa."

    ***
    "Le moulin n'y esy plus, mais le vent y est encore.
    *Değirmen yıkılmış ama rüzgar hala esiyor."
    ***
    "Elden geldiği kadar çok sevmeliyiz, çünkü asıl güç sevgidedir."


    İyi okumalar Van Gogh severler.
    . . .
  • 678 syf.
    ·5 günde·Beğendi·8/10
    Kitabın 4 yıl önce kitaplığıma nasıl girdiğiyle alakalı bir fikrim yok. Özellikle son bir senedir gözüme çarpıp duran ama hacmi ve biyografik romanları her ne kadar sevsem de ressamın pek ilgi alanımda olmayışından erteleyip durduğum bir kitaptı. Ressam Vincent Van Gogh adı bende yalnızca "Yıldızlı Gece" yi anımsatmıştır. Bunun sebebi de resim öğretmenlerimden biri olsa gerek...

    Kitaba başladığım an hacminin de ürkütmesinden dolayı sıkılıp bunalacağımı ve hatta yarım bırakıp okumayacağımı düşünmüştüm. Ancak hiç sandığım gibi olmadı. Oldukça akıcı ve sürükleyici bir kitaptı benim için. Van Gogh'un aslında yalnızca ressam olmadığını bunun yanında filozof, edebiyatçı kişiliklerinin olduğunu da görüyoruz kitapta. Tüm hayatı boyunca elde ettiği bu üne nasıl kavuştuğu hangi yollardan geçtiği neler yaşadığı bir bir anlatılmış ve gayet de güzel bir anlatım ve çok iyi betimlermelerle yapılmış bu. Gerçekten betimlemeler olayın içinde o yaşanan an'daymışsınız gibi hissettiriyor. Öylesine sırf kitaplığımda okunmamış kitap olmasın diye elime alıp başladığım kitabı oldukça iyi bir sürede bitirdim ve hatta bazen neler olacağının merakıyla elimden bırakmak bile istemedim.

    İtiraf etmeliyim ki kitabı yarıladığımda artık üne kavuştuğu, ressam Van Gogh olduğu zamanlarına çok var mı diye düşünüp sıkıldığımı hissettiğim oldu ancak buna rağmen yazarın ustalığından tekrar merakla, hüzünle, buruklukla okumaya kaldığım yerden devam ettim. Ve ressamın yaşadığı veya yaşayamadığı aşklara, aile hayatına, dostluklarına, azmine, umuduna, kararlığına şahit olmaktan gayet memnun oldum. Yazarın betimlemesiyle gözümde canlandırdığım tüm eserlerini, o satırları okudukça internetten tekrar arattım ve baktım. Bende "Yıldızlı Gece" ile yer eden Van Gogh artık tüm yaşadıklarıyla yer etti. Kitabı bitirdiğimde ise hissettiklerim yalnızca hüzün ve kızgınlıktı. Ama bu kızgınlık asla ona değildi ki Van Gogh azmi, kararlılığı ve umudu ile bir şeyler başarmaya, kendi olmaya çalışanlara  örnek olacak biri kesinlikle. Bu belki de  yalnız ona değil birçok sanatçıya ait bir özelliktir ama onların hikayeleri bu kadar buruk ve bu kadar etkileyen hikayeler midir emin değilim. Okuyup bitirdiğinizde buruk ve hüzünlü hissedeceksiniz ve bu yaşam hikayesi sizi etkileyecek. Biyografi okumayı seviyorsanız, ressamla ilgili en ufak bir merakınız ya da ona bir ilginiz varsa ya da belki sanata ilginiz varsa kitabı öneririm. Van Gogh'u tanımak için çok iyi bir kitap.

    Ufak tefek yazım yanlışları vardı ancak bu sıkıntı yaratacak çapta değildi, çevirisi de gayet iyiydi. Kitaba yapacağım tek eleştiri ise okuyucuyu bir noktada sıkılma noktasına getirmesi ve ressamın sanat hayatının nasıl geliştiğinin, kendini nasıl ortaya koyduğunun fazla uzunca yazılması olur. Çünkü genel olarak akıcı giden bir kitap olsa da yer yer sıktı ve bunun neredeyse 700 sayfada değil de daha az bir sayfada da anlatılabileceğini düşündürdü. Bunun dışında anlatımıyla, betimlemeleriyle, kurgusuyla oldukça iyi bir kitaptı.
  • Bulut biçimleri birbirinden farklı ve çok güzel. Van Gogh'un "Yıldızlı Gece" tablosunu andırıyor. Ya da William Blake'in yapıtlarını. Fakat hiçbir sanatçı böylesi bir tablo henüz çizmemiştir, çünkü hiçbiri henüz gezegenimizden dışarı ayağını atmamıştır. Yerküre üzerindeki hiçbir sanatçı böylesine acayip ve güzel bir dünya düşleyememiştir.
  • Yıldızlı Gece

    “Bu beni dehşetli bir ihtiyaçtan alıkoymuyor – hadi söyleyeyim –dinden dinden.
    Sonra gece dışarı çıkıp yıldızları resmediyorum”
    Van Gogh'un kardeşine bir mektubundan

    Şehir yerinde değil,
    sıcak gökyüzünde boğulan bir kadın gibi
    yükselip kayan karaşın bir ağaç dışında
    Şehir sessiz, kaynıyor gece onbir yıldızla
    Ah! yıldızlı yıldızlı gece!
    Ben böyle ölmek istiyorum

    Hareket halinde. Her biri canlı
    Ay bile esniyor turuncu rengiyle
    sürmek için çocukları, bir tanrı gibi, gözünden
    Yaşlı ve esrarlı bir yılan yıldızları yutuyor
    Ah! yıldızlı yıldızlı gece!
    Ben böyle ölmek istiyorum:

    Atılıp kollarına gecenin canavarının
    O büyük ejderha tarafından yutularak
    Hayatımdan kopmak istiyorum, izsiz işaretsiz
    Ne bir dans
    Ne bir ağlama.

    Anne Sexton
  • iki ya da daha çok şey arasında herhangi bir benzerlik, bağlılık, ilişki

    2.RUHBİLİM TERİMİ
    belli bir olay, etkinlik, şey ya da kişiye yakınlık duyumsama, ondan hoşlanma ve ona öncelik tanıma.


    TDK böyle açıklıyor ilgiyi. Benzer olmak, yakınlık..
    Nerden yürüyelim?
    İnsan doğası gereği, bu bir insan yasasıdır da denebilir ki:kendine benzeri, küçük bir ipucuyla sever. Buna itiraz eden de en çok bunu yapıyor olmalı. Fakat şöyle ilerleyelim kimdir özne kimdir nesne?
    iki taraflı işleyen bir süreç varsa kişi hem öznedir ilgi gösteren hemde nesnedir ilgi gösterilen. İnsanın yaşarken bir nesne oluşunu kabul edemesem de gerçek budur. Başkasının nesnesi, Kendinin öznesidir insan. Bu iki taraflı ilgi heralde benzer yaşam tarzlarının veya farklı yaşam tarzları olsa dahi aynı sonuçların insanlarıdır. Bir payda yaratır hayat benzerlerin benzerlerine paydası ve benzersiz olanların benzersiz paydası.

    Peki nasıl olurda bir sanat eseri, resim, heykel, şiir vb insanlarda bir alışveriş gerçekleştirir? Mesela bir resim eseri, mesela Van gogh'un yıldızlı gece tablosu bizde nasıl bir ilgi yaratır? Diyelim ki biz özneyiz o nesne. Ama bu kabul edilebilir mi?

    Ressam bize bu yolla bir payda yaratırken. Acaba ressam bunu gören ilgili kişilerin birbirlerine ilgi duyan kişiler olabileceğini düşündü mü? Bu her durumda geçerli olmasa da o ilgili kişilerin yine bir ortak paydası olduğu kanaatindeyim. Neden olmasın?..