Charles Dickens'a hepiniz aşinasınızdır. Bu hikayesinin havası, yazarın alışılagelmiş tarzının aksine daha gotik ve ciddi. Belki de Dickens'ın henüz kariyerinin başındayken kaleme aldığı eserlerden biri olduğu içindir. Yine de, eserdeki adaletsizlik vurguları ve yoksulluk temasından dolayı Dickens, gotik bir hikaye yazsaydı bunu yazardı diyebiliyoruz. Bu kadar hoşuma gitmesinin sebebi belki de hikayenin ''insan''dan çıkmamasıdır.
Hikayede çaresizlik ve kederden gelen delüzyon birini nasıl hırpalar, onu görüyoruz. Dickens'ın gotik kalemini merak edenlerce rahatlıkla okunup hızlı bir şekilde bitirilebilir.
Yazarın mistik temaları psikolojik alt yapıyla destekleyen bir tarzı var. Bu tarzıyla H.P. Lovecraft'a ilham olmuş diyeyim hatta, siz kafanızda öyle canlandırın. Okunmaya değer, iç dünya çatışmaları ve şüphenin bir araya geldiği bir hikaye. Eser hakkında ne kadar fazla yazarsam hikayeyi o kadar afişe ediyormuşum gibi geliyor, dolayısıyla gizemli ve olağanüstü hikayeleri seviyorsanız öneriyorum.
And now, racked with sobs, I was forced to acknowledge too late, much too late, that I too had loved, that I was capable of suffering and that I was human after all.