• Bu sırada tevkifhaneye gelmiş bulunuyorlardı.Macide birdenbire cebindeki mektubu hatırladı.Nefesi tıkanır gibi oldu ve tekrar Bedri'nin koluna sarıldı.İçeri girince hiç beklemedikleri bir haberle karşılaştılar.Kendilerini tanıyan bir gardiyan Bedri'nin yanına sokuldu:
    ''Ömer beyi göreceksiniz değil mi ? '' dedi.''Kendisi rica etti.Siz kalacakmışsınız, hanımefendi gidecekmiş.Yalnız sizinle görüşmek istiyor...Hanım gitmezse çıkmam diyor!''
    İkisi de şaşırdılar.Macide kendini daha çabuk toparladı:
    ''Peki...Siz kalın...Ben sizi beklerim!...Nerede isterseniz...
    Bana anlatırsınız... bütün bunlara sebep neymiş?'' dedi. Sultanahmet meydanının karşısındaki kahvelerden birinde Bedri'nin kendisini bulmasını kararlaştırdıktan sonra çabuk adımlarla ve başını lüzumundan biraz daha fazla dik tutarak odadan çıktı.
    Gardiyan Ömer'i getirdi.Gene tıraşı uzamıştı.Hastaymış da sesi çıkmıyormuş gibi eliyle işaret ederek Bedri'yi çağırdı. Karşılıklı iki iskemleye oturdular.Ömer hemen söze başladı:
    ''Bedri...Kısa kesmek lazım Vaktim yok.Benii hiç itiraz etmeden dinle.Beni seviyorsan-ki bunu bilmem- ve Macide'yi seviyorsan -ki bunu tahmin ederim-dediklerimi yaparsın.Her zamanki gibi,bir anda düşünülüp verilmiş kararlardan bahsetmeyeceğim .On günden beri bu mesele üzerindeyim.On günden beri kendi kendimle hesap görüyorum.Müthiş açığım çıktı...Alay etme...Gayet ciddi ve doğru söylüyorum.Otuza
    yaklaşmaktayım...Bugüne kadar ne yaptığımı düşündüm.Bir sıfırdan başka netice alamadım.Hayatta hiçbir şey yapmış olmamak gibi korkunç ve utandırıcı bir şey var mı?Son zamanlara kadar'Fena bir şey yapmıyorum ya!' der ve kendimi temize çıkarmaya çalışırdım.Fakat hadiseler gösterdi ki,fena olmayışım tesadüf eseriymiş,fırsat düşmemiş zaruret olmamış.Nitekim hayatın ilk çelmesinde yuvarlanı verdim.İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir.Bende bu fena cevher fazla miktarda mevcutmuş.Belki herkeste var...Fakat insan olan onu söküp atmasını,yahut boğmasını biliyor... Dokunmadan bırakmak,bir gün başını kaldırmasına meydan vermek olur...Sana ahlak vaaz edecek değilim.Yanlız,benim gibi eş dost arasında akıllı geçinen bir insanın nasıl olup da bu kadar manasız ve bomboş bir gençlik geçirdiğine herkesten evvel kendimin hayret ettiğimi söyleyeceğim...evvela bunun farkında değildim.Kendilerini derecesiz bir zeka ve kabiliyette sanan arkadaşların arasında, mukaddes ve mağrur bir aptallığa sırtımı vererek yaşıyor ve sırf bununla mühim bir şey yaptığımı sanıyordum. Ne gayem, ne düşüncem vardı.Zekam bütün kuvvetini,içinde bulunduğu ana sarf ediyordu.Yerinde bir cevap,keskin bir nükte bütün hakikatlere bedeldi.Böyle günü birlik bir fikir hayatının tabii bir neticesi olarak tezatlara,manasızlıklara,hatta edepsizliklere düşüyordum.İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim,fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum; müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa,tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum.Halbuki ne şeytanı azizim,ne şeytanı?Bu bizim gururumuzun ,salaklığığımızın uydurması...İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu...İçimizde şeytan yok...İçimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik,bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey:hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var...Hiçbir şey üzerinde düşünmeye,hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğmiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde,insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz.
    Sabahattin Ali
    Sayfa 161 - YAPI KREDİ YAYINLARI
  • ANA SAYFA
    EVRAD-I ŞERİF
    ANAHTAR KAVRAMLAR
    TEDBİRÂT-I İLÂHİYYE
    FUSÛSU’L-HİKEM
    Muhyiddin ibnül Arabi Hayatı, Eserleri, Kavramları, Kaynak Bilgiler

    Anasayfa Anahtar Kavramlar Rüya ve Gerçek
    Anahtar Kavramlar
    Rüya ve Gerçek
    Tarafından Erhan KILIÇ - 30 Ağustos 2015 1493 0


    Bizi çevreleyen ve bizim de kendisine gerçek gözüyle bakmağa alışkın olduğumuz hissî âlemden ibâret bu: “gerçek” denen nesne İbn Arabî için, aslında, hayâlden başka bir şey değildir. Bizler hislerimizin aracılığıyla çok sayıda eşyâyı idrâk etmekte, bunları biribirlerinden tefrik etmekte, aklımızla bunlara bir çekidüzen vermekte ve böylece sonuçta, etrafımızda muhkem bir şey te’sîs etmiş olmaktayız. Bu kurduğumuz nesneye de “gerçek” demekte ve bunun da gerçek ve doğru olduğundan kuşku duymamaktayız.

    Hâlbuki İbn Arabî’ye göre bu kabil “gerçek”, kelimenin tam anlamıyla gerçek değildir. Başka bir deyimle böyle bir şey, gerçeği itibâriyle Varlık (Vücûd) değildir. Uyumakta olup da eşyâyı rüyâsında gören bir kimse için gördüğü eşyâ nasılsa bu hissî âlemde, gerçekliği açısından, Varlık da bize o nisbettedir.

    “Bütün insânlar (bu âlemde) uykudadırlar; ancak öldüklerinde bu uykudan uyanırlar” meâlindeki meşhûr bir hadîsden yararlanan İbn Arabî şu mütâlâada bulunmaktadır:

    Âlem bir vehim’den ibârettir; onun gerçek bir varlığı yoktur. Bu ise “hayâl” ile kastedilen şeydir. Yâni sen hayâlinde zannetin ki bu âlem kendi başına buyruk, kendi kendine oluşmuş bir gerçektir; mutlak Gerçek’den (Hakk’dan) hâriç bir varlıktır. Hâlbuki hiç de böyle değildir13… Bil ki senin kendin de bir hayâlsin; idrâk ettiğin her bir şey ve “bu ben değilim” dediğin her bir nesne de bir hayâldir. Şu hâlde bütün varlık âlemi de hayâl içinde hayâldir14.

    Şu hâlde eğer bizim “gerçek” diye kabûl ettiğimiz, bir rüyâdan başka bir şey değilse yâni Varlık’ın gerçek şekli değil de vehm ettiğimiz bir şey ise, bu takdirde ne yapmamız gerekir?

    Vehmimizde yaşattığımız bu (mevhum) âlemi kesinlikle terk edip bunun dışında tümüyle farklı bir âlemi mi, yâni gerçekten de gerçek olan bir âlemi mi aramamız gerekir? İbn Arabî böyle bir tavır takınmamaktadır; çünkü onun görüşüne göre rüyâ, vehim ve hayâl değersiz ya da yanlış şeylere değil fakat birer “remiz (sembol) oluş”a delâlet etmektedirler. “Gerçek” denilen şey hiç kuşkusuz hakikî Gerçek değildir; fakat bunun boş ve dayanıksız bir şey olduğu kanısına da kapılmamalıdır. “Gerçek” denilen şey, hakikî Gerçek’in bizzat kendisi olmamakla birlikte onun, hayâl düzeyinde, müphem ve belirsiz bir yansıması yâni başka bir deyimle Gerçek’in bir remiz, bir sembol aracılığıyla sembolik bir temsilidir. Rüyâlardaki sembollerin ardındaki gerçek durumu ö renebilmek için nasıl bu sembolleri yorumluyorsak, gerekli olan da: Gerçek’in hayâl düzeyindeki bir yansıması olan “gerçek” dediğimiz nesneyi de benzer şekilde yorumlamamız, daha doğrusu te’vil ederek aslına rücû’ ettirmemizdir. Yukarıda geçen: “Bütün insânlar (bu âlemde) uykudadırlar; ancak öldüklerinde bu uykudan uyanırlar” meâlindeki hadîse dayanarak İbn Arabî: “Peygamber bu sözlerle bir kimsenin bu âlemdeki bütün gördüklerinin rüyâ gören bir kimsenin rüyâsı mesâbesinde olduğuna ve te’vîl edilmeleri lâzım geldiğine işâret etmiştir”15 demektedir.

    Rüyâda görülen bizzat Gerçek değil fakat onun var olduğu sanılan bir şeklidir. Bütün yapacağımız iş de bunu, orijinal ve hakikî durumuna rücû’ ettirmektir. Ve te’vîl de işte budur.

    Hadîsdeki “ölmek ve uyanmak” ibâreleri de, İbn Arabî’nin anlayışına göre, böyle bir te’vîl icrâ etmekten başka bir şey değildir. Bu hâlde buradaki “ölüm” biyolojik bir ölüm anlamında değildir. Bu, bir insânın hislerin ve aklın kösteklerini fırlatıp atması, doğal olayların ördükleri ince remizler perdesinin ardını görmesi gibi mânevî bir olaya; yâni, kısacası, fenâ denilen mistik deneyime delâlet etmektedir. Bir insân uykusundan uyanıp da gerçek gözlerini açarak etrâfına baktığında ne görür?

    Bu takdirde ne gibi bir senaryo seyreder? İşte bu hârikulâde sahneyi tasvir etmek ve bunun mâhiyetini açıklamak İbn Arabî’nin başlıca çabasıdır. Uyanık iken gördüğü âlemin tasviri onun dünyâ görüşünü oluşturmakta, bu âlemin yapısının ve tabîatının teorik açıklaması da onun felsefesini meydana getirmektedir.

    Şu hâlde, olayların oluşturdukları perdenin ardında kendini gizleyen ve “Gerçek” denilen şeyi kendine büyük ölçekli bir sembol kılarak var olduğunu îmâ ettiren Nesne nedir?

    Üstâd buna derhâl cevap vermektedir. Bu Mutlak’dır, gerçek olan Gerçek ya da Mutlak Gerçek’dir ki İbn Arabî buna Hakk demektedir. Buna göre “gerçek” denilen şey yalnızca bir rüyâdan ibâret olmakla birlikte büsbütün de vehim değildir. Bu ise, Mutlak Gerçek’in yâni Hakk’ın özel bir görünüşü, kendi zuhûrunun özel bir biçimi: bir tecellî’sidir. Bu, “fizik ötesi (metafizik) bir temele dayanan bir rüyâ’dır. İbn Arabî: “Varlık ve Oluş (Vücûd ve Kevn) âlemi bir hayâl olup gerçekte bu, Hakk’ın bizzat kendisi’dir”16 demektedir.

    Böylelikle, kendisine “gerçeklik” yakıştırılan ve çeşitli biçim, özellik ve hâllerden ibâret olan varlık ve oluş âlemi bizâtihi çok renkli bir kuruntu ve hayâl imâlâthânesidir; fakat aynı zamanda da, eğer bu farklı biçimler ve özellikler ayrı ayrı bağımsız birer varlık olarak değil de ancak Hakk’ın çeşitli tecellîleri olarak göz önüne alınırlarsa, bu, gene de Gerçek’den başka bir şey değildir. Bunu böyle idrâk eden ise, aslında, Tarîkat’ın (Allah Teâlâ’ya giden yolların) en derin sırlarına erişmiş bir kimse olur. Peygamberler keşif ehli kimselerdir. Tabîatlarının gereği olarak, alelâde bir beşerin yeteneği dışında kalan acâyip keşif ve ilhâmlara mazhar olurlar. Bu olağandışı keşifler sâdık rüyâ diye bilinmekte olup bunların sembolik bir mâhiyeti vardır. Genellikle bir peygamber kendi keşiflerinin aracılığıyla ve bunların ardında lâfla ifâdesi mümkün olmayan bir şeyi, Hakk’ın gerçek vechinden (neşet eden) bir şeyi idrâk eder. Bununla birlikte, gerçekten de, bir peygamber için sembollerle (rümûz’la) dolu “rüyâlar” yalnızca bu olağandışı keşiflerden ibâret değildir. Peygambere göre, gördüğü her şey ve hattâ günlük hayatta dahî temasta bulunduğu her şey bir remze delâlet etmeğe yâni sembolik bir mâhiyeti haiz olmağa müsaittir.

    “Her ne kadar (uyku ile uyanıklık) hâller(i) biribirlerinden hiç kuşkusuz farklı iseler de, Peygamberin uyanık iken idrâk ettiği her şeyin böyle bir mâhiyeti vardır”17. Peygamberin (eşyâyı hayâl kudreti ile gördüğü) uyku hâli ile (eşyâyı hisleriyle idrâk ettiği) uyanıklık hâli arasındaki biçimsel fark korunmakla birlikte her iki hâlde de idrâk olunan eşyâ gene de (O’nun indinde) yalnızca sembollerden ibârettir18.

    Şu hâlde hayatını böylesine olağandışı mânevî bir hâl içinde yaşamakta olan bir peygamberin, aslında bütün ömrü boyunca, bir rüyâ içinde rüyâda olduğu söylenebilir: “Bütün hayatı bir rüyâ içinde rüyâdan başka bir şey değildir”19. İbn Arabî’nin bununla kastettiği şudur:

    (her ne kadar avâm bu kevnî âlemin bir rüyâ olduğunun bilincine sâhip değilse de) mâdem ki bu kevnî âlemin kendisi gerçekte bir rüyâdır20, bu genel rüyâ ortamı içinde olağandışı sembolleri idrâk eden peygamber de bir rüyâ içinde rüyâ görmekte olan bir kimseye benzetilebilir.

    Fakat aslında bu, durumun en derin anlamda kavranması demektir. Ve yazıktır ki pekçok kimse bu idrâke erişemez; zîrâ onlar bu olaylar âlemini genellikle maddî olarak gerçek sanmakta ve bunun sembolik mâhiyetinin farkına da varamamaktadırlar. Hattâ peygamberlerin bir bölümü dahî bu konuda berrâk bir fehâmet sâhibi değildirler. Bu ancak Hazret-i Muhammed gibi kâmil bir peygambere âşikâr kılınmış olan derin bir Varlık sırrıdır. İbn Arabî bu noktayı, her birine mahsus fehâmet farkı açısından, Hazret-i Yûsuf ile Hazret-i Muhammed arasındaki tezâdı örnek alarak açıklamaktadır. Kur’ân’da Hazret-i Yûsuf’un, küçük bir çocuk iken, rüyâsında onbir yıldız ile Güneş ve Ay’ın kendisine secde ettiklerini gördüğü anlatılmaktadır (XII/4). İbn Arabî’nin düşüncesine göre bu olay yalnızca Hazret-i Yûsuf’un hayâlinde vuku bulmuştur. Hazret-i Yûsuf birâderlerini yıldızlar, babasını Güneş ve annesini de Ay şeklinde görmüştür. Bundan çok sene sonra Hazret-i Yûsuf Mısır’da artık kudretli bir vezir iken birâderleri önünde secde ettikleri anda kendi kendine: “Bu benim çok önceden görmüş olduğum rüyânın te’vîlidir. Onu Rab’bim gerçek kıldı” (XII/100) demiştir.

    İbn Arabî’ye göre işin buradaki can alacak noktası son cümlede bulunmaktadır:

    “Rab’bim onu gerçek kıldı”21, yâni “hayâl sûretinde gösterdikten sonra onu his âleminde de açıkladı”22. Hazret-i Yûsuf’un anlayışına göre bu, rüyâsında görmüş olduğu şeyin hislere hitâb eden bir sûrette tecessüm etmesi veyâ gerçekleşmesinin en son gerçekleşme olmasını gerektirmektedir. Hazret-i Yûsuf böylece eşyânın “rüyâ” bölgesini terk ederek “gerçeklik” düzeyine çıktığını düşünmektedir.

    Buna karşı İbn Arabî hissî varlıklar bakımından “rüyâ” ile “gerçek” arasında esaslı bir fark bulunmadığı düşüncesini ileri sürmektedir; Hazret-i Yûsuf’un rüyâsında görmüş olduğu daha başından itibâren hislere hitâb eden bir şeydi, zîra “hayâlin vazifesi hissedilen şeylerden (mahsûsat’dan) başka hiç bir şey üretmemekdir”23. Hazret-i Muhammed’in tutumu ise bundan çok daha derindir. Hazret-i Muhammed’in görüş açısından bakıldığında, rüyâsıyla ilgili olarak, Hazret-i Yûsuf’un başına gelmiş olanların doğru te’vîli şöyledir. Bir kere işe hayatın kendisinin dahî bir rüyâ olduğunu bilmekle başlamak gerekir. Kendisinin bile aslında büyük bir rüyâdan ibâret olduğunu bilmediği hayatında, Hazret-i Yûsuf özel bir rüyâ görmektedir (onbir yıldız, v.s..). Ve sonra bu özel rüyâdan uyanmaktadır.

    Yâni o büyük rüyâsında bu özel rüyâsından uyandığını görmektedir. Sonra da kendi kendine bu özel rüyâsını te’vîl etmektedir (yıldızlar = birâderleri, v.s…). Aslında bu (te’vîli dahî) o büyük rüyâsının devâmından başka bir şey değildir! O yalnızca büyük rüyâsında kendi özel rüyâsını te’vîl ettiğini görmektedir. Dolayısıyla böylece te’vîl ettiği olay da hisse hitâb eden bir keyfiyet olarak gerçekleşmektedir. Buna binâen Hazret-i Yûsuf da te’vîlinin doğru çıktığını ve rüyâsının da kesin bir sonuca erişmiş olduğunun zehâbına varmaktadır. Böylece artık kendisinin de rüyâsının tümüyle dışında bulunduğunu zannetmektedir.

    Oysa ki gerçekte hâlâ rüyâsı devâm etmekte ve kendisi de hâlâ rüyâ görmeğe devâm ettiğinin bilincine mâlik bulunmamaktadır24.

    Hazret-i Muhammed ile Hazret-i Yûsuf arasındaki tezâd Kaşânî tarafından, iknâ edici bir şekilde, şöylece özetlenmektedir:

    Anlayış derinliği bakımından Muhammed ile Yûsuf arasındaki fark şundan ibârettir.

    Yûsuf dış âlemdeki hislere hitâb eden sûretlere “gerçek” gözüyle bakmıştır. Oysa ki, gerçekte, hayâlen mevcûd olan bütün sûretler de istisnâsız hisler aracılığıyla kavranırlar; zîrâ hayâl zâten bir mahsûsat (hislere hitâb eden şeyler) hazinesidir. Hayâlen mevcûd olan her şey, her ne kadar bilfiil hislerle idrâk edilmese bile, gene de, hisse hitâb eden bir sûrettir. Muhammed’e gelince O, dış âlemdeki mevcûd hissî sûretlere de hayâl ürünleri ve bundan başka hayâl içinde hayâl gözüyle bakmaktadır. Zîrâ ona göre, kelimenin tam anlamıyla, yegâne “Gerçek”, tecellîlerin mihrak noktalarından başka bir şey olmayan hissî sûretlerde kendini zâhir kılan Hakk’dır. Bu nükte de ancak Allah’ta fânî olmak sûretiyle bu âleme ölündükten sonra (aslında unutkanlık uykusundan başka bir şey olmayan) bu hayattan uyanıldığında anlaşılır.

    Şu hâlde, İbn Arabî’nin felsefesinin hareket noktasını oluşturan ve “gerçek” denen şeyin yalnızca bir rüyâ olduğunu ifâde eden hükmü bir yandan normal şartlar altında tâbî olduğumuz bu âlemin bizâtihî Gerçek değil de bir vehim, bir hayâl, bir “adem-i hakîkat” olduğunu telkin etmektedir. Fakat diğer yandan bu, aslı, hislerimiz aracılığıyla idrâk ettiğimiz âlemin büsbütün de kuruntudan, tümüyle sübjektif (enfüsî) bir yapıdan, insân zihninin dışa doğru projeksiyonundan başka bir şey olmadığı anlamına da gelmemektedir. İbn Arabî’nin görüşüne göre, eğer, “gerçek” bir vehim ise bu sübjektif bir vehim değil, fakat objektif bir vehim yâni sağlam bir ontolojik temele dayanan bir ademi hakîkattır. Bu da bunun, kelimenin hiç değilse olağan anlamıyla, tümüyle bir vehimden ibâret olmadığını ifâde etmeğe denktir.

    Bu noktanın açıklığa kavuşması için İbn Arabî ile onu izleyenlere özgü temel bir kavram olan “Varlığın beş mertebesi” (Hazerât-ı Hamse)25 kavramına müracaat etmek gerekir. Bu mertebelerin yapısını Kaşânî kısaca şöyle açıklamaktadır26. Mutasavvıfların dünyâ görüşüne göre Hakk’ın kendinden kendine tecellîlerinde bir Huzûr’unu (hazır bulunuşunu) ya da “varlık bilgisi bakımından” (ontolojik) bir mertebesini temsil eden beş “âlem” veyâ “Varlığın beş mertebesi” tefrik edilmektedir:

    1. Zât mertebesi veyâ “mutlak adem-i tecellî mertebesi” ki buna Gayb-ı Mutlak ya da Sırrü-s Sır da denir27.

    2. Sıfatlar ve Esmâ (İsimler) mertebesi ki buna Ulûhiyyet makamı da denir28.

    3. Ef’al mertebesi ki buna Rubûbiyyet makamı da denir.

    4. Emsâl ve Hayâl mertebesi ki29 buna Âlem-i Misâl de denir.

    5. Hisler ve Müşâhede (ya da Şuhûd) mertebesi ki buna Âlem-i Şuhûd da denir.

    Alt mertebelerde bulunan nesnelerin daha üst mertebelerdekiler için semboller ya da sûretler mesâbesinde olmaları bakımından Varlığın bu beş mertebesi kendi aralarında organik bir bütün oluştururlar. Kaşânî’ye göre, böylece, (bütün bu ilâhî Hazerât’ın en alt mertebesi olan) Hisler ve Müşâhede kademesinde mevcûd ne varsa bunlar Emsâl ve Hayâl mertebesinde mevcûd olanların sembolleri; Emsâl ve Hayâl mertebesinde ne varsa bunlar da İlâhî Sıfatlar ve İsimler mertebesindeki şeyleri aksettiren birer sûret; ve her İlâhî Sıfat da İlâhî Zât’ın kendi kendine tecellîsindeki bir vechesi olmaktadır.

    Bu beş mertebe hakkındaki ayrıntılar ilerideki bölümlerde takdîm edilecektir. Burada yalnızca İbn Arabî’nin görüşüne göre bütün Varlık âleminin esas itibâriyle bu beş ilâhî tecellî mertebesinden ibâret olduğunu ve üst ve alt tecellî mertebeleri arasında ise, burada tasvir edildiği gibi, organik bir baş bulunduğunu bilmek yeterlidir. Bu hususu akılda tutarak şimdi meselemize dönelim.

    Varlığın en alt kademesi olan Hisler Âlemi’nde bulunan her şey ya da burada vuku bulan her olay, biraz önce sözü edilen sebepten ötürü, “zuhûrat”tır; bu öyle bir sûrettir ki bu sûretin içinde daha yüksekte bulunan Misâl Âlemi’ndeki bir hâl kendisini doğrudan doğruya ve, eninde sonunda dolaylı olarak da, Mutlak Sır kendini ifşâ etmektedir. Etrâfımızdaki Hisler Âlemi’nde bulunan eşyâya bakıp da onlara takılıp kalmamayı, aksine bütün Varlığın bu eşyânın ardındaki nihaî temelini görmeyi İbn Arabî keşif ya da mistik sezgi diye isimlendirmektedir30.

    Kısaca ifâde etmek gerekirse, “keşif” hislere hitâb eden eşyâyı haiz oldukları sembolik değerleri bakımından ele almak, idrâk etmek demektir. Bunu böyle yapan bir kimse bu âlemde ne görüp ne duysa her yerde Gerçek’in zahirî bir görünüşü ile karşılaşmış olur. Bu türden kimseler için bütün görüp geçirdikleri, İlâhî Varlığı izhâr eden bir sûret ve İlâhî Hakikat’ın bir vechesine özgü bir semboldür…

    Buna göre bir Resûl uyanık olduğu saatlerde yakaza hâlinde ne türlü bir keşfe mazhar olursa olsun bunun mâhiyeti uyuduğu zaman gördükleriyle aynıdır. Hiç kuşkusuz bu iki hâl, biri hislere hitâb etmek, diğeri ise hayâlde vuku bulmak hasebiyle biribirlerinden farklıdırlar. Fakat Resûlün gördüğünün, bunların arkasında bulunan Hakk’ın bir remzi (sembolü) ve bir sûreti olması hasebiyle, her ikisi de aynıdır31.

    Böyle bir ruh yapısına sâhip birisinin gözünde bütün “gerçeklik” âlemi kendi kendine yeten bir şey olmaktan çıkar ve çok esrarlı bir rümûz (semboller) ormanına, bir ontolojik yakıştırmalar sistemine dönüşür. Ve alelâde gerçeğinkinden bir üst kademede ortaya çıkan rüyâların da, hislere hitâb eden keyfiyetler olmak ama esas itibâriyle bir de sembolik bir mâhiyeti bulunmak hasebiyle, bu gerçeğin eşyâ ve olaylarıyla aynı mâhiyette oldukları ortaya çıkmaktadır. Bu görüş açısından, hislere hitâb eden nesneler âlemi ile rüyâlar âleminin her ikisi de sembollerin aynı bölgesidir. Bu bizim âlemimizdeki her şey Allah’ın bir zuhûrudur; O’nu ifşâ eder. Kaşânî’nin dediği gibi: “Gayb Âlemi’nden hareketle Şuhûd Âlemi’nde kendini izhâr eden her şey (kendisini ister hayâl anlamında, isterse de bir misâl hâlinde izhâr etmiş olsun) Allah’dan gelen bir ilhâm, bir tâlimat ya da bir bildiridir32.

    Bununla beraber, âlemin burada çizilmiş olan sembolik yapısına ancak pek kısıtlı sayıda kimsenin bilinci nüfuz edebilmektedir. Avâm (yâni halkın çoğunluğu) Varlığın en alt mertebesine yâni Hisler Âlemi’ne bağlı ve onunla sınırlı olarak yaşar. Bu, onların karanlık bilinçlerindeki yegâne varlık âlemidir. Onlar için yalnızca bu en alt Varlık mertebesi elle tutulur, kavranabilir bir mâhiyete sâhiptir. Ve bu kademede dahî, onları, etraflarındaki eşyânın sûretlerini “ta’bir” ettikleri vâki değildir. Onlar gerçekten de uykudadırlar.

    Fakat diğer yandan avâm da muhayyele kudretiyle donanmış olduğundan zihinlerde, çok nâdir hâllerde, bazı olağanüstü haller de vuku bulabilir. En az beklenilen bir ânda bunlara yukarıdan bir dâvet vâki olur ve bir şimşek gibi bilinçlerini bir baştan bir başa aydınlatır. Bu, onların yakaza hâli yaşamalarında ve rüyâlarında vuku bulur.

    Çoğu kere muhayyele, dış âlemde o ânda mevcûd olmayan ya da tümüyle hiç mevcûd olmayan bir şeyin zihinde hâzır olmasını temin eden melekeye delâlet eder. İbn Arabî’ye göre bunun farklı bir anlamı vardır. Tabiî, onun görüşüne göre de, muhayyele zâhiren mevcûd olmayan şeyleri zihnen mevcûd kılma kudretidir. Fakat bu, zihni, hiç bir yerde mevcûd olmayan Şeyleri görmeğe zorlayan çılgın bir hülyâ ve vehim değildir. Bu, hayâl kudretinin oluoturduğu temelsiz bir hülyâ da değildir. Gerçi karanlık ve perdeli bir biçimde bile olsa gene de Varlığın yüksek kademesindeki bir durumu görünür kılmaktadır. Bunu daha somut bir biçimde ifâde etmek üzere, bunun, “Misâl Âlemi”ne ait bir keyfiyeti hisse hitâb eden bir şekil ve sûrette takdîm ettiğini söyleyebiliriz.

    Misâl Âlemi, ontolojik açıdan, sırf his âlemi ile sırf ruh âleminin yâni maddî olmayan âlemin ortasında bir ara temas bölgesidir. Bu, Prof. Afîfî’nin tanımına göre33, gerçek olarak var olan bir âlem olup bunda eşyânın sûretleri “letâfet” ile “cismâniyet” arasında, yâni sırf mânevîlik ile sırf maddîlik arasında bir tavırda bulunurlar.

    Varlığın bu kademesinde var olan her şeyin, bir taraftan, his âleminde zâhiren mevcûd olan şeylerle ortak bir yanı bulunur; ama, diğer taraftan da, bunlar sırf idrâk âleminde mevcûd olan soyut bir biçimde “idrâk olunabilir” nesnelere benzerler. Bunlar yarı hissedilebilen, yarı da idrâk olunabilen özel nesnelerdir. Bunlar hissedilebilirler ama bunların hislere hitâbı olağanüstü zayıftır. Bunlar akılla da idrâk olunabilirler; ama bu kabib bir idrâk, nitelikleri Eflâtun’un “İdea”larının idrâki gibi saf bir idrâk değildir.

    Çoğu kere hayâl diye isimlendirilen nesne, kendine has sûretleri haiz olarak değil de eğri, dumanlı ve bütün bütün deforme olmuş bir biçimde insânın bilincinde zâhir olduğu şekliyle, bu âlemden başka bir şey değildir. Bu türlü elde edilen hayâller, tabiîdır ki, ontolojik bir temelden mahrum olup haklı olarak vehimler sınıfına girer.

    Bununla beraber bazen “Misâl Âlemi”, hiç bir deformasyona uğramaksızın, alelâde bir insânın bile bilincinde, gerçek olarak var olduğu oranda zâhir olabilir. Bunun en âşikâr hâli sâdık rüyâlarda görülür. “Misâl Âlemi” ezelî olarak mevcûddur ve her ân insânın bilincine tesir icrâ etmektedir. Fakat kendi yönünden insân da uyanık iken çoğu kere buna vâkıf değildir; zîrâ uyanık iken insânın zihni dış âlemin maddî kuvvetleri tarafından engellenmiş ve şaşırtılmış bulunmaktadır. Zihninin fiziksel melekeleri uykuda iken muattal kaldığından, hayâl melekesi de ancak bu hâlde kendine has tarzda faaliyette bulunabilir. Ve sâdık rüyâlar böylece husûle gelir.

    Bununla beraber, bir kimse uykusunda sâdık bir rüyâ görse bile bu daima hisse hitâb eden bir takım hayâller silsilesi olarak ortaya çıkar; ve ta’bîr edilinceye kadar da anlamsız kalır. İbn Arabî bunun tipik bir örneğini Kur’ân ve Tevrâd’da naklolunduğu vechile oğlunu kurban eden İbrâhim kıssasında görmektedir.

    İbrâhim bir gün rüyâsında oğlu İshâk sûretinde görünen kurbanlık bir koç görür. Gerçekte bu bir semboldü. Bu, önemli bir dinî ibâdetin yâni bir kurbanın Allh’a kurban edilmesinin ilk defa tesisi için bir semboldü. Ve bu ibâdetin de eninde sonunda insânın kendi nefsini kurban olarak takdîm etmesinin bir sembolü olması hasebiyle, İbrâhim’in de, rüyâsında görmüş olduğunu bu mânevî olayın hislere hitâb eden hadsî bir sûreti olarak ta’bîr etmesi gerekirdi.

    Fakat İbrâhim bunu “ta’bîr” etmedi. Ve az kalsın oğlunu kurban edecekti. Şimdi bu olayın İbn Arabî tarafından verilen açıklamasını izleyelim34:

    Halîlü-r Rahmân İbrâhim oğluna dedi ki: “Yavrucuğum; ben rüyâda kendimi seni boğazlarken gördüm” (XXXVII/102). Rüyâ ise, gerçekte, Hayâl kademesine ait bir şeydir35.
  • Moda denilen şey o kadar çirkindir ki onu her altı ayda bir değiştirirler. (OSCAR WILDE)
    Bir tehlike anında gemiden uzaklaşan fareler, geminin batmamasını bir türlü affedemezler. (Wieslaw Brudzinski)
    Kurtlarla arkadaş ol, yalnız elinden baltayı bırakma. (Rus Atasözü )
    Rüzgara tüküren, kendi yüzüne tükürür. (İtalyan atasözü )
    Bir gün su içeceğin çeşmeye çamur sıçratma. (İsrail atasözü )
    Evlilik bir kale gibidir. Dışardakiler oraya girmek için, içerdekiler de çıkmak için uğraşır dururlar. (Çin atasözü )

    Boş bir çuvalın dik durması zordur. (Benjamin Franklin)
    Böcek olmayı kabullenenler, ezilince şikayet etmemelidirler. (F.Schiller)
    Bir yengece, doğru yürümesini asla öğretemezsiniz. (Aristophanes)
    Namuslu birisini aldatmak kadar kolay bir şey yoktur. (La Fontaine)
    İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başlari havadadır, doldukça eğilirler. (Montaigne)
    Mert olmayan bir insanla işe başlamak, sonu gelmeyecek, ya da kötü bitecek bir yola çıkmak demektir. (Montesquie)
    Körlerin ülkesinde, tek gözlü insan kral olur. (Desiderius Erasmus)
    Eğer bir örs isen kendini sabit tut, eğer bir çekiç isen zamanında vur. (G.Herbert)

    Ağzında bal olan arının, kuyruğunda iğnesi vardır. (John Lyly)
    İnsanlar kötülüğü arzuları güçlü olduğu için değil, vicdanları zayıf olduğu için aparlar. (J.S.MILL)
    Başlayan herşey biter. (SENECA)
    Biten herşey yeniden başlar.Hiç bir şey yok olamaz. (BAHADIR)
    Sinir köpeklerin özelliğidir. (BAHADIR)
    Yaşlanmadan akıllanmayı çok isterdim. (B.SHAW)
    Az anlamak, ters anlamaktan iyidir. (A.FRANCE)
    Zayıfın kini, dostluğu kadar tehlikeli değildir. (V.DRAGUES)
    İstemek, “İstiyorum” demek değil, harekete geçmektir. (A.MAURROIS)

    İnsanların yaptığı sahteparalar kadar paraların yaptığı sahte insanlar vardır. (S.J.HARRIS)
    İnsanin hırsız olup olmadığı, suç ortağından sorulmaz ki! (C.MARLOWE)
    Birçok insan mutluluğu burnunun üstünde unutuğu gözlük gibi etrafta arar. (DROZ)
    Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince diğerleri de yanlış gider. (C.BRUNO)
    Yemine gerek görmeyecek kadar sözlerine sadık ol. (DALE CARNEGIE)
    Dev eserleri taşlar değil, onları işleyenler meydana getirir. (J.T.MOTLEY)
    Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik ama kardeşçe yaşamayı öğrenemedik. (M.L.KING)
    Söz kalpten çıkarsa kalbe kadar gider, dilden çıkarsa kulağı aşamaz. (ARAP ATASÖZÜ )
    Bana “Ben sana zarar verebilirim, tekme atabilirim” dersen bil ki insana değil, eşşek ve ata uygun bir özellikle övünüyorsun. (EPIKTETOS)
    Duymak istemeyen kadar kötü sağır yoktur. (İTALYAN ATASÖZÜ )
    Nice kötü insanlar vardır ki hiç iyi yanları olmasa daha az tehlikeli olurlardi. (L.ROCHEFOUCAULD)
    Sonuçları değil, baslangıçları değiştirmek gerekir. (ALAIN)
    Geçmişin tehlikesi esir olmaktı, geleceğinki ise robot. (E.FROMM)

    Kendi kendimizin altında kalmamalıyız ki cemiyetin üstüne çıkalım. (NECIP FAZIL KISAKÜREK)
    Bir insanın tek başına mutlu olması utanılacak birşeydir. (A.CAMUS)
    Yarın bambaşka bir insan olacağım diyorsan. Niye bugünden başlamıyorsun? (EPIKTETOS)
    Nice insanlar gördüm üstlerinde elbise yok… Nice elbiseler gördüm içlerinde insan yok… (mevlana)
    Hakiki arkadaşlık sıhhatten farksızdır, kıymeti ancak elden gittikten sonra anlaşılır. (Golti)
    Kaplumbağaya dikkat et. Ancak kafasını çıkarıp risk aldığında ilerliyebiliyor. (James B.Conont )
    Küçük seylere gereğinden çok önem verenler,elinden büyük iş gelmeyenlerdir. (Eflatun)
    Yumuşak olma ezilirsin , sert olma kırılırsın. (VICTOR HUGO)
    İnsanların umudunu kırma.. Belki de sahip olduğu tek şey odur.
    Olgun insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceğini söyleyen adamdır. (Confucius)
    Düşmanlarınızı sevin çünkü kusurlarınızı yalnız onlar açıkça söyleyebilir. (Benjamin Franklin)
    Evlilikte başarı yalnız aranan kişiyi bulmakta değil aynı zamanda aranan kişi olmaktır. (Foster Wood)
    Silgi kullanmadan resim çizme sanatına hayat denilmektedir. (John Christian)
    Kötümser yalnız tüneli görür, iyimser tünelin sonundaki ışığı görür, gerçekçi tünelle birlikte ışığı hemde gelecek treni görür. (J.Harris)

    Acı
    ■ İşi Çok Olanların Gözyaşları İçin Vakitleri Yoktur. LORD BYRON
    ■ Acı Çekmek, Ölmekten Daha Çok Cesaret İster. NAPOLEON
    ■ Tatlı Şeyler, Sonu İyi Biten Acılardır. AESKHYLOS
    ■ Hiçbir Şey, Acıdan Daha Hızlı Gelemez. BAİLEY
    ■ Dünkü Acılar, Bugünkü Sevinçlerin Kaynağını Oluşturur. POLLOK
    ■ Acı, Acıyı Bastırır. TÜRK ATASÖZÜ

    Açlık
    ■ Açlık, Kılıçtan Bile Keskindir. BEAUMONT İLE FLETCHER
    ■ Açlık, Dünyanın En Güzel Salçasıdır. CERVANTES
    ■ Aç Tavuk Düşünde Darı Ambarı Görür. TÜRK ATASÖZÜ

    Akrabalar
    ■ Akrabalarının Sevmediği İnsanı Kimse Sevmez. PLAUTUS
    ■ En Kötü Nefret, Akrabaların Nefretidir. TACITUS
    ■ Akrabalar, Ne Yaşamasını Nede Ölecek Zamanı Bilen İnsanlardır. OSCAR WILDE

    Alçakgönüllülük
    ■ Övülmek İsterseniz,Alçak Gönüllülüğü Yem Olarak Kullanabilirsiniz. CHESTERFİELD
    ■ Gerçekten Alçak Gönüllü Olan Bir İnsan, Kendisinden Hiç Söz Etmeyen İnsandır. LA BRUYERE
    ■ İnsan Gururu Yüzünden De Alçak Gönüllü Olabilir. MANTAİGNE
    ■ İnsan Yüzü Kızaran Hayvandır. MARK TWAİN
    ■ Bir Adamın Gerçekten Büyük Olup Olmadığını, Onun Alçak Gönüllülüğünden Anlayabilirsiniz.
    ■ Senden İyilere Yerini Vermesini Bil. KEBLE

    Aptallık
    ■ Her Aptal Onu Beğenen Başka Bir Aptal Bulur. BOİLEAU
    ■ Gençler, Yaşlıların Aptal Olduklarını Sanırlar, Ama Yaşlılar Gençlerin Aptal Olduklarını Bilirler.
    ■ Bilgili Bir Aptal, Bilgisiz Bir Aptaldan Daha Aptaldır. MOLİERE
    ■ Büyük Tehlike, Yarı Aptallarla Yarı Akıllıların Arasında Yatar. GEOTHE
    ■ Eğer Hiç Aptal Görmek İstemiyorsanız, Gözlüklerinizi Kırın. RABELAİS
    ■ İnsanlar Aptal Olarak Yaşayabilirler; Ama Aptal Olarak Ölemezler. YOUNG
    ■ Aptal Ata Binmiş, Bey Oldum Sanmış. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Kendini Akıllı Sanan Herkes Aptaldır. VOLTAİRE
    ■ Yaşamanın Tadını Çıkarmaktan Korkana Aptal Derim. ALBERT CAMUS

    Aşk
    ■ İlk Ve Son Aşkımız Kendimize Karşı Olandır. BOVEE
    ■ Aşk, Masraflarla Çevrilmiş Bir Duygu Okyanusudur. LORD DEWAR
    ■ Gençlerin İstekleri: Aşk, Para, Sağlık. Yaşlıların İstekleri: Sağlık, Para, Aşk. Erkekler Aşka Aşık Olarak Başlarlar,Kadınlara Aşık Olarak Bitirirler; Kadınlarda Erkeklere Aşık Olarak Başlar, Aşka Aşık Olarak Bitirirler. REMY DE GOURMONT
    ■ Aşk Fransa’da Bir Komedi, İngiltere’de Bir Trajedi,İ Talya’da Bir Opera, Almanya’da Bir Melodramdır. MARGUERİTE BLESSİNGTON
    ■ Aşk, Deniz Meltemleri Gibidir; Sesini Duyarız, Nereden Nereye Gittiğini Kestiremeyiz. BORNE
    ■ Aşkın Gözü Kördür. PROPERTİUS
    ■ Aşk, Yüreklerden Gökyüzüne Kadar Uzanan Ateşten Bir Merdivendir. E.GEİBEL
    ■ Aşk, Yepyeni Kalabilen Eski Bir Masaldır. H.HEİNE
    ■ Aşkın Gelişi, Aklın Gidişidir. ANTOİNE BRET
    ■ Beni Az, Ama Uzun Sev. MARLOWE
    ■ Aşk, Geceyi Bile Gün Işığına Boğabilir. A. SALLE
    ■ Sevmeyi Bilmeyen, Ölmeyi De Bilmez. ANONİM
    ■ Aşk, Sürekli Bir Mutluluktur. GEORGE SAND
    ■ En Tatlı Gelen Sevinç Ve En Kötü Gelen Acı Aşktır. BAİLEY

    Babalar
    ■ Baba Bilgisiyle Adam Olunmaz. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Baba Malı Tükenir. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Babalar, Doğanın Yarattığı Bankerlerdir. FRANSIZ ATASÖZÜ

    Bağışlamak
    ■ Bir Düşmanı Bağışlamak, Bir Dostu Bağışlamaktan Daha Kolaydır. MME.DOROTHEE DELUZY
    ■ Başkalarını Hep Bağışla; Kendini Hiç Bağışlama. SYRUS
    ■ Sevdiklerimiz, Bizi Aldattıkları Zaman Onları Bağışlarız. Aslında En Az Bağışlanması Gereken Kişiler Onlardır.

    Basın
    ■ Basın, Milletin Müşterek Sesidir. ATATÜRK
    ■ Meclis, Konuşma Ve Basın Hürriyetlerini Kısan Kanunlar Yapamaz. ABD ANAYASASI.
    ■ Basın Hürriyeti Kalkarsa, Vicdan, Eğitim, Konuşma Hürriyetleri De Kalkar. F.D.ROOSEVELT
    ■ Basın Hürriyeti, Öteki Hürriyetlerin Emniyet Sübabıdır; Diktatör Hükümetlerden Başka Hiçbir Kuvvet Onu Kısamaz.GEORGE MASON
    ■ Bizi İdare Edenler, Hükümetler Ve Gazetelerdir. WENDEL PHİLLİPS
    ■ Gazetesiz Bir Hükümet İdaresine, Hükümetsiz Bir Gazete İdaresini Tercih Ederim. JEFFERSON
    ■ İyi Bir Başyazıda İnsanlara Kendi Düşüncelerinizi Değil, Onların Düşüncelerini Verebilirsiniz.
    ■ Hürriyetimiz, Basın Hürriyetine Dayanır; Basın Hürriyetide Kaybolmadan Kısılmaz. A.BRİSBANE
    ■ Üç Gazete, Beni Yüz Sancaktan Daha Çok Korkutur. NAPOLEON

    Başarı
    ■ Hiçbir Başarı Kazanamayanlar İçin En Tatlı Şey, Başarıdır. EMİLY DİCKİNSON
    ■ Dünyada Başarı Kazanmanın İki Yolu Vardır: Kendi Aklından Faydalanmak, Başkalarının Akılsızlığından Faydalanmak. BRUYERE
    ■ Dünyada Başarı Kazanabilmek İçin Aptal Görünmeli, Akıllı Olmalıdır. MONTESQUİEU

    Bekarlık
    ■ Bekar Bir Adam, Son Saniyede Daha İyisini Bulan Kadınların Bir Hatırasıdır. ANONİM
    ■ Topluma En Büyük Eserleri, Çocuksuz Adamların Evlenmemiş Olanları Vermişlerdir. BACON
    ■ Bekar Gözüyle Kız Alınmaz. TÜRK ATASÖZÜ

    Bencillik
    ■ Sevgililerin Birbirilerinden Hiç Bıkmamalarının Sebebi, Hep Kendilerinden Söz Etmeleridir.
    ■ Herkesin Sizden İyi Bir Şekilde Söz Etmesini Mi İstiyorsunuz? Öyleyse Kendinizi Övmeyin.PASCAL

    Bilgi
    ■ Gençken Bilgi Ağacını Dikmesek, Yaşlandığımız Zaman Gölgesine Sığınacak Bir Yerimiz Olmayacaktır. S.R.CHAMFORT
    ■ Bilgi, Sevgiyle Zekanın Anasıdır. A.W.HARE
    ■ Bütün Bildiğim, Bir Şey Bilmediğimdir. SOKRATES
    ■ Bazı Şeyleri Yarım Bileceğine, Bir Şey Bilme Daha İyi. NİETZSCHE
    ■ İnsanın, Cahil Olduğunu Bilmesi Bilgiye Atılmış İlk Adımdır. DİSRAELİ
    ■ Dünyada En Zor Şey, İnsanın Kendini Bilmesidir. THALES
    ■ Bildiklerini Saatin Gibi Kullan; Kendine Sakla. Herkesin Ortasında Sık Sık Çıkarıp Caka Satma. CHESTERFİELD
    ■ Başkalarını Bilen Kimse Bilgili, Kendini Bilen Kimse Akıllıdır. LAO-TSZE
    ■ Ne Olacağımızı Değil, Ne Olduğumuzu Biliriz. SHAKESPEARE
    ■ Bazı İnsanlar Koca Evreni Bilirler De Kendilerini Bilmezler. LA FONTAİNE
    ■ Çok Bilenin,Derdi De Çok Olur. LESSİNG

    Boş İnançlar
    ■ Boş İnançlar, Cılız Akıllıların Dinleridir. BURKE
    ■ Boş İnançlarda, Tanrıya Karşı Duygusuz Bir Korku Vardır. CİCERO

    Ceza/Cezaevi
    ■ Suçluları Asmak Onları İyileştiremez Ki. VOLTAİRE
    ■ En Büyük Cezaevi Taş Duvarların, Demir Parmaklıkların Değil, İnsan Kafasının İçidir. LOVELACE
    ■ Haklıların Mahkum Edildiği Bir Ülkede, Bütün Doğruların Yeri Cezaevidir. THOREAU

    Cumhuriyet
    ■ Cumhuriyetler Zenginlikten, Diktatörlerde Yoksulluk Yüzünden Yıkılırlar. MONTESQUİEU

    Çocuklar
    ■ Çocuklar İyi Yapmanın En İyi Yolu Onları Sevindirmektir. OSCAR WILDE
    ■ Çocukları Eleştirmecilerden Çok, Örneklere İhtiyacı Vardır. JOUBERT
    ■ Bir Çocuk Sütle Ve Övgüyle Beslenir.LAMB
    ■ Çocuk Mantığın Uykusudur. ROUSSEAU
    ■ Mutlu Çocuk! Beşik Ne Büyük Geliyor Sana; Büyü De Bakalım Dünyaya Sığabilecek Misin?
    ■ Çocuklar Uyuya Uyuya Büyür, İhtiyarlar Uyuya Uyuya Ölür. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Çocukları Duymayınız, Görünüz. İNGİLİZ ATASÖZÜ

    Davranışlar
    ■ Erkekler Yasaları, Kadınlar Davranışları Şekillendirir. DE SEGUR
    ■ Davranışlar Herkesin Kendini Seyrettiği Bir Aynadır. TERENCE

    Dedikodu
    ■ Dünyada, Kendi Hakkında Konuşulmaktan Daha Kötü Bir Şey Vardır; Kendi Hakkında Konuşulmamak.OSCAR WILDE

    Değişme
    ■ Irmaktan Geçerken At Değiştirilmez.TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Her Gün Değişiyoruz; Düşüncelerimizle Eserlerimiz Nasıl Aynı Kalabilir? CARLYLE
    ■ Yüksek Bir Mevkiye Yerleşen Alçak Bir Kişiden Daha Kötü Bir Şey Olamaz. CLAUDİANUS

    Demokrasi
    ■ Demokrasi, Halkın Halk Tarafından Halk İçin İradesidir.LİNCOLN
    ■ Demokrasinin Kusurları, Yine Demokrasiyle Kapatılır. ALFRED E.SMİTH
    ■ Demokrasi Demek, ”Sende Benim Kadar İyisin” Demektir. THEODORE PARKER

    Deney
    ■ Deneyler, En İyi Öğretmenlerdir. Yalnız Okul Masrafları Biraz Çoktur. CARLYLE
    ■ Başkalarının Deneylerinden Yararlanmayı Bilecek Kadar Akıllı Kimse Var Mı Şu Dünyada.

    Diktatörlük
    ■ Nasıl Güneş Batmadan Akşam Olmazsa; Basının Elinden Özgürlüğü Alınmadan Da Diktatörlük Olmaz. COLTON
    ■ Bir Ulusu Tek Kişinin İdare Edebileceğine İnanırım, Şu Şartla: O Adam Ayaklarında Çizme, Elinde Kırbaç, O Ulus Sırtında Semerle Doğarsa.
    ALGERNON SİDNEY
    ■ İyi Bir Anayasa, En İyi Diktatörlükten Kat Kat İyidir. MACAULAY

    Dil
    ■ Kendi Dilini Tam Olarak Bilmeyen, Başka Dili De Öğrenemez. G. BERNARD SHAV
    ■ Kuşlar Ayaklarıyla, İnsanlar Dilleriyle Yakalanırlar. THOMAS FULLER
    ■ Dil Sürçeceğine Ayak Sürçsün Daha İyi. HERBERT
    ■ Dilsiz Olmak, Çok Söylemekten Yeğdir. TÜRK ATASÖZÜ

    Dilenciler
    ■ Ölü Bir İmparator Olmaktansa, Yaşayan Bir Dilenci Olmak Daha İyidir. LA FONTAİNE
    ■ Bir Dilenciyi At Sırtına Koy Da Bak, Nasıl Dört Nala Sürüyor. BURTON
    ■ Dilencilerin Seçmeye Hakkı Yoktur. BEAUMONT İLE FLETCHER

    Doktrinin
    ■ Doktrinin Derisi Soğukluktur, Ama İçi Tıka Basa Samanla Doludur. HENRY W.BEECHER DOSTST
    ■ Üç Gerçek Dost Vardır: Yaşlı Bir Eş, Yaşlı Bir Köpek, Hazır Para. FRANKLIN
    ■ Dostu Olmayanın Düşmanı Da Olmaz. TENNYSON

    Düşman
    ■ İnsanın En Büyük Düşmanı Kendisidir. CİCERO
    ■ Bir Tek Düşmanı Olan, Her Yerde Onunla Karşılaşır. EMERSON
    ■ Tanrı’ya Ettiğim Dua Pek Kısadır: ”Tanrım, Düşmanlarımı Gülünç Duruma Düşür. ”VOLTAİRE
    ■ Düşmanın Eline Kılıç Verilmez. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Düşmanın Karınca Gibi İse Sen Onu Fil Gibi San. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Düşmanım Dost Olacağına, Düşman Olsun Daha İyi. BİAS
    ■ Uyuyan Köpeği Uyandırmaya Gelmez. ALLESSANDRO ALLEGRİ
    ■ Unutma Ki, Ağzında Bal Olan Arının Kuyruğunda Da İğnesi Vardır. LYLY

    Düşünce
    ■ Fikirler Cebir Ve Şiddetle, Top Ve Tüfekle Asla Öldürülemez. ATATÜRK
    ■ Büyük İşler Gibi, Büyük Düşüncelerinde Davula İhtiyaçları Yoktur. BAİLEY
    ■ Uyuyan Düşünce, Bir Daha Uyumaz. CARLYLE
    ■ Düşünceler İyi Ve Cesur Olanların Beyinlerinde, Kollarında Gelişmelidir; Yoksa Rüya Olmaktan İleri Gidemezler. EMERSON
    ■ Hiçbir Ordu, Zamanı Gelmiş Bir Düşünceye Karşı Koyamaz. VİCTOR HUGO
    ■ Düşüncelerini Değiştirmeyenler Sadece Aptallarla Ölülerdir. LOWELL
    ■ Düşünüyorum, Öyleyse Varım. DESCARTES
    ■ Düşünmeden Öğrenmek, Vakit Kaybetmektir. KONFİÇYUZ
    ■ Herkes Düşüncelerinde Yanılabilir. Ama Aptallar Bir Türlü Yanıldıklarını Anlayamazlar. CİCERO
    ■ Soylu Düşünceleri Olan Kişiler Yalnız Değildirler. SİR PHİLİP SİDNEY
    ■ Büyük Düşünceler, Yürekten Doğar. VAUVENARGUES
    ■ İnsan, Savaşmadığı Düşüncelerini Değiştiremez. THOMAS MANN
    ■ Düşünce Rüzgar, Bilgi, Yelken, İnsanlık Bir Kayığın Kendisidir. A.W.HARE
    ■ Ölümsüz Olarak Bildiğim Tek Şey, Düşüncedir. MEREDİTH
    ■ Acayip Şeyler, Acayip Düşüncelerden Doğar. SHELLEY
    ■ Düşüncelerle Karşılaşınca, Zayıflar Korkar, Aptallar Karşı Gelir, Akıllılar Karar Verir. J.ROLAND
    ■ Alçakgönüllü Yüreklerde Yaşayan Düşünceler, Yüksek Düşüncelerdir. MONTAİGNE

    Gece
    ■ Gecenin Kara Pelerini Herkesi Aynı Şekilde Örter. DU BARTAS
    ■ Sabah Yaklaştıkça, Gece Kararır. LONGFELLOW
    ■ Gece, Kadınlarla Yıldızları Güzel Gösterir. LORD BYRON
    ■ Gecenin Binlerce Gözü Vardır. W.BOURDİLLON

    Geçmiş
    ■ Geleceğin En İyi Peygamberi Geçmiştir. JOHN SHERMAN
    ■ Geçmişi Hatırlamayanlar, Onu Bir Kere Daha Yaşamak Zorunda Kalırlar. GEORGE SANTAYANA
    ■ Geçmiş, Bir Kova Külden Başka Bir Şey Değildir. CARL SANDBURG

    Gelecek
    ■ Dünyada Her Şey Yıkılsa Bile, Gelecek Yerinde Durur. BOVEE
    ■ Geleceği Hiç Düşünmem; Ansızın Geliverir. ALBERT EİNSTEİN
    ■ Bu Günü Görmek.Geleceği Görmekten Daha Kolaydır. FRANKLİN
    ■ Geleceği Satın Alabilecek Tek Şey, Bugündür. SAMUEL JOHNSON

    Gençlik
    ■ Geçlik, İnsanın Başına Hayatta Bir Kere Gelir. LONGFELLOW
    ■ Gençliğimizin Rüyalarından Ayrılmalıyız. SCHİLLER
    ■ Ne Kadar Uzun Yaşarsanız Yaşayın; İlk Yirmi Yıl Ömrünüzün En Uzun Yarısıdır. SOUTHEY
    ■ Gençlikte, Güzellikte Akıl Arama! HOMEROS

    Gözler
    ■ Gözler Kendilerine, Kulaklar Başkalarına İnanırlar. ALMAN ATASÖZÜ
    ■ İnsan, Gözleri Kapalı Olduğu Zaman Da Görebilir. COLERİDGE
    ■ Bütün Mesele, Ruhları Görebilecek Gözler Edinmektir. LORD BYRON
    ■ Gözler İnsan Ruhunun Penceresidir. DU BARTAS

    Gözyaşları
    ■ Gözyaşları, Acının Sessiz Sözleridir. VOLTAİRE
    ■ Gözyaşları, İnsan Ruhuna Yağan Yaz Yağmurlarıdır. ALFRED AUSTİN
    ■ En Çabuk Kuruyan Şey, Gözyaşıdır. CİCERO

    Gurur
    ■ Gururla Zayıflık, İkiz Kardeştirler. LOWELL
    ■ Küçük İnsanların Büyük Gururları Vardır. VOLTAİRE
    ■ Bütün Büyük Yanlışlıkların Altında Gurur Yatar. RUSKIN
    Kadın
    ■ Bir Kadın Sevgisine Ulaşmak İçin Geçilen Yolların En Kısası”Acındırmak”Tır. B.I.FLETCHER
    ■ Kadını Güzel Yapan Tanrı; Sevimli Yapanda Şeytandır. VİCTOR HUGO
    ■ Kadınların Aşkları Suya Yazılmış İnançlarıda Kuma Çizilmiştir. AYTOUN
    ■ Kadınların Üzüntüsü Yaz Fırtınası Gibidir; Şiddetli Ama Kısa Olur. JOANNA BAİLLİE
    ■ Kadın İnsanın Gölgesi Gibidir; Kovalarsanız Kaçar, Kaçarsanız Kovalar. CHAMFORT
    ■ Erkekler, Kadınlara İstediklerini Söylerler; Kadınlar, Erkeklere İstediklerini Yaparlar. DE SEGUR
    ■ Kadınların Çoğu, Resimleri Kadar Genç Değildir.SİR MAX BEERBOHM
    ■ Kadınlar, Gururlarını Kurtaran Yalanlardan Hoşlanırlar. G.F.ATHERTON
    ■ Kadınların Ellerine Düşeceğine Kucaklarına Düş. BİERCE
    ■ Kadınların En Büyük Suçları Erkeklere Benzemek İstemeleridir. DE MAİSTRE
    ■ Kadının Namusunu Erkeklere Karşı Koruması, Ününü Kadınlara Karşı Korumasından Çok Daha Kolaydır. ROCHEBRUNE
    ■ Kadının Kötüsü Kadar Kötü, İyisi Kadar Da İyi Bir Yaratık Yoktur. EURİPİDES
    ■ Bir Kedinin Dokuz Canı, Bir Kadının Da Dokuz Kedi Kadar Canı Vardır. FULLER

    Kalem
    ■ Kalem, Kılıçtan Daha Güçlüdür. BULWER-LYTTON
    ■ Kalem, Acemi Avcıların Elinde Hedefini Şaşıran Bir Ok Da Olabilir. BARACCİO
    ■ Dünyayı Yönetenler Kalem, Mürekkep Ve Kağıttır. JAMES HOWELL

    Kan
    ■ Kan Dökenin Kanı Temiz Kalmaz. BARACCİO

    Kandırma
    ■ İnsanı Kendisi Kadar Kimse Kandıramaz.GREVİLLE

    Evlilik
    ■ Bütün Bildiklerini Karısına Söyleyen Koca, Az Şey Biliyor Demektir. THOMAS FULLER
    ■ Karılar; Gençlerin Sevgilisi, Orta Yaşlıların Arkadaşları, Yaşlılarında Dadısıdır. BACON
    ■ Kötü Kızdan İyi Karı Olmaz. FRANKLIN
    ■ Bütün Kocalar Aynıdır, Yüzleri Değişik Olmazsa Birbirinden Ayırt Edemezsiniz. ANONİM
    ■ İyi Bir Koca Sağır, İyi Bir Karıda Kör Olmalıdır. ANONİM
    ■ İyi Bir Koca Geceleyin İlk Uyuyan, Sabahleyin De Son Kalkan Kişi Olmamalıdır. BALZAC

    Komşu
    ■ Arkadaşsız Ederiz, Ama Komşusuz Edemeyiz. THOMAS FULLER
    ■ Komşunun Tarlası Daha Verimli, Komşunun Sütü Daha Çok Görünür. OVİDİUS

    Konuk
    ■ Misafir Misafiri İstemez; Ev Sahibi Hiçbirini İstemez. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Hiçbir Konuk Üç Günden Fazla Çekilmez. PLAUTUS
    ■ Fırtınanın Kapınıza Attığı Konuklara İyi Davranın. HORATİUS

    Konuşmak
    ■ Konuşmak, Öğrenmeye Yol Açar; Ama Dehanın Okulu Yalnızlıktır. GİBBON
    ■ Sessizlik De Bir Çeşit Konuşma Sanatıdır. HAZZLİTT
    ■ İnsan Ne Kadar Az Düşünürse, O Kadar Çok Konuşur. MONTESQUIE
    ■ Her İnsanın Düşündüğünü Söylemeye, Her Dinleyenin De Ona Karşı Çıkmaya Hakkı Vardır. SAMUEL JOHSON
    ■ Söylediklerini Kabul Etmeyebilirim; Ama Söyleme Hakkını Ölünceye Kadar Desteklerim. VOLTAİRE
    ■ Konuşma, İnsanın Aklını Kullanma Sanatıdır. EFLATUN
    ■ Çok Konuştukça, Düşünce Ölür. HALİL CİBRAN

    Kötülük
    ■ Biri Sana Kötülük Ederse Unut, Ama Sen Birine Kötülük Edersen Hiç Unutma. HALİL CİBRAN
    ■ Kötü Olaylar, Kötü Sebeplerden Doğar. ARİSTOPHANES
    ■ Çamur Atma; Hedefini Şaşırır, Kirli Ellerinle Kalıverirsin. JOSEPH PARKER
    ■ Kötü Kazanabilir.Ama Üstün Gelemez. JOSEPH ROUX
    ■ Kötülüğün İçine Kolayca Girilir, Ama Güçlükle Çıkılır. MME.DE.MAİNTENON.
    ■ En Çok, Kendine Yapacağın Kötülüklerden Kork. PESTALLOZİ
    ■ Kimse Bir Birinden Kötü Olamaz. JUVENAL
    ■ Kötülükle Ancak Kötülük Uyuşabilir. LİVY

    Moda
    ■ Modadan Ayrılmayan Bir Kadın, Kendine Aşık Olmuş Bir Kadındır. LA ROCHEFOUCAULD
    ■ Moda Öyle Dayanılmaz, Öyle Çirkin Bir Şey Ki, Altı Ayda Bir Değiştirmek Zorunda Kalırız. O.WILDE

    Mutluluk
    ■ Bana Bir Mutluluk Söyleyin Ki, Acı Karşılığında Elde Edilmiş Olmasın. MARGERET OLİPHANT
    ■ Herkes Mutluluktan Bahseder, Ama Pek Az Kimse Bilir Onu. MME.JEANNE P.ROLAND.
    ■ Herkes Kendi Mutluluğunun Demircisidir. ALMAN ATASÖZÜ
    ■ Talihli Olanların Horozları Bile Yumurtlamaya Başlar. RUS ATASÖZÜ
    ■ Mutluluk, Sağlamlığı Yaratır. C.W.CURTİS
    ■ Mutluluk, Paylaşılmak İçin Yaratılmıştır. CORNEİLLE
    ■ Mutluluk, Bizi Zorlayan Kadere Karşı Kazanılan Zaferlerin En Büyüğüdür. ALBERT CAMUS
    ■ İnsanlar İçin En İdeal Düzen, Onların Mutlu Olduğu Düzendir. ALBERT CAMUS
    ■ Başkalarının Mutluluğundan Kendine Pay Çıkaran İnsan, En Mutlu İnsandır. GEOTHE

    Namus
    ■ Namuslu Davranmak En İyi Siyasettir. CERVANTES
    ■ Namuslu Bir Adam, Tanrı’nın En Soylu Eseridir. ALEXANDER POPE

    Nükte
    ■ Keskin Nükteler De ,Keskin Bıçaklar Gibi Sık Sık Sahiplerinin Parmaklarını Keser. ARROWSMİTH
    ■ Nükte, Konuşmanın Yemeği Değil, Tuzudur. HAZZALİT
    ■ Bir Gram Nükte, Bir Kilo Acıya Bedeldir. RİCHARD BAXTER
    Öğrenmek
    ■ Herkes Öğrenmek İster; Kimsede Karşılığını Vermeye Kalkışmaz.JUVENAL
    ■ Öğrenmenin Üç Kaynağı Vardır; Çok Görmek, Çok Acı Çekmek, Çok Çalışmaktır. CATHERALL
    ■ İnsan, Kendi Yanlışlarından Çok Şey Öğrenebilir. FREUDE

    Öğüt
    ■ Verilen Öğütlerden Yalnız Akıllılar Yararlanır. SYRUS
    ■ Hiçbir Zaman Kimseye Savaşa Gitmeyi Ya Da Evlenmeyi Öğütleme. İSPANYOL ATASÖZÜ
    ■ Konuşacak Zamanı Bil; Krallara Öğüt Vermek Tehlikelerin En Büyüğüdür. HERRİCK
    ■ Sakın Bir Toplulukta Öğüt Vermeye Kalkma. ARAP ATASÖZÜ
    ■ Sersemler Bile Ara Sıra İyi Öğütler Verir. BOİLEAU
    ■ Ne Öğüt Verirsen Ver, Yalnız Kısa Olsun. HORİTUS
    ■ Öğüt, Geçer Akçelerin En Küçüğüdür. BİERCE
    ■ Aklı Az Olanın Verdiği Öğüt Çok Olur. BOİLEAU
    ■ En İyi Öğüdü Ancak Kendine Verebilirsin. CİCERO
    ■ En İyi Öğüt Verenler Kadınlardır. CELDERON
    ■ Salım Limanda Olanlar, Rahat Öğüt Verirler. SCHİLLER

    Övgü
    ■ Akıllı Erkeği Arkasından, Kadını Da Yüzüne Karşı Öv. GAL ATASÖZÜ
    ■ Bütün Seslerin En Tatlısı Övgüdür. KSENOPHON
    ■ Beni Daha Az Övseydin, Seni Daha Çok Överdim. LOUİS XIV

    Özür
    ■ Özür, Yalandan Daha Korkunç, Daha Kötüdür; Üstü Örtülmüş Bir Yalandır Çünkü. ALEXANDER POPE
    ■ Akıllı Bir Kimse, Hiçbir Zaman Özür Dilemek Zorunda Kalmaz. EMERSON

    Para
    ■ Para İyi Bir Uşak, Kötü Bir Efendidir. BACON
    ■ Paranın Değerini Öğrenmek İsterseniz, Borç Almaya Çalışın. FRANKLIN
    ■ Varlığında Bu Kadar Gururlandığın Paran, Senin Dcğumunu Değiştiremez Ki. HORATİUSUS
    ■ Para Konuşunca, Doğruluk Susar.

    Rus Atasözü
    ■ Para Arttıkça, Para Sevgisi De Artar.JUVENAL
    ■ Para Önden Gidip İnsana Bütün Yolları Açar. SHAKESPEARE
    ■ Çoğu Kötülüğün Başı, Para Sevgisidir. ANONİM

    Partiler
    ■ Ülkenin Yararlı Olan, Partisine De Yararlı Olur. R.B.HAYES
    ■ Siyasi Partiler Birbirini Kontrol Etmek İçin Kurulurlar. HENRY CLAY
    ■ Partiler, Düzenli Düşüncelerdir. DİSRAELİ

    Pazarlık
    ■ Pazarlık Etmek İçin, En Az İki Kişi Olması Gereklidir. İNGİLİZ ATASÖZÜ
    ■ Kimsenin Kazançlı Olmadığı Pazarlık, Kötü Bir Pazarlıktır. İNGİLİZ ATASÖZÜ
    ■ Az Samimiyet Tehlikeli, Çok Samimiyet De, Çok Tehlikelidir. OSCAR WİLDE
    ■ Samimiyetin Dili Yoktur. O, Gözlerden Anlaşılır. ATATÜRK
    ■ Samimiyeti Yitirmek, Gücünü Yitirmektir. BOVEE

    Sanat
    ■ Sanatsız Kalan Bir Milletin Hayat Damarlarından Biri Kopmuş Demektir. ATATÜRK
    ■ Sanat Ne Kadar Uzun Tanrım, Hayat Ne Kadar Kısa.! GOETHE
    ■ Sanatı Duyan İnsanlarla, Sanatı Anlayan İnsanlar Çoktur; Ama Sanatı Hem Duyan, Hem De Anlayan İnsan Pek Azdır . G.S. HİLARD
    ■ Sanatçıya İki Göz Yetmez. LAMARTINE
    ■ Sanatlar, Hürriyet Tarafından Emzirilince Büyürler. SCHİLLER
    ■ Sanatın Düşmanı Bilgisizliktir. BEN JOHNSON

    Savaş
    ■ Harp Zorunlu Ve Kaçınılmaz Olmalıdır. Milletin Hayatı Tehlikeyle Karşı Karşıya Kalmadıkça Harp Bir Cinayettir. ATATÜRK
    ■ Savaşta Bütün Gecikmeler Tehlikelidir. DRYDEN
    ■ Savaşı Bilmeyen, Barışı Da Bilmez. JAPON ATASÖZÜ
    ■ Savaş, Bulduğu Ülkeyi Bir Daha Bırakmaz. BURKE
    ■ Savaşta Yasalar Susar. CİCERO
    ■ Kötü Bir Barış, Savaştan Daha Berbattır. TACİTUS
    ■ Akıllılar Dövüşmeden Önce Kazanırlar, Cahiller Kazanmak İçin Dövüşürler. ZHUGE LİANG

    Sır
    ■ Başkaları Senin Sırrını Açıklamasını İstemiyorsan, Sen Kendi Sırrını Açıklama. SENACA
    ■ Bir İnsan Sarhoş Olunca Ya Da Aşık Olunca Sır Tutamaz. ANTİPHANES

    Siyaset
    ■ Her Siyasi Parti, Kendi Yalanını Yutarken Ölür. JOHN ARBUTHNOT
    ■ Bir Siyasetçi Gelecek Seçimi, Bir Devlet Adamı Gelecek Kuşağı Düşünür. JAMES F.CLARKE
    ■ Devlet Adamı Koyunu Kırpar; Siyasetçi Koyunun Derisini Yüzer. AUSTİN O’MALLEY
    ■ Çağdaş Siyasi Toplum, ”İnsanları Umutsuzluğa Düşürme Makinesi” Dir. ALBERT CAMUS
    ■ Muhalefetin Görevi, Muhalefet Etmektir. RANDOLPH CHURCHİLL
    ■ Siyasetle Ahlakı Ayıranlar, İkisine De Bir Şey Anlamamışlar Demektir. JOHN MORLEY

    Sonuç
    ■ Küçük Bir Kıvılcım, Yangına Sebep Olur. DANTE
    ■ Koca Selleri Meydana Getirenler, Küçük Dereciklerdir. SHAKESPEARE

    Süslenmek
    ■ Çok Süslenenlere Bakın; Hepside Gizlenmek İstiyordur. ARİSTO
    ■ Hiç Giyinmeyen Bir Güzel, En İyi Biçimde Giyinmiş Demektir. PHİNEAS FLETCHER
    ■ Aynaya Bakacağına, Üstündeki Elbiselere Bak. BARACCİO

    Şeref
    ■ Her Aşık, Şairdir. EFLATUN
    ■ Şairlerin Yalan Söylemek İçin Ehliyetleri Vardır. PLİNİUS
    ■ Şiir Şeytanın Şarabıdır. ST AUGUSTINE
    ■ Şiir, Güzelliğin Ülkesinde Yaşayan Gerçektir. GİLFİLLAN
    TARAFSIZLIK
    ■ Yürek Hiçbir Zaman Tarafsız Değildir. SHAFESBURY
    ■ Tarafsızlık, Bir İlke Olarak Sürüp Giderse, Zayıflık Olur. KOSSUTH
    ■ Tarafsızlık, Geri Tepen Bir Armağandır. BARACCİO

    Tarım
    ■ Gerçek Çiftçi, Ürününü Göremeyeceğini Bildiği Halde, Toprağını Eken Adamdır. CİCERO

    Tarih
    ■ Tarih, Olmayan Olayların, O Olayların Geçtiği Yerde Bulunmayan Kişiler Tarafından Yazılışıdır.
    ■ Tarih İnsanların, Düşlerin En Aydınlık Olanların Gerçekleştirmek İçin Giriştikleri Umutsuz Bir Çabadan Başka Bir Şey Değildir,ALBERT CAMUS

    Tartışma
    ■ Herkes Benim Düşünceme Katılırsa, Yanılmış Olmaktan Korkarım. OSCAR WILDE
    ■ Akıllılar, Sebepler Konusunda Tartışır; Aptallar Da Karar Verir. ANARCHASİS
    ■ Güçlü, Acı Kelimeler Zayıf Bir Sebebe Dayanır. VİCTOR HUGO
    ■ Sakın Sofrada Tartışmaya Kalkmayın; Nasıl Olsa Aç Olmayan Kazanacaktır. WHATELY
    ■ Tartışırken, Doğruluk Hep Kaybolur. SYRUS
    ■ Tartışmalarda Yapılan Benzetmeler, Aşkta Söylenen Şarkılara Benzerler. Hiçbir Şeyi Kanıtlamazlar. PRİOR

    Tutsaklık
    ■ Bir Tutsağın Boynuna Geçirdiğiniz Zincirin Öteki Ucu, Kendi Boynunuza Takılıverir. EMERSON
    ■ Bir Ulus; Yarısı Hür, Yarısı Tutsak Olursa Yaşayamaz. LİNCOLN
    ■ Zayıfların Haklarını Korumak İçin Konuşmayanlar, Tutsaklardır. LOWELL

    Ulus
    ■ Ulusların Çoğu Çocuklara Benzerler. Büyüdükçe Huylarını Değiştiremez Olursunuz. ROUSSEAU
    ■ İnsanlar Gibi Uluslar Da Deneylerle Güçlenirler. S.SMİLES
    ■ Bir Ulusun Değeri, O Ulusu Meydana Getiren Bireylerin Değeriyle Ölçülür. JOHN STUART MİLL

    Umut
    ■ Umut, Yoksulun Ekmeğidir. THALES
    ■ Hastalar İçin Hayat Oldukça, Umut Da Vardır. CİCERO
    ■ Umut Olmadan, Umut Edilen Ele Geçirilemez. LİESHERAK
    ■ Umut, Çalışkanların Rüyasıdır. PLİNİUS
    ■ Kadınların Umudu Gün Işığında Örülmüştür; Bir Gölge, Onları Karartır. GEORGE ELİOT
    ■ Umut,Genç Tutkuların Dadısıdır. BİCKERSTAFF

    Umutsuzluk
    ■ Yaşayanlar İçin Umut Her Zaman Vardır. Umutsuzluk, Ölüler İçindir. THEOKRİTOS
    ■ Umutsuzluk, Sersemlerin Elde Ettiği Bir Sonuçtur. DİSRAELİ

    Ülkü
    ■ Bir İnsanı Bulunduğu Mevkiyle Değil, Göz Koyduğu Mevkiyle Ölçmek Gerekir. TOLSTOY
    ■ Ülkü, Dünyayı Yaşatan Bir Güçtür. J.G. HOLLAND
    ■ Ülkülerimiz Bizden Daha Temizdirler. A.B. ALCOTT

    Ün
    ■ Öldükten Sonra Unutulmak İstemiyorsanız Ya Okumaya Değer Şeyler Yazın Yada Yazılmaya Değer Şeyler Yapın. FRANKLIN
    ■ Ansızın Yükseliveren Kişiler Pek Beğenilirler. Ama Toprağa Hızla Basın Bir Kere, Tozun, Samanların, Tüylerin Yükseldiğini Göreceksiniz. HARE

    Üzüntü
    ■ Zamanın Azaltamadığı, Yumuşatamadığı Üzüntü Yoktur. CİCERO
    ■ Üzüntü Bir İlaçtır. WİLLİAM COWPER
    ■ Ağır Bulutlar Gibi, Ağır Yüreklerde Sularını Akıtınca Rahatlarlar. RİVAROL

    Vermek
    ■ Malını Veren Az Vermiş Sayılır. İnsanın Kendisini Vermesi Gerekir. HALİL CİBRAN
    ■ Yalnız Verilene Bakma; Verene De Bak. SECENA
    ■ Büyük Armağan Veren, Büyük Armağan Umar. MARTİAL
    ■ Hediye Atın Dişlerine Bakılmaz. ST.JEROME

    Vicdan
    ■ Temiz Bir Vicdan Kadar Yumuşak Hiçbir Yastık Yoktur. FRANSIZ ATASÖZÜ
    ■ Kendi Yüreğinden Korktuğum Kadar Ne Papadan,Ne De Papazlardan Korkuyorum. LUTHER

    Yaş
    ■ En İyi Yananlar, Eski Odunlar; En Güvenilen Kimseler, Eski Dostlar; En Rahat Okunanlar Da,Eski Yazarlardır. BACON
    ■ Yirmi Yaşında Yakışıklı, Otuz Yaşında Güçlü, Kırk Yaşında Zengin, Elli Yaşında Akıllı Olmayan İnsan Hiçbir Zaman Yakışıklı, Güçlü, Zengin Ve Akıllı Olamaz. HERBERT
    ■ Yirmi Yaşında İstek, Otuz Yaşında Zeka, Kırk Yaşında Akıl Önemlidir. FRANKLIN
    ■ Çizgiler, Yüreklerimizde Değil, Yalnız Alınlarımızda Belirir. Çünkü İnsanın Ruhu Hiçbir Zaman Yaşlanmaz. JAMES A.GARFİELD
    ■ Gençlikte Günler Kısa, Yıllar Uzun; Yaşlılıkta Da Günler Uzun, Yıllar Kısadır. PANİN
    ■ İnsanın Kırk Yaşına Kadar Geçen Yılları Bir Kitap, Geri Kalan Yılları Da O Kitabın Eleştirmesidir. SCHOPENHAUER
    ■ Yaşlılar Her Şeye İnanırlar; Orta Yaşlılar Her Şeyden Kuşkulanırlar; Gençler De Her Şeyi Bilirler.
    ■ Herkesi Bıktırıncaya Kadar Yaşayan, Çok Yaşamış Demektir. H.GEOGE BOHN
    ■ Yaş Da Sevgi Gibidir; Saklanamaz. THOMAS DEKKER
    ■ Kalbin Yaşı Yoktur. EUGENE IONESCO
    ■ Eğlence, Gençlikte Günah, Yaşlılıkta Çılgınlıktır. SAMUEL DANİEL
    ■ Pek Az Kimse Yaşlanmasını Bilir. LA ROCHEFOUCAULD
    ■ Yaşlanmak İsteriz.Ama Yaşlılıktan Korkarız; Bu Hayatı Ne Kadar Sevip, Ölümden Nasıl Kaçmak İstediğimizi Gösterir. LA BRUYERE
    ■ Hiçbir Akıllı Adam, Daha Genç Olmayı İstememiştir. JONATHAN SWİFT
    ■ Yaşlanmadan Önce İyi Yaşamak; Yaşlandıktan Sonra Da İyi Ölmek İstedim. SENECA
    ■ Kimse, Yaşlı Bir Adam Kadar Sevemez. SOFOKLES
    ■ Yaşlılık Ölümden Çok Daha Korkunçtur. JUVENAL
    ■ Yaşlılar İçin, Öğretmenimin Zamanı Hiç Geçmez. AESKHYLOS
    ■ Kadınlarla Müziğin Yaşı Yoktur. GOLDSMİTH

    Yemek
    ■ İnsanın Kalbine Giden Yol, Midesinden Geçer. SARAH P .PARTON
    ■ Bana Ne Yediğini Söyle, Nasıl Bir Adam Olduğunu Söyleyeyim Sana. BRİLLAT SAVARİN
    ■ Yaşamak İçin Yemelisin, Yemek İçin Yaşamalısın. CİCERO

    Yemin
    ■ Yeminine Bakıp İnsana İnanma; İnsana Bakıp Yeminine İnan. AESKHYLOS
    ■ Çok Yalan Söyleyenin Ettiği Yemin De Çok Olur. ALFİERİ
    Yengi/Yenilgi
    ■Kendi Kendine Yenmek, Zaferlerin En Büyüğüdür. EFLATUN
    ■Yenilgi, Eğitimden Başka Bir Şey Değildir. WENDELL PHİLİPS
    ■Yenilgi, Bir Umutsuzluk Kaynağı Değil, Taze Bir Başlangıç Olmalıdır. SOUTH

    Yolculuk
    ■Başka Ülkeleri Ne Kadar Çok Görürsem, Kendi Ülkemi O Kadar Çok Severim. MME.DE STAEL
    ■Yolculuk Ederken Gözlerini Yanına Almayı Unutma. A.B. ALCOTT

    Yönetim
    ■İşin İçine Çok Aşçı Girdi Mi, Çorbanın Tadı Tuzu Kalmaz. İNGİLİZ ATASÖZÜ

    Zaman
    ■Zamanı Sıkıştırmaya Kalkma; Hayatı Meydana Getiren Şey Zamandır. FRANKLİN
    ■Zaman, Tutsaklar İçin Yaratılmıştır. JOHN B.BUCKSTONE
    ■Vakitsiz Açan Gül, Tez Solar. TÜRK ATASÖZÜ
    ■Zamanın Mahvetmeyeceği Bir Şey Yoktur. HORATİUS

    Zenginlik
    ■İnsanın Hayatını Düzenleyen Akıl Değil, Zenginliktir. CİCERO
    ■Yalnız Akıllar Zenginliklerini Kullanabilir. EURİPİDES
    ■Zenginin Malı, Züğürdün Çenesini Yorar. TÜRK ATASÖZÜ
    ■Zenginlik İnsanı Ya Destekler Ya Da Yönetir. HORATİUS
    ■Hayat Kısadır.İnsan Zenginliğini Kullanmaya Ne Kadar Erken Başlarsa O Kadar İyidir. SAMUEL JOHNSON
    ■Zenginliğin Zevkleri Yoksulların Gözyaşlarıyla Satın Alınır. THOMAS FULLER
    ■Madem Ki Bu Zenginlikler Senin, Neden Öteki Dünyaya Götürmüyorsun? FRANKLİN
    ■Zengin Adamlarda Sağduyuya Pek Rastlanmaz. JUVENAL
    ■Yoksullara Pek Cömert Davranan Zenginlere Güvenme. PLAUTUS
    ■Dünyada Okuduğum En Güzel Kitap Nedir Diye Sordular. “Annem” Adlı Kitaptır Dedim A.LINCOLN.
  • Yorumuma ilk olarak yazarı tanıtarak başlamak istiyorum. Oscar Wilde 1854’te Dublin’de doğmuştur.Peki İrlandalı oyun yazarı, romancı, kısa öykücü ve şairi Wilde'ı biz nerden tanıyoruz.Tabii ki Ramiz Dayı'nın:
    "Herkes öldürebilir sevdiğini
    Ama herkes öldürdü diye ölmez." dizeleriyle tanıyoruz.
    Oscar Wilde hem iğneleyici zekası hem de ustaca gözleme dayalı toplumsal yorumlarıyla ünlüymüş. Geç Viktorya döneminin en başarılı oyun yazarlarından Wilde Estetik Hareket'in önde gelen isimlerindenmiş.Şiirleri, kısa öyküleri, oyunları ve tek romanıyla edebiyat dünyasına damgasını vurmuş bir yazarın 46 yaşında Paris'te bir otel odasında ölmesi oldukça üzücü :(
    Kitaba gelince,kitap esas karakter Dorian ile dostları Basil ve Henry'i anlatıyor. Çok fazla spoiler vermek istemiyorum ancak Oscar Wilde bu karakterler için: "Basil Hallward ben olduğumu düşündüğüm kişidir; Lord Henry dünyanın ben sandığı kişidir; Dorian ise benim olmak istediğim kişidir, ama belki başka bir çağda..." diye not düşmüş.
    Yazar sosyete temasıyla hem İngiliz halkına hem de evrensel olarak sosyete insanına yergide bulunuyor.Ayrıca evlilik ve kadınlar da Wilde’ın sivri dilinden kurtulamamışlar :)
    Klasikler arasında okuduğum en derin, en etkileyici romanlardan biriydi Dorian Gray'in Portresi. İnanılmaz cümle anaforları sizi ciddi anlamda sarsıyor. Özellikle Lord Henry'nin sözleri sarsmaktan öte aslında alt üst ediyor. Wilde müthiş zeki bir yorumcu, kara mizah, ince mizah yaparak konunun her evresiyle ilgili nükte ve gözlemlerini okuyucuya Lord Henry aracılığıyla veya anlatıcı olarak aktarıyor. Keskin zekasından çok etkilendim. Kendisi kitabın 1890 baskısında gördüğü tepkilerden dolayı, 1891'de basılan versiyonda biraz törpülemiş ama görüşlerinden asla vazgeçmemiş.
    Temposu hiç düşmeyen sürekli sizin ilginizi ayakta tutan bir roman Doria Gray'in Portresi. Ben çok sevdim,Sonradan üzerine tekrar tekrar düşünmek üzere bir çok cümlenin altını çizdim.Severek okuyacağınıza eminim
  • Yelena Bulgakova, onun son günlerinde, anılarına “Yatağının yanı başında yere koyduğum mindere oturdum,” diye not eder ve şöyle devam eder: “Bazen bakışlarıyla bir şey istediğini anlatırdı. Ağrı kesici mi, yoksa içecek mi, yoksa içecek bir şeyler mi istediğini anlamak için sorardım. Çoğunlukla istediği bunlar olmazdı. O zaman “seninkini mi istiyorsun?” “Üstat ile Margarita’yı mı?” derdim. Evet, anlamında kafasını sallar ve sadece iki sözcük dökülürdü dudaklarından:

    “Yeter ki bilsinler, yeter ki…”


    20. yüzyılın en önemli otoriterlik karşıtı romanlarından biri sayılan Üstat İle Margarita, ilk kez 1973 yılında, yazılmasından 33 yıl sonra basımı gerçekleşmiştir. Sovyetlerin türlü baskıları ve sansürlerine maruz kalan Bulgakov, eserinde geçen tek cümlesiyle sonsuza dek sürecek bir mesaj bırakır.
    “Doğru yok edilemez.”


    Bütün olarak ele alındığında Üstat ile Margarita gerçekten zor bir eser. Olaylar etrafında şekillenen karakterlerin fazla olması çevrilen sayfaları eziyete dönüştürdü ve birçok kez geriye dönüp tekrar okumaya sebebiyet verdi. Okumaya başlamadan önce rutin olarak incelemelere göz gezdirirken çoğunluğun pozitif yorumlarıyla “iz bırakmış” bir eser beklentisi zihnimde şekillenmişti. Bu sebeple oluşan beklenti, bitimine kadar kitap üzerinde bir gölge oluşturdu.

    Profesör Voland kılığına girmiş bir Şeytan. Moskova'ya inen Şeytan, seçkin kimselerin yalancılığını ve yozluğunu gözler önüne seren bir takım entrikalar düzenler. Bu türlü oyunlar eser boyu kimi yerde güldüren, kimi yerde fantastikliği neredeyse her sayfaya boca edilip biraz da sıkan birtakım oyunlar...

    İsa’nın çarmıha gerilişiyle Vali Pontius’un kararı ve romanını yazan “Üstat” ve onun aşkı Margarita’nın hikayesiyle fantastik bir dünyaya dönüşür Üstat İle Margarita.
    20. Yüzyıl Sovyet Rusya’sına dair, İsa ve dönemine, mitolojiye dair bilgi deposu ister sizden. Bihaber iseniz sıkılmanız uzun sürmez. Kitabın istediği şeylere hakim olunmasa bile ince nükte ve hicivlerle harmanlanmış monologlar sizi başka gözle okumaya davet eder, etmeli, ve öyle oldu da.

    Tarih, ahlâk, ilâhî adalet, cesaret ve korkaklık kitabın katmanlarının parçalarından ibaret. Özellikle “korkaklık” en çok beliren ve dikkat çeken unsurlardan biri. Toplumsal zayıflığa zemin hazırlayan korkaklık ve erk düşkünlüğü, kötünün yardımıyla, gerçeğe nüfuz eder. Gelenekselden yeniye yönelen tarihsel dönüşümün sancıları eserde güçlü bir şekilde görünür. 1930’ların Moskova’sının sosyal yaşamı, ilişkileri, düzen koyucuları, buna ayak uyduranlar ve uydurmayanlar ile birlikte canlı bir tablo olarak sunulur okuyucuya. İnsanlığın en zayıf yönlerini ve bunların dış faktörlerden etkilenişi ile kırılan yaşam noktalarını, inanç ve inançsızlık gelgitleri arasında sıkışmış kahramanlar özelinde gözler önüne serer Bulgakov. Erk karşısında korkaklığın bireyin sağ duyusunu ele geçirdiği durumlar Bulgakov’un girilmez alanıdır. Yergisel bir üst bakışla insanların kendi kendilerini düşürdükleri aciz durumla ince ince dalga geçer. “Korkaklık en büyük suçtur” savı Ha- Nostri yani İsa olmak üzere üst tabakadaki karakterler tarafından birçok kez dile getirilir. Korkaklığa mahkum edilen insanın kendi benliğini yitireceğini düşünür Bulgakov. Gelenekten ve eskiden koparılmaya çalışılmış, bu yolda “korku”yu en büyük silah olarak kullanmış totalitarizmi kendine prensip haline getirmiş otoriterlerin eninde sonunda yenileceğini, “tarih”e karışıp kaybolacağını belirtir Rus yazar. Öyledir de zaten, bir Millet köklerinden ne kadar koparılmaya çalışılırsa çalışılsın, “Yeni”leri kabul ettirmek için ne kadar zor kullanılmış olursa olsun, 100 yıl geçse de içinde eskiye özlem duyanlar, onu arayanlar mutlaka vardır ve olacaktır. Çokça tarihimiz geldi aklıma sayfaları çevirirken. Bulgakov’un anlatmak istediği o kadar gerçek bir şey ki, altını kazıdıkça sürekli doğruları buluyorsunuz.

    Yabancı kal(a)madığımız hadiseler dizini geldi aklıma. Hani büyük bir ansiklopediyi açarsınız ya, onu okuyacak kudretinizin olmadığını düşünürsünüz ama tek sayfayı bile kurcalamak size haz verir, çünkü bazı şeyler tek sayfaya sıkıştırılmamıştır. Bütün bir tarih oradadır, 3000 sayfanın içinde. Bir milletin bütün kahramanları kendine genişçe yer bulur onda. Ama 250 sayfalık bir kitapta sadece birkaç kişi anlatılır, böyle kitapları devirip okumak daha kolaydır çünkü. Eğrisi doğrusu önemli midir? Değildir tabii ki. Değildir...

    Çuvaldızı kendine, iğneyi başkasına batır sözünü idrak edemeyenler, kendi doğrularını başkalarına geçirmekte tereddüt etmezler. Çuvaldızı bütün her şeyiyle almak ‘zorunda’ olan toplum eleştirilir. Hayattaki en kötü şey olarak tabir edilir Korkaklık... Bütün sayfalara siner bu.

    Pontius ve Üstat. 2000 yıllık bir zaman aralığı.

    Pontius Pilateus İsa'ya engel oldu, onu öldürdü. Bulgakov’a da sistem ve yönetim engel oldu, eserlerini tahrif etti. İsa’yı öldürmesi için Pontius’u ikna eden Şeytan, asırlar sonra Moskova’ya indiğinde kimsenin aklını çelemedi çünkü zaten herkes, bütün toplum şeytandı!

    Kitabın sonlarında yer alan Bağışlama Ve Ebedi Sığınak bölümünde Üstat ve Margarita arasında geçen lirik diyaloglar tek kelimeyle muhteşemdi. O bölüm için olsun okunur, katlanılır. Sabri Gürses’in ‘okuduktan sonra hiçbir şey aynı olmayabilir’ sözü ne kadar tesir eder bilemem ama, gözü açan bir eser olarak da kabul edilebilir Üstat İle Margarita.

    Yeter ki bilsinler.
  • Dinle küçük adam; İnsan varlığının sefaleti, dar kafalı ufak tefek şeylerinin her biriyle biraz daha aydınlanıyor. Dar kafalılıklarının her biri yazgının iyiye gitmesi umudunu hep bir yol daha batırır. Bu acıklı bir durum küçük adam. Derinden, yürek parçalayan acıklı bir durum. Bu acıyı duyumsamamak için ufak kötü şakalar yapıyor, enayi fıkralar anlatıyorsun. Buna da “halk mizahı” diyorsun.
    Hakkındaki fıkrayı dinliyor, sonra kendin de gülüyorsun. Kendi kendinle nükte dolu alay edebildiğin için gülmüyorsun ama. Küçük adama gülüyorsun, oysa kendi kendine güldüğünün senin üzerinden gülündüğünün farkında değilsin. Milyonlarca küçük insan da kendilerine gülündüğünü bilmiyor. Niçin gülünüyor senin üzerinden küçük adam ? Böylesine içten böyle açıktan böyle başkalarının eksiğine sevinen ve bütün yüzyıllar boyunca ? Hiç dikkatini çekti mi, filmlerde “halkın” nasıl gülünç canlandırıldığı ?
  • Dervişe "Allah'la aran nasıl?" diye sormuşlar,
    "Nasıl olsun, hep onun dediği oluyor" demiş...
    Vesselam..!