• 400 syf.
    ·5 günde·Puan vermedi
    HANGİ RUH HALİNDE OKUNMALI
    - Kitabı bir ölümden etkilendiğiniz sırada okumak sizi büyüleyecektir.
    KİMLERE HEDİYE EDİLMELİ
    - Okuma kültürü zayıf olanlara
    - Fotoğrafçılığa merak duyanlara
    - İstanbul’a yeni taşınanlara
    - Kafasını dağıtmak isteyenlere
    YAZAR VE ESER HAKKINDA:- OKUMA HEYECANINI KAÇIRIR.
    Çok iyi! Süperdi falan diyemeyeceğim. Kitap dikkatle okunursa mantık hatalarıyla dolu. Birazdan bunlardan sayfalarını vere vere bahsedeceğim.
    Kitap ben diliyle yazılmış. Ki bana sorarsanız en amatör yazar üslübudur. Neyse... Edebi zevki korusun da, okuruz elbette. Bir kahramanın olan olayları anlattığı bir kurgu bu. Ama nasıl anlatmak... Ben kimseye önemli, oldukça önemli bir olayı anlatırken; “ertesi sabah yağmurlu bir güne açtım gözlerimi” demem. S:362 Yani demeye çalıştığım şey ayrıntıları daha öz cümlelerle betimlerim. Kitapta buna benzer yüzlerce paragraf yer alıyor ve 400 sayfalık kitabın ilk elli sayfasından sonra 230. sayfaya kadar saçma sapan şeyler okuyorsunuz. Konuyla ve kitabın sonuyla alakasız şeyler.
    Sevgili Ahmet Ümit ara ara sizi Beyoğlu ansiklopedisine sokuyor. Oysa biz en başında üç kafadar arkadaşın anısını dinliyorduk.
    Bir Katya karakteri karakteri okuyoruz ki dillere destan bir Türkçesi var. Ama yazar 108. sayfada bir anlık gaflete düşerek kahramanını ilk ve son kez “Kenan gelmiş olmak” diye konuşturuyor. Başka yerde hiçbir zaman Türkçesi bozulmuyor sevgili Rus Katya’nın.
    Bir başka mantık hatası sayfa 149’un son paragrafında. Eşiyle iş seyahati dolayısıyla 9 gün uzak kalan kenan, bunu sekiz gün olarak çelişik hale getiriyor.
    Çok abarttığımı düşünebilirsiniz. Ama ben her satıra gerekli dikkati vermeye çalışıyorum.
    Devam edeyim.
    Yazar rahatsız eden bir seviyede her aramada “numarayı tuşluyor.” Numara tuşlamak demek o numaraları ezbere bilmek demek. Bu hiç inandırıcı değil.
    Cinayet romanlarını çokça okuyan ve Türkiye’de de bu alanı sahiplenmek isteyen yazar, cinayet işlenen bir evin polis tarafından mühürleneceğini göz ardı ederek cinayet yerinde arama yapıyor. elin kolunu sallayarak. Üstelik buradan bazı dergi ve kitapları da çekinmeden alıyor. Kahkaha atmıştım.
    Devam edelim.
    Okuyanlar bilir, kitabın bir yerinde cezaevindeki Yunus karakteriyle görüşme faslı vardır.
    Bizim karakterler savcılık iznine falan gerek duymadan görüşüyorlar kader mahkumuyla.
    Devam ediyoruz.
    Sayfa 321’de komiser Cüneyt’ten azar yiyen Kenan 369’da Nihat karakteri oluveriyor. Yani Nihat’a değil, Kenan’a azar yedirildiği unutuluyor. Dönüp tekrar baktım.
    Gelelim kitabın sonuna...
    Şaşırtıcı...
    Sebebi ne derseniz, sebebi cinayetler olay anlatılırken devam etmesine rağmen okura hiçbir zaman şüpheli bir tavır okutulmuyor. Bir defa Katya’ya sorulan öylesine bir soru dışında hiçbir cinayet şüphesi de verilmiyor. Biri bana şu an kardeşin katil dese ben de şaşırırım. Ama şaşırma sebebim bunu hiç hissedememek olur.
    Hissedilmeyen her şey şaşırtır. Bence yazarın burada bir mahareti yok.
    Biz yazarın yetenekli olduğunu kabul edeceksek, kendimizin de paranoyak olduğunu onaylamamız gerekiyor.
    Yazar kitabın sondan bir önceki paragrafında şu güzel itirafı yaparak bizlerden helallik alıyor.
    Bu romanı neden yazdığını yani aslında böyle bie itirafı niye yaptığını şöyle açıklıyor.
    “Yanıt vermek mi? Hayır, tümüyle bilmediğim bir soruyu nasıl yanıtlayabilirim ki. Ben bu romanı Kenan’ı neden öldürdüğümü bulabilmek için yazdım,
    - Bulamadı/
  • İnsan hem yapan, hem bozan, hem seven, hem kıran bir varlıktır. Bu çelişki kendisini ve diğer insanları anlayabilmesini güçleştiren en önemli etmenlerden biri olmuştur.
    Toplumların var olabilmesi için düzen, düzen olabilmesi için de kurallar gereklidir...
  • Yaşamın gerçek anlamını arayan, bulmaya çalışan bir martıdan daha sorumluluk sahibi biri olabilir mi? Bin yıldır yaptığımız tek şey balık peşinde koşmak. Artık yaşamak için bir nedenimiz olmalı; öğrenmek, keşfetmek, özgür olmak gibi. Bana bir şans verin, öğrendiklerimi size göstereyim.
  • °•Modern çağın en büyük kayıplarından biri de
    inceliği görememektir. İnce düşünmek, hoşgörülü olmak, tevazulu olmak; bunlar toplumumuz tarafından güçsüzlük olarak görülmekte.Ve hoşgörülü insanlara karşı saygı pek duyulmamaktadır. Çünkü Doğu coğrafyasında saygı dediğimiz şey güç ile orantılıdır.•°
  • Ben, yokluğuyla bir başkasına iyi gelecek biri olmak istemiyorum.
  • 208 syf.
    ·10/10
    hem fabrikalar, hem de toprak
    her şey emekçinin malı
    tufeyliye tanımayız hak
    her şey emeğin olmalı
    cellatların döktüğü kan
    bir gün onları boğacak
    bu kan denizinin ufkundan
    kızıl bir güneş doğacak...
    1929 1 Mayısında, Berlin 'de üst mevkilerden ' tam yetki ' alan polisler biri 16 yaşında bir çocuk olmak üzere 33 işçiyi öldürdü. Sebep sözde ' ulusal güvenlik ' kaygısıydı. 1 Mayıs' ta yürüyüş yapma haklarının gasp edilmesine karşı olan 33 devrimci, orantısız güç ile militatizmi kutsamış güvenlik güçleri tarafından üzerlerine ateş açılarak katledildi. Aynı olay bizim ülkemizde de 1977 yılında Taksim'de gerçekleşti. Sebepler aynıydı.
    Wedding Barikatları bu kanlı 1 Mayıs 'ın öncesini, sonrasını tüm gerçekliği ile anlatıyor. Berlin' in işçi mahallelerine gidiyoruz, dönemin siyasi çevresine bir göz atıyoruz kitap sayesinde. Yazarın hikayesi ise ayrı bir hikaye aslında. Yazar, Naziler tarafından tutuklandıktan sonra bir akıl hastanesine kapatılmış ve bir daha kendisinden haber alınmamış. Yazarın hikayesi de, işçi mahallesindeki insanların hikayesi de okurken içimi ezim ezim ezdi. Yukarıdaki dizeler enternasyonal marşına ait dizeler. Israrla okunmasını tavsiye ettiğim kitaplardan biri artık Wedding Barikatları...
  • 560 syf.
    ·11 günde·Beğendi·10/10
    Masallarla kadının zengin ve çok eski çağlara dayanan tarihinin en eski çağlardaki içsel/duygusal dayanaklarına ve deneyimsel kökenlerine bir yolculuk sayılabilecek bir kitaptan söz etmek istiyorum ama bu şahane esere geçmeden önce yazarı ile ilgili bir-iki bir şeyler öğrenelim; Clarissa P. Estes, bir şair ve psikanalisttir ve mesleki hayatı boyunca bir çok ihtiyaç duyana yardımcı olmuştur. Aynı zamanda Latin geleneğinde eski öyküleri toplayıp saklayan kişi anlamına gelen ‘cantadora’ olarak da tanınan bir kadındır.

    Bir dönem Sigmund Freud’un öğrencisi olan, bir süre beraber de çalışan Clarissa Estes, onun kuramından ayrılarak analitik psikoloji kuramını geliştiren Carl Gustav Jung’un görüşlerinin takipçisi olur.

    Clarissa P. Estes’in Türkiye’de baskı üstüne baskı yapan kitabı ‘Kurtlarla Koşan Kadınlar’, çok eski zaman masal ve öykülerinden yola çıkarak ve bunları analiz ederek, kadınların tarihine dair anlatılarda fazlaca el atılmamış bir boyuta dokunuyor, bu temaslarını Carl Gustav Jung’ın Dört Arketip kuramına dayanarak açıklıyor.

    Masal bizi, somut maddi dünyanın verili koşulları ile bağlı olmayan, neden sonuç ilişkisinin uzağında, zaman-mekan kavramları ile yeryüzüne ait canlı türlerinin dışında düşünmeye ve özgürce hayal etmeye sevk eden olaylar bütünüdür. Olaylar gerçek hayatın fiziksel ve toplumsal kurallarından bağımsız bir oluş ve işleyişe sahiptir, masallarda. Fiziksel dünyanın engelleri ile toplumsal engelleri hayal ile aşan insan zihninin zengin hayal bahçesinin meyveleridir bir bakıma da.

    Bu kısa hikayeler, zaman içinde, sistemler ve toplumlar içinde şekil ve mesaj değiştirerek, dönüşerek, egemen kültürün unsurlarıyla donanarak orijinal, ilk hallerini yitirse de, çok kaba hatlarıyla olsa da evrensel değerleri hatırlatır bizlere. İyilik-kötülük, dostluk-düşmanlık, vefa-vefasızlık, bencillik-özgecilik, kurnazlık-masumiyet gibi zıt ikilikler arasında başına gelen belalarla mücadele eden iyi kahramanın zaferi, kötünün cezasını bulması gibi pek çoğu klişe örüntülere sahiptir. Ancak, bu örüntülerin, tarihsel olarak taşıdıkları mesaj, o kadar derinlerde kalmıştır ki masalları çözümlemek, Clarissa P. Estes’in yaptığı gibi arkeolojik bir kazı ile orijinal elementlerini ortaya çıkarmayı gerektirmektedir.

    Kitap, kadını, erkeği, çocuk veya genç kızı/genç erkeği, dünyanın ve insanın çeşitli halleri içinde, başlarına gelen dünyevi belalar ve çıkmazlar içinde nasıl çıkar yol bulduklarına, yanlış yol/yöntemler seçtiklerinde nasıl yıkıma sürüklendiklerine dair masalların izini takip ediyor. Bizi masalların sembolik unsurlarını ve psikolojik arka plan çözümleriyle “kadının kendisini çözme ve anlama yolculuğu”na çıkarıyor, bunu yaparken de esas olarak kadının içsel dünyasında geçmişle bugün arasında bir köprü kurmaya çalışıyor.

    Kitaptaki 16 bölüm içinde yazar, derindeki cevherleri çıkarmak için kazı yapar gibi, bu eski masal ve öykülerin içerdiği işlevsel bilgi ve deneyim birikimini açığa çıkarıp uzman gözü ile analiz ediyor.

    Clarissa P. Estes, masal ve öykülerin analizi aracılığıyla eskiye ait ve işe yaramaz bir bilgi yığını yerine toplumsal tarihimizin bireysel izdüşümlerini oluşturan davranışlarımızın kaynaklarıyla bağ kurmamızı öneriyor. Kendi sözleriyle bu kitapta “...kadınlarla ilgili öyküler içeren bir kitaptır ve bu öyküler yol boyunca yıkılmadan duran işaretler gibidir. Doğal olarak kazanılmış kendi özgürlüğünüze; kendinizden, hayvanlardan, yeryüzünden, çocuklardan, kız kardeşlerden, sevgililerden ve erkeklerden hoşnutluk duymanıza giden yolda size destek olsun diye okumanız ve üzerinde düşünmeniz içindir. Hemen söyleyeyim, vahşi benliğin dünyasına açılan kapılar az ama değerlidir. Derin bir yara iziniz varsa, o bir kapıdır. Gökyüzünü ve suyu tahammül edemeyecek kadar çok seviyorsanız, o bir kapıdır. Daha derin bir hayatı, eksiksiz bir hayatı, makul bir hayatı özlüyorsanız, o bir kapıdır.

    Bu kitaptaki malzeme sizi cesaretlendirmek için seçilmiştir. Bu çalışma kendi içsel ufuklarında zahmetli yolculuklara çıkanlar dahil olmak üzere, hem kendi yolunda gidenlere hem de dünya için zorluklara göğüs gerenlere destek olmak üzere sunulmuş”tur.

    Kitap son derece başarılı oldu, 18 dile çevrilerek defalarca basıldı. Birçok uzman, Kurtlarla Koşan Kadınlar’ın feminizme yeni bir bakış açısı getirdiği ve bunu okura büyülü ve muzaffer bir şekilde sunduğu doğrultusunda beyan verilmiş ve bu zümrece kabul görmüştür.

    Kitabın temel fikri; Her kadının içinde vahşi bir ruh bir kurt ruhu olduğudur. Bu ruh, onun doğal varlığından kaynaklanan canlı ve güçlü bir enerjidir. Bu dişi hayvan aynı zamanda şiddetlidir kendini avcılardan korumayı bilir ve tecrübe eksikliği ya da safdilliği aşmayı başarır. Kurt, güçlüdür ve uzun süre uykuda olmuş bile olsa gücünü göstermesini bilir.

    Bu fikir üzerinden yola çıkarak değerlendirecek olursak günümüz kadınları İnanılmaz başarılar elde ederek güçlü konumlara ulaşmış olsa da vahşi kurt özlerinden hâlâ çok uzaktalar. Her ne kadar “Kadın olmak bir ayrıcalıktır” dense de kültürümüz bu gerçeği gömmektedir ve nice kadın bunu kendilerine dahi itiraf etmemektedir. Halen pek çok kadın erkekleri taklit ederek bağımsız olmaya çalışıyor.Ama vahşi kadın bir erkek değildir. Dişiliğini takdir eden vahşi ve kararlı bir kadındır. Esasen vahşi bir kadın kimsenin onun vücuduna hâkim olmasına izin vermez. Yalnız ya da bir partnerle dans eder. Çevresindekileri kucaklayıp sarar. Neşelidir ve iç sesiyle arzularıyla bağlantılıdır. Kaç kilo olması, ne zaman çocuk sahibi olması ya da başkalarının onayı için neler yapması gerektiğini kimse söyleyemez ona… Hisleriyle hareket eder,onlar duygulardan önce gelir, bunlara mantık da eklendi mi daha derinlere inen köklere sahip olur. Hisler kişisel deneyimlerle oluşur ve bu yüzden de durumsal değişkenlere bağlı değildir… Daha güvenilir, daha iyi.

    Clarissa P. Estes, “Kendimiz olmak, başkaları tarafından sürgün edilmemize neden oluyor ama başkalarının istediklerine uymak, kendimizden sürgün edilmemize yol açıyor.” derken bu konuda tercih yapmamız gerektiğini öne sürüyor. İlerleyen paragraflarda kendimizi tanımanın, ayırt edici özelliklerimizi bilmenin bir beceri olduğunu öne sürüyor, kendi kişiliğimizle ön planda durarak benliğimizi gözlemleme fırsatı bulup, eylemlerimizi değerlendirme ve bunlardan sonuçlar çıkarabilme yetimizi geliştirdiğimiz konusu üzerine vurgu yapıyor.

    “Güçlü olmak kas yapmak anlamına gelmez. İnsanın hiç korkmadan kendi aydınlığıyla buluşması, kendi usulünce vahşi tabiatıyla yaşaması demektir. Öğrenmek, bildiklerimize dayanabilmek demektir. Ayakta durmak ve yaşamaktır.”

    “Sevilmeye duyduğumuz gizli açlık, hiç güzel değil. Sevgiyi eksik ve yanlış kullanmamız hiç güzel değil. Sadakat ve bağlılıktan yoksun oluşumuz sevgisizlik getiriyor. Ruhsal siğiller, yetersizlikler ve çocukluk hayallerine dayalı ruhtan ayrılmış hâlimiz çirkin.”

    “Sürgün, eğlenmek için arzulanacak bir şey olmasa da, beklenmedik bir faydası var; sürgünün hediyeleri çoktur. Zayıflığı darbelerle çekip atar. Mızmızlığı ortadan kaldırır, hızlı kavrayış sağlar, sezgiyi arttırır, keskin gözlem gücü ile ‘içeride olanın’ asla elde edemeyeceği bir bakış açısı verir.”

    “Yine de, en dolu haliyle aşk bir ölüm ve yeniden doğuşlar dizisidir. Bir aşamayı, aşkın bir yönünü bırakıp başka birine gireriz. Tutku ölür ve geri getirilir.”

    “Yeniden yeni bir şey ekip yetiştirmek için en iyi toprak kaya dibidir. Bu anlamda, son derece acı verici olsa da, kaya dibine vurmak da yeni yaşamı ekmenin zeminidir.”

    “Nefes alırken, nefesimizi alıp verirken, hata yapamayız.”

    Kitap alıntılardan da anlaşılacağı gibi ‘Kendin ol.’manın yanı sıra ‘Güçlü ol.’, ‘Uzaklaşmak kendini keşfetmenize izin verir.’gibi cümlelerin altını dolduran yazarımız, ‘Kendinizi sevmediğinizde ne olur?’ sorusuna da cevap veriyor bu eserinde. ‘Özgün Sevgi’, ‘Dibe Vurmak’, ‘Gerçekçilik’ kavramlarını mit ve masalları baz alarak analiz ediyor ve olmazsa olmazımız duygularımızın önemine de değiniyor.

    Dr. Clarissa P. Estes, en bilinen kitabı Kurtlarla Koşan Kadınlar’da erkek egemen ve kapitalist düzen içerisinde gücünü fark edebilmeleri için kadınlara doğal ve uygulanabilir birçok yöntem sunuyor. Bu yolda kadınların yapması gereken ilk şeyin içlerindeki doğal ve yabanıl sesi keşfetmek olduğunu; bu sesin kadınlara yaratıcılık ve gücün kapılarını açacağını ileri sürüyor.

    Kurtlarla Koşan Kadınlar ilk yayımlandığı günden biri dünya çapında birçok kadının yaşamını derinden etkiledi.

    İşte, vahşi benliğini ortaya çıkarmak isteyenlere 'Kurtlarla Koşan Kadınlar' kitabından öneriler;

     Dünyaya binlerce yıldızlı gözle bakmak için iç sesini ve sezgilerini yabana atma! Onlara kulak ver, sahip çık.

     Her beden güzeldir, yalnızca bunun farkına var! Günün modasına ve kalıplarına uygun olmadığı için bedeninin güzelliğini yok saymak onun sonsuz mutluluk hakkını elinden almaktır.

     'Bilinmeyen' yüzünden korkup adım atmaktan çekinme! Karanlık bilinmeyen bir kadının yolunu aydınlatacak en önemli etmenlerden biridir.

     Gerçekten kim olduğun konusunda kendini cesaretlendirmekten korkma!

     Yaşam süren içerisindeki zamanı korumayı bil. Kendi zamanına sahip çık ve başkalarının onu parça parça çalmasına müsaade etme.

     Güvenli limanlarını terk etmekten korkma...

     Hayat/ölüm/hayat doğasını anla ve onunla yüzleş!

     'Yırtıcı' olandan kendini sakınmayı öğren.

     Yaralarından utanma ve yaraların hayat boyu kendi dönüşüm gücünü yeniden keşfetmene yardımcı olduğunu anımsa...

     Gülmenin hayat verici gücünü ve içinde barındırdığı tinselliği unutma!

     Kendi içindeki alevi közlemek, kendi gücünü ortaya çıkarmak için etrafında seni koruyan bütün güçlerden kurtul!

     Bütün hikâyeler şifadır! Hikâyeciliğin, kadınlar arası hikâye paylaşımının şifacılığına itibar etmekte fayda var.

     Dibe vurmak tam anlamıyla acı dolu olsa da yeniden başlamanın tohum ekmenin, filizi beklemenin başka bir adıdır. Vurulan dibin sahip olduğun vahşi benliği filizlendireceğini unutma...

    Kurtlarla Koşan Kadınlar’da yazarın yirmi sene boyunca masalları ve halk hikayelerini harmanlayarak, araştırarak ve çözümleyerek yazdığı tam bir başucu kitabı.

    Doğadaki bağımızı güçlendirmek ve asla kopartmamak gerekirken, sezgilerimize ne kadar önem vermemiz gerektiğini anlatan Kurtlarla Koşan Kadınlar, bence herkesin okuması gereken bir kitap. Her kadın okumalı, arada toplanmalı, her kelimeyi, cümleyi yakalayarak tartışmalı.

    Öyle roman gibi değil… her gün az az. Okurken, arada topraklanma ihtiyacıyla dışarı çıkarak yürüyüş ya da koşu yaptıktan sonra gelip yeniden okumaya devam etmeli…

    Ne kadar yerinde olur bilmiyorum ama sormadan geçemeyeceğim. Şu alıntı kadınlara dair en büyük gerçekliği anlatmıyor mu? “Kadınların gücü konusundaki literatürün büyük bir bölümü, erkeklerin, kadınların gücünden korktuklarını söyler. Bense hep şöyle haykırmak isterim: Meryem Ana! Ne kadar çok kadın, kadınların kendi gücünden korkuyor.”

    https://aklinizikesfedin.com/...kitabindan-7-alinti/
    https://aklinizikesfedin.com/...nde-bir-kurt-vardir/
    https://onedio.com/...indan-13-ders-763487
    https://ekmekvegul.net/...ak-hafizasini-aramak