Çocukken benim için lüks, kürk mantolar, uzun elbiseler ve deniz kıyısındaki villalardı. Daha sonra, bunun entelektüel bir yaşam sürmek olduğuna inandım. Şimdi bana öyle geliyor ki lüks aynı zamanda, bir erkeğe ya da bir kadına olan tutkuyu yaşayabilmektir.
Bu kitap ilk başta çok sakin ilerliyor gibi görünüyor ama sayfalar ilerledikçe insanın içini garip bir sıkıntı kaplıyor. Aslında sıradan gibi görünen bir kadının hayatını okuyoruz; ama yalnızlık, kırgınlık ve bastırılmış duygular o kadar gerçek anlatılmış ki ister istemez karaktere yaklaşmaya başlıyorsun. Okudukça “bu kadar sessiz bir hayatın içinde bu kadar ağır duygular nasıl birikir?” diye düşünüyorsun. Abartılı olaylar yok ama tam da bu yüzden daha etkileyici,anlatılan hayatın aslında çok uzak olmamasıydı. Günlük hayatın içinde görüp geçtiğimiz insanların içinde de böyle hikâyeler olabilir hissi bırakıyor. Bitirdiğimde içimde biraz hüzün, biraz da düşünme isteği bırakan bir kitap oldu.