• Her insan taş levhalar koyabilir, bir kehanet satın alabilir herhangi tanrısal bir varlıkla gizli ilişkideymiş gibi görünebilir, kulağına bir şeyler fısıldar gibi yapan bir kuş yetiştirebilir ya da istediğini halka kabul ettirmek için daha başka bir takım kaba yollar bulabilir. Bunlardan başka şey bilmeyen bir adam birtakım sersem sepet insanları bir araya getirebilir belki , ama hiçbir zaman bir hükümet kuramaz ve yaptığı acayip işler çok geçmeden kendisiyle birlikte yok olup gider. Sonuçsuz göz boyamalar geçici bir bağ kurabilir ancak: Bu bağı yalnız akıl ve bilgelik sürekli kılabilir. Hâlâ yaşayan Musa yasası, bin yıldan beridir dünyanın yarısını yöneten Muhammet yasası , bunları yapanların büyük adamlar olduğunu bu gün bile gösteriyor bize.
  • "Ruhlarını batılılara satmış birtakım adamlar da dine dayalı devletin geçmişte kaldığını, bugün dine dayalı bir devletin kurulamayacağını iddia ediyor"
    Seyyid Kutub
  • Adam konuşuyordu. Tatlı, munis bir Anadolu şivesiyle:
    - Ağabey, dedi, buradan bana benzer birtakım adamlar geçti mi?
    Paltomun yakası içinde yarı yarıya kaybolmuş kafamı çıkardım. Kafamı bir iki defa salladım. Soğuğa alışmış, mukavemete hazırlanmış gibi idim. Kulaklarımı keskin bir rüzgâr ısırdı. Adama baktım:
    Bana benzer adamlar... Bütün insanlar birbirine aşağı yukarı benzemez mi? Bana benzer adamlar, ne demekti?
    Evet, adamın hakkı vardı. Ona benzer adamlar, ötekilerden kolaylıkla ayrılabilirdi. Kış günü bir şehirde insanlar palto şapka giyer, ayaklarında fotinleri vardır. Belki paltolarının renkleri, şapkalarının kurdeleleri ve alamerikan, yahut alaturka şapkalarıyla birbirlerinden ayrılabilirler, icap ederse.
    Bu adamın ne paltosu, ne şapkası ne de ayakkabıları vardı. Buna mukabil sırtında mor pamukları yer yer, parça parça dökülen bir hırkası, belinde ipi, ayağında yazlık, tüy gibi bir pantolonu ve ayaklarında da yine iplerle bağlanmış çuvalı...
    Sait Faik Abasıyanık
    Sayfa 69 - Yapı Kredi Yayınları
  • Tevfik Fikret okuyamazsın. Onu bırak, yakında Yahya Kemal okuyamayacaklar. Böyle bir miras kopukluğu vardır. Birtakım bilgisiz öğretmenler de eski şiir ve edebiyat kitaplarının lüzumsuz olduğunu telkin ederler. Biri var, Divan
    Edebiyatı okunmuyor diye konuşuyor. Okuyamazsan okunmaz tabii. Liseden edebiyat hocalarımı hatırlıyorum. İkisi solcu, biri sağcıydı. Bunlar bize aynı şeyi öğretirdi. Hatta solcu dediğim hoca çok daha gayretli bir şekilde Divan Edebiyatını öğretirdi. Sen öğretirsen o zaman okunur. Benim solcu arkadaşlarım vardı. Bunlar şiire meraklı çocuklardı ve aruzla şiir yazarlardı. Yani umumen aruzla şiir yazmıyorlar, ama aruzla şiir yazabiliyorlardı. Birkaç şiirleri vardı böyle. Ama bunları çalıştıran bir edebiyat
    hocası vardı. Allah rahmet eylesin Enise Kantemir yeni dil meraklısı bir hocaydı. Ama bu hoca çocuklara Divan Edebiyatını ve aruz kalıbını öğretirdi. Sanat Severler Kulübünde bir gece yaptı. Çocuklar çıkıp orada Divan Edebiyatı ve Halk Edebiyatından şiirleri mükemmel okudular. Ve dinleyen insanların içinde (o zaman 60'lı yılların başıydı), Ahmet Muhip Dranas'ı hatırlıyorum. Munis Faik Ozansoy oradaydı. Burnundan Kıl aldırmaz Divan Edebiyatı konusunda. Bu adamlar kalkıp da, "Bunlar ne biçim
    okuyor, ne de yanlış" demedi. Doldu taştı orası. Edebiyat eğitimi böyle olur. Öğrenirsin ama istersen yazmazsın o şekilde. Nazım Hikmet gibi yazarsın, Orhan Veli gibi yazarsın, ama öbür tarafı da bilirsin. Şimdi bu safha bitmiş vaziyette. Çünkü ortalık cahil dolu. Cahil oldukları için de kendilerine göre bir retorik geliştiriyorlar. Yok, Divan Edebiyatı okunmazmış da, yok bilmem neymiş... Fransa'daki hoca da senin kadar solcu ama onlar edebiyatlarının başını sonunu biliyor. Belirli bir tarz oturmuş.
  • Biz çok az okur, çok az yazarız ve maalesef ortaya çıkan bir sürü eser bu konuda çok değersizdir, kıyamettir,
    şamatadır. Kimisi samimi olarak yazılmış, ama zavallı eserlerdir. Kimisinde de maalesef artık kazanç kokusu var. Bunu görüyorum. O adamların literatürüyle bizimki mukayese edilemez. Fakat enteresandır, hak çıkıyor. Olmadık yerden, olmadık adamlar çıkıyor Türk tezini savunmaya başlayan ve bu adamlar Türk tezi diye de savunmuyor bunu. Bahsettiğim Justin MacCarty değil. Daha önemlileri de çıkmaya başladı. Enteresandır, Türkiye beslememektedir bunları. Böyle bir facia olmuştur, insanlar
    birbirlerini kesmişlerdir. Ermeniler elbette bir bağımsızlık istemiş,
    ama politikaları son derece yanlış. Bu açıkça böyledir, tezinde ısrar edeceksin. Yoksa söylenecek başka bir şey yok ve
    tabii Ermenistan'la Türkiye'nin çok iyi geçinmesi lazım. Çünkü bunlar birbirleriyle iş yapacak, yan yana oturacak. Ermeni diasporası
    sorumsuzca birtakım iddialarla ortaya çıkıyor. Bunların Ermenistan'a da yararları yok. Nitekim bizdekilerin de bu tarihi aydınlatmaya yararı olduklarını sanmıyorum.
  • Osmanlı tarihinin Türk tarihi üzerinde örtülmüş kara bir şal olduğu yönünde iddialarda bulunanlar var. Osmanlı tarihi Türk tarihinin üzerine örtülmüş kara bir şal mıdır?
    Bunlar hurda lafları. Birtakım adamlar bana diyorlar ki, "Efendim Osmanlı'yı bırakın Selçuklu mühim." Neden Selçuklu
    Osmanlı'dan mühim? Adam, "Selçuklu daha liberal" diyor. "İslam'a karşı daha fazla eski kültürümüzü muhafaza etmiş"
    diyor. Bunlar boş laflar, hiçbir manası yoktur. Adam bununla gidecek sizi 1300'den 1900'e boş bırakacak, 6 asırlık bir sır. O kadar. Vardır Türkiye'de de maalesef böyleleri. Farkında değiller ne kadar çok gülünç bir duruma düştüklerinin.
  • Hiç de Türk dostu olmayan, Fatih dostu olmayan yabancı adamların yapamadığını, bizim yerli adamlar o kadar kolay yapıyor ki, hayret ediyorsunuz. Nasıl yapıyor? Bakıyorsun kullandığı malzemeye, birtakım ikinci el Türkçe kaynaklar. Hiçbir şekilde ne
    bir kitabe okumuş, ne bir vekayiname okumuş, ne çağdaş notları okumuş. Hiçbir şey yok. Böyle olmaz. Yahut aksini alalım, bunun tersi noktada yer alan bir arkadaş da oturuyor, Osmanlı tarihinin müessesselerini göklere çıkarıyor, her sayfasında birkaç yanlış var, maddi yanlış.