• Hiçbir ordu nefis kadar güçlü, onun kadar inatçı, onun kadar donanımlı değildir. Yüz bin kişilik bir orduyla birkaç gün savaşmak, nefisle birkaç dakika mücadeleden daha kolaydır.
  • Beni yavaşlat Tanrım

    Yüreğimin atışlarını düşüncemin sakinliğiyle rahatlat.

    Zamanın sonsuz görüntüsüyle hızımı azalt!

    Bana güncel kargaşanın ortasında,

    Tepelerin ölümsüz sakinliğini ver.

    Bir çiçeğe bakmayı,

    Eski bir dostla sohbet etmeyi

    Ya da yeni bir dost edinmeyi,

    Yolunu kaybetmiş bir köpeği okşamayı,

    Ağ yapan bir örümceği izlemeyi,

    Bir çocuğa gülümsemeyi,

    İyi bir kitaptan birkaç satır okumayı -ve-

    Yarışın daima daha çok hız için olmadığını

    Anımsat her gün bana.

    Yavaşlat beni Tanrım!

    Bana ilham ver.

    Köklerimi,

    Yaşamın katlanılan değerler toprağının derinliğine göndermek,

    Kaderimdeki yıldızlara doğru -daha çok-

    Büyüyebilmek için…

    Yavaşlat beni Tanrım!

    Wilfred Arlan Peterson
  • Daha birkaç gün önce çekingen bir edayla kapımı çalan bu ürkek genç kızın, hangi aşamalardan geçerek bana bağıracak kadar yakınlaştığını merak ediyordum. İnsanların birbirini ilk tanıma anındaki mesafeyi yok eden şey neydi; konuşmak mı, bir arada zaman geçirmek mi, birbirini daha iyi tanımak mı?
  • Dinimize göre rızkı helalinden kazanmanın önemi nedir?

    Bir gün Efendimizin yanına, Medineli Müslümanlardan fakir bir adam geldi ve yiyecek bir şeyler istedi.

    Allah Resûlü ona:

    “-Senin evinde hiç eşya yok mu?” diye sordu.

    Adam:

    “-Var” dedi. “Bir kısmıyla örtündüğümüz, bir kısmını yere serdiğimiz bir çul ve bir de su kabımız var.”

    Resûl-i Ekrem:

    “-Onları bana getir!” buyurdu.

    Adam çul ile su kabını getirdi. Peygamber Efendimiz onları eline aldı ve etrafındakilere:

    “Bunları kim satın almak ister?” diye seslendi. Ashaptan biri, bir dirheme alabileceğini söyledi. Hazret-i Peygamber:

    “Artıran yok mu?” diye birkaç defa seslendi ve iki dirhem veren bir sahâbîye onları sattı. Parayı fakir sahâbîye uzatarak:

    “Bunun bir dirhemiyle ailene yiyecek al. Kalan parayla da bir balta satın alıp bana gel!” buyurdu. Adamın getirdiği baltaya, Efendimiz kendi elleriyle bir sap taktı ve ona şunları söyledi:

    “Haydi şimdi git; bununla odun kes ve sat! On beş gün çalış; ondan sonra yanıma gel!”

    Fakir adam on beş gün sonra Efendimiz’in yanına geldi. On dirhem kazanmış, bu parayla kendine ve ailesine elbise ve yiyecek almıştı. Peygamber Efendimiz buna çok sevindi ve şunları söyledi:

    “Dilenciliğin, kıyâmet günü yüzünde bir leke gibi görünmesindense, böylesi senin için daha hayırlıdır…”

    (Ebû Dâvûd, Zekat; 261641; İbn-i Mâce, Ticârât, 25)
  • Dünyanın en büyük fizikçisi, belki de en büyük bilim insanı Albert Einstein trene binmek üzere gara gider. Çantasını, ceplerini karıştırır ama biletini bulamaz. Gardaki bir kontrolör kendisine yaklaşır ve tam biletini soracakken karşısındakinin ünlü bilim adamı olduğunu fark eder, ceplerini karıştırmasından da biletini kaybettiği anlar.

    "Efendim sanırım biletinizi ya da paranızı kaybettiniz, hiç sorun değil sizi herkes tanır buyrun, geçebilirsiniz" der.
    Einstein dağınık saç ve haliyle, "Benim endişe ettiğim şey bilet ya da param değil, bileti bulmak zorundayım çünkü nereye gittiğimi unuttum der."

    Bizim bu dünyada endişe edeceğimiz şey paramız ya da biletimiz olmamalı. Onlardan daha önemli olan şey nereye gittiğimizdir. Nereye gittiğimizi birkaç dakika anlatacak kadar biliyor muyuz nereye gittiğimizi?

    Adımlar atıyoruz her gün. İstesek de istemesek de her gün bir yerlere ilerliyoruz. Zaman, istesek de istemesek de geçiyor ve ölüm, her fani için tik tak, tik tak yaklaşıyor. Bir yol gidiyor ve bir yerlere, peki o yol nereye gidiyor? Biz nereye gidiyoruz? Bu adımlar ne için atılıyor. İnsan oyun oynarken kafası karıştığında pause yapıp durumu değerlendirir, haritaya bakar, ne oluyor, ne yapmam lazım der, canlarına, puanlarına, vaktine bakar. Biz bunu hayatımız için ne zaman yapacağız? Bir çocuğun oyuna güsterdiği ilgiyi biz Allah'a ne zaman göstereceğiz?

    Bir can hakkımız olduğu bu oyunu durdurup nereye gittiğimize bakmamız lazım. Yoksa game over sessizliğinden pişman olacağız kardaşim.
    Hikmet Anıl Öztekin
    Sayfa 99 - hayykitap
  • Reşat Nuri'ye gerçekten hayranım. Bir insanın tüm kitapları nasıl bu kadar içten olabilir, incecik bir kitap nasıl sizi içine çekip alabilir? Cevap:Acımak
    . Kitabımız ince ama sizde çok büyük izler bırakıyor. Gelelim konuya: Zehra isimli bir öğretmenimiz var. Çok başarılı fakat bir o kadar da acımasız. Zor bir çocukluk geçirmiş ve bu zorluklara, sıkıntılara babası Mürşit'in sebep olduğunu düşünüyor. .
    Bir gün babasının çok hasta olduğu Zehra'nın İstanbul'a gitmesi gerektiği söyleniyor. İlk başta gitmek istemesede daha sonra fikrini değiştirip biniyor trene. Fakat gittiğinde babası vefat etmiş oluyor. Babasının eşyalarına bakarken onun günlüğünü buluyor (buradan sonra günlükte yazanlar vardı spoiler vermemek adına geçiyorum. ben okurken bazı yerlerde sinir krizi geçirecektim ama çok şükür geçirmedim.) Zehra günlüğü okuduktan sonra....
    .
    Eminim okuyan çoğu kişi beğenmiştir ve tavsiyem kitap bittikten sonra hemen diziye çevrilmiş halini izleyin zaten 7 bölüm bir şey. Umarım işinize yarar. Kitapla kalın.️
    . *ALTINI ÇİZDİKLERİM*
    .
    "Günümün birkaç saatini kitaplara verdim. Okurken başka bir dünyaya girer bütün dertlerimi unuturdum."
    "İnsanlar hiçbir vakit ıstırap çektikleri zamandaki kadar güzel olmuyorlar."
    "Vicdanımın sesini daima dinleyeceğim."
    "Hatıraların en güzelleri en eskileriydi." "Benim için sevmek bir başka insanın vücudundan, ruhundan bir parça hükmüne girmek, onunla beraber gülüp ağlamak, ıstıraplarını paylaşmak demekti."
    "Mağlubum fakat düşmanla göğüs göğüse çarpıştıktan son kurşunu attıktan sonra mağlup olan asker gibi mağlubum."
  • Sen sıhat şartları tastamam olan ‘’Deve Sidiği’’ hadisini inkar ediyorsun.

    Bu hadisi televizyon ekranlarında, bu şekilde gündem ederek, halkın indinde ‘’bu hadisçiler işte böylesine pis adamdır’’ görüntüsü oluşturmak istiyorsun. Hadisin şerhlerine bakmadın, geçmişte getirilen itirazlara verilen cevaplara dair bir fikrin de yok. Belki de biliyorsun ama amacın pislik yapmaktı . Rahatsız oldun ve rahatsız ettin. Fakat sana söylemek, hatırlatmak istediğim bazı şeyler var.

    Mesela;

    -Japon bilim adamlarının inek pisliğinden vanilya üretmesi, seni muhtemelen rahatsız etmez. Hatta bu bilimsel gelişmeyi takdirle de karşılarsın.

    -Tereyağında pişirilen timsah derisi pullarının bazı cilt hastalıklarına şifa olduğunda da tiksinmezsin. Fakat kaynak Sahih Müslim olsaydı ortalığı ayağa kaldırırdın.

    -Maymunun kol etinin kaynatılarak yapılan toniğin bazı romatizmal hastalıklara iyi gelmesine karşı da değilsindir. Haberi sana getiren Ahmed b. Hanbel değil nasılsa…

    -Seni Enerji içeçeği içerken gördüğümde, aynı zamanda muhtemelen boğanın üreme sıvısını içtiğini de hatırlatacağım. Yapılan araştırmaya göre en iyi ihtimalle (Boğa’nın üreme sıvısı olmasa da) boğanın safra suyundan elde edilen Taurin’i içtiğini öğrendiğinde muhtemelen yüzün buruşmayacak. Akademisyen adamsın enerjiye ihtiyacın vardır.

    -Kullandığın parfümlere de değinmem lazım. Ünlü bir parfüm imalatçısının beyanı ve resmi verilere göre: Dünya üzerindeki parfümlerin büyük bir çoğunluğunda hammadde olarak Civet kedisinin, ilişkiye girmek istediği zaman anüsünden salgıladığı sıvı kullanılıyor. Bu kediyi tanırsın. Hani dünyanın en pahalı kahvesini çiğneyip, dışkı olarak üreten kedi var ya işte o! Civet hammaddesi Chanel No 5, Calvin Klein Obsesion, YSL Kouos, Guerlain Shalimar ve Roma gibi birçok parfümde kullanılıyor. Saf hali çok iğrenç kokar ama seyreltildiği zaman çok hoştur. Ama bu seni rahatsız eder mi emin değilim. Çünkü herhangi bir hadis külliyatında yer almıyor. Düşünsene bu tarifin bize bir hadis yoluyla geldiğini…

    -Yok ben piyasadaki başka kokuları mesela Misk ve Amber’leri kullanıyorum diyorsan: Amber Sperm balinasının kusmuğundan elde edilir. Bu kusmuk denizin üstüne çıkar, dalgaların yardımı ile kıyıya vurur ve kıyılardan toplanır. Misk ise özel bir geyik cinsinin midesi ile cinsel organı arasındaki bir bezedir. Misk Sanskritçede testis anlamına gelir. Gerçek misk çok pahalıdır. Geyiğin testislerinin üzerinden alınabilmesi için hayvanın öldürülmesi de gerekiyor.

    -Zengin adamsın, pahalı ve kaliteli şeyleri tüketmeyi seversin. Mesela sana Kopi Luwak kahvesini tavsiye edebilirim.. Dünyanın en pahalı ve en az üretilen kahvesidir. Kopi luwak, Endonezya'nın Sumatra adası ile çevresindeki birkaç adada yaşayan palmiye misk kedisinin yediği ve sonrasında dışkıladığı kahve çekirdeklerinden üretilmektedir. . O çıplak heykel motifli kravatını takıp kedi dışkısından imal edilen kahveye, dünyanın parasını rahatlıkla verip, afiyetle içeceğinden eminim. Kaynak İslami bir eser olmadığı için senin açından pek sorun yok…

    -Kopi Luwak’ın bir rakibi var mesela. Black Ivory adlı kahve. Kanadalı girişimci Blake Dinkin, Tayland’da tam 20 tane filden oluşturduğu sürüyle dünyanın en pahalı ve en özel lezzetli kahvesi olarak bilinen “Black Ivory Coffee”yi üretiyor. Tayland’da koruma alanındaki fillere kahve taneleri yediriliyor. Kahve taneleri sindirilip vücuttan atılınca fil dışkıları toplanıyor, kahve taneleri ayıklanıyor, temizleniyor ve kahve tozu haline getiriliyor. Fil dışkısından kahve imali zor bir işlem olduğu için piyasada bu kahveden sadece 50 kilo kadar var. Sinir sistemiyle alakalı pek çok soruna iyi geldiğini de söylüyorlar.Bu bilgi Buhari’de yer alsaydı televizyona fil dışkısı getirip karşındaki hocaya ‘’ye bunu derdin’’.

    -Televizyon’da kanın necis olduğunu söylemiştin. Sana yeni bir haber vermek istiyorum. Hastanın vücudundan alınan bir şırınga kan, hasarlı kasların onarılmasını sağlayan bir ilaca dönüşüyor. Adına PRP yöntemi diyorlar. Bu bir hadis olsaydı, kas ağrısı çeken bir hocamıza bir ünite kan getirip ''iç bunu derdin'' değil mi?

    -Türkiye’de de bazı bilimsel gelişmeler var. Türk bilim insanları, köpeklerin göbek kordonundan kök hücre elde etmek için çalışıyor.Bu kök hücre hayvanlar ve insanlar üzerinde kullanılacak. Ama bunu 1400 sene önce bir peygamber haber vermiş olsaydı ve henüz bilim bunu keşfetmeseydi, çenenden nasıl kurtulacaktık?

    -Bakıyorum da saçların dökülmeye başlamış. Ama üzülme, "Yapılan bilimsel araştırmalarda Saç Aşısı olarak tanıtılan ve PRP ve D vitamin ile combine edilerek kullanılan ECM (ektrasellüler hücre matriksi)’nin domuz mesanesinden elde edildiği kesinleşti… Düşünsene böyle bir bilginin Ebu Hureyre tarafından rivayet edilen bir hadiste yer aldığını. Bu hadisçiler ne pis adam yahu(!) ! Yandaşlarının tweetlerini hayal ediyorum da… Neyse…

    - Senin derdin İslam ile. Mesela doktor sahabelerden biri Peygamberimizin bir hadisine dayanarak, insan idrarının difteri hastalığına iyi geldiğini söyleseydi ve bilim insanları hakkında henüz bir şey konuşmasaydı kafamızda boza pişirirdin. Neyse ki ilah gibi gördüğün bilim bazı veriler koydu önümüze, Alman Profesör Falke köylerde yaşlı kadınların difteriye tutulan çocuklara idrar içirerek iyileştirdiğini kaydetti. Amonyak boğazdaki kabuğu eritiyor ve hastalar rahat nefes almaya başlıyordu. Ayrıca bademcik iltihaplarında idrarın etkilerinden biri daha ortaya çıkıyor ve idrar gargara yapmak için kullanılıyordu. Bir gün Difteri olursan artık yöntemi biliyorsun, hem hakkında hadis te yok, rahat olabilirsin yani (!) Ah şu akıl (!), difteri için insan idrarını kabul eder de deve idrarını kabul etmez.(!)..

    -Evli misin, bilmiyorum ama eşin Plazan Cosmetic ürünleri kullanıyorsa bilmesi lazım ki: Firma ürünlerinde plasenta kullanıyor. Neden? Çünkü kırışıklıkları gidermekte son derece etkili olan hyaluronik asit ve protein hydrolysate gibi hormonları plasentadan elde ediyorlar. Hayvan Plasentasından elde edilen ürünlere değinmiyorum bile. Bilmeyenler için Plasenta, gebeliğin ilk haftalarından itibaren anne ve bebek arasındaki besin alışverişini sağlayan organdır. Endişelenme, bu konuda da hadis yok.

    -İngiliz bir blog yazarı olan T. Kiss, erkeğin üreme sıvısının kadın cildine ciddi faydalar sağladığını yazdı ve bu yazısı bazı ilmi çevrelerce de desteklendi. Spermin içinde bulunan; spermidin, hücre yapımında ve mevcut hücrelerin tamirinde oldukça etkili bir maddedir. Dünyaca ünlü tıp dergilerinde yayınlanan araştırmalar neticesinde; spermidin maddesinin, hücre çekirdeği ile buluştuğunda, çekirdeği tekrar programladığı ve gençliğe yönlendirdiği tespit edilmiştir. Ayrıca spermin içinde bulunan protein sebebi ile cildin gerildiği ve yenilendiği ispatlanmıştır. Bu sebeple iddiaya göre sperm ile her gün cilde maske yapmak, cildin daha genç kalmasını sağlar. Ortalama 1 çay kaşığı sperimin içinde 150 mg protein, 6 mg yağ, 11 mg karbonhidrat, 3 mg kolesterol, %7 potasyum ve %3 bakır, çinko vardır.

    Buhari’de yazsaydı mahvolmuştuk. Neyse ki İngiliz basınında geniş yer buldu da ırzımızı bu adamlardan koruduk…

    Yazı örneklerle uzayıp gidebilir fakat uzatmak istemiyorum.

    Deve idrarını meşrubat gibi içiyorlar havası vermeye çalışıp, tiksindirme yöntemi ile hadis inkarcılığı aşısını yaparken; deve idrarının belirli oranlarla başka maddelerle karıştırılıp bazı hastalıkların şifası için içildiği gerçeğine hiç değinmedin. Bilmiyordun ya da sakladın. Öğrendin ama utanmadın.

    Deve idrarı veya onlarca tiksindirecek madde yukarıda yer verdiğim ürünlerde kullanılınca bir sorun yok. Ama şifa için belirli oranla karışım haline getirilmesine itiraz ediyorsun çünkü haberin kaynağı hadis. E, sen de inkarcısısın ve bir şekilde bu halkı da bid’atine çağırman lazım. Sen de bu yolu seçtin. Sen ve o ne idüğü belirsiz takipçilerin ‘’ Hehe bu salaklar idrar içiyor’’ temalı tweetler atarken bedenlerine gıda, ilaç, kozmetik, giyim vb. yollarla hangi maddeleri soktuklarını hatırlayıp utanmadılar...

    Peygamberimiz diyor ya ''Utanmadıktan sonra dilediğini yap.'' sen de yapıyorsun işte...

    Gayba, vahye, hadise iman etmek, teslim olmak yok.!

    Derdin illa bilim ise, pek çok Müslüman ve Gayri Müslim bilim insanı geçmişte Deve idrarının tıpta kullanımına değinmişti. Mesela İbn Sina'nın dünyaca eseri olan ‘’ El-Kanun fi't-Tıb’’. Ama senin derdin başka… Ayrıca ilmi bir yol izleyip hadisin alimlerce yapılan izahlarına da bakmadın.

    Değerli Müslümanlar: Adamlar din mensubu değil, din tenkitçisi. Dini yaşamak yok, dini masaya yatırmak var. İttiba yok. Geçmiş yok. İlmi miras yok. Akıl var. Süzgecinden geçerse, hadis canını kurtarabiliyor. Geçemezse ‘’Uydurulmuş din’’ in parçası oluyor.

    Tarihte görülmemiş usuller ve ciddiyetsizlikle hadis tenkidi yapıyorlar. Temsilcileri ise İslam tarihinde adı sanı duyulmuş, eserleri ve fikirleriyle yer bulmuş ilmi şahsiyetler değil.

    Ehli Sünnet’le münazara ederken tıpkı bir ateist gibi davranıyorlar. Onların metodu ile yaklaşıyorlar. Peki ateistler, akıl ve bilim temelli itirazlarınızın aynısıyla Kur’an ayetlerine geldiklerinde ne yapacaksınız? Hiçbir şey yapamayacaksınız! Çünkü ateistçe tartışıp Müslümanca cevap veremezsiniz.

    Bu noktada Fikret Çetin’in ‘’ Bu Âyetler ya Hadis Olsaydı Caner Bey?’’ adlı makalesini hatırlatmamda fayda var.

    Bu fikir, dini ve ilmi temeli olan ciddi bir yapı değil, sapkın bir ideolojidir. Allah’ın izniyle uzun soluklu olmaz ama ateizm otobüsüne bindirdikleri o insanlara yanarım....

    Allah’tan acilen ıslahınızı diliyorum. Allah bütün ümmeti şerrinizden korusun.

    Ozan Ay