• 18.TUDEM EDEBİYAT ÖDÜLLERİ ROMAN YARIŞMASINI KAZANAN YAZARA 10.000, İKİNCİSİNE 7.500. ÜÇÜNCÜSÜNE 5.000 TL. ÖDENECEK.(SON KATILIM TARİHİ.02 KASIM 2020 PAZARTESİ)...

    TUDEM EDEBİYAT ÖDÜLLERİ;
    2003 yılından bu yana çocuk ve gençlik edebiyatına çağdaş ve özgün eserler kazandırmak amacıyla gerçekleştirilen Tudem Edebiyat Ödülleri, 18. yılında çocuk edebiyatı alanında ve roman dalında verilecektir. Türkçe edebiyatın gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla düzenlenen yarışma, eserlerini yayımlatma imkânı arayan yazarlara fırsat sunuyor. Yarışmada ödül alan eserlerin yayın grubumuzun çocuk edebiyatı alanında yayıncılık yapan Tudem tarafından yayıma hazırlanması planlanıyor.

    ROMAN YARIŞMASINA KATILMA ŞARTLARI;
    -Yarışma, tüm yazarlara açıktır. Uyruğu ve öğrenim durumu ne olursa olsun, 18 yaşın üzerinde olan ve şartname koşullarına uyan herkes katılabilir.
    -Yarışmaya Tudem Yayın Grubu çalışanları, seçici kurul üyeleri ve birinci dereceden yakınları katılamaz.
    -Katılımcılar, şartname koşullarını kabul etmiş sayılır.

    ESERLERİN NİTELİKLERİ;
    -Yarışma dili Türkçedir.
    -Yarışma 8-12 yaş grubuna yönelik roman dalında açılmıştır.
    -Yarışmaya gönderilen dosya, tamamen veya kısmen yayımlanmamış olmalı ve başka bir yayınevi ile yayımlanmak üzere bağlayıcı sözleşmeye tabi olmamalıdır.
    -Yarışmaya gönderilen dosya özgün olmalı, herhangi bir eseri çağrıştırmamalı. Bir eserden, kopya bulundurmamalıdır.
    -Cinsiyetçi, ırkçı vb. ayrımcılığa yönelik unsurlar ve nefret söylemi içeren dosyalar elenecektir.
    -Başvuru yapacak dosyalar, daha önce herhangi bir yarışmadan ödül almamış olmalıdır.
    -Özgün olmadığı seçici kurulca belirlenen dosyalar, değerlendirme dışı tutulacaktır.
    -Özgün olmadığı, ödüllendirme aşamasından sonra belirlenen eserlerin yazarı, aldığı ödülü %25 fazlasıyla iade etmeyi bu şartnamedeki taahhütnameyi imzalamakla kabul etmiş sayılır. -Özgün olmadığı belirlenen eser sahibi, üçüncü kişilerce açılacak her türlü davanın muhatabı sayılacaktır.
    -Ödül almadığı hâlde, yayımlanan bir eserin özgün olmadığı belirlenirse. Yazarı, Tudem Yayın Grubu’nun uğramış olduğu zararı tazminle yükümlüdür.
    -Yarışmaya katılacak dosya, aşağıdaki biçimsel özellikleri taşımalıdır: Bilgisayarda word belgesi olarak A4 boyutunda, üst, alt, sağ ve sol kenar boşlukları 2,5 cm.’yi geçmeyecek şekilde hazırlanacaktır.
    -Eser, Arial ya da Times New Roman yazı fontu, 12 (on iki) punto, 1,5 satır aralığı ile yazılacaktır.
    -Yarışma dosyası, spiral ciltli gönderilmelidir.
    -Dosya, 6 (altı) kopya olarak çoğaltılacak ve her kopyası dosyalanacak, ayrıca bir CD’ye kaydedilecektir.
    -Yazar, yarışmaya gönderdiği eserin her kopyasına ve bir adet CD kaydına belirlediği bir rumuz verecektir. Rumuz 5 (Beş) karakteri geçmeyecek şekilde, anlamlı veya anlam taşımayan sayı ve harflerden oluşmalıdır.

    ESERİN TESLİMİ;
    -Eserlerin kopyalarında, CD kaydında ve zarfların üzerinde yazarın kimliğine ilişkin C bölümü 10. madde e bendinde sözü edilen rumuz dışında hiçbir yazı veya işaret bulunmayacaktır. -Yazarın ismi, kesinlikle eserin kopyalarında yer almayacaktır.
    -Yarışmaya katılanlar şartnamede verilen kimlik formu ve taahhütnameyi eksiksiz doldurur, imzalar. Kimlik formu ve taahhütname CD kaydı ile kısa özgeçmiş bir zarfın içine koyularak kapatılır. Zarfın üzerinde, sadece rumuz ve eserin adı belirtilmelidir.
    -Yarışmaya gönderilen eserin birden fazla yazarı varsa, her yazar D bölümü 2. maddede belirtilen kimlik formu ve taahhütnameyi ayrı ayrı doldurup imzalar ve kısa özgeçmişlerini de ekler.
    -Eser, çoğaltılmış ve dosyalanmış 6 (Altı) kopya, bir adet CD kaydı ve D bölümü 2. maddede belirtilen zarf ile birlikte teslim edilir.
    -Eser, 02 Kasım 2020 Pazartesi günü, saat 17.00’ye kadar ''Tudem Eğitim Hizmetleri San.Tic.AŞ-1476/1 Sk. No.10/51 Alsancak-Konak-İzmir'' adresine iadeli taahhütlü posta veya kargo ile gönderilecektir. Elden teslim kesinlikle kabul edilmeyecektir. Bu tarihten sonra gelecek eser değerlendirmeye alınmayacaktır. Kargo ve postadaki gecikmeler dikkate alınmayacaktır.
    -İnternet yoluyla yapılacak gönderiler kabul edilmeyecektir.

    ESERLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ;
    -Yarışmaya gönderilen eserler şartnameye uygunluk açısından ön seçici kurul tarafından kontrol edilir. Eser kopyalarının ya da zarfların üzerinde yazarın kimliği ile ilgili herhangi bir bilgi olursa, eser değerlendirmeye girmeden elenecektir. Ön seçici kurulun değerlendirmesi sonucunda uygun görülen eserler seçici kurula gönderilir.
    -Seçici kurul tarafından, her eser 100 (Yüz) üzerinden puanlanır. Gizli olarak verilen puanlar, Mart 2021’in son haftası içinde yapılacak toplantıda değerlendirilmek üzere görüşülür. Eşit puan almış eserler, yeniden değerlendirilip bir sıralama yapılır.
    -Seçici kurul, ödüle değer eser bulamazsa ödül verilmez.
    -Değerlendirme işlemleri 01 Nisan 2021 tarihine kadar sonuçlandırılacaktır.

    SONUÇLARIN AÇIKLANMASI;
    -Yarışma sonuçları Nisan 2021 başında duyurulacaktır.
    -Ödüller, başvuran esere verilir. Eserin birden fazla yaratıcısı varsa, ödül eşit olarak bölünür.

    ÖDÜLLER;
    Birincilik ödülü,10.000 Tl.,
    İkincilik ödülü, 7.500 Tl.,
    Üçüncülük ödülü, 5.000 Tl.

    SEÇİCİ KURUL;
    Doğan Gündüz-Mehmet Erkurt-Olcay Mağden Ünal-Sema Aslan-Suzan Geridönmez.

    ESERLERİN YAYINLANMASI;
    -Yarışmaya katılan tüm eserlerin yayın hakkı, yarışma tarihinden itibaren bir yıl süre ile Tudem Eğitim Hizmetleri San. Tic. AŞ’ye ait olacaktır. Bu süre içinde eserini başka bir yayınevinde yayımlatmak isteyen eser sahiplerine Tudem Yayınları, yazılı bir feragat belgesi verecektir.
    -Ödül kazanan eserlerin yayın hakkı ise 5 (Beş) yıl süre ile Tudem Eğitim Hizmetleri San.Tic.AŞ’ye devredilmiş olup, eserin yayımlanmasına karar verilmesi hâlinde taraflar arasında yayımcının ve eser sahibinin hak ve sorumluluklarını düzenleyen bir telif hakkı devri sözleşmesi imzalanacaktır.
    -Tudem Yayın Grubu, ödül alan eserleri yayımlamak zorunda olmadığı gibi ödül almayan eserlerin arasından bazılarını yayımlamak isteyebilir. Bu durum, yayınevi ile eser sahibi arasında görüşülecektir. Seçici kurulun, bu konuda herhangi bir sorumluluğu yoktur. Seçici kurulun kararı, yayınevinden bağımsızdır.

    Başvuru Formu
  • KIRIKKALE VALİLİĞİ'NİN ''KIRIKKALE KONULU HİKAYE YARIŞMASI'' BİRİNCİSİNE 3.000, İKİNCİSİNE 2.000. ÜÇÜNCÜSÜNE 1.000 TL. ÖDENECEK.(SON KATILIM TARİHİ.02 MART 2020 PAZARTESİ)...

    KIRIKKALE İÇİN HİKAYEM VAR;
    İlimizin hafızasını, unutulan. Yazıya geçmemiş hikayelerini kayıt altına almak, bunları kitaplaştırmak. Bu alandaki birikimleri, gelecek nesillere aktarmak.

    YARIŞMA ŞARTLARI;
    -Yanşmaya gönderilecek hikâyeler Kırıkkale temalı (Kırıkkale’de geçmiş. Kırıkkale’de yaşanmış Kırıkkale kültürüyle özdeşleşmiş, herhangi bir unsuruyla Kırıkkale ile ilintili olan) olmalıdır.
    -Yarışma, Türkiye’de ve başka ülkelerde yaşayan bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına açıktır.
    -Yarışmaya gönderilecek hikâyelerin daha önce yayımlanmamış, başka bir yarışmaya veya herhangi bir yayın grubuna gönderilmemiş olması gerekmektedir.
    -Yarışmacılar, hikaye yarışmasına birden fazla hikayeyle katılabilirler.
    -Yarışmaya gönderilecek hikâyelerin üzerinde sadece rumuz bulunacaktır
    -Yarışmacı; kimliğini, açık adresini, e-mail adresini ve öz yaşam öyküsüyle birlikte bir adet fotoğrafını ayrı bir zarfa koyarak üzerine sadece rumuzunu yazıp hikayesinin yer aldığı büyük zarf içine koyacaktır.
    -Hikâye Derlemeü, Yazıya Geçirme; Kurgu Hikâyeyi Oluşturma Aşamalarından oluşmaktadır.
    -Derlenen hikayede sayfa sınırlaması yoktur ancak kurgulanan hikaye en fazla on sayfa olmalıdır.
    -Hikayeler bilgisayarda Times New Roman karakteri ile 12 punto büyüklüğünde , bir buçuk satır aralğında, A4 boyutunda olmalıdır.
    -Hikâyeler. daha sonra kitap şeklinde basılacağı için, hikâyenin konduğu zarfın içine Word formatında hazırlanmış iki çıktı ile birlikte CD’ye yüklenmiş olarak gönderilmelidir.
    -Yanşmaya katılacak eserler Ortaöğretim Şubesine elden verilecektir.
    -Yarışmaya katılmak üzere Ortaöğretim Şubesine teslim edilen hikâye metinleri eser sahibine geri verilmeyecek ve eser sahibi hiçbir hak iddia edemeyecektir.
    -Yarışmada ödül kazanan eserlerin her türlü hakkı Kırıkkkale Valiliğine ait olacaktır. Yarışmada dereceye giren ve yayımlanmaya değer görülen hikayeler, kitap haline getirilecektir. Yayımlanacak eserlere ayrıca telif ücreti ödenmeyecektir.
  • Nisa Suresi, 92. ayet: Bir mü'mine, -hata sonucu olması dışında- bir başka mü'mini öldürmesi yakışmaz. Kim bir mü'mini 'hata sonucu' öldürürse, mü'min bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi gerekir. Onların (bunu) sadaka olarak bağışlamaları başka. Eğer o, mü'min olduğu halde size düşman olan bir topluluktan ise, bu durumda mü'min bir köleyi özgürlüğe kavuşturması gerekir. Şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir topluluktan ise, bu durumda ailesine bir diyet ödemek ve bir mü'min köleyi özgürlüğe kavuşturmak gerekir. (Diyet ve köle özgürlüğü için gereken imkanı) Bulamayan ise, kesintisiz olarak iki ay oruç tutmalıdır. Bu, Allah'tan bir tevbedir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Enfal Suresi, 54. ayet: Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. Onlar, Rablerinin ayetlerini yalanladılar; Biz de günahları dolayısıyla onları helak ettik. Firavun ordusunu suda boğduk. Onların tümü zulmeden kimselerdi.
    Yusuf Suresi, 62. ayet: Yardımcılarına dedi ki: "Sermayelerini (erzak bedellerini) yüklerinin içine koyun. İhtimal ki ailelerine döndüklerinde bunun farkına varırlar da belki geri dönerler."
    Yusuf Suresi, 88. ayet: Böylece onun (Yusuf'un) huzuruna girdikleri zaman, dediler ki: "Ey Vezir, bize ve ailemize şiddetli bir darlık dokundu; önemi olmayan bir sermaye ile geldik. Bize artık (yine) ölçeği tam olarak ver ve bize ilave bir bağışta bulun. Şüphesiz Allah, tasaddukta bulunanlara karşılığını verir."
    Yusuf Suresi, 93. ayet: "Bu gömleğimle gidin de, babamın yüzüne sürün. Gözü (yine) görür hale gelir. Bütün ailenizi de bana getirin."
    Hicr Suresi, 59. ayet: "Ancak Lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız."
    Hicr Suresi, 61. ayet: Böylelikle elçiler Lut ailesine geldiklerinde,
    Neml Suresi, 57. ayet: Biz de, onu ve ailesini kurtardık, yalnızca karısı hariç; onu geride (azap içinde kalanlar arasında) takdir ettik.
    Sebe Suresi, 13. ayet: Ona dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. "Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın." Kullarımdan şükredenler azdır.
    Mü'min Suresi, 28. ayet: Firavun ailesinden imanını gizlemekte olan mü'min bir adam dedi ki: "Siz, benim Rabbim Allah'tır diyen bir adamı öldürüyor musunuz? Oysa o, size Rabbinizden apaçık belgelerle gelmiş bulunuyor. Buna rağmen o eğer bir yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir; ve eğer doğru sözlü ise, (o zaman da) size va'dettiklerinin bir kısmı size isabet eder. Şüphesiz Allah, ölçüyü taşıran, çok yalan söyleyen kimseyi hidayete erdirmez."
    Al-i İmran Suresi, 33. ayet: Gerçek şu ki, Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti;
    Araf Suresi, 83. ayet: Bunun üzerine Biz, karısı dışında onu ve ailesini kurtardık; o (karısı) ise (helake uğrayanlar arasında) geride kalanlardandı.
    Hud Suresi, 46. ayet: Dedi ki: "Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş (yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi Benden isteme. Gerçekten Ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum."
    Hud Suresi, 81. ayet: (Elçiler) Dediler ki: "Ey Lut, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana kesin olarak ulaşamazlar. Gecenin bir parçasında ailenle birlikte yürü (yola çık). Sakın, hiçbiriniz dönüp arkasına bakmasın; fakat senin karın başka. Çünkü onlara isabet edecek olan, ona da isabet edecektir. Onlara va'dolunan (azap) sabah vaktidir. Sabah da yakın değil mi?"
    İbrahim Suresi, 6. ayet: Hani Musa kavmine şöyle demişti: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı, onlar sizi en dayanılmaz işkencelere uğratıyor, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir sınav vardır."
    Meryem Suresi, 16. ayet: Kitap'ta Meryem'i de zikret. Hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti.
    Kasas Suresi, 12. ayet: Biz, daha önce ona süt analarını haram etmiştik. (Kız kardeşi:) "Ben, sizin adınıza onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt verecek (veya eğitecek) bir aileyi size bildireyim mi?" dedi.
    Kasas Suresi, 29. ayet: Böylelikle Musa, süreyi tamamlayıp ailesiyle birlikte yola koyulunca, Tur tarafında bir ateş gördü. Ailesine: "Siz durun, gerçekten bir ateş gördüm; umarım ondan ya bir haber, ya da ısınmanız için bir kor parçası getiririm" dedi.
    Ankebut Suresi, 32. ayet: Dedi ki: "Onun içinde Lut da vardır." Dediler ki: "Onun içinde kimin olduğunu Biz daha iyi biliriz. Kendi karısı dışında, onu ve ailesini muhakkak kurtaracağız. O (karısı) arkada kalacak olanlardandır."
    Ankebut Suresi, 33. ayet: Elçilerimiz Lut'a geldikleri zaman o, bunlar dolayısıyla kötüleşti ve içi daraldı. Dediler ki: "Korkuya düşme ve hüzne kapılma. Karın dışında, seni ve aileni muhakak kurtaracağız. O ise, arkada kalacaktır."
    Zariyat Suresi, 26. ayet: Hemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip, çok geçmeden semiz bir buzağı ile (geri) geldi.
    Kamer Suresi, 41. ayet: Andolsun Firavun ailesi (ve çevresi ile kavmi)ne de uyarılar geldi.0
    Bakara Suresi, 49. ayet: Sizi, dayanılmaz işkencelere uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı hatırlayın. Onlar, kadınlarınızı diri bırakıp, erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.
    Araf Suresi, 141. ayet: "Hani size dayanılmaz işkenceler yapan, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı öldüren Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık. Bunda Rabbinizden sizin için büyük bir imtihan vardı."
    Hud Suresi, 40. ayet: Sonunda emrimiz geldiğinde ve tandır feveran ettiği zaman, dedik ki: "Her birinden ikişer çift (hayvan) ile aleyhlerinde söz geçmiş olanlar dışında, aileni ve iman edenleri ona yükle." Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti.
    Taha Suresi, 10. ayet: Hani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: "Durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum."
    Enbiya Suresi, 76. ayet: Nuh da; daha önce çağrıda bulunduğu zaman, Biz onun çağrısına cevap verdik, onu ve ailesini büyük bir üzüntüden kurtardık.
    Mü'minun Suresi, 27. ayet: Böylelikle Biz ona: "Gözetimimiz altında ve vahyimizle gemi yap. Nitekim Bizim emrimiz gelip de tandır kızışınca, onun içine her (tür hayvandan) ikişer çift ile, içlerinden aleyhlerine söz geçmiş (azap gerekmiş) olanlar dışında olan aileni de alıp koy; zulmedenler konusunda Bana muhatap olma, çünkü onlar boğulacaklardır" diye vahyettik.
    Neml Suresi, 7. ayet: Hani Musa ailesine: "Şüphesiz ben bir ateş gördüm" demişti. "Size ondan ya bir haber veya ısınmanız için bir kor ateş getireceğim."
    Neml Suresi, 49. ayet: Kendi aralarında Allah adına and içerek, dediler ki: "Gece mutlaka ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim, sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna biz şahid olmadık ve gerçekten bizler doğruyu söyleyenleriz, diyelim."
    Kasas Suresi, 8. ayet: Nihayet Firavun'un ailesi, onu (ileride bilmeksizin) kendileri için bir düşman ve üzüntü konusu olsun diye sahipsiz görüp aldılar. Gerçekte Firavun, Haman ve askerleri bir yanılgı içindeydi.
    Sad Suresi, 43. ayet: Katımız'dan ona bir rahmet ve temiz akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir benzerini de bağışladık.
    Fetih Suresi, 11. ayet: Bedevilerden geride bırakılanlar, sana diyecekler ki: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti. Bundan dolayı bizim için mağfiret dile." Onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar. De ki: "Şimdi Allah, size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dileyecek olsa, sizin için Allah'a karşı kim herhangi bir şeyle güç yetirebilir? Hayır, Allah yaptıklarınızı haber alandır."
    Kamer Suresi, 34. ayet: Biz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Yalnız Lut ailesini (bu azaptan ayrı tuttuk;) onları seher vakti kurtardık;
    Bakara Suresi, 248. ayet: Peygamberleri, onlara (şöyle) dedi: "Onun hükümdarlığının belgesi, size Tabut'un gelmesi (olacaktır ki) onda Rabbinizden 'bir güven duygusu ve huzur' ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden arta kalanlar var; onu melekler taşır. Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır."
    Al-i İmran Suresi, 11. ayet: Tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. Ayetlerimizi yalanladılar, böylece Allah günahları nedeniyle onları yakalayıverdi. Allah, (cezayla) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
    Nisa Suresi, 35. ayet: (Kadın ile kocanın) Aralarının açılmasından korkarsanız, bu durumda erkeğin ailesinden bir hakem, kadının da ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar, (arayı) düzeltmek isterlerse, Allah da aralarında başarı sağlar. Şüphesiz, Allah, bilendir, haberdar olandır.
    Maide Suresi, 89. ayet: Allah sizi, yeminlerinizdeki ‘rastgele söylemelerinizden, boş sözlerden' dolayı sorumlu tutmaz, ancak yeminlerinizle bağladığınız sözlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) kefareti, ailenizdekilere yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya da onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. (Bunlara imkan) Bulamayan (için) üç gün oruç (vardır.) Bu, yemin ettiğinizde (bozduğunuz) yeminlerinizin kefaretidir. Yeminlerinizi koruyunuz. Allah, size ayetlerini böyle açıklar, umulur ki şükredersiniz.
    Araf Suresi, 130. ayet: Andolsun, Biz de Firavun aile (çevre)sini belki öğüt alıp düşünürler diye yıllar yılı kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık.
    Yusuf Suresi, 25. ayet: Kapıya doğru ikisi de koştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (Tam) Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın dedi ki: "Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?"
    Yusuf Suresi, 65. ayet: Erzak yüklerini açıp da sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüklerinde, dediler ki: "Ey Babamız, daha neyi arıyoruz, işte sermayemiz bize geri verilmiş; (bununla yine) ailemize erzak getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükünü de ilave ederiz. Bu (aldığımız) az bir ölçektir."
    Enbiya Suresi, 84. ayet: Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona Katımız'dan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik.
    Şuara Suresi, 170. ayet: Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık.
    Neml Suresi, 56. ayet: Kavminin cevabı: "Lut ailesini şehrinizden sürüp çıkarın. Temiz kalmak isteyen insanlarmış" demekten başka olmadı.
    Yasin Suresi, 50. ayet: Artık ne bir tavsiyede bulunmağa güç yetirebilirler, ne ailelerine dönebilirler.
    Saffat Suresi, 76. ayet: Onu ve ailesini, o büyük üzüntüden kurtarmıştık.
    Saffat Suresi, 134. ayet: Hani Biz onu ve ailesini topluca kurtarmıştık.
    Tur Suresi, 26. ayet: Dediler ki: "Biz doğrusu daha önce, ailemiz (yakın akrabalarımız) içinde endişe edip-korkardık."
    Bakara Suresi, 196. ayet: Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve buna benzer nedenlerle) kuşatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı gönderin). Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa, onun ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir). Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana da, haccda üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere, bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i Haram'da olmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır.
    Nisa Suresi, 54. ayet: Yoksa onlar, Allah'ın Kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? Doğrusu Biz, İbrahim ailesine kitabı ve hikmeti verdik; onlara büyük bir mülk de verdik.
    Enfal Suresi, 52. ayet: Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi Allah'ın ayetlerini inkar ettiler de, Allah da onları günahlarından dolayı yakalayıverdi. Şüphesiz, Allah, en büyük kuvvet sahibidir, sonuçlandırması pek şiddetlidir.
    Hud Suresi, 45. ayet: Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: "Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve Senin va'din de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin."
    Yusuf Suresi, 6. ayet: "Böylece Rabbin seni seçkin kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a (nimetini) tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır. Elbette Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."
    Hicr Suresi, 65. ayet: "Hemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin."
    Taha Suresi, 29. ayet: "Ailemden bana bir yardımcı kıl,"
    Şuara Suresi, 169. ayet: "Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar."
    Fetih Suresi, 12. ayet: Hayır, siz Peygamberin ve mü'minlerin, ailelerine ebedi olarak bir daha dönmeyeceklerini zannettiniz; bu, kalplerinizde çekici kılındı ve kötü bir zan ile zanda bulundunuz da, yıkıma uğramış bir topluluk oldunuz.
  • Allah’ın bütün güzel isimleri, ilâhî sıfatlardan birine dayanır. Meselâ, "Alîm" ismi sıfat-ı sübutiyeden "ilim" sıfatına, "Kadîr" ismi "kudret" sıfatına, "Mütekellim" ismi "kelam" sıfatına dayanır.

    Keza, Evvel ismi, sıfat-ı selbiyeden "kıdem" sıfatına, "Âhir" ismi, "beka" sıfatına dayanır.

    Bazı İslâmî kaynaklarda ilâhî isimlerden, sıfat diye söz edildiği görülür. Meselâ, "Kerîm", Allah’ın bir ismidir. Aynı zamanda Allah’ı kerem sahibi olarak vasıflandırması cihetiyle de sıfat vazifesi görür. "Kerîm Allah" dediğimiz zaman Kerîm ismini sıfat makamında kullanmış oluruz.

    Allah’ı hangi isimle yâd edersek edelim, o isim aynı zamanda Allah’ın bir vasfını, bir kemâlini, bir cemâlini, yahut ahlâk-ı ilâhiyyesinden birini ifade etmekle sıfat vazifesi görür.

    İlâhî isimlerden çoğu fiilî sıfatlara dayanırlar. Hâlık ismi, yaratma fiiline; Muhyî ismi, ihya (hayatlandırma) fiiline; Musavvir ismi, sûret verme fiiline; Mümit ismi, imâte (ölümü verme) fiiline dayanır.

    Cenâb-ı Hakk’ın zâtı birdir ama isimleri yüzlerce, binlercedir. Hatta bazı zâtlara göre ilâhî isimler sonsuzdur. İşte bu isimler arasındaki farklılık, onların tecelligâhı olacak varlıkların da farklı olmalarını zarurî kılmıştır.

    Allah’ın bütün isimleri güzeldir.

    Zâtı güzel olduğu gibi bütün zâtî isimleri de güzeldir.

    Sıfatları güzel olduğu gibi, bu sıfatlardan doğan sonsuz fiilleri de güzeldir. Ve bu fiillere dayanan "fiilî isimleri" de güzeldir.

    Bu sırra eren kâmil insanlar, “Kahrın da hoş, lütfun da hoş” demişlerdir. Zira, Kahhâr ismi de güzeldir, Latîf ismi de.

    Burada, "zât, şuunât, sıfat, fiil, isim" münasebetinden de kısaca söz edelim:

    Nur Külliyatında bu önemli konu defalarca işlenmiş ve misallerle izah edilmiştir. Bunlardan birisinin sonunda şu hüküm cümlesine yer verilmiştir:

    “İşte bütün âlemdeki âsâr-ı sanat ve bütün mahlukat, her biri birer eser-i mükemmel olduğundan, her biri bir fiile ve fiil ise isme, isim ise vasfa ve vasıf ise şe’ne ve şe’n ise zâta şehadet ettikleri için; masnuat adedince bir tek Sâni’-i Zülcelâl’in vücub-u vücuduna şehadet ve ehadiyetine işaret ettikleri gibi; heyet-i mecmuası ile silsile-i mahlukat kadar kuvvetli bir tarzda bir mi’rac-ı marifettir.” (Sözler, Otuz Üçüncü Söz, On Sekizinci Pencere)

    Buna göre, mahlukatı tefekkür ederken takip edeceğimiz sıra şöylece ortaya konulmuş oluyor: Eser, fiil, isim, sıfat (vasıf), şe’n, zât.

    Allah’ın, bir mahluku yaratmasında ise bu sıra şu şekli alıyor: Zât, şe’n, sıfat, isim, fiil, eser.

    Bir hadis-i kutsî de şöyle buyruluyor:

    “Ben gizli bir hazine idim, bilinmeye muhabbet ettim (bilinmek istedim) de kâinatı yarattım.” (Acluni, Keşfü'l-Hafa, II/132)

    Bu kutsî hadisin ışığında şöyle diyebiliriz: Bu varlık âleminin yaratılmasında ilk safha, Allah’ın bilinmeye muhabbet etmesidir. Bu ise ilâhî şuunâttan bir şe’ndir.

    Bu ilâhî istekten sonra, kâinatın yaratılması irade edilmiştir, irade ise bir ilâhî sıfattır. Bu irade ile birlikte kudret, ilim gibi bütün sıfatların, tabiri caizse, faaliyet göstermesi söz konusudur. Demek ki sıfatları faaliyete geçiren şuunâttır.

    Sıfatlar belli sayıda olmakla birlikte bunlardan sonsuz fiiller zuhur etmiştir ve bu fiillerden her birisi, Allah’ın, ezelden beri var olan bir ismine dayanır. Terbiye fiilinin Rab ismine dayanması gibi.

    Şu var ki, henüz hiçbir varlığın yaratılmadığı dönemde de bu isimler var idi, ama tecelli etmemişlerdi.

    Mahlukatın yaratılmasıyla tecelli eden isimler, fiilî isimlerdir; Rezzak, Hâlık, Muhyî, Mümit gibi...

    Zâtî isimlerin varlığına bu âlemde birçok delil varsa da bu, ‘tecelli’ demek değildir. Meselâ, Kadîm ismi hiçbir şeyde tecelli etmez. Çünkü evveli olmamak ancak Allah’a mahsustur. Ama biz, eşyanın evvellerine bakarak bunları yaratan Allah, Kadîm’dir, ezelîdir diyebiliriz. Yani, Allah’ın Kadîm ismini eşyanın evvellerinde okuyabiliriz, fakat bu bir tecelli değildir..

    Şu noktayı da önemle belirtmek isteriz:

    Tecelli etmek başkadır, ayna olmak daha başkadır. İnsanın ölümünde Allah’ın Mümit (ölümü yaratan) ismi tecelli eder, fakat Bâkî ismi tecelli etmez. Ama, insanların ölümleri Bâki ismine bir ayna olurlar; yani biz, ölümlerde Allah’ın Bâki ismini okuyabiliriz.

    Demek oluyor ki, âlemlerin yaratılmasıyla Allah’ın fiilî isimleri tecelli etmiş oldular. Böylece şu gördüğümüz ve göremediğimiz ilâhî eserler vücut buldular.

    Allah’ın en mükemmel eseri, insan ruhudur. Bu ilâhî mucizede, nice ilâhî hakikatlerin birtakım işaretleri mevcuttur. Meselâ, insan kendi kudretini tefekkür ederek, ilâhî kudretin varlığını bilebilir; ancak, kudretinin mahluk olduğunu ve ilâhî kudrete işaret ettiğini unutmamak şartıyla...

    Mâlûm olduğu gibi, haritadaki bir işaret bir şehri gösterir, ama o işarette şehrin binalarını, caddelerini, büyüklüğünü, şeklini bulamazsınız; sadece o şehrin varlığından haberdar olursunuz o kadar.

    İnsanın sıfatları ve şuunâtı da böyledir. Bu gerçeği göz önüne alarak şöyle diyebiliriz:

    İnsan bir fakiri gördüğünde içinde bir merhamet, bir acıma duygusu uyanır. Bu, şuunâta misaldir.

    Sonra ona yardım etmeye karar verdiğinde, irade devreye girmiş ve böylece sıfatlara intikal edilmiştir. Elini cebine sokması da yine bir sıfat olan kudretle gerçekleşir.

    Fakire sadaka vermek üzere elini uzatması bir fiildir, sadaka verme fiili.

    Herkes bir fakiri görebilir, ama sadaka vermeyebilir de. Sadaka vermek, ancak cömert insanların işidir. Demek ki, cömert ismini taşıyan insanlarda, sadaka verme fiili gerçekleşiyor. Yani, bu fiil bu isme dayanıyor.

    Sonunda, fakirin eline paranın değmesiyle, olay tamamlanmış oluyor.

    İşte insan, bu istidadı, bu kabiliyeti sayesinde, ilâhî şuunâtı, sıfatları ve fiilleri bir derece tefekkür edebiliyor.

    Son olarak Nur Külliyatındaki şu hayatî tavsiye üzerinde de kısaca durmak isterim:

    “Şeriat ve sünnet-i seniyenin ahkâmları içinde cilveleri intişar eden esmâ-i hüsnanın her bir isminin feyz-i tecellisine bir mazhar-ı câmi’ olmağa çalış...” (Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Beşinci Dal)

    Buna göre ilâhî isimlere mahzar olmak ve onlardan feyiz almanın en sağlam yolu, Kur’ân’a ve sünnete uymaktır. İnsan, ilâhî emirlere uyduğu, yasaklardan kaçındığı ve bu konuda en büyük rehber olan Allah Resûlünün (a.s.m.) sünnetine ittiba ettiği ölçüde, ilâhî isimlerin tecellilerinden feyiz alır.

    Nur Müellifi, "mazhar-ı câmi" olmaktan söz ediyor ve bunun için çalışmak gerektiğini söylüyor.

    Bir mahluk, ne kadar çok isimden ne ölçüde feyiz alırsa, derecesi, şerefi, rütbesi o nisbette yükselir. Bir misal vermek isterim:

    Bir âlimde Allah’ın Alîm ismi tecelli etmiştir. Bu âlim fakirleri doyurduğunda Rezzâk isminden de ayrı bir feyiz alır. Kendisine karşı işlenen bir hatayı affettiğinde ise Afüvv ismine mazhar olur. Bütün bunlar kulun kendi cüz’î iradesiyle yapabildiği işlerdir ve "mazhar-ı câmi olmaya çalış", denilmesi de bundandır. Yoksa, bir ilâhî ihsan olarak bizde tecelli eden isimlerde, bizim bir çalışmamız söz konusu değildir.

    Nur Külliyatında, "insanın esmâ-i ilâhiyeye mazhar olması" hakkında çok önemli bir bahis var. "Her bir isminin feyz-i tecellisine bir mazhar-ı câmi’ olmayı..." bu bahsin ışığında daha iyi anlayabiliriz.

    "İnsan, üç cihetle esmâ-i ilâhiyeye bir âyinedir.

    "Birinci Vecih: Gecede zulümat, nasıl nuru gösterir. Öyle de: İnsan, za’f ve acziyle, fakr u hacatıyla, naks ve kusuru ile, bir Kadîr-i Zülcelâl’in kudretini, kuvvetini, gınasını, rahmetini bildiriyor ve hakeza pek çok evsaf-ı ilâhiyeye bu suretle âyinedarlık ediyor."

    "İkinci Vecih âyinedarlık ise: İnsana verilen numuneler nev’inden cüz’î ilim, kudret, basar, sem’, mâlikiyet, hâkimiyet gibi cüz’iyat ile kâinat Mâlikinin ilmine ve kudretine, basarına, sem’ine, hâkimiyet-i rububiyetine âyinedarlık eder."

    "Üçüncü Vecih âyinedarlık ise: İnsan, üstünde nakışları görünen esmâ-i ilâhiyeye âyinedarlık eder.” (Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Otuz Birinci Pencere)

    İlk iki vecihte, insanın iradesi söz konusudur. Yani, insan kendi iradesini doğru kullanarak, aczini ve fakrını bildiği nisbette Allah’ın Kadîr ve Ğanî isimlerine ayna olur. Noksanını bildiği ölçüde, ilâhî sıfatların ve fiillerin kemâlini idrak eder, bu idrakle birlikte o da kemâl bulur, terakki eder.

    Öte yandan, insan kendi mahiyetine konulan sıfatları doğru değerlendirdiğinde, bunlar vasıtasıyla, ilâhî sıfatların varlığını idrak eder. İnsan bu sıfatlara sahip olmasaydı, Allah’ın sıfatları ona meçhul olurdu. İlâhî sıfatların bir işareti, bir gölgesi insanın mahiyetinde yaratılmış olduğu için, insan, mahluk olan bu sıfatlarını kıyas unsuru olarak kullanıp, ilâhî sıfatları tefekkür edebiliyor.

    Üçüncü vecihte, iradeyi kullanma, yahut kıyas yapma söz konusu değildir. Bu kâinat sergisinde Allah’ın nice farklı eserleri sergileniyor ve her birinde ayrı bir sanat ve farklı bir isim tecelli ediyor. İnsan da bu eserlerden birisi, ama birincisi. O da bir eser olarak kendinde tecelli eden isimleri sergiliyor, seyircilere gösteriyor, fikir erbabına okutturuyor.

    Nur Müellifinin, "çalış" tavsiyesi, ilk iki cihet içindir; bu üçüncü cihette kulun bir gayreti söz konusu değildir.

    Cevşen duasında Allah'ın 1001 ismi geçmektedir. Hannan ve Mennan isimleri de bunlardandır.
  • Şurası bir gerçektir ki; varlık âlemi sadece beş duyu ile hissedilebilenlerden ibaret değildir. İnsan, görme duyusu ile sadece madde alemini görür. Diliyle tatlar âlemini, kulağıyla sesler âlemini, burnuyla kokular âlemini hisseder. Hâlbuki; elektrik, yerçekimi, ışınlar alemi, radyoaktif dalgalar ve nice gerçekler vardır ki, bunlar, ne görülürler ne de işitilirler. Bununla birlikte, bu gerçeklerin varlığı şüphe götürmez.

    İşte bu prensibi göz ardı eden bir kısım insanlar, "görmediğime inanmam" diyerek bütün varlık âlemini, sadece gözleriyle gördükleri maddi eşyadan ibaret sanarak, büyük bir hataya düşerler. Hâlbuki bir şeyin gözle görünmemesi onun yokluğuna delil olamaz. Zira bu âlemde, gördüklerimize oranla göremediklerimiz çok daha fazladır. Hatta insan vücudunda akıl, hayal, hafıza gibi görünmeyen varlıklar, görünenden kat kat fazladır.

    “Görmediğim şeye inanmam.” sözünün altında, aklın görevini göze yükleme yanılgısı yatmaktadır. Hâlbuki insandaki her bir duyu ayrı bir âlemin kapısını açar; birinin görevi diğerinden beklenmez. Mesela, göz, kulağın; burun, dilin görevini yapamaz. İnsan, gözüyle ne yemeğin tadına ne bülbülün sesine ne de gülün kokusuna bakabilir. Göz bu organların görevlerini yerine getiremezken, elbette aklın fonksiyonunu da icra edemez.

    Malumdur ki; herhangi bir eser, göz ile göründüğü hâlde, ustası akıl ile anlaşılır. “Görmediğime inanmam.” diyen bir insan, bu eserin yapıcısını inkâr durumuna düşer. Aynen bu örnekte olduğu gibi, sonsuz bir kuvvet, ilim ve sanat ürünü olan bu muhteşem kainatı seyrettiği hâlde, onun sanatkârını kabul etmeyen insan, ilim ve akıldan uzaklaşmış olur.

    Böyle bir insan, bu kâinatta her an tecelli eden ve Allah’ın varlığını güneş gibi gösteren, yaratma, rızk verme, hayat verme gibi sınırsız olayları nasıl açıklayacaktır?

    “Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise maneviyatta kördür.”
  • O halde sevgi mi öncelik itaat mi?
    Sevginin başlangıcı itaattir...

    Fakat itaat Yüce Mevla'ya duyulan sevgiden ayrı bir şeydir;Çünkü sevgi, itaat ile başlar.

    Nitekim ALLAH kendi azametini insanlara tanıtır ve böylece onları, kendine itaate götürür.

    Sonra da onları muhtaç olmamakla birlikte-kendini sevdirir.

    Böylece sevgiyi kendisine özgü kılıp, sevenlerinin gönüllerine yerleşir.

    Sonra onların kalplerindeki sevginin şiddetli
    aydınlığı yüzünden ,apacık nuru ,onların
    sözlerine giydirir..

    İşte ALLAH onları bu hale getirince , onlardan
    duyduğu memnunluk nedeniyle onları meleklere sunar.
  • "Gerçekten Leyla, asıl sıkıntın oğlunun kitap okumaması, ödevlerini kendi kendine yapmaması, dağınık olması mı? Bak sana 3 kavramdan bahsedeceğim..
    İÇSEL GÜDÜLEME: Bir etkinliği dış ödül ya da baskılar nedeniyle değil, hoşlandığımız ya da ilgilendiğimiz için gerçekleştirmektir.
    DIŞSAL GÜDÜLEME: Bir etkinliği hoşlandığımız ya da ilgilendiğimiz için değil, dış ödül ya da baskı nedeniyle gerçekleştirmektir.
    AŞIRI DOĞRULAMA: insanlarda davranışlarının nedenini zorlayıcı dış nedenlere bağlama ve içsel nedenlerin rolünü küçük görme eğilimidir.
    Özet olarak diyorum ki, içinden gelmediği sürece, zorla, ödülle bir insana sevmediği, istemediği bir şeyi yaptıramazsın, alışkanlık edindiremezsin. Kitap okumuyor dedin; evde sen ya da baba kitap okuyor mu? Bu çocuk, sizi bir pazar günü oturup kitap okurken görerek mi büyüdü, yoksa öyle bir eylem yerine pazar günleri brunch, brunchtan sonra arkadaş toplulukları ile yapılan faaliyetlere veya tenise, spora mı gidildi? Evdeyken sakince müzik dinleme ve kitap okuma saatleri yaptınız mı? Tabii ki hayır! Benim bildiğim evde yardımcı bir kadının var değil mi? Gelip etrafı topluyor, çamaşırı yıkayıp, yemek ve ütülerinizi yapıyor. Yani hepinizin arkasını topluyor; senin ve kocanın da unutma. Ve sen de oğlunun arkasını topluyorsun! Halbuki görev en başında bölüşülmüş olsaydı, herkes kendi dağınıklığını toplayacak, yemek yapımına ailecek katkıda bulunacak, alışverişi kocan yapacak, sen pişirecek, oğlan da sofrayı hazırlayacaktı. Ama istemedin, çünkü onlar ayakaltında dolaşınca sinir oluyorsun değil mi?
    Oğlunun ödevine gelince; destek olmak ayrı, oturup ödevi birlikte, hatta annenin babanın yapması ayrı. Kocan haklı, sendi ödevini kendi yapmalı, yapamıyorsa sonuçlarına katlanmalı. Sen yol göster, kaynaklar sun, kontrol et, ama ödevini yapması için oturup başında bekleme. Orta derecede bir başarı oğlun için yeterli demek ki, o yüzden daha fazlası için çalışmıyor. Ama sana yetmiyor, daha iyi not alsın; çünkü ancak o zaman onunla gurur duyacaksın..."
    Masalını Yitiren Dev olarak, çok zamanımı alacağı için bu kadar alıntıladım. Aramızdaki öğretmenlere ve annelere, babalara daha çok 'ileti'm dir faydalı olacağını düşündüğüm için. Kitabı da edinmek fayda sağlar. Eğitim önemli.