• Uzun yıllar eğitime susamış olan halkta devrimle birlikte delice bir okuma hastalığı başlamıştı. Yalnız Smolni Enstitüsü' nden ilk altı ay içinde her gün tonlarla, vagonlar dolusu, trenler dolusu basılmış kitap, dergi, gazete sevk edilip yurda dağıtılmıştı. Rusya her okunacak şeyi kızgın toprağın suyu emmesi gibi emiyor, bir türlü doymuyordu. Dağıtılan bu şeyler masal, yalan yanlış tarih, halk için din ya da insanları dejenere eden ucuz cinsten romanlar değildi. Bunlar toplumsal, ekonomik kuramlar üzerine, felsefe üzerine yazılmış kitaplardı. Tolstoy' un, Gogol' ün ve Gorki' nin eserleriydi...
    John Reed
    Sayfa 37 - Yordam Kitap 6.Basım
  • Bin hüzünlü haz
    Şöyle ki görmüş olduğunuz bu kitap tam 21 günde bitti. Bunun sebebi,benim çok yoğun olmamla birlikte özümsenerek okunacak bir kitap olmasından dolayıdır. Öyle ki dönüp dönüp okuduğum satırlar oldu,bu sebepten yorgun olmadığım kafamın dingin olduğu zamanları seçtim okumak için ve sonuç kendi adıma muhteşem bir kitap ziyafeti oldu... Arayışın romanı demişler "Bin Hüzünlü Haz "için...Başından başlayarak Alaaddin adında bir karakteri arayışın peşinde geçiyor roman.
    konusu içinde saklı oda kitabın kendisi aslında...
    Betimlemelerle başlayıp betimlemelerle biten bir kitap... Şiirsel bir dil söz konusu...Ne anlattığı değil nasıl anlattığı önemli Hasan Ali Toptaş'in...
    Konusu itibariyle bu kadar bilgi yeter aslında. Çünkü Hasan Ali Toptaş kitaplarında dili kullanma biçimi dikkat çekicidir. Kitap okuma biçimim biraz farklı bebim,genelde değerli yazarları okumadan önce araştırım ve bilgi edinirim. Okuyacağım kitabıyla ilgili nasıl bir yol izlemiş ve nasıl bir ruh haliyle yazdığı benim ilgimi çeker. Bu kitapta da bunu inceledim ve sizlerle de paylaşmak istiyorum;
    Esin kaynaklarını şöyle açıklamış yazar;
    - Kendime akraba saydığım yazarlar var. Bunlar Oğuz Atay, Bilge Karasu, Yusuf Atılgan; dünya edebiyatından ise Kafka ve Kundera'nın roman üzerine görüşleri ile bazı romanlarına yakın hissediyorum kendimi.
    Bin hüzünlü haz için şunları söylüyor;
    ‘Bin Hüzünlü Haz’, beni en çok üzen kitabım oldu. Bir yayınevinden, ‘Sen bunun etini, yağını, suyunu, tuzunu, baharatını o kadar çok koymuşsun ki, bir oturuşta yenmiyor’ dediler. Bir oturuşta tüketiliverecek yapıtlar istiyorlardı. Dehşete kapıldım. İyi yapıt, zaten edebiyat dışıdır. Yani edebiyatın o ana dek oluşagelmiş kurallarının dışına fırlamış bir yapıttır. Daha sonra edebiyata dönüşecektir.
    Yani öyle çerezlik okunacak bir kitap değil bu,ben baya bir uğraş verdim...
    Ve devam ediyor;
    - Roman sanatını nasıl bir adım daha ileri götürebilirim diye bakıyorum. Benim okur ya da parasal kaygım yok. Yalnızca güzel romanlar yazmak istiyorum. Bir önce yazdığım romana benzeyecekse yazmıyorum zaten. Üstelik çok zor yazıyorum, kıvrana kıvrana. Mükemmeliyetçilik bir hastalık. Müsveddelerimi el yazısıyla, siyah mürekkepli dolmakalemle, beyaz kağıda yazıyorum. Sayfanın sonunda bir sözcük karalamışsam o sayfayı yeniden yazıyorum. Mazoşist bir yanım mı var bilmiyorum.
    Bilgisayar kullanmadığını şu sözlerle anlatmış;
    - Öyle mekanik düşünemiyorum artık. Yıllardır elle yazmaya alıştım.
    İnsanın ilk aklına gelen kendini zorladığı oluyor ama aslına bakarsak emek vermek ve alın teri dökmek istemiş yazar. Tabi ki bu emek her kelimede ve cümlede kendisini belli ediyor bence.
    Verdiği emeği en iyi anlattığı cümleler;
    Ben yazdığı her cümlenin üzerine titreyen bir yazarım. Dili çok önemsiyorum. ‘Dil araçtır’ derler ama benim için bunun ötesinde birşey. Hatta ‘Bin Hüzünlü Haz’da dili düpedüz amaç edindim. Sözcüklerin duruşlarını, birbirlerinde yankılanışlarını, renklerinin birbirine karışımını tek tek tartıyorum ve saçımı başımı yola yola yazıyorum...
    Böyle bir emek bence uzun uzun okunmayı hak ediyor...
    Kitap okumak;sabrın ne olduğunu öğretir,en heyecanlı yerinde neler olup biteceğini merak ederken,kitabın son sayfalarına sabırla ulaşırız...
    Kitap okumak,bilgilenmek kadar yaşadığımız hayatta sabırlı ve sakin kalmayı öğretir...
    Bol kitaplı günler diliyorum. Okumaktan vazgeçmeyin. Keyifli okumalar...
    Hasan Ali Toptaş
    Bin Hüzünlü Haz
    Everest yayınları
  • Hep deriz ya okur-yazar bir toplum olamadık diye.Aslında okur-yazmaz ya da yazar-okumaz bir millet olduk.Düşüncelerini özgür çekinenlerse dinler-susar olarak tanımlanabilir. Eğitim sisteminin yeterince ise geçim sağlamak için çalışır, oy verir, vergisini öder bireyler yetişmiştir.Sadece kendini düşünmeyip, toplum meselelerini dert edinenlerse tamamen ayrıdır.Okullarda kitap okuma alışkanlığı zoraki kitap aldırmakla sağlanamıyor.Ailede bu alışkanlığı aşılayacak olanlarda çocukların okurken sıkılmayacağı kitap almalılar ki onlar için işkence olmasın.Yazmak konusunda, okumaktan daha iyiyiz. İnternetin yaygınlaşmasıyla birlikte memlekette ne kadar yazar olduğunu gördük. Herkes içinden geleni yazmış. Ama bunları kim okur derseniz, belki yazarın kendisi belki birkaç kişi daha fazla.Kimse yazmasın demiyorum.Tabi ki yazmak iyidir. Etrafımıza bakış açımızı değiştirir.Tek mesele yazdığımız kadar yazmak.Okuduğumuzu akıl süzgecinden geçirmek. Hem okur hem de yazar olmak sandığımız kadar zor değil.!
  • Merhaba arkadaşlar,
    samimi olduğum kitap dostlarıyla birlikte yaptığımız bir etkinliği sizler için de faydalı olabilir diye paylaşmak istiyorum.
    Etkinliğimizin ismi "kitap günü", nasıl altın günü vb etkinlikler yapılıyorsa biz de bunu kitaplar üzerinde uyguladık. 14 kişilik arkadaş grubumuzu süre bakımından uzun olmaması için iki parçaya bölerek 7 ay süren güzel bir etkinlik yaptık. Kolaylık olması açısından kitapyurdu fiyatını baz alarak 25 tl'lik bir sınır belirledik (İki üç tl esneme payı olabiliyor tabi). Örnek tablo:

    http://i.hizliresim.com/VDJJ8y.png

    Sonrasında herkes çekiliş sırasına göre listesini yayımladı ve kişiler listeden seçim yaparak kitapları temin edip o kişiye gönderdi. Düşünsenize, büyük bir merakla okuma listesine aldığınız kitaplar bizzat dostlarınız aracılığıyla sizin kütüphanenize katılıyor ve geriye güzel bir hatıra kalıyor. Kitapların yanında gelen hediyeler, notlar ve hatta mektuplar da cabası. :)

    Ben listemi oluştururken 1k'dan değerli okurların tavsiyelerini de göz önünde bulundurdum. Mesela Mübarek Toprak /mehmet temiz hocamın, Gösteri Toplumu / Zehraca'nın (çok ilgi çekici bir incelemesi vardı ama kaldırmış sanırım:/), Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski / Hercaiokumalar /Ayşe'ın Karanlığın Yüreği / Tuco Herrera'un sayesinde listeme eklendi. Bu vesileyle de bu şekilde bize katkıda bulunan tüm okurlara teşekkür ederim.

    Sağolsun arkadaşlarım liste kitapların yanına fazladan kitaplar da ekleyerek mutluluk veren bu güzel görüntüyü ortaya çıkardılar. Öyle ki hediye gelen kitaplarım listede bulunan kitapların sayısını geçti. :)

    http://i.hizliresim.com/Z3yyzo.jpg

    Bu vesileyle onlar da tekrar teşekkür ediyorum. En başta da dediğim gibi belki farkındalık oluşur diye sizlerle de bu mutluluğumu paylaşmak istedim.

    Hepinize keyifli okumalar dilerim. :)
  • Sayın Mansel'in Ege ve Yunan Tarihi'ni ikinci defa okuma gereği duydum. 1940'ların koşullarına göre üst düzey bir eser ortaya koymuş ve bize yalnız Yunan Uygarlığını değil, uygarlık denen şeyin içeriğini, esprisini de satır aralarına gizlemiş.

    Yunanistan'da neolitik çağ sonrası GİRİT adası merkezli AKALAR dönemi başlıyor. Anadolu estetik ve teolojisinden etkilenmiş bu kavim DORLAR tarafından istila ediliyor. Pers savaşları birkaç bölgede otonom yaşayan Yunanlıları birlikte harekete zorluyor. Burada biraz duralım.

    Her uygarlık bir KİTAP çevresinde toplanır. Yunanlar "İlyada ve Odysseia" etrafında toplanmıştır. Batı'nın İncil, Doğu'nun Kuran eksenli oluşuna örnek desenler buradan gelir. İlerleyen yıllarda teolojik kuram ve inanç birliği bu kitaptan alınıyor. Dünyanın değişiminde geride kalan "ilyada ve odysseia" üzerinde REFORM yapmak da ilk defa bu medeniyetin buluşudur. Batı'nın reform hareketi de kökünü buradan alır.

    ATİNA merkezli site etrafında kültür ve inanç birliği; medeniyet başkenti yaratımı da Yunanlıların insanlığa armağanı. Bunu biz sonradan Batı'da ROMA; Doğu'da BAĞDAT'ta buluyoruz.

    Ardından Makedonya önderliğinde HELLEN adında toplanan Yunanlar, Kral Filip'in oğlu Büyük İskender ile istila hareketlerine kalkışıyor. İskender'in erken ölmesi ve toprakların generaller arasında paylaşımı bu uygarlığı bitiriyor. ROMA imparatorluğuna yerini bırakıyor. (Bugün Avrupa eşittir = Yunan Bilimi - Roma Hukuku - Hristiyan motifli Ahlâk)

    Fakat medeniyette en önemli örnekleri içinde barındıran bu uygarlığın yankısı felsefe, teoloji, dil ve bilim alanında asla ölmedi. Bu alana eğilen araştırmacılara Mansel'i okumalarını öneririm...
  • Öncelikle yazara, imzalı kitabını hediye olarak gönderdiği için teşekkürlerimi sunmakla başlamak isterim.Epey uzun zaman oldu alalı ancak her kitabın bir okunma zamanı vardır,inancıyla kitap sırasını bekledi ve onu bugün okuma şansım oldu.

    Öncelikle belli olduğu üzere kitap temelde, psikolojik çözümle,bilinçaltı ve hayal dünyasının kurgusal gerçekliği/gerçekdışılığı üzerine inşa edilmiş olarak karşımıza çıkıyor.Kullanılan dil yer yer akıcı olmakla birlikte yer yer anlam ve olay bütünlüklerinden kopma noktasına geldiğinden okuru yoran bir hal alıyor.Eminim herkeste durum aynı olmayacaktır.Olayların(bilinçaltı senaryoları) karakterler ekseninde sürekli ve hızla değişimi,okuru Bay Şair’in hayal dünyasında bir kovalamaca içine sokuyor.Kurgusal kopukluklar ve tamamlanmamış cümleler,bitmemiş meseleler varmış gibi hissettirdi pek çok yerde.Bu nedenle bir sonraki olayın içine girdiğimde bir öncekine dair bir bitmemişlik ve bağlantısızlık sorunu olduğunu düşünüyorum.

    Duyguların aktarımı kimi yerlerde çok güçlü kimi yerlerde eksik ve yetersiz.Diyalogların akıcılığı ise kitabı hızla okunabilir kılması açısından başarılı.İtalik ile yazılan kısımlarda duygu aktarımı ve geçişleri sanırım daha güçlüydü.Ve hikayeyi kurtaran ve ona kısmen de olsa anlam derinliği kazandıran bölümler olduğunu düşünüyorum.

    İlişkileri ise Bay Şair’in hayal gücünün sınır tanımazlığı,bilinçaltında biriken ve ruh dünyasına yansıyan sıradışı bir nevrozun yaratımı olan ilişkiler silsilesi olarak tanımlamak gerek sanırım.

    Genel hatlarıyla farklı bir roman.İnsana adeta zihinsel jimnastik yaptıran,kurgusal anlamda bir miktar yetersiz olduğunu düşündüğüm ve daha güçlü bir finalle bitirilse daha çarpıcı bir etki yaratırdı,diye düşünmeden edemediğim bir roman.Bunun da nedeni seçilen konunun zor bir yerden olması ve aktarım konusunda yetersiz kalınması.Hikayenin dinamikleri bilinçaltı,zihinsel devinimler,obsesif durumlar,hayal gücü,psikolojik süreçler vs..Ve hayatın içinde bağlantılı olunan kişilerle bu kurgunun yapılması.Belki de bu nedenle bu alanlara bilimsel olarak fazlasıyla hakim olmak gerek,eğer bir romana aktarım söz konusu olacaksa.Çünkü daha sağlam bir etki yaratması okuru daha derinlemesine sarsması gereken bir hikaye.Fakat amacına yeterince ulaşmamış diye düşünüyorum.Ve elbette aynı zamanda okurun da altyapısal olarak bu bilgilerin ucundan kıyısından geçmiş olması gerek.

    Ama az önce de dediğim gibi tür bakımından pek çok farklılık taşıması nedeniyle herkeste farklı anlamlar,duygular ve bulgular açığa çıkarmaya müsait bir niteliğe sahip.Herkesin hayal gücü,ruhsal dünyası,yaşanmışlıkları ve kişiliğinin katkıları romanın başka boyutlarıyla anlamlandırılmasına olanak tanır.

    Yine de yazarı, böylesine zorlu bir konuyu cesaretle hikayeleştirmesi ve aktarmaya çalışmasındaki çabası nedeniyle kutluyor,gelecekteki yapıtlarında başarılar diliyorum…
    Keyifli okumalar dilerim.
    Sevgiler...
  • Merhaba Değerli Kitap Dostları

    Profilimin ilk bestseller yorumu olan, yaklaşık 3 yıl önce okumuş olmama kendini unutturmayan bir kitabın yorumuyla sizlerle beraberim. 

    #marykubica #iyikız #kitapyorumu #tavsiyekitap


    "İyi bir insan olup olmadığıma karar verecek olanlar kim?

    Ailem mi? Arkadaşlarım mı? Yoksa ne yaşadığıma dair en ufak bir fikri bile olmayan etrafımdaki insan kalabalığı mı?

    Tabii ki hiçbiri...

    İyi ya da kötü biri olduğumu benden başka kimse bilemez."


    Klasik bir kaçırılma hikayesi gibi gözüken romanımızda Mia adlı resim öğretmenimizin kaçırılmasıyla birlikte yaşananları farklı karakterlerin gözünden, olaylardan öncesi ve sonrası şeklinde okuyoruz.  Yaklaşık 500 olmasına rağmen tempoyu hiç düşürmeden bir gecede okutmayı başaran kitabımızda yazarımız ilk kitabı olmasına rağmen çok iyi psikojik derinlik yaşatıyor bize ve çok etkili bir sonla bizi ters köşe yapıyor. Ben kitabı çok severek okudum. Psikoloji, gerilim, polisiye, sosyoloji meraklılarının çok seveceğini düşünüyorum. Okuma fırsatı bulan tüm kitap severlere okuyun mutlaka size bir şey katacaktır diyerek tavsiye ediyorum. 


    Yeni gönderilerde görüşmek dileğiyle.

    Esen kalın 🤗