• Ben kendimi bildim bileli, İslâmi camia çok çeşitli kurumlarında, sürekli olarak "okuma listeleri" hazırlanıp dağıtılır. İslâm tarihi, İslam medeniyeti, İslâm düşüncesi, İslam kültürü, İslâm sanatı... Başında genellikle "İslâm" takısı bulunan sayısız konuda, yüzlerce yazarın kaleme aldığı binlerce kitap. Eğitim-öğretim yılları başlarken "okuma grupları" oluşturulur; çocuklar okur ha okur... Okuma grupları bazen dağılır, toplanır, daralır, Bazıları dağılır, dağılırken de başkalarının tohumuna dönüşür, bu devinim hiç bitmez. Okuma gruplarında "yetişen" çocuklar hayatın başka alanlarında serüvenlerine devam ederler, oralarda da benzer okuma önerileriyle karşılaşırlar. Ellerine tutuşturulan listelere bakıp bakıp, sürekli okurlar, okurlar...

    Tüm bu "yoğun" okuma ameliyesinde, genellikle üzerinde durulmayan bir nokta vardır: "Peki, neden okuyacağız?" Sorunun cevabı çok açık görüldüğünden ve herkes de beylik birtakım karşılıklarla yetindiğinden, neden okumamız gerektiğini müzakere etmek bile abes sayılır. Bu nedenle, "Kendimizi geliştirmek için", "Daha iyi Müslüman olmak için", "Kâfirleri alt etmek için" gibi üstünkörü cümleler havada uçuşur. Bunlar hiç şüphesiz doğrudur. Gerçekten de okumanın hedefleri arasında bunlar vardır. Ama başlangıç noktası ve temel amaç, burası değildir. Okuma faaliyetine karar veren bir Müslümanın esas hedefi ve ulaşacağı nokta şudur: "Allah'a en güzel şekilde hesap vermeye yardımcı olacak dengeli bir kıvamı bulmak ve son nefese kadar bunu sürdürmek." Okumaktan maksat aslında budur. Bu nedenle, yine herkesin ağzında sakız olduğu halde üzerinde tam manasıyla hiç düşünülmeyen şu söz çok doğrudur: "Bütün kitaplar, bir Kitab'ın daha iyi anlaşılması için okunur." Daha iyi anlaşılması ve yaşanması... "Peki, neden okuyacağız?" sorusu, "aklî ve kalbî bir dengeye ulaşmak için" şeklinde derinlemesine cevaplanmadığı içindir ki, bugün okuma faaliyetiyle ilgilenen herkeste, arzu edilen neticeyi ve semereyi göremiyoruz.

    "Okumak için" veya "okuyarak" aile tutuşanlar... "Okuma adına" İslâm'ın kendisine yükledıği en temel vazife ve sorumluluklardan firar edenler... Eşi, çocukları şefkat ve ilgiye muhtaçken, köşesine çekilip sözde "kendini geliştirerler..." Okudukça kabalaşanlar, kibirlenenler, acılaşanlar, ekşiyenler, insanları kesip-biçenler, şefkat ve tevazusu artacağına etrafındakilere karşı merhametsızliği ve öfkesi artanlar... Tüm bu kötü örneklerden, çevremizde maalesef çokça mevcut. Birçok misalde, okumak ne yazık ki ne cehaleti gideriyor ne de insanın ruhunu inceltiyor. Kitaplara ve metinlere "yüklenilecek bilgi" olarak bakıldığında, sözünü ettiğim "aklî ve kalbî denge" dikkatlerden kaçıyor, ortaya tatsız-tuzsuz bir lapa çıkıyor. "Eşi ve çocukları ilgiye muhtaçken..." kısmı için özel bir parantez açacağım. Burada, kanamaya devam eden ve bizi hayati tehlikeye sürükleyen bir yararnız var çünkü:

    Çocukları kendisinden sevgi ve ilgi beklediği halde, onları yüz üstü bırakarak, evinin kütüphanesine kapanıp sözüm ona "kendini geliştiren" babalara şahit oluyorum. Veya her akşam başka bir okuma grubuyla vakit geçirip, ehlinin terbiyesini bir tür "zül" addeden babalar görüyorum. Aynı örneğin kadın versiyonu da var. Kocasını ve çocuklarını ortada bırakıp, "ilmi" ve "entelektüel" faaliyetlerde koşturan, bunu yaparken de İslâm'ın kendisine yüklediği en temel vazifelerden kaytaran, eşlik ve annelik yapmayan kadınlar.. Haliyle, çocuklara da böyle ortamlarda "babasız" ve "annesiz" büyüyor. İlerde kendileri de baba ve anne olduğunda, çocuklarına gösterecekleri davranış gördüklerinden farklı olmuyor. Halbuki tüm okuma faaliyetlerimiz, yolun sonunda Allah'a karşı hesabımızı verirken yüzümüzün, ak çıkması içindi. Dünyada peşinden koşmamız gereken kıvam ve huzur da buna yardımcı olsun diyeydi. Şu halde ailesinin ve çocuklarının huzuru pahasına kendini geliştiren, okumalarını ve ilmî faaliyetlerini sürdürürken onlara ayırması gereken asgarî vakti ve muhabbeti ayırmayan, ailesinin ve çocuklarının gönüllerini kırarak kitaplarının arasına koşan biri, bereket bulabilir mi? Böyle okumalardan hayır gelir mi? Akşamları aileyle ve çocuklarla geçirilmesi lazım gelen vakitleri, dışarıda başkalarıyla israf eden birinin eline ziyandan başka bir şey geçer mi? Soruları sayfalarca uzatabiliriz. Cevap ise aynı...

    Okumaktan muradımız kendimizi geliştirmek, ideal kıvamı yakalamak etrafımıza faydalı olmak nihayetinde de Allah'a hesabımızı verebilmek ise... O halde, ailemize ayırdığımız vakitler israf değildir. Aksine, okumalarla varmamız gereken yer zaten "iyi baba".,"iyi anne", "iyi evlat" menzilleridir. Çocuklar annenin-babanın eteğini çekiştirip muhabbet beklerken, kitaplardaki teorik huzur ve muhabbete sığınmak, ilim tahsili değil, vazifeden kaçıştır. Eşiyle sohbet ederken birkaç saniye sonra canı sıkılan biri filanca arkadaş grubuyla vakit geçirebilmek için yanıp tutuşuyorsa, "aile" mefhumuna dair birçok şeyi yeniden ve en baştan konuşmak gerekir. Evin içinde düzeni, istikrarı ve huzuru sağlamaya yardımcı olmayan bir okuma vakit kaybıdır ve israftır.


    Havada uçuşan okuma listelerine iç geçirerek bakarken, bize esas hedefleri hatırlatacak alternatif bir liste daha hazırlamamız gerekiyor:

    * Benim en acil ve birinci sorumluluk alanım ailemdir, yakın çevremdir. Okuma bile olsa, hiçbir eylem bunun önüne geçemez,

    * Çocuklarım ve eşim benden ilgi beklerken, onların hayatlarından çalarak yaptığım şeyler bereket getirmez,

    * Aileme ve çocuklarıma ayırdığım vakit israf değildir. Aksine, zaten bütün "kendimi geliştirme" çabalarım, onlara güzel örneklik içindir,

    * Yayınlanan her kitabı okumam mümkün olmadığına göre, içerik ve vakit açısından bir değerlendirme ve eleme yaparak, okuma listelerinin üzerimde meydana getirdiği psikolojik baskıdan kurtulmam şarttır,

    * Hayat boyu sürdürülecek az, ama istikrarlı ve ısrarlı bir okuma, temel vazifelerinden sıyrılarak köşesine çekilenlerin yaptığı okumalardan çok daha fazla bereket ve huzur sağlayacaktır.
  • 240 syf.
    ·5 günde·5/10
    Üç saattir incelemelerde eleştirel bir satır, bir fikir hatta bir kelime arıyorum... Arıyorum ki, kitapla ilgili yakın bulduğum bir görüşü repost edip şu satırları şu sıcakta yazma yükünü üzerimden atabileyim...

    Yok maalesef, olmadı... Bunun pek çok nedeni olabilir tabii... Ancak Kuyucaklı Yusuf özelinde bu hayranlığa, bu müthiş etkilenmeye baktığımda neyi atladığımı, neyi kaçırdığımı, nerede yanlış yaptığımı gerçekten çok merak ediyorum...

    Çok da uzatmadan birkaç soru sorup, birkaç beylik laf edip, kitabın parıl parıl parlayan inceleme havuzuna benim gibi gelenlere yalnız olmadıklarını hissettirecek birkaç not düşüp sonlandıracağım...

    İlk soru çok basit; acaba Sabahattin Ali'nin kendi yaşam hikayesine olan saygımız, eserlerini değerlendirirken biz okurları çok mu etkisi altına alıyor?

    Edebiyat dünyasında neredeyse 10 yıldır gölgesinde yaşadığımız Sabahattin Ali miti, Sabahattin Ali'nin dahi üzerine çıkmış ve hepimize en tepeden parmak sallıyor olabilir mi?

    İncelemelerin birinde Sabahattin Ali'den Türkiye'nin Dostoyevski'si olarak bahsedilmiş. Ancak neden böyle olduğuna dair ilave tek bir cümle yok. Karşılaştırmanın zemini nedir mesela? Popülerlik mi? Üslup mu? Düşünce şekli mi? Yaşam tarzı mı? Ele aldıkları konular mı? Roman karakterlerinin benzerliği mi? Nedir bu benzerliğin sırrı?

    Peki senin cevabın nedir derseniz; bence iki yazarın arasında edebi anlamda ortak nokta yok denecek kadar azdır. Konuyu uzun uzun detaylandırabiliriz ama ben tek bir örnek verip kapatacağım bahsi... Örneği bir soruyla vereyim;

    Kitabı bitirdikten sonra Yusuf'u ne kadar tanıdınız?

    Tanımaktan kastım, Yusuf'un nerede yaşadığı, fiziksel görüntüsü, ne iş yaptığı falan değil. Kim bu Kuyucaklı Yusuf? Kitabın son sayfasına geldiğinizde bu sorunun cevabı ne kadar karşılık buldu içinizde?

    Peki o zaman diğer sorumuza geçelim; Raskolnikov'u ne kadar iyi tanırsınız? Kimdir bu Raskolnikov?

    Cevabı size bırakıyor ve artık kitaba geçiyorum...

    --------------------------------
    Bu incelemeyi yazmamın tek bir amacı var aslında... Biraz sorgulamak, tartışmak istiyorum. Kitabı beğenir ya da beğenmeyiz çok da önemli değil... Ancak şu sorunun cevabı önemli bence... Bir yazarı popülerleştirerek ve sürekli o yazarı insanların gözünün içine sokarak kitleleri yönlendirmek ve beğeni mekanizmasını etkilemek mümkün müdür?

    Sorunun cevabını bilmiyorum, o yüzden sorgulama dedim ya başta... Konu edebiyat olduğu için bir yazar üzerinden sorguluyoruz... Eğer bu sorunun cevabı EVET ise o zaman siyasetinden reklam dünyasına, hazır tüketimden fikir üretimine kadar her şeyi içine alan çok geniş bir daire içerisinde gerçekten ciddi problemlerimiz var demektir...

    Çok abarttığımı düşünenler olabilir. Belki de haklıdırlar, gerçekten de abartıyor olabilirim ancak Kuyucaklı Yusuf romanı hakkında hem bu platformda hem de başka yerlerde yazılanları okudukça ister istemez az önceki soruya dönüp dönüp duruyorum...

    ----------------------------

    Bu bölümde tedbirli olmak adına bir SPOILER uyarısı bulundurmakta fayda var...

    Zenginler, yoksullar, ağalar, paşalar, beyler ve tabii ki merkezde hikayesi varmış gibi görünen ama aslında olmayan bir aşk mevzusu...

    Arkadaşlar şu romandan Türk edebiyatında 400 tane falan vardır... Koca Yeşilçam bu hikayeler ile beslendi 20-30 yıl... Şimdi ise televizyon dizileri besleniyor aynı hikayelerle...

    Kuyucaklı Yusuf romanını biraz güncellesek ortaya birinci sınıf bir ATV dizisi çıkmaz mı?

    * YUSUF, oto sanayide çalışan vakur ve yakışıklı genç. (İsmail Hacıoğlu)
    * ŞAKİR VE BABASI, her türlü rezilliği yapabilen holding patronları. (Kaan Urgancıoğlu - Rana Cabbar)
    *ŞAHİNDE, gözü zenginlik ve şaşada olan kötü kadın. (Esra Dermancıoğlu/ Nebahat Çehre arası birşey)
    *MUAZZEZ, evin saf ve yüreği sevgiyle ışıl ışıl parlayan genç kızı. (Hazal Kaya)
    *SALAHATTİN BEY, çocuklarına düşkün, etliye sütlüye karışmayan, ahlaklı ve kırılgan baba. (Altan Erkekli)

    İşte ayaküstü cast'i de hazırladım kendimce:) Gözünüzde bir miktar canlandırmanız yeterli... Her şey yerli yerine oturacaktır...

    --------------------

    Hadi işin bu tarafını bir kenara bırakalım... Kitapta müthiş bir bürokrasi eleştirisi olduğundan, devlet kurumlarındaki kokuşmuşluğa karşı taşlamalar falan yapıldığından bahsediliyor yorumlarda...

    Bürokrasi eleştirisi dedikleri şey bir cinayette kolluk kuvvetlerinin rüşvet alıp zengin fabrikatör oğlunun lehine hareket etmesi ve cinayeti örtbas etmesi... Bir de ölen kaymakamın yerine atanan alemci, sapık bir kaymakam profili var... Yusuf'u sevmediği için onu masa başı işinden tasfiye ederek daha zor bir görev veriyor...

    Hani hayatımızdan Kafka diye bir yazar geçmemiş olsa bürokrasi eleştirisi deyince aklımıza Kuyucaklı Yusuf gelecekti demek ki...

    Buradan farklı bir konuya geçiyorum hemen... Öyle bir kitap düşünün ki, bir erkek, bezini bağlayıp altını değiştirdiği bir bebekle, o bebek 15 yaşına geldiğinde evleniyor... Ve bunu da güya kız kötü insanların eline düşmesin diye bir çeşit namus meselesi motivasyonuyla ve fedakarlığıyla yapıyor...

    Evliliği boyunca uyuyan karısını seyretmek dışında karısına dair hiçbir inceliği, bir paylaşımı veya ortak hayatlarına dair bir planlaması yok... Neden sevdi belli değil. Neden evlendi belli değil. Madem evlendi neden karısına ve dünyaya karşı bu kadar kayıtsız belli değil.

    Ve gelelim finale... Bu dillere destan erkek karakterimiz, tüm bu nedensiz davranışlarının, kayıtsızlığının, ifadesizliğinin hatta ilgisizliğinin (evlilik boyunca Yusuf'un gözünde evdeki masayla Muazzez arasında bir fark göremedim ben) bir sonucu olarak, genç ve hayattan beklentileri olan eşinin kendinden uzaklaşmasına ve annenin de etkisiyle savrulup gitmesine neden oluyor... Ancak o koskoca KUYUCAKLI YUSUF olduğu için bu durumu kaldıramıyor ve karısı da dahil herkesi öldürüp bilinmezliğe karışıyor... Alın bir de kadın cinayeti çıktı karşımıza...

    İşte bu noktada şunu soruyorum kendime; hadi okurlar kitabı edebi olarak çok beğendiler ve Sabahattin Ali'ye toz kondurmak istemiyorlar, peki Yusuf karakteri hakkında da mı bir eleştirileri yok? Kitabı göz yaşları içinde bitirdiğinden bahsedenler var... Peki kimin için akıyor bu göz yaşları? Kardeşiyle evlenip sonra onu dünyada bir başına bırakıp bir de üzerine öldürdüğü Yusuf için mi?

    Özellikle Twitter'da profil görsellerine 'İstanbul Sözleşmesi Yaşatır' halkalarını büyük bir gururla takan kadın okurlarımıza soruyorum bu soruyu?

    --------------------------

    Değerli okur dostlarım, amacım insanların beğeni ve düşüncelerine saygısızlık etmek değil tabii ki... Ancak, elimizdeki kitabı önce salt bir edebi eser olarak; sonra da yazarı, yazarın kişisel yaşam öyküsünü ve ülkemizde esen rüzgarı da hesaba katarak değerlendirdiğimizde neredeyse bir sosyal deney konusu olacak kadar pek çok çıkarım yapabiliriz...

    Olayların peşi sıra anlatıldığı, içerisinde çok seyrek düşünce kırıntıları olan, karakterlerin altının yeterince doldurulmadığı, yine karakterlerin sürekli kendi içinde çeliştiği, bazı karakterlerin neden kitaba dahil edildiği ciddi ciddi sorgulanması gereken (sahi, Kübra ve annesinin işlevi neydi bu eserde? Olay tecavüzü anlatmaksa kısa bir diyalogla yapılabilirdi bu. Neden bu kadar tantanaya ihtiyaç duyulmuş acaba?) bir eser için Türk edebiyatının zirvesiymiş gibi yorumlar okumak açıkçası üzerimde buruk bir tat bıraktı...

    Sürçülisan ettiysek affola.

    Herkese keyifli okumalar dilerim...
  • 191 syf.
    Yazar Hakkında Eric Hoffer’in hikayesi, adeta roman ve filmlere konu aranmasına gerek kalmayacak kadar fantastik bir hikaye.. 6 yaşta annesini kaybeder Eric Hoffer, akabinde ise bir kaza sonucu hem hafızasını hem de gözlerini kaybeder. On beş yaşına geldiğinde mucizevî bir şekilde, görme yeteneğine birdenbire kavuşmuştur. Okula gitme imkânı bulamamış olan Hoffer, tekrar görebilmenin heyecanıyla büyük bir okuma açlığı taşır ve hiçbir zaman da doyuramamıştır bu açlığı. Özellikle Dostoyevski’nin Budala isimli eseri -Hoffer kör iken bir gün babasının “Bu budala çocuktan ne hayır gelir ki” dediğini hatırlattığından bahsedermiş- ve Denemeler adlı eseri önemli bir yer tutmuş hayatında. Eric okuduğu kitapların sentezini yaparak kendi düşüncelerini oluşturup, kitaplardan çıkardığı notları evinde biriktirip yine aklına gelen düşünceleri küçük kâğıtlara not ederek böylece, farkında olmadan kitle hareketlerinin yapısına ışık tutan Kesin İnançlılar isimli eserini oluşturmuş. Asıl ilginç olanı da şudur ki Eric Hoffer bu konularda hiçbir eğitim almamış fakir bir hamaldır ama onun parlak zekasının böylesine en ağır şartlarda bile kendini gösterip belli etmesi, yoğun sistemli şuurlu okumalarının akıllı bir insanı yükseltilebileceği kavrayış seviyelerine sahip olması ilkokul yüzü bile görmemiş bir hamalı dünyanın en önemli üniversitelerine hoca yapmasına engel olmamıştı. Bizimde bu saygı değer insanın hayatından çıkarılabilecek birçok derslerimizin olduğu aşikar.
    “Tarihte büyük eser yaratan kişiler, hep büyük şehirlerde ortaya çıkmışlardı. Yaratıcı kişiler köyde, ormanda, kırda, dağ başlarında ortaya çıkmıyorlardı. Nasıl çıksın ki; yabancı şeylerin hoş karşılanmadığı ortamda ne yaratılabilir ki? İnsan şehirde insanlığını bulmuştur. Şehir olmaksızın insan da bir şey değildir. Ancak ne var ki insanı kokuşturan, dejenere eden de şehirdir. Eğer biz şehirlerimizi yaşayabilir ve yaşanabilir kılmazsak bazı büyük ulusların ölümünü görebiliriz” diyordu Hoffer. Bir toplumun ilerlemesi ve kendi yararına yönetilmesi için anlı şanlı liderlere hiç de ihtiyaç bulunmadığına inanıyordu. Toplum pekâlâ kendi kendini yönetebilirdi.

    Eric Hoffer, Kesin İnançlılar adlı kitabında kitle anatomisini, bu hareketlere katılanların sosyal psikolojik durumlarını ve söz konusu hareketlerin sosyolojisini incelemiş. Kitapta; Bir kitle hareketinin başarılı olmasının koşulları nelerdir? Fanatizm nedir, fanatik insan kimdir ve amacı nelerdir? Acaba, hayal kırıklığı ile taklitçiliğe eğilim arasında bir ilişki var mıdır? Kimleri hangi sebeplerle taklit edilir, bu taklit sonucu benlikte bir değişim veya asimile olma durumu söz konusu mudur? Taklitçilik sorun çözmede işe yarar mı? Liderlerin kitle hareketinde başarı sağlaması için ne gibi yeteneklere sahip olması gereklidir? Atatürk, Gandhi, Churchill, Çan Kay Şek, Hitler, Stalin, Lenin, Trokçi, De Gaulle, Mussolini, Nehru, Lincoln vd. liderlerin başarı ve başarısızlıkların nedeni nedir?
    Ordu ve kitle hareketleri arasındaki benzerlikler ve ayrılıklar?
    Hayal kırıklığına uğrayan üniveriste çağındaki gençler, başarısızlar, yoksullar ve servetini kaybetmiş kişilerin devrim potansiyeli nedir?gibi daha birçok sorunun cevabı eserde yer almaktadır. Yazar kitabta kitle hareketlerinden bahsetmiş aktif dönemi üzerinde durmuş ayrıca yine bu döneme karşın eleştirilerini de dile getirmekten çekinmemiştir bu aktif dönemin üzerindeki etksinden hoşnutsuzluğunu birçok itici ve kısır yönlerini ele almıştır. Ayrıca Kesin İnançlılar kitabında Wilhelm Reich’ın uzun yaşam ve acı deneyimlerinden damıtılmış, kendi gerçek ihtiyaçlarının bilincine varamayan ve artık zalimce kendi kendilerini mahveden insanlara yöneltilmiş sarsıcı çağrısını konu edinen Dinle Küçük Adam adlı kitabının akla gelmesi oldukça muhtemel.“İnsanoğlu büyük adam olmak için hevesle doludur fakat bir gün anlarki sadece küçük bir adamdır, mutlu olmak için hevesle doludur fakat bir gün anlarki sadece mutsuzdur, mükemmel olmak için büyük hevesler taşır fakat bir gün anlarki sadece kusurlarla doludur, insanlar tarafından sevilen ve sayılan bir kimse olmak için devamlı ümitler taşır fakat bir gün anlarki kusurlarından dolayı sadece insanların hoşgörüsüne muhtaçtır”. Hoffer’ın bu sözleri Dinle Küçük Adam adlı eserini hatırlatıyor. Reich’ın küçük adama Wilhelm Reich’ın seslenirken söylediği sözlerle Hoffer’ın bu adamları betimlemeleri arasındaki paralellikler mevcuttur. Bu yönüyle bu iki kitabı birlikte okumak kitleyi oluşturan çoğu “küçük adam”ları ve kitlenin anatomisini anlamayı kolaylaştırıyor.

    Eserin çok yalın bir dili var. Kitap kitle hareketlerinin sosyolojisini, sosyal psikolojisini incelemek gibi zor bir işe girişmesine rağmen, bunu çok yalın ifadelerle, kolay anlaşılır cümle örgüsüyle okuyucuya sunuyor. Yazarın dilinin bu kadar etkili olması, Montaigne’nin “Bütün söylediklerim karşılıklı bir sohbettir ve hiçbiri öğüt niteliğinde değildir. Bu kadar serbestçe konuşabiliyorsam bu, başkalarını kendime inandırmak zorunda görmediğim içindir” şeklindeki sözleriyle telif edilebilir.

    Kitabın İçeriği
    Dört bölümden oluşan kitabın birinci bölümünde “Kitle Hareketlerinin Çekici Yönü” incelenmiş. Bu bölümün alt başlıkları Değişiklik İsteği, Başka Bir İnsan Olma İsteği, Kitle Hareketleri Arasında Transfer’den oluşmaktadır. Kitabın ikinci bölümünde Hoffer “İnanç Değiştirmeye Hazır Kişiler”in psikolojisini, bilinç ve zihin yapısını analiz ediyor. Kitabın üçüncü bölümü “Birlikte Hareket Ve Nefsinden Fedakârlık” adını taşıyor. Burada Hoffer Fedakârlığı Arttıran Faktörler, Kolektif Bir Topluluğun Kimliğini Taşımak, Şimdiki Zamanın Gözden Düşürülmesi, Henüz Var Olmayan Şeyler, Doktrin (Öğreti), Müfritlik (Aşırılık), Kitle Hareketleri ve Ordular, Birleştirici Faktörler, Taklitçilik, Liderlik, Şüphe gibi önemli konular üzerinde sosyolojik, yerine göre felsefik analizler yapıyor. Kitabın dördüncü ve son bölümü “Başlangıç Ve Sonuç” adını taşıyor. Hoffer bu bölümde Söz Ustaları, Elverişli Eylem Adamları, İyi ve Kötü Kitle Hareketleri, Aktif Dönemin Nahoşluğu ve Kısırlığı, Aktif Dönemin Süresini Belirten Faktörler, Yararlı Kitle Hareketleri gibi konuları inceliyor.

    Alıntılar
    Eserde geçen “Modern çağda milliyetçilik, kitle heyecanının en yoğun ve en sürekli kaynağıdır” ifadesi oldukça makul görünmektedir. Özellikle Türk ırkında bunu gözlemlemek daha mümkündür. Türkler, vatan ve millet sevdalısı insanlardır. Bu konuda bir tehlike sezdikleri an tek yumruk haline gelmeyi iyi bilirler.
    *“Her kitle hareketi, bir bakıma bir göçtür yani vaat edilene doğru bir yürüyüştür. Kitle halindeki göç, bir hareketin birliğini ve maneviyatını güçlendirir.” yaklaşımı çok yerindedir. *“Atılanlar ve itilenler, çok kere bir ulusun geleceğinin hammaddesini oluştururlar.” Çünkü bu tipler ya toplum kendilerini dışladığı için ya da kendileri toplumdan uzak durdukları için yeni bir şeyler yapma arzusunda olurlar ve ortaya çok çeşitli fikirler çıkar. Bunlar pratiğe döküldüğü zaman belki de o toplumun geleceğini aydınlatacaklar, bir gelişmişlik kazandıracaklar.
    *“Birçok şeye sahip olduğumuz halde, daha fazlasını istediğimiz zamanki hayal kırıklığımız, hiçbir şeye sahip olmayıp bazı şeyler istediğimiz zamanki hayal kırıklıklarımızdan daha büyüktür.” Bu söz çok doğrudur. Hiçbir şeye sahip olmadığımızda o olmayan şeyin tadını zaten almamış oluyoruz. Nasıl bir şey olduğunu bilmediğimiz için hayal kırıklığı doğal olarak az olur. Ama zaten o elde etmiş olmanın hazzını bir kere yaşadıysak onun oluşturacağı hayal kırıklığı çok daha fazla olur.
    *Şu ifade de oldukça ilginçtir: “Eşitlik arzusu, bir bakıma kişiliğini gizleme (anonimite) arzusudur.” Bu bağlamda kesin inançlı şöyle düşünecektir: “Herkesin benimle eşit olmasını istiyorum ki bende ortaya çıkan bir değişiklik göze batmasın, herkes benim gibi olsun.”

    Kitle hareketlerinin “kesin inançlı” kişiyi çevresinden, ailesinden tamamen kopardığı tahmin etmesi zor olmayan bir gerçektir. Öyle olması gerekir ki kişi, harekete kendini tamamen adasın, hiçbir dış kuvvet onu etkilemesin. Amaç budur. Bergson’un şu sözü çok anlamlıdır: “Bir inancın gücü, dağları yerinden oynatmasından değil, yerinden oynatılacak dağları görmemesinden belli olur.”
    “Bir öğretinin etkili olabilmesi için anlaşılmaz fakat inanılır olmalıdır” ifadesi ile Tertullian’ın müntesibi olduğu Hıristiyanlık dini için söylediği “Saçma olduğu için inanıyorum” cümlesi arasında mantıklı bir ilişki olsa gerektir. Kitle hareketinin istediği insan tam anlamıyla homojen ve elastiki tiptir. Bu insan ihtiras dolu olmalıdır.
    *“Genellikle, bir şeyi sevdiğimiz zaman, o şeyi bizimle beraber sevecek taraftarlar aramayız; Aksine, sevdiğimiz şeyi seveni rakip ve saldırgan olarak görürüz. Fakat bir şeyden nefret ettiğimiz zaman, aynı şeyden nefret eden taraftarları daima ararız.” çıkarımı da belki çoğumuzun tecrübe ettiği veya şahit olduğu durumlardan birisidir.
    *Eserde Pascal tarafından söylenmiş olan “Bütün heyecanlarımız, bağlılıklarımız, ihtiraslarımız ve umutlarımız analiz edildiği zaman, içinde nefret bulunduğu görülür.” sözünün doğru kabul edilmesi güç görünmektedir. Öyle ya bu duyguların kaynağında nefret nasıl barınabilir ki? “Kendi kendimiz olmak bizi ne kadar az tatmin ederse, başkaları gibi olma isteğimiz o kadar güçlü olur.” Bu bağlamda kitle hareketlerinde taklitçilik önemli yer tutar.

    Eric Hoffer’in bu kitabı, kitle hareketlerinin anatomisini gösteren bir “baş yapıt” niteliğinde. Eser, her ne kadar kesin tonlu ve aşırı genellemelerden oluşsa da, iddialarının kuramsal olarak sadece “açıklama”dan ibaret olduğunu tanımlayıcı olmadığını düşündüğümüz zaman, eserin üst bir kavrayışın ürünü olduğu sonucuna varabiliriz. Sonuç olarak hacim itibariyle küçük, ancak içerik itibariyle bu devasa eserin toplumda erdemli bireylerin çoğalmasına, toplumsal normlarının yasaklayıcılıktan çok, düzenleyiciliğe yönelik olmasına katkı sağlayacağı beklenir. Hoffer’ın kitabını okuyup bitirdikten sonra insanın, Reich’ın eserini bitirirken söylediği bir dönemin buyurganlarının, aç ve açıkgözlülerinin, “Kutsal sözcükler ektim yeryüzüne… Çok geçmeden anlı şanlı krallar, kuru güz yaprakları gibi savrulacak.” yazgısıyla karşılaşacaklarına olan inancı güçleniyor.
    Yararlandığım ve faydalı gördüğüm bol bilgili; video ve değerlendirme linklerini bırakıyorum ve bu değerli eseri okumak isteyenlere, okuyacak olanlara ve okuyanlara keyifli okumalar dileyerek incelememi sonlandırıyorum.

    Biraz uzun bir inceleme oldu ne yazıkki farkındayım ama hakkında yazılacak o kadar çok kelime vardı ki kısaltamadım yine de sonuna kadar okumuş olan arkadaşlar varsa da onlara ayrıca teşekkürlerimi iletiyorum sağlıcakla kitapla kalınız:)
    https://www.youtube.com/watch?v=2izGlkOYmEE
    https://www.marmarailahiyat.com/...a-bir-degerlendirme/
    https://dergipark.org.tr/.../article-file/213306
  • KURTASÎ YA PİRTÛKÊ - KİTABİN ÖZETİ

    QEDRÎ CEMÎLPAŞA-DOZA KURDİSTAN

    BAŞLANGIÇ
    ✔Kurd milleti, milattan 2000 sene evvel Küçük Asya'nın doğu yamaçlarında devlet kurarak nüfuzlarının şarkta Hindistan hududuna, cenupta Basra Körfezi'ne ve Umman Denizi'ne kadar uzanmış olduğunu tarih bize bildirmektedir.
    ✔Îsa'dan takriben 10.000 sene evvel yapılan umumi göçte iskandinavya'dan Güneye İndu-avrupayi (Arî) ırkının bir cüzü olan Kurdler Ararat dağına gelmişlerdi. Kurdler milattan 4000 sene evvel bu geniş ülkeye yayılmış. O tarihte bu geniş ülkenin lisanı Kurdçe, resmi dini de Zerdeşt dini idi.
    ✔İlk Kurd padişahını adı Tosa diğer adıyla Diyakos idi. M.Ö 1808 de Afganîstanın Belh şehrinde padişahlık etmiştir.
    ✔M.Ö 9 yy.da Keykubad bütün Kurdleri birleştirerek Med İmparatorluğunu kurmuştu.
    ✔Keykubad'ın torunu Keyaksar Asur hükümetini yıkarak Ninivayı ele geçirdi.
    ✔Kutiler; Subari, Huri, Lolo, Kasi adıyla 4 kabileye ayrılır.
    ✔Huriler M.Ö 2000 de Amed'de yaşamışlardır.
    ✔Lolo ve Kasiler mö 2000de Akadları yenerek Babilde 700 sene hüküm süren Kurdîvan devletini kurmuşlardır. Mö 600de Küçük Asyaya(Anadolu) geldiler. Yani Kurdler Küçük Asyada ilk devlet kuran millettir.
    ✔İlk önce Dîyarbekir, Amed namı ile yad edilirdi. Amed: Kurdçe, Medlere ait anlamına gelir.
    ✔Huriler Subarilerle hemırktır.
    Hazreti Merduh-Tarihi Merduh kitabında gösterir ki Lolo, Kuti, Kasi, Huri namındaki milletler Zagros Dağı Kurdlerindendirler. Bunlar Sümer, Elam, Akad hükümetleri ile hemasır olup onlarla harpler yapmışlar.


    KURDISTAN COĞRAFYASI
    ✔Türk hükümetine göre Kurdler dağlı Türkler, İran'a göre ise Kurdler İranidirler.
    ✔1914-18 harbinde Türklerin yaptığı Ermeni katliamında Kurdlerin sakladığı Ermeni sayısı 60 bini gösteriyor.
    ✔Kurd edipler Kurdleri göçebe halinden kurtarmağa çalışıyor, kendilerini araziye bağlayarak medeni hayata alıştırmak istiyorlardı.
    ✔Ereb Şemo'nun Şanın Yolu kitabı İttihad-ı Sovyet memleketinde neşredilen ilk Kurdçe romandır.
    ✔Azerbaycan Meclis-i İlmi'sinde bir Kurd kısmı vardır. Leningırat İlmi Meclisi'nin Kurd Kısmı Qanadê Kurdo reisliğiyle sekiz Kurd ulemasından müteşekkildir. Bu ilmi meclis otuz seneden beri ulema ve mütehassıslar yetiştirmekte ve Kurdçe neşriyat yapmaktadır.
    ✔Birinci Dünya Harbinde Kurdler, Wilson Prensipleri ile aldatıldılar.
    ✔Her uyanık millet gibi Kurdlerin de birinci gayesi, her şeyden, hatta ekmek ve sudan evvel milli mevcudiyetlerini belirten lisanlarını saldırılardan korumaktir.





    KURD MİLLETİNİN GEÇEN 60 SENE ZARFINDAKİ SİYASİ CİDALINA AİT HATIRAM
    ✔Türkçe konuşanların imtiyazlı bir sınıf teşkil ettiğini gören bazı kimseler Türkçe konuşmakta bir fayda görmekte idiler.
    ✔İslamiyette kavmiyet olmaz, Elhamdülillah hepimiz karaların ve denizlerin Hakanının kulu olmak mutluluğu bize kafidir. Eşitlik ve adaletle hükmeden halifeye itaat farzdır. Lakin ahaliyi Türkçe konuşmaya zorlarsa aykırı bir bir yol tutmuş olur ki dinen böyle bir hükümete karşı durmak farzdır.
    ✔ Bahusus (özellikle) Nur talebeleri Üstadı meşhur Molla Said in (Bediüzzaman Said Nursi'nin) yakışıklı, babayiğit tavrı ile Kurdlere mahsus giydiği şal u şepik elbisesi ve kolhoz (başlığı), desmalı (mendili) ile başı yükseklerde dolaşmasını temaşadan pek çok zevklenirdim.
    ✔ Gedikpaşa Mahallesi'nde Kurd Terakki ve teavün Cemiyeti merkezini açmışlardır. Maalesef bu cemiyet çok devam edemedi. Çünkü kendisini Kürdistan'ın manevi babası ve tarikat şeyhlerinin başında gören Seyîd Abdulkadir Efendi merhum ile Bedirhanilerin anlaşamamazlığı ile de bu suretle nihayete ermiş oldu.
    ✔ Halil hayali Kurd milletinin her cihetten mahrumiyetini görerek Kurd lisanının Sarf ve Nahvini ve sözlüğünü meydana getirmişti. O tarihlerde Ziya Gökalp ile birlikte Kurdçe'nin sarf ve nahvini kaleme almışlar.
    ✔ "Genç Türk" hükümeti Türkçülük ve turancılığı devletin şuuru yapmış, İslam unsurlarının öğündükleri Osmanlılık, Türkçülük şekline çevrilmişti. İşte bu nedenle kendilerini mazlum vaziyette gören Araplar, Arnavutlar, Kurdler de milli teşekküller meydana getirdiler. Araplar müntediül Edebî, Arnavutlar Başkim, Kurdler de Hevî cemiyetini tesis etmişlerdi.
    ✔ Turancılıkta o kadar taassup gösteriyorlardı ki din lisanı Arapça ve Kuran'ın Arapça gelmiş olmasına rağmen ve kendilerinden adetce 5 10 kat fazla olan Arapları da türkleştirmek isteğimi istemek gafletini gösteriyorlardı.
    ✔ 1911 senesinde Halil hayali Bey'in bizleri teşvik etmesiyle bir Kurd Talebe Cemiyetinin tesisini kararlaştırdık. Tüzüğünü tanzim ettikten sonra resmen hükümetten lazım gelen ruhsatı alarak Hêvînîn teşekkülünü ilan ettik.
    ✔Mösyö Cak Ermeniler'in Kurdler aleyhine yaptıkları propagandaların tesiri ile Kurdleri o kadar vahşi bir dağ adamı olarak işitmiş olacak ki hayretini gidermek için beni görmeye geldi. Kendisi gibi tertemiz bir beyefendi ile karşılaşınca yanlış bir fikirle aldatıldığına itiraz etti ve özür diledi.


    HÊVÎ CEMIYETİ’NİN MİLLİ SAHADA HİZMETLERİ
    ✔Hêvî, Kurd milletinde milli duyguları, Kurd mefkuresini uyandırmak ve kültürüne çalışmak gayesini gütmekteydi.
    ✔Rus Kazakları, ellerindeki iki bin metre uzaklığındaki hedefe isabet ettirebilecek uzun menzilli tüfekle yanlarında asılı bulunan "bir vuruşta deveyi ikiye böler" tabirine misal olacak şekilde keskin meşhur Kazak palalarına mukabil, vallı Kurdlerin elinde en uzun menzili bin metreyi aşmayan ve her patlayışta soba borusu dumanı gibi bir duman çıkaran dokuz ateşli mavzer tüfeği ile sanki tenekeden yapılmış gibi ince hafif kılıçlar vardı. Bu gayr-ı müsavi [eşit olmayan] silahlara rağmen yine her çarpışmada Kurdler, Rus Kazaklarına muvaffakiyetle mukavemet etmekte, bazen de tefevvuk etmekte [üstün gelmekte] idiler. İaşeden mahrum, cephane noksanı pek nakıs [eksik] bir surette ikmal edilen Kurd Aşair Alayları, harbin müşküllerine [zorluklarına] nasıl dayandıklarına hâlâ akıl erdiremiyorum.
    ✔Türkiye hükümeti 'Ruslar sizi katliam eder' bahanesi ile Rusların işgal ettikleri yerler ahalisini Rus gelmeden evvel yerlerinden çıkararak tehcire tabi tutmakla, kışın dondurucu, şiddetli soğukluğunda bunları mahvetmek istiyordu. Vesait-i nakliyeden [ulaşım araçlarından] mahrum ahali, Türklerin icbarı [zorlaması] ile süm- mettedarik [hazırlıksızca] elde bulunan çok mahdut vesaitle hiçbir erzak taşımaya imkânları olmadan yola çıkarılıyor ve bu yolcu kafilelerini daha ziyade perişan ve mahvetmek için durdurmadan mütemadiyen garbe doğru harekete icbar ediyordu. Maksatları, tüfek kullanmadan bu kafileleri imha etmekti. Bundan dolayı Abdülmecit Bey'in harpte hizmeti, yararlığı görülmüş, askerî Hamidiye Alayi'nda miralay olduğuna ehemmiyet verilmiyerek, bir jandarma çavuşu kendisini tazyik ediyordu. Ben bu halden çok müteessir oldum. Zemini müsait bularak Türk hükümetinin zulmünden ve milletimizi mahvetmek istediğinden bahsi açtim. Mübahasamız [sohbetimiz] esnasında Abdülmecit Bey "Ahhh" dedi. "Allah belamı versin, harbin bidayetinde Ruslar bana adam gönderdiler. 'Ne istersen rütbe, mal vereceğiz bizimle ol' dediler. Ben, alçak Ittihat ve Terakki hükümetinin bir İslam hükümeti olduğunu düşünerek 'halifeye ihanet nasıl olur' diyerek kendilerine cevab-i red verdim. Sonradan bu alçak hükümetin hakkımızda ne hayın olduğunu anladım, amma iş işten geçti.
    ✔Ittihat ve Terakki hükümeti yaptığı Tehcir Kanunu ile ölümden kurtulan Kurdleri Anadolu'ya, garbe nakil ve orada vilayetlere tevzi ederek [dağıtarak] Kürdistan'ı her ne şekilde olursa olsun Kurdlerden boşaltmak, yerlerine Türk getirip yerleştirmek istiyordu ki, artik bir daha "Kurd davası vardır" denilemez hale gelsin.
    ✔Erzurum cephesi bozgunundan sonra alayımız Karadeniz havalisinde faaliyette bulunan Pontusçu Rum çetelerinin takibine gönderildi. Bir müddet bu çetelerle uğraştık. Rusların Çar hükü- metinden kuvvet alan çeteler, Karadeniz sahilindeki eski Pontus hükümetini yeniden kurmak istiyorlardı. Bu esnada bazı Türk zabitlerinin vahşetini gösteren bir vak'ayı okuyucularıma anlatmak isterim.
    Süvari bölüğümüz, çetelerin takibine memur hareket kumandanı Çarşamba Ahz-i Asker [Asker Alma] Şube Reisi Şükrü Bey'in emrine verilmişti. Bir müddet Çarşamba ve Samsun taraflarında dolaştıktan sonra Ayı Tepesi namı ile tanınan sarp bir mahalde yerleşmiş Pontusçu çetelerini, başka kuvvetlerin de iştirakiyle muhasara etmeğe gidiyordu. Hareket kumandanı Şükrü Bey, yolumuzda bulunan Rum köylerinde tarama yaptırıyor, 15-16 yaşlarında ve daha küçük yaşta bulunan çocukları toplatıyordu. Bu toplanan 20 kadar çocuğu askerî kuvveti ile beraber getirerek Ayı Tepesi'ne yakın deredeki kulübeye koydu. Bir müddet bana, bunları gidip sonra öldürmemi emretti. Muharebe esnasında askerî emre itaatsizliğin cezasının pek ağır olduğunu bildiğim halde fazileti her kaygidan üstün gören Kurd damarım tuttu, bu cinayeti yapmaktan beni menetti. "Ben bu iși yapamam" dedim, "çetelerle harbe hazırım, lakin bu çocukları öldüremem" diye cevap verdim. Hiddeti, gazabı fayda vermedi; ısrarı, şiddetli emri yürümeyince bu işe elverişli diğer birisini göndererek zavallı çocukları birer birer kulübeden çıkartarak öldürttü. İşte bu türk zabiti tarafından insaniyet ve Medeniyete aykırı yapılan şahidi olduğum yüz karartıcı bir hadise.
    ✔ Amed'de Hêvî Cemiyeti mensupları gençlerin teşebbüsü ile 1918 tarihinde Kurd Tealî Cemiyeti ismi ile bir cemiyet tesis edildi.
    ✔Mistefa Kemal Amed şubesine yazdığı bir yazıda, ecnebi istilasına uğrayan memleketi düşmandan temizledikten sonra, Kurd kardeşlerinin milli haklarına riayetkâr olacağını bildiriyordu.
    ✔ Muzafferyetten sonra da Kurd milletinin hukukuna riayet değil, mevcudiyeti bile inkar edilmek suretiyle ahde vefasızlık gösterildi.
    ✔Mondros Mütarekesi'yle harp nihayetlenince Istanbul'da bulunan Kurd vatanseverleri, Kürdistan'ın hukuk-u milliyesini [milli haklarını] elde etmek amacı ile Kürdistan Teâli Cemiyeti namıyla bir siyasi cemiyet tesis etmişlerdi. Bu cemiyetin müessisi bulunan Bediüzzaman Molla Said, Müküslü Hamza, Motkili Halil Hayalî Beyler faaliyete geçerek cemiyete aza kaydetmekte idiler.
    ✔Amerikan komiserinin Kürdistan'ın büyük bir kısmını içine alan bir Ermenistan teşkiline karar verildiğini söylemesi üzerine Bediüzzaman cevaben, "Kürdistan eğer deniz sahilinde olsa idi diritnavutlarınızla [deniz zırhlılarınızla] belki bu kararı tatbik ede- bilirdiniz. Fakat Kürdistan dağlarına diritnavutlarınız çıkamaz. Bu kararınız da tatbik edilemez" demişti.
    ✔Aide Toi, Dieu Taidra
    Sen kendine yardımcı ol, Allah da sana yardım eder.
    ✔ Sevr Anlaşması'nda Kürdistan faslının 62. 63. 64. maddelerinde Kürdistan hududu tayin edilmiş.

    ✔Madde 62:
    Işbu muahedenin mevkii meriyete vezi tarihinden [yürürlüğe girdiği tarihten] itibaren 6 ay zarfinda Ingiliz, Fransız, Italyan hükümetleri tarafindan tayin edilecek üç azadan mürekkep bir komisyon Istanbul'da toplanarak Kurd unsurunun sakin bulunduğu Fırat'ın şarkında bilahare tayin edilecek Ermenistan hududunun cenubunda [güneyinde] işbu muahedenin 27. maddesinin ikinci ve üçüncü fikralarında gösterilen Türkiye, Suriye beynel nehreyn hudutlarinın şimalindeki [kuzeyindeki] mıntıkada mahalli bir Kurd muhtariyet-i idare planını izhar edecekler. Işbu planin bazı noktalarında komisyon azaları arasında ihtilaf zuhur ederse bu ihtilafi tabi oldukları hükümetlere bildireceklerdir.
    Bu plan Kürdistan muhtariyeti arazisinde bulunan Asurî, Kildanî ve sair irkî ve dinî ekalliyetlerin [azınlıkların] muhafazası hakkında kâfi teminati ihtiva edecektir. Iran hududuna müteallik [yakın] noktadan ihtiyaç hâsıl olursa Ingiltere, Fransa, italya, Iran, Kurd memurlarından mürekkep bir heyet, mahallinde yapacağı tahkikata binaen lazım gelen tadilatı yapacaktır.


    ✔Madde 63: Osmanlı hukumeti 62. maddede zikredilen komisyon tarafindan ittihaz olunacak mukarreratı [alınacak kararları] kendisine tebliğ tarihinden itibaren üç ay zarfinda kabul ve tatbik etmeği şimdiden taahhüt eder.
    ✔Madde 64:
    Işbu muahedenin meriyete [yürürlüğe] konması tarihinden bir sene sonra 62. maddede zikredilen menatık ahalisi, Milletler Cemiyeti'ne müracaat eder ve halkın büyük bir ekseriyeti Türkiye'den müstakil olmak [ayrılmak] isterse, Milletler Cemiyeti de mezkûr [söz konusu] ahalinin istiklale ehil olduğunu kabul et- tiği takdirde, Milletler Cemiyeti'nin bu mıntıkaya ait her türlü hukuk ve mündeiyatından [yetkilerinden] Türkiye'nin feragat etmesi tavsiyesine, Türkiye hükümeti riayet edeceğini şimdiden taahhüt eder. Bu feragatin teferruati müttefik devletlerle Türkiye arasında tanzim olunacak bir mukavele ile tesbit edilir. Bu feragatin vukuu halinde şimdiye kadar Musul vilayeti dâhilinde yaşamakta olan Kurdler, arzuları ile müstahsil Kurd hükümetine iltihak etmek isterlerse müttefik devletler hiçbir vecih ile bunların arzularına muhalefette bulunmıyacaklardır.
    ✔Cemiyetin faal, genç azaları; Kürdistan'da cemiyetin maksatlarını teyid edecek bir fikir cereyanı uyandırmak ve ameli harekette bulunmak üzere 1921 senesinde Ekrem Cemilpaşa ile Müküslü Hamza Bey'i Kürdistan'a göndermişlerdi. Ekrem, Diyarbekir havalisinde gizli olarak çalıştığı esnada evinde misafir olduğu Hevêrkan aşiret reisi Abdülkerim Ali Remo kendisini tutarak Türklere teslim ettiğinden, Ankara İstiklal Muhakemesi'nde [Mahkemesi'ndel muhakemesi yapılmak üzere mevkufen [tutuklu olarak] Ankara'ya gönderildi. Hamza Bey de bu suretle ele geçerek Diyarbekir'de bir süre hapsedilmişti.
    ✔Teşkilat-ı Içtimaiye Cemiyeti, uzunlama olarak üç renkten müteşekkil; yukarıda kırmızı, ortada beyaz üzerinde güneș ve altta yeşil renkli Kurd bayrağının renk ve tesbit ederek milli bayrak olduğunu ilan etti.
    ✔ nutkunda söylediği gibi, Yunanlılarla harbin en şiddetli bir zamanında Samsun'a çıkan bir Ingiliz zabiti, hükümetinin kendisine iki vapur dolusu harp malzemesini hediye gönderdiğini haber vermişti. Îngilizlerin, dost ve müttefiki Yunanlıların Türklere mağlup olmalarını istediklerine bundan daha açık bir delil olamaz.
    ✔Ismet İnönü, bir defasında Diyarbekir Milletvekili Pirinççzade Feyzi Bey'i, diğer defasında Milletvekili Zülfizade Zülfi Bey'i birer Kurd sifatıyla beraberinde götürerek orada, "Biz Kurdler, Türklerle kardeşiz, ayrılmak istemeyiz, aramızda bir fark yoktur" diye söyletmek suretiyle kendilerine, milletlerine karşı tarihî lanete müstahak bir hıyanet yaptırdı.
    ✔Antep harbini yapanların ekserisi Kurdtüler. Antep'in kurtuluşunu ve Gaziantep diye adlanmasını Kurd kahramanlarının cesurane ve fedakarane savaşları temin etmişti. Bu harplerde "Vurun Kurd uşağı namus günüdür" diye medih yolunda çağrılan türküler harpten sonra "Vurun Türk uşağı namus günüdür" şekline çevrilerek, Kürdün hizmet fedakârlığına karşı her vakit olduğu gibi yine nankörlük gösterilmişti.
    ✔Bunlardan vatan şehidi maslup [idam edilen] Dava Vekili Muhammed efendi - Bavê Tujo ki, ona Hacı Ahti diye de isim verilmekte idi- muhakemesi esnasında hâkimin bütün israrlarına rağmen Türkçe ifade vermek istememiş, Kürdistan'da adaletin layıkı ile yerine getirilmesi için muhakemelerin Kurdçe olarak yapılması fikrinde ısrar ettiğinden, nihayet tercüman vasitasıyla ifadesi Kurdçe olarak alınmıştı. Cesur ve milletini çok seven Bavê Tujo, 1925 senesi istiklal Muhakemesinde de sorulan suallere arslanca cevap vermiş- ti. Zalim Türk süngüleri ile çevrili olduğu halde asılırken 'Yaşasın Kürdistan!' diye haykıran kahramanı, Türk askeri bir taraftan asarken diğer taraftan süngü ile yaralamışlardı.

    ŞEYH MAHMUT BERZENCÎ'NÎN MELEKİYETİNİN İLANI
    ✔ 1917 senesinde İngilizler Irak'ı işgal etmişlerdi. Şeyh Mahmut Berzenci'nin hükümdarlık tesisine itiraz etmediler. Fakat sonra İngilizler şeyin nüfuz mıntıkasını kısarak Süleymaniye'ye hasretmek istediler. Şeyh Mahmut İngilizlere karşı isyan ederek 27 Mayıs 1919'da Süleymaniye'den İngilizleri çıkardı. 9 Haziran 1919'da İngiliz Kuvvetleri ile yapılan şiddetli çarpışmada Şeyh İngilizlerin eline düştü İngiliz Mahkemesi Şeyh Mahmut'a idam hükmü verdiyse de onu Hindistan'a Sürgün etti. 1922'de Lozan'da Milletler cemiyetinde Türkler Musul'un kendilerine istemesi istemesi üzerine, İngilizler Şeyh Mahmudu Hindistan'dan Süleymaniye'ye gönderdiler. Şeyh bir hükümet teşkil etti. İngilizlerle anlaşamayan Şeyh onlara karşı ikinci defa isyan etti. İngiliz ve Irak askeri 19 Haziran 1924 süleymaniye'yi tekrar işgal ettiler Şeyh Mahmud İngiliz ve Irak hükümetleri ile siyaset ile uğraşmamak şartıyla af edildi ve ittifak etti.
    İngilizler Irak ile 1930da anlaşması sonucu Irak bağımsız bir devlet olarak Milletler Cemiyeti'ne girmesi üzerine Kurdler bu durumu protesto ederek Süleymaniye'de gösteri yaptılar.
    Şeyh Mahmut Irak hükümeti aleyhine isyan etti. Xaneqîn'den Zaxo'ya kadar Kurd mıntıkasında İngilizlerin güvencesinde bir Kurd hükümet teşkili istiyordu. Askeri imkanı bulamayan Şeyh teslime mecbur oldu Reşit Ali Geylani'nin 1941 İnkılabına kadar Irak'ın cenubunda Sürgünde kalan Şeyh inkılabdan istifade ederek Kürdistan'a döndü.
    ✔Şeyh Mahmut 1923 Sovyet hükümetine dostluk talebi mektubunda şöyle diyordu:
    "Bütün dünya 1917 Oktober Inkılâbı'nın [Ekim Devrimi'nin] hürriyet avazını işitti. Milletinizin zalim ve müstebit [zorba] bir idareden kurtulduğuna bütün âlem sevindi. Kurdler haklı olan milli davalarında muvaffak olmak azmi ile giriştikleri mücadelede ellerini size doğru uzatıyor. Bütün kalpleri ile ve samimiyetle sizinle arkadaşça ve kardeşçe yaşamak arzusunu besliyorlar. Aramızda diplomasi, irtibat olmadığından ahvalimize tafsilatıyla vakıf olmayan Sovyet hükümetine bu yazı ile her şeyi bildirmeğe imkân yoktur. Mazlum, esarette bulunan milletlerin hamisi olan Sovyet hükümetinin Kurd milletini de himaye edeceğine emindir. Bütün Kurdler Sovyet hükümetine 'şarkın hamisi' nazarı ile bakmaktadırlar. Mukadderatlarını Sovyet hükümeti mukadderatına bağlamağa hazır olan Kurdler, mütekabilen sizinle irtibat tesis etmeği sabirsızlıkla bekliyor."
    ✔ Musul'un aidiyetini isteyen İngilizler ve Türklerin talebi üzerine 30 Eylül 1922'de Milletler Cemiyeti Musula heyet-i tahkikat gönderdi. Komisyon ne Türk ne de Arapların bir hakkı olmadığını ahalinin büyük bir ekseriyetinin(8/6) Kurd olması itibariyle Kürdistan Devleti'ne ait olması lazım geldiğini bildirdi. Rapordan memnun kalmayan İngiliz ve Türklerin talebi üzre Milletler Cemiyeti ikinci tahkikat heyetini gönderdi. Bu heyet raporunda Cenubi Kürdistan'ın Irak'a ilhakının lüzumunu bildirerek, Kurdler için de sâkin oldukları yerlerde Kurd lisanınin resmi lisan olarak mekteplerde okutulması, idari, adli hükümet dairelerinde Kurd lisanının istimali [kullanılması] zaruretini bildirmişti.
    ✔ Mahmut Durak Kaziyye-i Kürdiye (Kurd sorunu) ismili kitabının 242., 243. sayfasında Kurdlerin dağlı Türk olduğunu ve aralarında ihtilaf bulunmadığını işaret ediyordu. Bilakis Kürdistan'da bilhassa diyarbekir'de Kurdler her zaman Türkülerle ihtilaf ve mücadele halindedirler. Birçok Kurd aydınlarının hapis cezası çekmekte olması buna delildir.
    ✔ Milattan 4000 sene evvel bugün sahibi oldukları arazide yerleşen Kurdler, memleketlerine gelip geçen büyük fatihlerin kahhar ordularına milli mevcudiyetlerinden bir şey kayıp etmeden bugüne kadar mukavemet gösterdiklerini tarih söylemektedir.
    ✔ Kurd Fizuliye Devleti 932 senesinde Lor Bölgesinde 5 asır boyunca saltanat kurmuştur, hüküm sürmüştür.
    Delmiyan Devleti 942 senesinde Bağdat'ta teşekkül ederek 127 sene hüküm sürdü.

    ✔ 1930'da İngilizlerle anlaşmasından sonra Irak müstakil bir devlet olarak Milletler Cemiyeti'ne girmişti.
    1931de Şeyh Ahmed Barzani Kurdlerin milli haklarının tanınmasını dava ederek isyan etti.


    1944 Mele Mustafa isyan etti. Irak hükümeti Barzani ile yaptığı ittifakta Kurdlerin milli taleplerini kabul etti. Mele Mustafa'nın reyislik ettiği Kurd Demokrat Parti ile aşair kuvvetleri Irak hükümeti ile 1969 tarihine kadar harp ettiler. Irak hükümeti elindeki savaş araçlarıyla Kürdistan'ı viraneye çevirmesine rağmen Kurd Savaşını susturamadı.
    ✔ İngilizlerin Kürdistan'a ayak bastıkları günden itibaren bugüne kadar Kurdler milli haklarını istemekten vazgeçmemişler ve Irak hükümetlerinin zorla tatbik etmek istediği idareye rıza göstermişlerdir.
    ✔ Barzani 565 silahlı bir kuvvetle Sovyetler hükümetine iltica etmişti.
    ✔ "Ortadoğu'da Arap lisanı da dahil Kurdçe'den daha bir lisan yoktur" (Ziya Gökalp-Giresun Gazetesi-1926)
    ✔Büyük Îskender İran ülkesine hakim olduğu zaman İran'ın vasi bölgelerinde konuşulan umumi lisan Kurdi lisanı idi. (Tarihi Merduh s.401)


    KOÇGİRİ KIYAMI
    ✔Şadan aşiret reisi Paşo kendini Kurd milli Kuvvetleri kumandanı ilan etmişti.
    ✔Şiir : s. 92

    Koçgirî başladı harbe
    Sesi gitti şarka garbe
    Bir ordu asker geldi
    Dayanamadılar bu derde

    Dilo yeman, yaman, yaman
    Çîya girte berf û dûman
    Me ra bişîn Şehê Merdan
    Ew dermanê hemû derdan

    Ovacığın aşireti
    Zabeteyledi mahalleleri
    Geriden imdat gelmedi
    Hozat çekmedi gayreti

    Dilo yeman, yaman, yaman
    Çîya girte berf û dûman
    Me ra bişîn Şehê Merdan
    Ew dermanê hemû derdan

    Kurdistan'ın orduları
    Kahretti barbarları
    Vatan için öleceğiz
    İstemeyiz moğolları

    Dilo yeman, yaman, yaman
    Çîya girte berf û dûman
    Me ra bişîn Şehê Merdan
    Ew dermanê hemû derdan

    Yemîn edenler elmaya
    Zulfikar-ı Murteza'ya
    Geriden teller çektiler
    Biz uymayız eşkıyaya

    Dilo yeman, yaman, yaman
    Çîya girte berf û dûman
    Me ra bişîn Şehê Merdan
    Ew dermanê hemû derdan


    İSMAIL AĞA SIMKO'NUN KIYAM HAREKETİ
    ✔ Doğuda İran-Türkiye hududu üzerinde bulunan şikak aşireti reisi İsmail Ağa kıyam ederek İran Kürdistanı'nın mühim bir kısmını Urmiye Gölü havalisini 1920 senesinde hüküm altına almıştı.
    ✔ 1925 senesinde Rıza Han İran Şahin şahıs ve diktatörü olunca İsmail Ağanın öldürülmesinin çok müşkül olduğunu anladı Rıza Şah. Bu nedenle İsmail Ağa ya yakınlık gösterip dostluk kurmuştu İsmail Ağayı Şino'ya davet etti. İsmail Ağa davete icabet ederek şino ya gelerek hükümete misafir oldu ama Rıza Şah İsmail Ağaya hıyanet ederek onu öldürdü.


    ŞEYH SAİD EFENDİ'NİN KIYAM HAREKETİ
    ✔ Halifeyi ecnebi devletlerin tahakkümünden kurtaracak ve İslamiyet'in muhafazasını sağlamlaştıracak inancı ile mustafa kemale içten bağlılık gösteren Kurdler Yunan harbinin kazanılmasında yardımcı olmuşlardır. Yunanlılar denize dökülüp harp kazanıldıktan sonra mustafa kemal yüzündeki perdeyi yırtarak din ve dünya işini birbirinden ayırıp halifeyi saltanattan uzaklaştırdı. Mustafa Kemal dinsizliğe doğru her adım attıkça Türk Kurd aydınları çok kıymetli bir şahsiyet olan Cibran aşiret reisi Miralay Halit Bey'in etrafında toplanarak 1922 senesinde İstiklal mânâsına gelen Azadi adı ile bir siyasi cemiyet teşkil ettiler.
    ✔Azadi hareketinin Amed'de de şubesi açıldı.
    ✔Azadi teşkilatına dahil subay arkadaşlardan fırka erkan-ı Harbi İhsan Nuri ve Zabit arkadaşları Rasim, Hurşit, Tevfik Cemil ile beraber mahiyetindeki askerlerle daha çekilerek isyan ettiler.
    ✔ Zaten Azadi Cemiyeti'nin gizli teşekkülünden haber almış olan hükümet bu teşekkülü yok etmeye bir bahane arıyordu. Bu nedenle Cibranlı Halit Bey, Yusuf Ziya Bey, Hacı Musa Bey ve 20 kadar arkadaşlarını tevkif ederek Bitlis askeri muhakemesine getirdiler. Bu mahkeme Şeyh Said Efendiden de ifade almak istedi ama Şeyh Efendi istenen ifadeyi vermedi.
    ✔Şeyh Efendi halkı barıştırıyor yapılacak olan kıyam hareketine zemin kurmak istiyordu.
    ✔ Şeyh Efendi piran'dan Hani nahiyesine geldiğinde Piran vukuatını haber alan Hani nahiyesi ahalisinin heyecan halinde olduğunu gördü. İsyanın çabucak Lice Çapakçur Darahini ve diğer mıntıkaları da sirayet ettiğini görünce "mukadderatı ilahi böyleymiş" diyerek İsyan hareketi başkanlığını ister istemez üzerine aldı.
    ✔ Kıyamcılar Şeyh Said Efendi'nin Emir-i Mücahidi-i Nakşibendî sıfatıyla ile isyan hareketi riyasetini üstlendiğini ilan ettiler.
    ✔ Türk hükümeti emniyet memurlarının icat ettiği ingilizdir diye bir Türk komiseri ile yapılan temaslar ve Amed'de Kürdistan Harbiye Bakanlığı adına gönderilmiş olduğu söylenen İngiliz silah fabrikalarının teklifleri gibi uydurma haberler, hep bunlar emniyet memurlarının kamuoyunu yanıltmak için tertip ettiği yalanlardır.
    ✔ Kürdistan'ın muhtelif mahallelerinde başlayan isyan hareketi az bir zaman zarfında çabucak birçok yerlere sirayet etti.
    ✔Amedî 60 kişilik bir kuvvetle zapt etmeye çalışan Mihê Helê askerlere karşı muvaffak olamadı.
    ✔ Şeyh kuvveti de Varto'ya yürürken Türk askerine yardım etmekte olan Hormek ve Lolan aşiretlerinin mücahitlere arkadan yaptıkları hücumlarla askerler esaretten kurtulmuştu.
    ✔ Hesebanlı Halit Bey ve arkadaşları ise Malazgirt ve Muş havalisini tamamen ele geçirdi ama Motki, Hormek ve Lolan aşiretlerinin bu böldede de askerlere yardım etmesiyle Halit Beyler İran arazisine ilticaya mecbur kaldılar. Türk hükümeti kendisini İran arazisinde tevkif ederek idam etti.
    ✔ Gökdereli Şeyh Şerif ve Yado Ağa Paluyu ele geçirdi. Lakin Şeyh Şerif tevkif edilerek İstiklal mahkemesine gönderildi.
    ✔ Şeyh Said Efendi'nin bacanağı Cibran aşiret reislerinden Kasım Bey, Şeyh Sait Efendi'nin Çarbuhur köprüsünden geçmek istediği haberini Türklere yetiştirdiğinden Şeyh ve beraberindekiler köprünün iki tarafından kurulan pusuya düşürülerek hafif bir müsademeden sonra yakalanarak varto'ya getirildiler. Ve mühim bir kuvvet muhafazasında Amed İstiklal mahkemesine sevkedildiler.
    ✔Yukarıda kısaca bahsettiğim isyan sahalarında Kurdlerin gösterdiği insan kuvveti üstü cesaret ve fedakarlıklar, tanzim edilip bir tertibe tabii olmamasından ve her neferin kendi başına hareket etmesi nedeniyle kıyam hareketi amacına ulaşamadı. Nizam ve intizama bağlanmayan başıbozuk yapılacak hareketlerden bir fayda olmayacağı bu tecrübelerle de sabit olması bize ibret dersi olmalıdır.
    ✔ İsyan hareketi Kurdlere çok pahalıya mal olmuşsa da Kurd milletinin bütün dünya milletleri gibi bir hayat hakkına sahip olduğunu da aleme anlatmıştır.
    ✔ İsyan hareketi bertaraf edildikten sonra vahşi girişimlerde bulunuldu:
    -150 kişinin iplerle sımsıkı yekdiğerine bağlanarak makinalı tüfeklerle feci şekilde katledilmesi isyanın umumi boyutunu anlatabilir.
    - 70 kişilik bir kafile hapis edildikleri samanlıkta diri diri yakışmıştı.
    - 1924 senesinde takip alay kumandanı Tahir Bey İsyan halinde bulunan Hoyitli Nuh Bey'e yiyecek vermek ile itham ettiği Motika'nın Torin köyü muhtarı Çaçan ile oğullarının kollarını bağlatarak büyük bir kazanda kaynatılan Kaynar suya birer birer batırarak haşladığını söylerken tüylerim ürpermektedir. Bazı zalim, vahşi kimselerin yaptığı bu alçaklıklara bakarak insanın insanlıktan nefret edeceği geliyor.
    ✔ İstiklal Mahkemesi kendisini Zaza olduğunu söylemesini idamına kafi derecede bir Cürüm addederek Doktor Fuat'a idam hükmünü vermişti.
    Dr. Fuat idam hükmünden sonra şu iki mısralık şiiri yazmıştır:

    Şevek tarî ya hebû ya tinebû nîv;
    Deşt di xew da çîya digrî ne hilate hîv.

    ✔ Asılırken darağacı altında Yaşasın Kürdistan diye kahramanca haykıran Bavê Tûjo'yu (Hacı Ahti) insanlık duygusundan mahrum türk askerleri süngü ile yaraladılar.
    ✔ Kemal Fevzi, 1925 isyanı ile hiçbir alakası olmadığı halde ruhunda ve kaleminde yaşayan büyük mukaddes milli ateşin tehlikesini anlamış olan Türk hükümeti kendisini zulmen astı. Kurd gençlerinin ibret ve hürmetle hatıralarında yaşatmaları lazım gelen bu fedakar büyük zat kendilerine numune olmalıdır.
    ✔ Bir defasında mahkeme reisi İslam arasında fitne çıkarmanın küfür olduğunu bildiren Kur'an'dan bir ayet okudu. Bunun ayet olup olmadığını sordu. Şeyh Efendi bu Kur'an'dan bir ayettir dedi. Öyle ise niçin İslam arasında fitne soktun diye soran mahkeme reisine cevaben küçümser bir şekilde "Ya... Siz müslümanmısınız?" demek suretiyle mahekme reisinin islam ile bir alakası olmadığını anlatmak istemiştir. Mahkeme reisi bu cevabı kızdı ise de şey sözünü söylemiş oldu.
    ✔ Kurdler ecnebilerden azıcık bir yardım almış olsa idi Kürdistan böyle elim ve yoksul halde olmazdı.
    ✔ Hüküm verildiği 27 Haziran 1925 gününün akşamı Dağ Kapı meydanında kurulan 51 adet darağacında asılarak rahmeti Rahman'a kavuşturulan bu kahramanlar ilelebet Kurd milletinin ölmez hatıralarında yaşayacaklardır.
    ✔Türk hükümeti İsyan esnasında kim kendisine yardım ettiği ise evvela bunları ilk kafile olarak sürgün etti.
    ✔ Kürdistan'dan uzaklaştırma icraatı gerçekte Kurdlere maddi ve cismani büyük zararlara mal oldu ise de milli mefkürenin zihinlerde yerleşmesine fırsat vermesin itibarıyla da çok faydalı oldu.


    XOYBÛN CEMİYETİNİN TESİSİ
    ✔1927 senesi Eylül ayında toplanan kongre Xoybun namıyla siyasi bir cemiyet tesisine karar verdi.
    ✔İhsan Nuri Irak'tan kaçarak Agirî'ye gelmişti. Çok iyi İdaresi sayesinde mevki kazanan İhsan Nuri'nin Ağrı'da bulunduğunu haber alan Xoybun Merkezi, kendisini Ağrı Askeri Murahhası ve Milli Hareketin Umumi Kumandanı olarak tayin etti. İhsan Nuri Ağrı'da medeni bir hükümet esasını kurdu.
    Her türlü medeniyetten yoksun olan Ağrı'da, Ağrı adında gazete neşr etti. Gazetede Kurd milli davasından bahis yazılar yazılmakta idi.
    İhsan Nuri Tahran'da bulunduğu dönemde Nejad-i Kurd isimli kıymetli bir tarih kitabı da neşretmiştir.

    Ağrı gazetesinin bir nüshasında aşağıdaki Helbê Agirî marşı neşredilmiştir:
    S. 122

    ✔ İhsan Nuri ve dolayısıyla Xoybun, Ağrı'da kurduğu milli ve Medeni teşkilat ile Kurdlerin de her medeni millet gibi hürriyet ve İstiklal mücadelesindeki kabiliyetini ispat etmiştir.
    ✔ Türk hükümeti, Savaşçıları aldatmak istiyor af edileceklerini söyleyerek kendilerini hükümete boyuna eğmeye davet ediyordu. başvekil İsmet Millet Meclisi'nde bir affın icrası zaruri olduğunu kabul ettirmiş. Böylece Sürgünde olan ve mallarına el konulan Kurdler yerlerine döndüler. Daha sonra bu kanunun iptal edilmesiyle tekrar Sürgüne gönderildiler. Her zaman Kurdleri Yalanlarla bir surette aldatan Türk hükümeti bu sefer İhsan Nuri ve Arkadaşları tarafından aldatılmış oldu. Böylece Ağrı Dağı'nda İsyan daha kuvvetli olarak devam etti.
    ✔ o günlerde İstanbul'dan Diyarbakır'a gelmiş olan Ekrem ile Xoybun Cemiyeti'ne iltihak ettik. Gizli olarak çalıştığımız Amed'de hükümete tedbir olarak Türkiye dışına çıkmayı tercih ettik.
    Hoybun Cemiyeti mümessilleri beni ve Ekrem'i Merkez azalığına seçtiler.
    ✔ Gün geçtikçe kahraman İhsan Nuri Paşa'nın Ağrı'daki milli faaliyetleri ehemmiyet kazanıyordu. İhsan Nuri Paşa ağrıyı müstakil Kürdistan'ın bir vilayeti halinde idare ederek idari ve askeri bir teşkilat vücuda getirmişti. Xoybun Cemiyeti paşalık rütbesi ile Celali Aşireti reisi İbrahim Heskî Paşa'yı Ağrı vilayeti Valiliğine tayin etti.
    ✔ Ağrı'da muntazam bir teşkilat ve askeri kuvvetin hazırlanmakta olduğunu gören Türk hükümeti bunun daha ziyade tehlikeli bir hal almaması için ortadan kaldırmaya teşebbüs ederek Salih Paşa'nın kumandasında tertip ettiği 40bin piyade 10 batariye top, 550 mitralyöz ve 50 harp tayyaresinden mürekkep bir askeri kuvvetle Ağrı Dağı'ndaki Kurd milli kuvvetlerine 11 Haziran 1930 tarihinde taarruza geçti. Ağrı'nın güneybatısında bulunan Kurd milli Kuvvetleri Türk ordusuna hücum ederek Ağrı'ya saldırısını durdurdu. 20 Haziran muharebesinde Türk ordusu muvaffak olamadı. Kurd milli Kuvvetleri bu muharebeden ganimet olarak 30 mitralyöz 60 deveyükü cephane 500 çadır ele geçirdi. Ağrı civarındaki Türk kışlaları yakılarak müdafileri kısmen öldürüldü kısmen esir alındı. 11-20 Haziran sürecinde yapılan çarpışmalarda 5 Türk teyyaresi de düşürülmüştü. 27 temmuza kadar yapılan harbin en şiddetlisi Zilan Deresi civarında yapıldı. Londra'da neşredilen Times gazetesi 24 Temmuz 1930 tarihli nüshasında Ağrı'ya taarruz eden Türk kuvvetlerinin 60000 kişi olduğunu gösteriyordu. Sonuç olarak Türkler bu girişimden muvaffakiyet elde edemedi 800 ölü 200 yaralı 700 esir verdiler. Birçok ganimet de Kurd Kuvvetleri'nin eline geçti.
    Türk askeri Ağrı civarında 130, Zîlan civarında 200 köyü tahrip ederek ve yakarak yaklaşık 10bin masum ahaliyi katlederek muvaffakiyetsizliklerinin hıncını almakta idiler. Buna mukabele olarak Ağrı Kurd Kuvvetleri Beyazid'e kadar uzanan hat üzerinde düşmana şiddetli bir taaruz yaparak zayiat verdi: 2 adet ağır top 24 adet dikers ve 30 adet hotchkiss mitralyözü 600 adet tüfek pek çok miktarda bomba cephane telefon makineleri ve benzeri levazımı Harbiye zapt etmişler 8 Türk Tayyare sini de mitralyoz ve tüfek kurşunları ile düşürmüşlerdi. 3 aydan beri büyük bir askeri kuvvet ile yapılan hücumlara rağmen türk ordusu Ağrı'nın hiçbir mıntıkası ele geçirememiş. Türk ordusu muvaffakiyet elde edemediğinden tashih-I Hudut (sınır düzeltme) ismi altında Van vilayetinin bir kısım arazisini iranilere terk etmek suretiyle Ağrı kahramanlarının her taraf ile ilişkisini kesebilmişti. Haftalarca acçlığa katlanan Mücahitler nihayetinde aile ve çocuklarını açlıktan kurtarmak için maalesef ağrıyı Terk etmeye mecbur kalmışlardır.
    ✔MK hükümeti 1928 senesinde yaptığı af kanunu ile Kurdleri yatıştıramayacağını anlayınca Ağrı harekatından sonra 1932 senesinde asimilasyon için kanun neşretti. 5 Mayıs 1932 tarih ve 2237 numaralı kanun: anadili Türkçe olmayanlardan oluşan köy, mahalle, sanat ve hizmet zümresi ve iş sınıf teşkili veya bu gibi kimselerin bir mahalleyi, bir sanat zümresini veya bir şubesini kendi mensuplarına mahsus ve münhasır vaziyete getirmesi yasak olacaktır.
    ✔ Hindistan hükümet reisi büyük mütefekkir ve büyük insan merhum Nehru "Alem Tarihinden Görüşler" adlı kitabında diyor ki ...Mustafa Kemal teşkil ettiği hususi İstiklal mahkemelerinde binlerce Kürdü merhametsizce mahvetti. Şeyh Said, Dr. Fuat ve diğer bazı liderleri idam etti...
    ✔ Büyük alim Dr Abdullah Cevdet Bey'in Roji Kurd Mecellesinin 9 Temmuz 1913 nüshasında yazdığı İttihat yolu başlıklı makalesi:

    Belirli ve seçkin bir şahsiyete sahip olmayan bir ferdin hiçbir toplumsal değeri olmadığı gibi, şahsiyetine sahip olmayan bir milletin de “esamisi okunmaz”, ve konuşan hayvan suretinden başka bir şey olmaz.

    Hafıza alışkanlığı fertlerde ne ise milletler için de tarih odur. İnsan hayatı ve hatta hayvan hayatı, hafıza hazinesinin sürekli çalışmasıyla belirlenir ve devam eder.

    Amnésie complette yani “nisbanê tam” denilen, hastalıklı olmuş adam. Bir bitkiden, bahçelerimizde, dağlarda, rüzgarın istediği yöne yeşil yapraklarını eken bir ağaçtan başka bir şey değildir. Bir milletin ki mazbut ve mükemmel olarak bir tarihi yoksa, o millet hiç yaşamamış gibidir.

    Kürdlerin tarihi var mı?

    Bir “Şerefname” ile bir millet tarihî şerefini veyahut tarih şerefini tasarruf ve muhafaza edemez. Yaşadığımız asır, şaka değil, yirminci asırdır. Geçmişinin tarihine, geleceğinin tarihine sahip olmayan millet kendisine sahip değildir. Kendi kendisine sahip olmayan milletler ve fertler memluk (köle) olur, başkalarının olur.

    Geleceğinin tarihine dedim. Okuyucuların belki pek çoğu bu garip tabire şaşmıştır. Evet milletler geçmişlerinin tarihlerinden pek çok daha ziyade mühim olarak bir de tarihi geçmişlerine sahip olmalıdırlar. Daha doğrusu milletler geçmişlerinin tarihine sahip ve geleceklerinin tarihine memluk(nesne) olmalıdırlar.

    Bir milletin geleceğinin tarihi o milletin “ideâl”idir. Yakın zamandan beri mefkure (amaç) kelimesiyle ayakta tuttuğumuz ve ifade ettiğimiz “ideâl”dir. Kürdlerin hakikaten asrımıza layık bir tarih kitabına sahip olmadıklarını, gelin hep birlikte itiraf edelim. Sonra Kürdler bir “ideâl”e sahip midirler? Sahip iseler, o „ideâl? nedir ona bakalım.

    Büyük hekimlerden biri diyordu ki bir milletin gelecekte ne olacağını öğrenmek kadar kolay bir şey yoktur:

    Ne olmak istediğini öğrenmeye çalışınız, bir millet ne olmak istiyor, o ne olacaktır? Bu halde demek ki milletlerin geleceğini keşfetmek için ne evliya olmak, ne de deli olmak lazım değil.

    Genç Kürdlere sormak ve anlamak isterim. Ne olmak istiyorlar?

    Veyahut ne olmamak istiyorlar. Osmanlı İmparatorluğunda bir unsur mu? Unsur fakat nasıl unsur, çürüyen ve çürüten bir unsur mu, yoksa yenilenen ve yenileten, yaşayan ve yaşatan bir unsur mu? Bir kere bu sorunun cevabı kesin bir şekilde verilmelidir. O zaman yol göstermek kolaydır. Öncelikle okur-yazarların oranı en az yüzde kırka (%40) çaresine ulaşmak. İkincisi en fazla bir ay içinde yedi-sekiz yaşında bir çocuğun okuma yazmayı ve okuduğunu doğru okumayı öğrenmesine müsait olan harfleri esas itibarıyla kabul ve şimdiye kadar kullanılan harfleri terk etmek. Diğer her mesele bence ikinci derecede kalır.

    30 Mayıs 1913
    Doktor Abdullah CEVDET
    Rojî Kurd-Hejmar: 1

    ✔Erivan'da kurulan Kürdoloji Kongresi'nin aldığı kararlar:
    A) Kürdü, Türk kültürünün tesirinden kurtarmak,
    B) Kürdün aslını eski hadiselere dayanarak bulmak ve bir Kurd tarihi yazmak,
    C) Kurdlerle Yezidilerin ve Ermenilerin ırki münasebetlerini bulmak,
    D) Bir kürdistan haritası yapmak,
    E) Kurdçedeki lehçeleri birleştirip tek bir dil vücuda getirmek ve bir gramer ile bir lügat yapmak ve yazıyı tesbit etmek.
    Görülüyor ki, verilen kararlar, Kurdlüğün ilerletilmesi ve benliğine sahip olarak yaşatılması gayesini hedef almaktadır.
    ✔Amerika savunma bakanı Mc. Namara 1965 senesi Şubat ayında Amerika Meclisi silahlanma bütçesinde söylediği sözler: Ortaşark'ta sükunet ve istikrarın temini 3 engelin çözümü ile mümkündür.
    1. Arap devletlerinin İsrail Devleti ile anlaşması.
    2. Arap devletlerinin birbiriyle iyi geçinmesi.
    3. Ortaşark devletlerinde mevcut kuvvetli Kurd ehliyetlerinin (azınlıkların) hukukunun temini ile mümkün olabilir
    ✔ Bir münasebetle İsmet İnönü 1935 senesinde Kürdistan'a yaptığı bir seyahatte Amed ovasına yerleştirilmiş zavallı perişan Türk göçmenleri görüp hal ve ahvallerini sormak suretiyle gönüllerini hoş etmek istemiş ve göçmenlerle demiş ki: " İnşallah etrafınızdakilere Türkçe konuşmayı öğretiniz. "
    Göçmenler cevaben "Paşa hazretleri biz Kurdçe öğrendik"
    Paşa: İyi oğlum iyi lisan öğrenmesi fena değildir, demiş.
    ✔ Kurd lisanı edebiyatı iktisadı hayatı Osmanlı Devleti tabiyetine girmeden evvel daha ileri seviyede idi. Kürdistan'da herkes bilimin ve sanatın kadrini bilir. Cezire, Soran, Siirt, Bitlis, Amed ve Kürdistan'ın her tarafında Mümtaz müderrisler vardı. Şehadet (diploma) almak için 12 ulûmdan imtihan vermek lazımdı. Osmanlı Devleti idaresine geçince mektepler azaldı.
    Evliya Çelebi Rojki Emareti'nin merkezi olan Bitlis'te gördüğü ilim, Marifet ve umran Osmanlı Devleti'nin diğer bölgeleri ile kıyas kabul etmez derecede yüksek olduğunu söylemektedir.

    KURDLER NE İSTİYOR NE VERİLMELİDİR
    ✔Ingilterenin son zamanlarda irlandada gösterilen mubalagali mutalibata karşi takindigi mutedil vaziyetten alinacak dersler vardir. Ingilterenin irlandayi cezalandırması mümkün idi. Fakat ingiltere bunu yapmadi. Çünkü bu muvakkat muvufakiyet idi. Aksi takdirde hüsrani intaç ederdi (hüsranla sonuçlanırdı). Suriyede fransanin gösterdiği itidal yumuşaklik bir çoklarinca zaaf ile tefsir edilmektedir. Halbuki bu tarzi hareket hakim ve tedbirli fransiz siyasetini gösterir.
    ✔«Roji Kürd» mecmuasini yazi masasinin üstünde gören bir muhterem ve muazzaz dostum, nedir bu mecmua dedi? Kürdolojiye organı yani Kürtlük hakkindaki sosyal ve ırksal incelemelerin yayın aracı dedim. Arkadaşim mecmuayi açti gözü Kürtçe yazilmiş bir makaleye tesadüf edince: madamki Kürtçedir tefrika gazatasidir diyerek «ROJI KURD» u masanin üzerine birakti bu bir hadisedirki bence kayd ve dikkat edilmeğe çok layiktir. Bu sureti hüküm avama mahsus ve umumidir.
    ✔ Kürt vatanperverleri ulvi gayeye doğru açilmiş olan şahrah üzerinde hiç bir sedayi iğfale (aldatıcı söze) kulak kabartmadan çok metin hatvalarla ileriye yürümektedirler. Hakkindan emin ve bunu İman-ı milliyenin yaktigi aşk kaynagindan aldigi kuvvetle tahakkuk ettireceğine mütmein olan Kürt gençleri hiç bir an öfkeye kapilmadan pür ümit gözlerini son devrin vücuda getireceği hadisata tevcih etmişlerdir. Zülüm saçan mahkemelerin kurduğu idam sehpalarinda yaşasin Kürdistan diye haykiran kahramanlrin hatiralari kalplerde yaşadikça ideali uğruna ölmesini ve öldürmesini bilen mefkureli bu bedbeht gençler hiç bir zaman en tabii hak olan milli davadan vazgeçemezler. Her milletin kavuştuğu, ve kavuşmakta olduğu mesut hayat nihayet Kürt milletinede mecvud ve mukadderdir. Bunu kalbimizin bütün kudretile böyle bilir ve iman ederiz. Okumasinlar diye kapatilan mekteplerden hariçte kalmiş kanli, canli gençlerden tutunuz da son nefesini saymakta olan ihtiyarlara varincaya kadar bütün millet bu refah ve saadet getirecek günü beklemektedir.

    TÜRK AFF-İ UMUMİSİ KARŞİSİNDA KÜRDLER
    ✔Türklerin şimdiye kadar Kürtler için ilan ettikleri aflar ancak bir tuzak olmuştur. Devletin sözü olan af kanununa, hükümetin sözüne güvenerek Türk hakimiyetinin havzasına giren Kürtlerden kaçi bu gün berhayattir?
    ✔Türkler bu gün yeni bir tecrübe daha yapmak istiyorlar. Büyük Kürd davasini Kürt azmi ve imanini yenerek değil fakat hile ile Kürt civanmertlegini, Kürt ruhunun safvetini tuzage düşürerek halletmeğe çalişiyorlar.
    ✔Kürt kıyam-ı millisnin hedef ve mahiyeti bu gün dünyaca malum olmuştur, hiç bir irtica ve eşkiyalik olamaz ki, bir hükümet on sene bütün vesaiti itfaiyesile ugraşsinda onü iskat ve tiskin edemesin. Eğer bu öyle bir hareket ise ve türk hükumeti buna ordusu ile, Jandarmasile, istiklal muhakemelerile, tehcir ve tebidlerile nihayet affi umumilerile hal ve teskin edemiyorsa demek Türk hükümeti bir imanla, bir imana dayanan mukaddes bir gaye ile, bir hakla çarpişiyor.
    ✔Yüreğinde hak ve insaf hissini taşiyan her izan sahibi insan, hemen teslim ederki bütün bu hadisat bir milletin milyonlarca nüfusu ile bir milletin umumi ve kendiliğinden kiyamidir. insanca yaşamak için şerefle ölüme atilişidir. Kürt davasi bir milletin hakki hayat davasidir.
    ✔Xoybun mesaisine iştirak eden Bedirhaniler Botan emaretinin verdiği bir hissi gururla kendilerini daima arkadaşlardan üstün tutmagi farzetmek istiyerek daima diktatorane bir tavir takinmalari, milli sahada yapilmakta olan hizmetin sirf kendi mesailerile husule geldiği fikrini harice telkin etmek istemeleri milli faaliyete iştirak etmiş olan arkadaşlarin kendilerine karşi kirginliklarina sebep olmakta idi, bu kabilden olarak ecnebi müellefatinda Kürt milli mesailine dair bedirhaniler tarafindan yapilmiş gibi gösterilen bazi malumatlarin yanlişliklarini teshih ederek bu hususa çalişmiş olan vatanseverlerin tarihi mesai ve emeklerini belirterek mesailerini şükranla yadetmegi vicdani bir borç addatmekte yim. Mesela Amerikali DANA ADEM IşMITIN «JONNEY ONOY BRAN MIN» adli kitabinin 157 inci sahifesin¬ de bildirilen «modern ilk kurt mecmuasi Bedirhaniler tarafindan Botan lehçesile neşredilmiş olduğu» haberi doğru değildir.
    ✔Bedirhan biradeler tarafindan ilk defa olarak latin hurufile neşredildigi alfabe haberide sihattan aridir. Latin harflerinin kabulünü ilk evvela 1913 tarihinde istanbulda posta memuru Hevi cemiyeti mensuplarindan Faiz bey Hevi cemiyetine teklif etmişti. Doktor Abdullah Cevdet beyde arap harflarinin Kürt lisanini temamile ifade etmediğini söyliyerek bu harflerin latin harfleri ile tebdili lüzümunu Roji Kürd mecmuasindaki yazilarinda soyluyordu. 1931 senesinde Şamda Ali Aga Zilfonun evinde toplanan Celadet bey Bedirhan, Mikisli Hamza bey, şam kürtlerinden Musa bey ve Ekrem cemilpaşadan mürekkep bir komisyon latin harflerinin bu gün kullanilan şeklinin kabulünü ve Kürd lisanina tatbikini muvafık gördü.

    DERSİM KIYAMI VE TÜRK ASKERİ HAREKETİ
    ✔Seyit Rıza'nın kardeş oğlu olan rehber Seyit Rıza'ya karşı Türklerle beraber olmuştu. Daha sonra Türk hükümetinin fena yüzünü gördüğünü söyleyerek Seyit Rıza'dan af dilemişti ve kendisine katılmıştı. Seyit Rıza'nın sağ kolu mahiyetinde olan Ali Şirin evine misafir olmuştu. Ali Şir misafirine yemek tedariki yaparken rehber ansızın tabancası ile ateş ederek öldürdü. Ali Şirin karısı kocasının öldürüldüğünü görünce o da tabancası ile Rehbere ateş ettiği ise de çıkan Kurşun rehbere arkadaşlık eden efendinin başına isabet ederek öldürmüştü rehber ikinci bir kurşunla Ali Şir'in karısı zarife'yi de öldürerek başlarını kesip türklere götürdü. .....

    MAHABAD CUMHURİYETİNİN TESİSİ
    ✔Kanaatimce merhum Pêşewa kardeşi Sadri Qazi'nin safdilliğinin kurbanı oldu. Ben Mahabad'da iken bizzat Qazi Muhammed'in ağzından işittim: Kardeşim Sadri ki Tahran'da milletvekiliydi ne yapıyorsan ikna edemiyorsun. O, Kavami Saltana'nın Demokrat bir devlet adamı olduğuna Kürtlerin haklarının tanınmasına taraftar olduğunu fikrindeydi. Halbuki Saltana İngilizlerin adamı ve Kürtlere düşmanlık yapmış bir kimsedir. Qazi Muhammed'den işittiğim bu sözlere bakılırsa Kavami Saltananın aldatıcı yalan vaatlerine inanan kardeşi Sadri'nin tesiri ile merhum Qazî Muhammed'in teslim olduğu muhtemeldir.

    BAĞDAT PAKTI
    ✔Bağdat Paktı Bolşeviklik tehlikesini önlemek için Pakta dahil olan devletlerin kuvvetlerini birleştirerek müttefik bir cephe teşkil etmek gayesiyle yapılmıştır.
    ✔Malumdur ki Ingilizler, Irak'a ilk girişlerinde cenupta Irak hükümeti, şimalde bir Kürt hükümeti yapmak niyetinde görünüyorlardı. Sonra Irak hükümetini kuvvetlendirerek bekasını temin için Kürdistan'ın Irak hükümetine bağ- lanmasını kendi menfaatleri icabindan gördü. *Irak'in istilası günlerinde Kürtlere hususi bir teveccüh gösterir gibi olan Ingilizler, hemen birden bire Kürtlerin aleyhine döndüler. Irak hükümetinden memnun olmayıp kıyam eden Kürtler aleyhine Irak hükümeti ile beraber orduları ile, tayyareleri ile şiddetli tenkil harbi yaptılar. Bu pakt, alakadarlarının hepsi tarafindan zahiren bir müdafaa pakti' diye tarif edildi ise de hakikatte her şeyden evvel Iran, Türkiye, Irak hükümetleri için yalınız Kürt tehlikesine karşı müşterek hareket amacı ile yapılmıştır.
    ✔Türkiye Başvekili Adnan Menderes, iktidar mevkiinde iken Israil Devleti Başvekili'ne yazdığı ve Arap gazetelerinin de elde ederek neşrettikleri mektubunda Menderes, 'Kürdistan' ismi ile tanılan coğrafi kitanın, devleti tarafindan itiraf edilmemesi şartıyla Israil'in Arap memleketleri üzerindeki bütün metalıbatinin [taleplerinin] Türkiye tarafindan teyid edileceğini vaad etmekte idi.
    KÜRDÜN AYDIN VE GENÇ EVLATLARINA
    ✔Muvaffakiyetsizliğimizin en büyük sebebinin cehalet dir. Kürde hayr [iyilik] istemeyen hilafet hükümetlerinin ihmal edici elleri arasına, kendimizi dini bir tevekkülle teslim ederek uzun asırlar boyunca milletimizin benliğini tebarüz ettirecek [ortaya çıkaracak] milli duygulara ilgi göstermeden, uyuşturucu telkinlerle gittikçe cehaletin baskısı altında ezilip kalmışızdır. *Balkan milletleri aydınlarının çalışma tarzı bize örnek olmalıdır. Osmanlı Devleti'nin kara zulmü altında inliyen bu milletlerin aydınları, bütün varlıklarıyla milletin çocuklarını fikren yetiştirmeğe koyuldular. Tahsilini ikmal etmiş olan gençler kendilerine mevut olan [vaadedilen] her türlü refahı bir tarafa atarak basit ve her şeyden mahrum köylere yerleşerek çocukları okuttular, fikirlerinin açılmasına çalıştılar; bu suretle hakiki, muhlis vatanse- verliğe numune olmağa hak kazandılar. Şehirlerde oturup konforî, mükemmel yerlerde bağdaş kurarak yükseklerden atıp tutmadılar. Neticede Osmanlı Devleti'nin ezici boyunduruğundan kurtuldukları gibi, dünya milletleri arasında da şerefli bir mevki elde ettiler.
    ✔(Ey xortên şêr û şepal bidêrin gotinên vî sal dîti).
    Altmış senelik mücadele safahatının hakiki aynası olan bu müzekkerenin [yazıların] Kürtçe lisanı ile yazılması lazımdı; fakat şoven devletlerinin, insanın en tabii haklarından olan öz lisanı ile tahsil etmek zevkinden Kürdü men etmesi sebebiyle Kürtçe lisaniyla layıkı ile ifade edemeyeceğim vakayı Türkçe yazmağa mecbur kaldığıma teessüf etmekteyim.
    NEWROZ
    ✔4.000 sene evveline [anlaşılıyor] ki Kürtler Ahura'ya taparlardı; yani ateşe, nura, aydınlığa taparlardı. Karanlıktan ikrah eder [iğrenir], korkarlardı. Kürtler, hakikatin ateşten, nurdan doğduğuna inanırlardı. Bu- nun için eski Kürtler ateşi mukaddes bilirler ve taparlardı. Birinci, ikinci, üçüncü Zerdeşt vardır. *Birinci Zerdeşt'in Zend ismiyle yazdığı kitabın büyük bir kısmı maalesef zayi olmuştur. Kitaptan bakiye kalan birkaç sahife bugün Hindistan Zerdeştlerinin yanındadır. Üçüncü Zerdeşt'in yazdığı kitap Avesta'dır. Kürtçe lisanı ile yazılmıştir. Bu kitap da Hindistan Zerdeştlerinin yanındadır. Zerdeşt dininde ateş mukaddestir; fakat mabut [ilah] değildir *Zerdeşt dininin üç mühim esasatı vardır: lyi düşünmek, iyi konuş-mak, iyi yapmak; Farisî tabiri ile pêndari nig, güftari nig, kirdarî nig.

    RIYA AZADAN
    Pir giran e lo bira!
    Bavê te mir tu nel'imal,
    Bavê ku tu xwedi kir, bi nazdarî, bi şekir
    Çav li rê bû li derî belkî nişkav tu weri
    Tu, li ber serî rûnenişt, xwêdan ji ru nemalişt,
    Dil û xatir jê ne xwest; te maç nekir herdu dest,
    Pê ra neçu ser gorê maxa paşin bi dorê.
    Min jî wek te winda kir, dê, bav, bira û agir
    Ji ber turanperestan, bûme xwinî, j'Kurdistan.
    Me hev nedît carek din, gorrê ew giş revandin.
    Ev bist sal e ser gerdan dixwum kulan û derdan
    Min pir tengî û tali kişandin ji her ali
    Lê bê hêvî nebûm hêç min berneda şop û rêç
    Ma çi bikim tiştê çû lê nagerim nadim dû
    Eve rêza azadan ne rev heye ne bazdan
    Sistî nabe li ser vê ev bext ji me wa dibê
    Tim namîne dem wisan wê bê roja wan kesan
    Ev toleyên bê yek ol ji dolar ra bûne kol
    Neçar ewê bimirin ji bîr nabe, çi kirin
    Bê mezel û gor û kêl bibin tune ku hat pêl
    Hew bi tenê ev welat deşt û çiya teht û lat
    U ev gelê ku em jê cewher bêzar û kejê
    Naçe namre tu cara ne, b'kuştinê ne b'dara
    Gerek jê ra bi yek can em pêwan bin bê razan
    Biparêzin ji dijmin; bi te, bi wî û bi min.
    Reşîdê KURD
  • “Kişi Olmanın Koşulları” (1976) başlıklı yazımda, bir kişi olmaya doğru atılacak önemli bir adımın, birinci düzey bir yönelmiş sistemden ikinci düzey bir yönelmiş sisteme geçmek için yukarı doğru atılan adım olduğunu savunmuştum. Birinci düzey bir yönelmiş sistemin pek çok şey hakkında inanç ve arzuları vardır, ama inanç ve arzular hakkında inanç ve arzulan yoktur, ikinci düzey bir yönelmiş sistem, kendisinin ya da başkalarının inanç ve arzuları hakkında inanç ve arzulara sahiptir. Üçüncü düzey bir yönelmiş sistem, bir şey istediğine inanmanızı istemek gibi becerilere sahipken, dördüncü düzey bir yönelmiş sistem, bir şeye inandığınıza onun inanmasını istediğinize inanabilir ve bu böylece sürüp gider. Ben, büyük aşamanın, birinci düzeyden ikinci düzeye atılan adım olduğunu, daha yüksek düzeylerin sadece eyleyicinin aynı anda kafasında ne kadar fazla şey tutabildiğiyle ilgili bir mesele olduğunu, bunun da tek bir eyleyicide bile, koşullara göre değiştiğini savunmuştum. Bazen daha yüksek düzeylere geçmek, istemeden gerçekleşecek kadar kolaydır. Filmdeki adam gülümsemesini engellemek için neden bu kadar çok çaba harcıyor? Filmin konusu bağlamında, bu sorunun cevabı son derece açıktır: Harcadığı çaba bize, adamın, kadının dansa kaldırılmayı istediğini zaten bildiğini onun anlamadığını da bildiğini ve bu durumu sürdürmek istediğini göstermektedir! Diğer zamanlarda, daha basit tekrarlamalar bizi şaşırtabilir. Burada söylediklerime inanmanızı istediğime inanmanızı istediğimden emin misiniz?