Sandığını açıp bütün yıldızlarını dökmüştü gece. Kar taneleri gibi ağır ağır yere doğru süzüldüklerine bakılırsa birazdan dağları, ovaları ve çölleri kaplayacaklar, nehirlerle denizlere akarken denizlerle sahillere vuracaklardı.
Bir kez hayaller tutuşmayagörsün, olmayacak olanı ister. Bir Arap atasözüyle söylenecek olursa "Bir şeyin tamamı elde edilemezse bile bir kısmından vazgeçilmez."
Gideceği yolları seçebilen insanın elinden bir gün bu hakkı alınır ve üzerinde "Tercihli Yol" yazan tabela yerini bir başka tabelaya bırakır: "Mecburi İstikamet." Altından külçelerin mum gibi eriyip aktığı o an, bütün yoksulluğuyla sarsılır yolcu.
Şairin, "Yol ikiye ayrılmıştı ormanda ve ben / Daha az katedilmiş olanı seçtim" mısraları har vurup harman savrulan bir mirasın külleri gibi havaya saçılır. Ayakları olduğu halde durmanın, dudakları olduğu halde susmanın basıncıyla kaskatı kesilir insan ve kıpırdayabilmek için mecburi istikameti bildirecek sesi bekler. Binlerce yolun elenip iki yolun kaldığı bu finalden kaçabilmek için bir taş ya da bir bitki olmaya razı olur, yeter ki bu ânı yaşamasın.