• Kendini eksik hisseden biri mükemmelliğe, kendini tam hisseden birinden daha yakındır.
  • 216 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Sürekli amuda kalkarak, ellerinin üzerinde dolaşan bir çocuğun bunu yapmak için ne sebebi olabilir?
    Filistinli bir stand-up sanatçısının sahnelediği gösteriyi izledim bu kitapta, hem de gösteriye özel olarak davet edilen eski bir dostun gözünden ve onun belleğindeki anılar eşliğinde. Ben kolay gülebilen biri değilim, bu yüzden öyle kahkahalarla güldüğüm eğlenceli bir gösteriydi diyemem. Ama çok ince espriler vardı ve bir çok sayfada yüzümden gülümseme eksik olmadı. Peki bu kitabı gülmek için mi okumalı? Tabii ki hayır, sevgili okur. İnsan olmaya dair tüylerini diken diken edecek bir hikaye dinlemek için bu kitabı mutlaka okumalısın.
  • 7.Her hangi bir mevcudun hakikati, daima metafizik bir fâile ihtiyaç duyar. Bu durum cisimler için de geçerlidir. Şayet bir mevcudun varlık tarzı, cisimsel değil de aklî veya manevî ise onun varlığı zaten metafizik fâilden kaynaklanabilir. Zira maddî olan, manevî olanı meydana getirmez. Mesela akılların varlığı, bir üst mertebede akıl tarafından verilir ve bu silsile ilk akla kadar devam eder. İlk akıl ise varlığını doğrudan Tanrı’dan alır. Nefsler de manevî mevcutlar olduğundan varlıklarını akıllardan alırlar. Fakat nefsler, eksik mevcutlar olduğundan metafizik fâil olamazlar yani bir başka nesneye varlık veremezler. Cisimler ise hakikat veya mahiyetlerini yine metafizik fâillerden yani akıllardan alırlar. Ama cisimlerin hallerindeki değişimler yani nitelik, nicelik, konum ve mekândaki hareketleri, fiziksel fâillerden kaynaklar.

    Mesela bir buğday tohumu toprak altında çillendiğinde onun yeni bir fideye dönüşmesini sağlayan yani o fideye buğdaylık hakikatini bahşeden metafizik bir illettir. Fakat buğdayın toprak altında çillenmesi için gerekli hazırlıkların tamamı hava, nem, gün ışığı, toprağı işleyen çiftçi gibi fiziksel fâiller tarafından yapılır. Bu bağlamda İslam filozofları, nesnelerin kendisine mahsus varlığı olan hakikatlerinin oluşmasının mutlaka metafizik ilkeleri gerektirdiğini ve fiziksel ilkelerin âlemdeki oluşları açıklamaya elverişli olmadığını düşünegelmiştir. Metafizik fâillerin zirvesinde ise Tanrı bulunur. Dolayısıyla Tanrı’yı varlık veren bir ilke olarak kabul etmeyen herhangi bir âlem açıklaması, felsefe geleneğine göre yanlıştır.

    Modern bilimin, klasik dünyadaki hâkim bilim geleneğinden en önemli kopuşlarından biri budur.
  • 315 syf.
    Edebi otoriteler, dünyanın gelmiş geçmiş en zor ve en ciddi kitaplarından biri olarak Nobel Ödülü sahibi William Faulkner"in "Absalom Absalom" adlı bu eserini görüyorlar. Bu tezin en büyük ispatı ise eserin orijinal dilindeki baskısının içeriğinde 1288 (yazı ile bin iki yüz seksen sekiz) kelimeden oluşan bir cümle barındırması.Absalom Absalom içerdiği bu cümle sebebiyle literatürlerdeki en uzun cümleler arasında yerini almış bile,öyle ki 1288 kelimeden oluşan bu cümlesi ile Guinnes Rekorlar Kitabına girmeyi başarmış Faulkner.
    Bu uzun cümleye ise yine bu rakama yaklaşık sayıda kelimelerden oluşmuş cümleler eşlik ediyor. Bu detayı ise Nobel konuşmasında şöyle açıklıyor : ( İsveç Akademisi'nin araştırma ve anketlerine göre, 119 yıl boyunca yapılmış olan Nobel konuşmaları içerisinde, en başarılı konuşmanın da Faulkner'e ait olduğunu belirtmeden geçmeyeyim.)

    "Hiç kimse kendisinden ibaret değildir. Geçmişinin toplamıdır insan. Geçmiş, her erkeğin ve her kadının, her anın bir parçasıdır. Her erkeğin ve her kadının ailesi, görüp geçirdiği şeyler, her vakit kendisinin başlıca unsurlarıdır. Bir hikayenin kişisi, herhangi bir hareket anında sadece kendisi değildir, onu meydana getiren bütün unsurların bileşimidir. İşte uzun cümle, kişinin bir şey yaptığı anın içine onun geçmişini ve belki geleceğini koymak çabasıdır."

    William Faulkner, okuduğum diğer bazı kitaplarında denk geldiğim gibi bu kitabında da yine kutsal kitapları kendine rehber edinmiş.

    Yahudi İncil'ine göre ;Hz. Davud'un üçüncü oğlu, yakışıklılığı ve saçlarının güzelliği ile ünlü Abşalom'dur. Öz kız kardeşi Tamar'a tecavüz eden üvey ağabeyi Amnon'u öldürünce, babası tarafından sürgüne gönderilen Abşalom, bir süre sonra hatırlı kişilerin araya girmesi ile affedilir. Ancak artık eski Abşalom değildir. Hırs, öfke, nefret ve intikam dolu yeni Abşalom'un tek hedefi babasının yerine tahta oturmaktır. Bu uğurda çok mücadele verir ancak ne yazık ki nihayetinde canından olur. Oğlu Abşalom'un kanlı güzelim saçlarını eline dolayarak ağlayan babası Davud'un son nidası ise Abşalom Abşalom! olur...

    Bu kutsal hikayeyi, romanına ne şekilde ve nasıl bir hüner ile yedirdiğini öğrenmeniz için ise kitabı okumanız önemle rica olunur...Lakin ufak bir ipucu vermek gerekirse, Abşalom kelimesini biraz kurcalamakta fayda var, ab; ebu-dan geliyor ve baba anlamında... Salom ise İbranicede barış demek, dolayısıyla Barışın Babası... Yani taşıdığı anlam ve yüklendiği metaforlar açısından, kitabın konusu ile büyük paralellikler göstermesi yönünde çok isabetli bir seçim olmuş.

    Thomas Sutpen... Zengin ve saygın bir adam olma arzusuyla doğduğu toprakları terkederek, Missisipi'ye yerleşen zorba ve vicdansız ana karakterimiz. Zorba diyorum çünkü Missisipi'deki mevcut doğal hayatı yok ederek "Sutpen'in Yüzkilometrekaresi" adlı bir çiftlik kuruyor Sutpen. Yalnız dişiyle tırnağıyla değil de biraz sömürü yoluyla... Önüne çıkan herkesi ezerek, kullanıp atarak ve sonrasını hiç düşünmeden, zulmederek. Sutpen’in amacı bir imparatorluk kurmaktı ve zamanla bunu kısmen de olsa başarıyor. Biz de roman boyunca, bu imparatorluğun kuruluş, yükseliş ve çöküş aşamalarına şahit oluyoruz.

    Yazarın Ses ve Öfke kitabında da yeralan Quentin Compson'ın, Harvard Üniversitesi'ndeki arkadaşı Shreve McCannon yaptığı anlatılarla şekilleniyor Sutpen'in yaşadıkları ve yaşattıkları. Quentin ise bunları dedesinden ve Rosa Coldfield’dan öğreniyor. Aynı örgünün, farklı ağızlardan anlatıldığı dokuz bölümden oluşan roman yine bir Faulkner klasiği olarak Güney Amerika'nın sosyal sorunlarını masaya yatırıyor. Tarih ile yüzleşmek her ne kadar meşakkatli bir iş olsa da, kölelik,iç savaşın etkileri, siyahilik, melezlik, ensest ilişkiler, cinayetler, kardeş katli ve sınıf farklılıkları gibi toplumunun tüm çirkin yönlerini hiç gocunmadan okuyucusuna aktaran Faulkner'in, çoksesliliği oldukça sistematik ve başarılı bir şekilde kullandığı da gözlerden kaçmıyor.

    Düşsel, duygusal ve mantıksal anlatımı enteresan bir şekilde harmanlayan Faulkner, tek duygusal eserininin bu olduğunu bastıra bastıra ifade etmiş. Dışarıdan bakıldığında her ne kadar sert ve zor bir izlenim verse de gerçekten duygusallığı yoğun bir eser. Faulkner bu eseri yazmaya başladığında erkek kardeşini, kendi kullandığı uçağın yere çakılması sonucu kaybetmiş ve hayatı boyunca hep suçluluk hissederek, vicdan azabı çekmiş. Muhtemelen yazım sürecindeki bu duygusallığın sebebi de budur diye düşünüyorum. Estetik ölçülerden ödün vermeden bilakis kendi de birtakım ölçütler katarak dünya edebiyatının Modernizm ve Postmodernizm ayağında gerçekten çığır açmış ve yeri doldurulamayacak bir tahta oturmuştur.

    Faulkner de yazdıklarının zorluğunu anlamış olacak ki, kitabının son sayfalarına bir kronoloji, bir soyağacı ve bir de kendi hazırladığı bölge haritasını ilave etmiş. Okuma sürecinde karakterlere ve mekanlara takılan okurlar için bulunmaz nimet. Ünlü edebiyat eleştirmeni Victor Sawdon Pritchett'in de dediği gibi "Abşalom Abşalom!" gerçekten de, ağızda çiğnenip, ara sıra dışarı tükürülme ihtiyacı hissesilen bir tütün yığını gibi azap verici! Ne kadar zorlu ve yorucu olursa olsun, bu azaptan eksik kalmamanız dileğiyle...

    Buyrun sizler için Faulkner'den minik bir cümle:

    " Bilemiyorum,tek bildiğim bütün varlığım, körlemesine, son sürat korkunç ve hareketsiz bir şeye koşar gibiydi, beyaz kadın tenimdeki o siyah, engelleyen, çekinmeyen ele duyulan basit bir hayret ve öfkeden çok daha yakın ve ani bir şok darbesine koşar gibi,çünkü tenin tene temasında öyle bir şey vardır ki incelikli dayatmaların dolambaçlı çetrefil kanallarını fesheder, kestirmeden hedefe ulaşır, aşıklar kadar düşmanların da bildiği bir şeydir bu, çünkü insanı hem aşık hem düşman eder, temas, merkezi ben-in şahsi mülkünün surlarıdır; ruh değil, can değil, akışkan ve bağlantısız zihin bu dünya malikanesinin her karanlık koridoruna sokulmaya müsaittir ama tene tenle dokunuldu mu sınıfın, hatta rengin yumurta kabuğu parolası dağılır gider."
  • 184 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    Helllööö Bu sefer bir kişisel gelişim kitabı ile geldim. Seçtiğim kişisel gelişim kitapları genellikle bana iyi gelen kitaplar oldu şu zamana kadar ve yine öyle oldu Okurken altını çizdiğim yerlerin haddi hesabı olmadı yine Kitabın içerisinde dört tane test var ayrı kısımlarda ve sizden cevap olarak almak istedikleri birkaç tane şık koymuşlar. Seçtiğiniz şıkların çoğunluğuna göre bir analiz bırakmışlar testlerin sonuna. Biraz hikaye tarzında giden bir kitap görüntüsü var içeriğinde. Bir kahramanımızın üzerinden analizler yapılıyor kısım kısım. Kitaptan en beğendiğim kısımlardan bir alıntı koymak istiyorum;

    mutlu insan, kendi olabilme cesaretini gösterendir. Yaşama katılandır. Sahnenin kenarında durup "acaba şimdi neler olacak?" diye hayatı izleyen kişi olmayı reddendir. O hayatının mimarı olmayı seçendir. En azından buna talip olandır. Tentenin altına sığınmamıştır. Yağmurun ortasındadır. Islanmayı, kurumayı, üşümeyi, terlemeyi göze alandır.

    Kimseye benzeme gayreti içinde değildir, dayatılanı gerçekliği kılmaya çalışmıyordur, "Hayatımda artık bir şeyler olsun da ben de mutlu olayım." demiyordur. O zaten bir şeyler yapıyordur. "Biri beni sevse de benim mutlu bir ilişkim olsa" beklentisinin esamisi bile okunmaz. Zaten mutlu insan beklenti içinde olamaz, o inşa edendir çünkü.
    🕊
    Sevgi onayı, kişinin başkaları tarafından sevilmediğinde kendini değersiz, yetersiz, eksik ve sorunlu olduğunu düşünmesinden dolayı "ihtiyaç" olarak ortaya çıkan bir durumdur ki yine hatalı bir düşünce biçimi olduğunu söylemek gerekir.

    KİMSENİN SİZİ SEVİYOR OLMASINA İHTİYACINIZ YOK!
  • Bilinmedik bir hüzün var içimde,
    Bir gariplik.
    Anladım ki,
    Ya ben fazlayım bu şehirde,
    Ya da biri eksik.



    Can Yücel
  • Bilinmedik bir hüzün var içimde, bir gariplik
    Anladım ki ya ben fazlayim bu şehirde
    Yada Biri
    Eksik.... Can Yücel