• - Batının maddeci toplum düzeni, erkek-kadın ilişkilerinde bir eşitlik hastalığına tutularak, en sonunda erkek denen varlığın bütün özelliklerini yok etmiştir. Dolayısıyla Batı kadına özgürlük savaşı veriyorum derken, hem erkeğinden olmuş, hem de, kadın sadece cinsi ihtiyaçları karşılayan bir seks aracına dönmüştür.
    Bu sebeple Batı kadınlarının dramı korkunçtur. Çünkü her hususta eşitlik istemesi, kadınlık özelliklerinin tümünü yitirmesine yol açmış; erkekten beklediği şefkat, sevgi ve saygıyı artık bulamaz hale gelmiştir. Oysa kadın ruhu doğal olarak, bu üç faktöre de şiddetle muhtaçtır.
    Gerçi kadının toplum hayatında erkeğinin yanında yer alması, hayat mücadelesini muhakkak ki daha güçlü kılar. Zaten bu mücadeleye ortak olmak, kadının hem hakkı, hem de görevidir. Üstelik, çağdaş hukuk anlayışı içinde kadının hak ve özgürlüğünün hiç bir şekilde kısıtlanmaması düşünce ve görüşüne, her uygar insanın canı gönülden katılacağı gibi, bu soylu düşüncenin karşısında herkes saygıyla eğilir.
    Ancak, hak, hukuk ve hürriyet derken, kadının dişilik ve eşlik yeteneğinden büsbütün vazgeçmeye zorlamak, tek kelimeyle cinayettir. Kadının hayat mücadelesinde erkeğinin yanında yer alması, ona hiç bir zaman dişiliğini unutturmamalıdır. İster ev hanımı olsun, ister çalışsın, her toplumda kadından istenen görev; erkeğine kadınca davranmak, gereken saygıyı esirgememektir. Oysa, Batı eşitlik konusunda öylesine aşırı gitmiştir ki , bir kadın erkeğine hizmet ederken; şahsının uşak yerine konduğu hastalığına ve kuruntusuna kapılmaktadır. Evet Batı kadını bu saçma inanca kapılmış, daha doğrusu zorlanmış ve sonunda gerçek hayatın kutsal duygularından yoksun kalmıştır. Kadının erkek gibi giyinmesi, erkekçe tavırları, karşı cinsi hiç de memnun bırakmamış, erkekte özellikle tiksinti yaratmıştır. Batılı erkek, günümüzün kadınını sadece seksi açıdan değerlendirmekte ve ancak hayvani duygularını doyurmak için ona sokulmaktadır. Konunun gerçek yanı budur ve bu durum Batılı kadını, doğulu erkeklere itmektedi . Gerçi Batı'nın bu maddeci ruhu, Doğu ülkelerini de az çok etkilemektedir. Ancak şu var ki, Doğu erkeği kısmende olsa üstünlük vasıflarını henüz korumaktadır.
    Zira, Doğulu kadın zarafet ve inceliğini koruyarak, kadınlık özelliklerinin gerçek değerini bilmektedir. Bu sebeple Doğulu erkeğin şövalyelik ruhunun devamında onun büyük ölçüde katkısı olmaktadır. Erkek evinde ve sokakta geleneksel üstünlüğünü sürdürebilmektedir.
    Batılı kadın erkekte şu üç özelliği arar: Heyecanlı bir ruh yapısı, cömertlik ve eşine değer verip onu kıskanmak. Bu özellikler Doğulu erkekte fazlasıyla vardır. Dolayısıyla Doğulu erkekler, Batılı kadınlar tarafından büyük bir ilgi görmektedir. Ancak şu noktayı da belirtmekte yarar vardır ki, Doğu erkeği özellikle bu hususa dikkat etmelidir. Batı kadını maddeci bir zihniyetle kadınlık özelliklerini yitirmiş ve korkunç bir ruhi bunalım içindedir. O öyle bir hale gelmiştir ki; dişi bir örümceğin erkeğini en zevkli anında öldürmesi gibi, erkeğini yiyen bir yaratık durumundadır. Doğu kadının romantizmini, sevgisini, kutsi bağlılığını, Batılı kadınlarda aramak çılgınlık olur. Doğu erkeği Batılı kadının ruhsuz kişiliğinde hayvani hisleri dışında hiç bir şey bulamaz. Şu halde, Doğu'nun manevi anlamdaki geleneksel aile terbiyesinin değer ve hikmetini çok iyi bilmek ve onu Batı'nın maddeci ruhundan her an uzak tutmak gereklidir. Unutulmamalıdır ki, en büyük öğretmen doğadır. Doğulu insan ise, doğa yasasına önemle saygı duyar. Erkek-kadın ilişkilerini bu yasaya göre düzenlemiş olan Doğu insanı bu hususta pek yeteneklidir ve maddeci bir ruh yapısının toplumlar için nasıl bir tehlike olduğunu çok iyi bilir. Uzak Doğu'da ise,bu mesleği en iyi şekilde kavramış olanlar Japonlar'dır. Onlar; erkek neslinin kendine özgü özelliklerini yitirdiği an, halkın nasıl bir uçuruma doğru sürüklendiğini en iyi şekilde bilmektedirler.
    Japon milleti, erkeğinin doğal olarak üstün meziyetleri olmasına rağmen, pek hassas bir ruh yapısına sahip olduğunu gayet iyi bilmektedir. Bilirler ki; ilgi , saygı ve sevgi görmek, her erkeğin gururunu okşadığı gibi, aynı zamanda onu hayat mücadelesinde daha kuvvetli kılar ve her erkek için ruhi açıdan bu büyük bir ihtiyaçtır. Ne var ki, erkek ilgiyi doğrudan kadından bekler ve böyle bir kadına sahip olmayan erkek, sahip olan erkek kadar hayatta başarılı olamaz. İşte, toplum hayatında kadının önemi ve değeri bu noktada başlar.Şöyle ki; evli bir kadın, erkeğine sadece sadakat göstermekle onu doyurmuş sayılmaz. Daha önce de belirtildiği gibi, erkek, kadından sevgi, saygı ve ilgi bekler. Mesela; kadın erkeğinin her istediğini candan bir içtenlikle yapmalı ve kocasından memnun olduğunu hissettirmelidir. Erkeğin işine karşı ilgi duymalı ve az da olsa başarılarını içtenlikle övmelidir. Erkek akşam evine geldiği zaman yorgun bir kadınla değil, canlı neşeli bir kadınla karşılaşmalıdır. Her evli kadın, kocasına ve çocuklarına olan bağlılığı, bir görev olarak değil, hayatın bir parçası olarak kabullenmelidir. Sıraladığım bu dört maddeye daha birçokları eklenebilir. Ancak, bu dördü kurulacak olan her yuvanın temelidir ve bunlardan birinin eksikliği, kurulan yuvayı devamlı olarak huzursuz kılar. Şurası bir gerçektir ki; yasal olmayan bir hayat yaşayan birçok erkek, bu gibi eksiklikler yüzünden yuvasına sırtını dönerek sapık yollara sürüklenmiştir. Çünkü, eşinde aradığını bulamamanın bunalımı onu elinde olmayarak ikinci bir kadına sürükler. Sabır ve olgunluk ise, hemen her kula nasip olmayan pek değerli bir meziyettir. Batılı kadın, eşinden aşırı denecek kadar bir incelik bekler ve kendisine gayet kibar davranmasını arzular. İlk bakışta çok masum görülen bu istek, aslında devamlı olduğu zaman erkekten çok şey alıp götürür. Erkeğin arada bir sert çıkışlar yapması, kadın tarafından hoş karşılanmalıdır. Zira, üstünlük içgüdüsü, erkek neslinde doğaldır ve aşırı olmaması şartıyla arada bir Kazaklık gösterisinde bulunması erkeğin deşarj olmasını sağlar. Böyle bir davranışa hemen sert tepki gösteren kadın en yanlış hareketi yapmış olur. Çünkü böyle bir tepkiyle karşılaşan erkek, ya karısından büsbütün uzaklaşır veya zamanla işe yaramaz bir sünepeye döner. Eşi tarafından ruhen doğrulanmayan erkeklerin bir çoğu, ya pek kaba bir hale gelmiş veya bütünüyle pasif ve pısırık olmuştur ki, her iki halde de onu bu duruma düşüren tek kelimeyle maddeci düzenin meydana getirdiği ruhsuz kadın tipidir.
    Görülüyor ki, aile ocağının sağlam temeller üzerinde kurulması ve devamının sağlanmasında, kadın rolü hem ağır, hem de çok önemlidir. Dolayısıyla kadın bu kutsal görevi kusursuz olarak yerine getirebilmek için iyi bir eğitimden geçmelidir. Erkek üstünlüğünü özellikle esas almış olan Japonlar bu konuyu en ayrıntılı şekilde ele almış ve Japon kadını ona göre eğitilmiştir. Geyşalar ise, Japon toplum yapısının bu açıdan en enteresan ve en tipik örneğidir. Gerçi her kadından Geyşa olması beklenemez. Zaten Japonlara has bir meziyettir. Ancak kadınların sembolik bir örneği olan Geyşalar'dan pek güzel ilham alınabilir. Nitekim Japon kadını her işte çalışmasına ve Batılı hemcinslerinden geri kalmamasına rağmen, evlilik konusunda Geyşalar örnek alınır. Batı uygarlığının özgürlükçü (!) kadını, istediği kadar eşit haklar peşinde koşsun, şurası bir gerçektir ki; Batı erkeği artık onu beğenmemekte ve Doğulu kadınlara gıpta ile bakmaktadır.
    Geyşa, Japonca'da ''Sanat İnsanı'' anlamına gelir. Gerçekten Geyşalar sıfatlarına layık olarak, Japon toplumunun incelik ve neşe kaynağıdır. Geyşa yöntemi, Japonlara özgü bir yöntemdir. Dünyanın hiçbir ülkesinde onların benzerlerine dahi rastlanılmaz.
  • Bazı kimselerin ölümle savaşı daha yirmisinde başlar; birçokları da yağı bitmiş lambalar gibi, sessiz, ecelleriyle sönerler.
    Sadık Hidayet
    Sayfa 56 - Yapı Kredi Yayınları
  • Eskiden yaşamayı yürekten severdim . Birçokları gibi fırtınalı yaşadım
    Ve şimdi benim için artık hiçbir şey önemli değil.
    Çünkü hayatımı bir bardak su gibi çalkaladım.
  • “Yalnızım belki,belki ne yapacağımı bilmiyorum.Fakat kötü değilim sadece yaşamak zorlaşıyor ve birçokları gibi bir dümenini bulamıyorum."
    Atilla İlhan
  • "Örneğin boşlukta kayma (ya da düşme) düşleri vardır. En yaygın düş olaylarından biridir bu ve hemen herkesin başından geçmiştir. Hocamın açıkladığına göre ırksal bir anıymış bu. O pek uzaktan akraba olduğumuz Ağaç Adamları'ndan kalmaymış. Ağaçlarda yaşayan bu yarı-insanlar için yüksekten düşme tehlikesi çok büyük ve somut bir korkuymuş. Birçokları böyle bir düşme sonucu can vermişler; hemen hepsinin başından da korkutucu düşme olayları geçmiş; hayatlarını ancak alçak dallara tutunarak kurtarabilmişler. Bu şekilde son dakikada önlenen korkunç bir düşüş, büyük bir şok yaratırmış. Bu şok da birtakım molekülsel değişimlere yol açarmış. Bu değişimler sonraki kuşakların beyin hücrelerine aktarılmış ve kısaca ırksal anılar haline gelmişler. Yani siz ya da ben, uykuda ya da tam uykuya dalacağımız sırada boşlukta düşer gibi olup da yere değmezden bir saniye önce yerimizden sıçradığımız zaman, ağaç tepelerinde yaşamış olan dedelerimizin başına gelenleri hatırlamaktan başka bir şey yapmıyoruz."
    Jack London
    Sayfa 17 - Can Yayınları