Adalet denen şey bir yalandan ibaretti. İnsanlar suç işledikleri için değil, suç işlenmemesi gerektiği için cezalandırılıyordu. Sistem gaddarca bir caydırırcılık üstüne kurulmuştu. Paris Mahallesi’ndeki birkaç zavallının canını yakıyordunuz, bunu gören diğerleri uslu uslu oturmaları gerektiğini anlıyorlardı. Güçlüler güçlerini korumak için gözlerini kırpmadan insanları harcıyor ve adına da toplum düzeni diyorlardı.
Ceza çekmenin insanı arındırıp temizleyen bir yanı vardı. İnsanın hakkaniyetli bir Tanrı’ya ettiği dua “ Günahlarımızı bağışla,” değil de, “Yaptığımız kötülükler için bizi cezalandır,” olmalıydı.