Iyi geceler
Geceye en sevdiğim şiiri bırakıp kaçıyorum. :) Keyifli dinlemeler, seveceginize eminim. :)
https://youtu.be/iiY93h_UJeU

Rabia, Leyla ile Mecnun'u inceledi.
18 Nis 23:41 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Benim için şimdiye kadar yaptığım en özel inceleme olacak bu, umarım yazmak istediklerimin çeyreğini olsun ifade edebilirim.

Leyla ile Mecnun hayatımda en önemsediğim şeylerden biri. Bir diziye bu kadar anlam yüklemek ne kadar mantıklı tartışılabilir. Ama sitede son zamanlarda denk geliyorum benden yaşça büyük kişilerin yorumlarına; gençliğindeki detayları birbirleri ile paylaşmalarını gülümseyerek okuyorum. Çünkü biliyorum ki yıllar sonra ben de Leyla ile Mecnun dolu anılarımı düşünüp hüzünleneceğim. --> Hocanın ısrarla telefonları bırakın uyarısını takmadan sıranın altında tek kulaklıkla birlikte LM izlediğimizi, "Seni tanıdığımdan beri ne fark ettim biliyor musun, aynı Mecnun gibi konuşuyorsun sen!" şeklinde ilerleyen sohbetleri, hatta o konuşmanın bize iyice sinmesi ve günlük hayatta bilinçsizce ağızdan çıkması ile akabinde gelen kahkahalar, dizide geçen o çok özel şiirleri gönlündeki kişiyle paylaşmak ve üstüne bin kat daha anlam yüklemek, hediye almayı isteyip cesaret edemezken LM temalı bir şeyler almanın arkasına sığınmak, "Aaa zil sesini sen de mi o sahnedeki şarkı yaptın" diye ortak nokta bulmanın sevincini yaşamak... Daha niceleri işte. Kitabı okurken içinde küfür de görünce şaşırdım, arkadaşıma "Küfür de geçiyor biliyor musun" dedim, "Poşet gibi mi :D" dedi. Her şeyin özeti gibi bir olay aslında, Leyla ile Mecnun evreninde poşet küfürdür, kulpu kırık çaydanlık küfürdür, ıslak terlik küfürdür. Sakız sigaradır, erik içkidir. Bu dünyadan değildir Leyla ile Mecnun. Orada her şey mümkündür, uzaya da çıkılır, yerin dibine de batılır, mecaz değil cidden batılır! Hatta Mecnun "yeraltına" batmışken kenarda Dostoyevski göze çarpar bir şeyler yazarken :)) Yakalamasını bilene en ince absürd espriler oradadır. Bi de bunları anlayınca sevinir insan, "Yavvv adamlar ne ince düşünmüş yav helal olsun Burak Aksak!!" denilir. Bunu yapmak da farzdır.

Şimdi kitap incelemesinde diziyi anlatmak da eleştirilme sebebim olur belki ama buna da bir savunmam var. Ben diziyi azcık da olsa izlememiş birinin bu kitabı okuyup beğeneceğini kesinlikle düşünmüyorum. Cidden dürüst olalım, güzel bi kitap mıydı o kadar? Yooo. Leyla ile Mecnun evrenine yabancı biri olarak okusam "Ne yaşıyo ya bunlar" diye sorgulardım. Nitekim diziye ilk başladığım zaman da hiç anlam verememiştim inanın ki, bu kadar insan neyini seviyor bu dizinin demiştim. Ama sonra 104 bölümü de sıra ile izledim. Hayatımda bu kadar zamanımı aldığı halde zerre pişmanlık hissetmediğim tek konu da budur belki de. Bir sürü yapım harikası diziyi de bitirdim ama hiçbirini şu saçma sapan LM'ye değişmem. O küçük, bencil, gösteriş dolu dünyamızda gerçek samimiyeti bize hiçbir şey bu dizi kadar gösteremezdi.

Neyse işte ne diyordum, bu kitap da bir edebiyat harikası değil elbette. Bir sürü kusur var. Hatta çok komik giderken bi anda öyle bi son yazmış ki "Pardon noluyoruz???!!!" oldum. "Haa, o niye öyle oldu ki şimdi?" diye isyan ettim İsmail Abi sesiyle, "Nidennn?" diye sordum. Ama yine de eleştiremem ya. Gönlümde hanları sarayları var şu an bu kitabın. Vallahi uydurmuyorum, okurken her şeyi duydum ben kulağımda. Bütün o meşhur replikleri karakterlerin sesi ile okudum, belki de bu yüzden hayatımın en keyifli okumalarından biri oldu.

Yalnız bu kitap bana hiç yetmedi. Cidden her karakterden küçük bi tadımlık bırakmış önümüze. 104 bölüme gelen 105. bölüm gibi oldu biraz yani. Burak Aksak çok önceden Twitter'dan söz vermişti kitapla ilgili. "Bir gün mutlaka" demişti. Valla kralsın Burak reyiz, inan ki bu kadar çabuk beklemiyordum ben, nasıl mutlu ettin bi bilsen. Ama inşallah daha da çoook edersin, inan ki buna ihtiyacımız var.

Leyla ile Mecnun edebiyatının baydığını söyleyenleri görüyorum her geçen gün. Kimseyi de eleştirmeyeyim en iyisi. Üzerinden yıllar geçtiği halde hala sevenleri arasındaki dayanışmaya hayran kalmak çok daha keyifli. Eleştirenlere sormak istediğim tek şey var: "Senin ağzından çıkanla kulağının duyduğunun tuttuğu bir mi? Algıda mı seçicisin sen?" :)

Gerçekten canım hala yazmak istiyor ama buraya kadar bile okuyan çok az olacaktır diye düşünüyorum. Sonuna kadar dayananlar için klişelerin en güzelini, en umut dolusunu, en samimisini bırakıp kaçıyorum: O GEMİ BİR GÜN GELECEK.

---
Hee bi de unutmadan:
ÇAY ERDAL BAKKAL'DA İÇİLİR.

Zehra, Kehf'i inceledi.
01 Oca 13:37 · Kitabı okudu · 13 günde · Beğendi · 8/10 puan

İnsanlarda ki ‘ama o Wattpad kitabı’ algısını yıkıp bu kitabı incelemenizi istiyorum. Tamam, artık bütün yayınevleri önüne gelen ne varsa kitap olarak basıyor ama onlara yine de şans tanıyabilirsiniz. Yazarı başka bir kitabından takip ediyordum zaten ve çok beğenerek okuyordum sadece basılı eseri olan ilk serisini okuyamadım ama hedefimde onu da okumak var. Kendisi çok başarılı bulduğum Türk yazarlardan. Kitap ile ilgili görüşlerime gelecek olursak, başroldeki iki karakterimiz de zor şeyler yaşamış ve bunlarla baş etme çabası içinde hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. İlk başlarda aslında kötü ya da karanlık diye tabir edilecek sebepleri yok gibi gelmişti. Sadece öyle olmaları gerekiyormuş gibiydiler daha sonradan karakterleri tanımaya başladıkça yaşadıkları şeyleri okuyunca hak vermeye başladım. Özellikle Karan benim için can alıcı şeyler yaşamıştı. Kitap oldukça kalındı ama çok fazla gelişen yani en azından size aktarabileceğim olaylar olmadı. İlk kitap olması nedeniyle daha çok karakterlere yönelik ve onların ruh hallerini anlayabilmek için gibiydi sanki. Buna rağmen ben okurken sıkılmadım hatta daha fazlası olsa okumaya devam ederdim ama ikinci kitaba artık. Betimlemeler ve anlatımını zaten bildiğim için ve beğendiğim için bu kitabı da beğendim. Gerçekten insana kitaptaki karakterlerin duygularını okuyucuya yaşatabildiğini düşünüyorum. O yüzden bence sizde almalısınız. Şimdi sizin için kitapla uyumlu olduğunu düşündüğüm ve dinlediğimde aklıma onların gelmesine sebep olan şarkılardan bırakıp kaçıyorum. Başka kitaplar ile görüşmek üzere.
Eurielle - City of The Dead
Boy Epic – Wicked

Avuçlarıma alıyorum çektiğin acıları/ Ellerim terliyor
Cinnet geçiriyor zihnimin milyon hücreleri ..
Asıyorum aykırıdır düşüncelerim/
Koca kalabalığınla mücadelemi kenara koyup can çekişmelerini izliyorum...***
Büyüdüm/
Ben büyüdükçe düşlerim küçüldü.
Kolay ağlamıyorum
Acını iliklerime kadar hissedip ağlıyorum sana.
Penceremin buğulu kısmından bir el kadar silip sokak lambalarını izliyorum..
Birilerinin infazını veriyorum çoğu kişi ölüyoro sıraa
ama yüzlerini bilmiyorum.
Dizgin tutmuyor öfkem/
Göğüs kafesimde sakladıklarım
Sağ çıkmıyor.
Kısa bir ölümün uzun izini taşıyor bedenim
Düşlerim yarğıç
Ellerim katil
Zihnim mezar
Bu aralar uzun bir yolculuk düşlüyorum...
Beynimdeki mezarlığı buğulu odama bırakıp kaçıyorum

düşmez (masa dergi)
Biz hiç duramayalım diye yazılmıştı tüm mutlu sonlar, bütün o filmler, kitaplar, masallar. Bu hayatın, eninde sonunda bize bir mutlu son vereceğine inanmamız için kurgulanmıştı her şey. Çok çalış, çok koş, çok iste, çok, çok, daha çok... Ki varabilesin hayatın o harika, pembe panjurlu mutlu sonuna. En harika senaryo seninki olsa bile, bir emekli maaşı ve işe yaramazlık hissiyle bitireceksin ömrünü.
Yürüyüp giderken korktum, bugünkü korkularımı bir gün kaybedeceğim diye. Bir yerde sabitlenip kalmaktan korktum. Bir adama, bir çocuğa, bir işe sabitlenip kalmaktan korktum.
Yürüyüşümü yavaşlatacak hiçbir şeyi istemedim. Bir adam çok âşık olmasın bana mesela, bana çok âşık bir adamı bırakıp da yürüyüp gidemem ben. Bir gün gözümde "Senin yüzünden gidemedim ben" bakışını görecekse eğer, olmasın bir çocuğum. Çok param olmasın, o çok parayı kazanmak için bir yerlerde sıkışıp kalmasın hayatım. Sorumluluktan kaçmak mı diyeceksiniz buna? Kaçıyorum, evet. İzninizle sizin çizdiğiniz o çok sorumluluklu hayatı yaşamak istemiyorum. Ben yürüyüp de sizin mutlu sonlarınıza varamıyorum. Bırakın, şu köşede durup çiçekleri seveyim. (canan saka)

Ümit güder, Şans Müziği'yi inceledi.
25 Eyl 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 6/10 puan

#kitap yorum ; evet Kahramanımız biraz sorumsuz bir babadır eşi terk edip gidince sap gibi ortada kalır babası hakkın rahmetine kavuşunca eline bir hayli miras parası geçer kızını ablasına bırakıp bir araba alır ve deli Mehmet gibi ABD yi bir uçtan öbür uca gezmeye başlar ( ki bu bende dahil çok kişinin istediği şeydir ,nereye gittiğini düşünmeden sadece gitmek ,gitmek ) bu arada içsel düşüncelere dalar kimim ,niye sürekli gitme istegi var içim de neyden kaçıyorum vs eh Meksika atasözünde ki gibi hazıra dağ dayanmaz olayı para bitmeye başlayınca seve seve Sıla'ya döneyim bir baltaya sap olayım olayı içine düşer tam dönüş yolunda genç bir poker oyuncusu ile karşılaşır ve kendini kurtarmak için son parsı ile birlikte bir oyun oynamaya karar verir , rulette siyah 13 e oynar parayı kaldırırlar keyfe bakarlar ( değil tabi ) zaten bu kitaplarda olur ( zaten bu da kitap demediniz içinizden umarım ) eh olayda esas bundan sonra başlar çok enteresan bir hale dönüyor kitap biraz alacakaranlık kuşağı biraz sinir bozucu psikolojik hafif gerilim ,güzel mi evet ama hala " görünmeyen " çok çok daha iyi

sümeyye kip, Locke Lamora'nın Yalanları'ı inceledi.
19 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 10 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bir silahı olmadığında her şeyin bir silaha dönüşebileceği öğretilmişti Locke Lamora’ya. Bir tokanın, bir çatalın ve hatta bir bozuk paranın bile. BİR BOZUK PARANIN BİLE…
Evet sevgili okurlar! Yine mükemmel bir kitabın daha sonuna geldim. İnanır mısınız seri bitmesin diye kitabı okumaktan kaçındığım anlar bile oldu. O kadar sevdim ki, karakterlere öylesine bağlandım ki seri bitince düşeceğim boşluktan öyle kaçıyorum ki, içimdeki sesler koşup kitabı yutmamı söylese bilemümkün olduğunca yayarak ve yavaş okumak için elimden geleni yaptım.
Eser mükemmel bir yazar tarafından mükemmel bir dilde yazılmış. Öyle bir ilerleyişi var ki sanki bir lunapark treninin sizi en en yukarılara çıkarıp oradan aşağı bırakışları gibi sürekli iniş çıkışlarla doluydu. Kitabı tersten okuyormuş gibi hissettiğiniz olaylar da oluyor. Yani öncelikle olay anlatılıp ardından o olaydan önceki adımlar daha sonraki bölümde anlatılıyor ve bu özgün, çarpıcı anlatım tarzı eseri çok farklı noktalara taşıyor. Kitap hem kararkterlerin geçmişinden dem vuruyor hem şimdiki zamana tanık olmamızı sağlıyor. Aralara serpiştirilmiş yabancıların deyimiyle “flashback”ler hem aydınlatıcı hemde karakterler günümüze kadar nasıl geldiler neler yaşadılar sürecine ışık tutuyor. Tabi daha ilk kitaptan tüm süreç gözler önüne de serilmiyor. Arada gizemli kalmış yıllar hala var ve yazar süreci anlatırken bazı noktaları gizemli tutmayı ve okuyucuyu meraklandırmayı başarıyor. Bu da diğer kitaplara koşmamız için gayet elverişli bir neden. Bir an önce hem yeni olayları okumak hem de geçmişte olanları öğrenmek için çırpınırken buluyorsunuz kendinizi.
Eserde bir okurun arayabileceği birçok duygu hali mevcut. Macera sürekli olarak kitaba hakimken bunun yanısıra hafif dozda aşk, gizem, merak ve dramatik ögelerde kitapta görebileceğiniz detaylar. Bu çok işlevliliği içinde birçok okura hitap ediyor. Son sayfalara doğru macera o kadar yükseldi ki yemek yemek, gözünü dinlendirmek gibi ihtiyaçları bile bir kenara bırakıp tamamen kitaba ve onun büyülü dünyasına bırakıveriyorsunuz kendinizi. Arkadaşlığın değerini de çok güzel vurguluyor eser. En son sayfalarda Locke’un yaşadığı bir olayı yazarın önceki benzer olaya bağlaması ise beni derinden etkiledi. Ne olduğunu spoiler olmaması adına söylemeyeceğim okuduğunuzda sizin de mest olacağınızdan eminim. Kitaptaki Locke Lamora karakteri yaptıklarıyla, düşünce tarzıyla ve başka birtakım özellikleriyle bana nedense Buz Ve Ateşin Şarkısı’ndaki Arya Stark’ı andırdı. Okurken onu okuyor gibi hissettim bazen. Sonuda gizemli ve diğer kitaba ağız sulandıracak şekilde bitti. Övüldüğü ve popüler olduğu kadar da varmış dediğim bir kitaptı. Herkesin okumasını gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum. Çoğu kişi yorumlarında ikinci kitabın birincisine göre geride kaldığını söylüyor ama yine de okunmaya değer muhteşem bir ikinci kitabın beni beklediğinden eminim. İkinci kitapta görüşmek üzere. Keyifli okumalar :) Detaylı yorumlar için:
http://yorumatolyesi.blogspot.com.tr/...centilmen-pic-1.html