• 144 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Selam ola hepinizi papiçulolar.. İşte biraz önce dokunduğum her kitapla ellerimin yandığı , attığım her bir adımla bacaklarımın koptuğu ,mayınlara gark olduğum bir fuar gezisinden daha gelmiş bulunmaktayım..Fuar değil Remarque ile Doğu Cephesi gezisi mübarek ! ALLAH BİLANGIZI (Yozgat şivesi) VİRSİN ULAN SİZİN !!! Böyle fiyat politikası mı olur... Herifçioğlu utanmasa , 10 kitap alırsan , yarım kiloda patlıcan veriyoruz yanına diyecek.. Böyle rezillik görülmüş değil.. Hemen , sıtkımı sıyırıp , evinde fino besleyen ve konken partisi sonrası aldığı yenilgi ile gittiği kuaförde istediği ilgi ve alakayı göremeyince elinde tellendirdiği slim sigarasıyla ortama terör pompalayıp , "Yetkili biriyle görüşmek istiyorum!" diyen ,kızıl ve küt saçlı kokoş Chp li teyze moduna girmemek için terk ettim ortamı .. Güzel bir girizgah yapam dedim ama açtırdılar kutuyu söylettiler kötüyü .. Tuco ne yapsın ?!?

    Neyse efenim .. Gelin ben yazarla nasıl tanıstım önce onu anlatayım.. Bir haftasonu idi sanırsam .. Karga b*kunu yemeden , uyanıp ileti ve alıntıları bombaladığım bir sabah idi hatırladığım kadarı ile.. Diktatörlerle alakalı bir kitabın incelemesi düştü benim akışa .. Okudum falan tabii haliyle ..İlgi alanımız bir de.. Baktım görüşler aynı minvalde , güzel de bir inceleme..Kendimce , yani olabildiğince "ciddi" bir yorum yazıp enterladım.. Karşılığında "LÜTFEN" bir cevap alınca dedim şunun sayfaya girip bir bakayım , kim ola bu ?!?!? Baktım profil resminde "mahkeme suratlı" bir adam .. Yüz göz asık falan .. Tabii o yüz göz asık adamın Cengiz Aytmatov olduğundan hiç haberim yok... Bir de Cengizhan 'a küsen bulut yazıyor hakkında.. Dedim kendinden utan ! Ne etsin ulan seni Cengizhan , küsmeyip de turşunu mu kursun!!! RÖHAHAHAHAHAHA =)) Gel zaman git zaman , Cengiz Aytmatov okumaya başlayınca bulutun da , profil resminin de , kendi kara cahilliğimizin de sırrına vakıf olduk tabii =)) Sonra Cengiz Dağcı muhabbetine, sohbet muhabbet derken aramız bal kaymaktan halliceye evrildi .. Yalnız ben halen daha Mehmet Yılmaz 'ın bir yazar olduğundan haberdar değil idim bir hafta öncesine kadar .. Neyse ,uzun lafın kısası kendisi büyük bir incelik göstererek kitabını bana gönderdi adıma imzalayıp.. Bir yazardan "endirekt şekilde" aldığım , adıma imzalı "ilk" kitap olması sebebiyle arşivimde apayrı bir yere sahip oldu .. Burdan hem kitap için , hem de böyle bir kitap yazdığı için "ÖĞRETMENİME" çok teşekkür ediyorum..

    Evet , yeterince ateş püskürtüp (bitti zannetme!) , roketleri de ilgili kurum ve kuruluşlara çaktığımıza göre yavaştan kitaba da bir girizgah yapabiliriz .. Ben hemen arkaya bir Davaro OST açayım ..HAH!! Şimdi herşey tamam !! =))

    Yaptığım otobüs yolculukları benim için hep macera dolu ve "çoğunlukla güzel" anılarla dolu olmuştur.. Çoğunlukla diyorum çünkü bu olaylar içinde istisnalar da var .. Misal Mersin' e giderken ,her seferinde son dakikada yetişip kahvaltı yapmaksızın bindiğim ve yolda muavinle "SUNİ" bir kankalık kurup Şimşek Seyahatin cehennemden ithal ettiği "Şimşek Prens" adlı çakma Çokoprenslerinden yiyip "motoru bozmak" suretiyle konya yolu üzerinde her benzinlikte otobüsü durdurmak koşuluyla çıktığım dehidrasyon turneleri gibi durumlar da söz konusu ( bu ikram konusunda Ulusoy 'un bademli fındıklı ve cevizli 3 seçeneği ile gönlüllerde taht kuran Belçika "PÜSKEVİTLERİ" über alles yalnız ).. Çıktığı tatile SİLİFKE HASTANESİ ACİLİNDE start veren bir isim var karşınızda !! Ya da Denizli deplansmanına giderken durduğumuz dinlenme tesislerinde BÜFE PATLATIYORUZ diyerek gidip ,ellerinde sucuk sandıkları BUTON KOKOREÇLERLE geri dönen Ankaragüçlüler.. Yolluk diye yanına aldığı bir KAVANOZ mercimek çorbasını kağıt bardakla bana ikram etmeye çalışan Anadolu teyzeleri ... "Yolculuk esnasında" , TEKRAR EDİYORUM YOLCULUK ESNASINDA "BANA" kıble soran yaşlı dedeler.. Konserlere giderken alınan alkolün etkisi ile düşülen durumları falan ne siz sorun ne ben anlatayım ..Her ne kadar türlü türlü cehennemlere portallar açmış da olsak otobüs yolculukları candır .. İşte bu kitap ile bir otobüs yolculuğuna daha çıktım okumaya başladığımda .. Hemen belirtmemde fayda var ki, yer yer cümle içinde kullanılan zamanlarda çakışmalar yaşatsa da dil , çok sade , akıcı ve okuyucuyla kurulan diyalog gayet başarılı.. Kitabı bir çırpıda bitiremedim bu kez işyerindeki yoğunluktan dolayı..Bundan kelli okumaya başladıktan sonra yavrusunu kartal kapmış Fatma Girik' e döndüm okuyup bitireceğim diyerekten.. Kitapta olayları ve şahısları size aktaran bilinmeyen masal dedesi kıvamında bir emmi var .. Bu yüzdendir ki türlü türlü insanın hayatına misafir oldum bu emmi sayesinde .. İçlerinde çok sevdiklerim de oldu , ÖLÜMÜNE NEFRET ETTİKLERİM DE.. Misal , bir anadolu çomarının izdüşümü olan Musa ve din bezirganı Abdullah Sami bunlardan birkaçı.. Spoiler vermek istemiyorum ve biliyorsunuz ki vermiyorum.. Safi şu iki karakter için dahi kilometrelerce yazarım .. Bu açıdan Mehmet Y. "ÖĞRETMENİMİN" gözlem gücünü ve tespitlerini ayakta alkışlamak lazım .. Bununla beraber kitapta işlenen adalet ve doğruluk temaları ve bunun bütünü olarak kendimizde vücut bulan İNSANLIK olgusu da anlatılan diğer hikayeler ile tam ama tam olarak dozunda zerk edilmiş..

    Şimdi Tuco Herrera ile zurna konçertosuna buyuralım.. Kırılmaca , gücenmece yok .. Dost isotla , düşman jelibonla gelirmiş derler .. Biz ağızları hafif yakan ama acısı cabuk uçan isotla yanaşalım ..Sonrasında kebap da yeriz istersen! =)) Kitapta, biçem olarak beni okurken rahatsız eden en büyük olgu cümlelerde yer alan zaman kullanımlarındaki tutarsızlıklar oldu .. Misal, sürekli bir geniş zamanlı anlatımla devam eden cümle öbekleri sonrasında giriveren di li geçmiş zamanlı cümleler okuma hazzını baltalıyor .. Pek tabii bu dediğim durum kitap içerisinde 3 ya da 4 yerde karşınıza çıkıyor .. Sanmayın ki baştan sona durum bu .. Diğer bir takıldığım ve katılmadığım konu ise son zamanlarda bir kısım zümre tarafından "bilge kral" olarak adlandırılan ve parlatılan Aliya İzzetbegoviç ile ilgili cümleler.. Ben Atatürk ile bir tutamıyorum kendisini .. Zaten onun da Atatürk ile ilgili beyanları ortada .. Ulus devlet ve ümmet fikirleri ortada .. Bu da benim şahsi fikrim ...

    Bütüne bakacak olursak coğrafya ve tarih seven bir Cengiz Aytmatov hayranı tarafından yazılmış bu kitap bence bir romandan daha fazlası .. Ben bir tarih sever olarak romanda bahsi geçen tarihi olayları bilerek okudum .. Bundan da inanılmaz zevk aldım çünkü sizinle aynı kafa yapısına sahip bir insanın , aynı zevklere sahip bir yazarın düşüncelerini ve size damıtıp aktardığı bilgileri okuyorsunuz .. İddaa ediyorum ki tarih sevmiyorum diyeni dahi kendine bağlayacak çok hem de çok güzel bölümleri ve candan bir anlatımı var ..Misal hepiniz dünyanın baş belası sırplar ve aşağılık sırp faşizmi kispesi altında ALENEN "avrupanın" gözü önünde yapılan ve Bosna katliamı olarak tarihe geçen olayları duydunuz .. Ama Boşnakların kahveyi bu yaşananlara sebep KULPSUZ FİNCANLARLA neden içtiklerini biliyor musunuz ? Bu ve bunun gibi pek çok güzel ayrıntı için dahi okuması elzem.. Ama roman içinde beni en çok etkileyen olgu, iyi ile kötüyü , yanlış ile doğruyu kıldan ince bir kılıçla birbirinden ayıran adalet kavramı oldu .. Bu açıdan bakıldığında da öğretmenim , yapılan haksızlıklara bir MANİFESTO olsun diyerek kaleme almış bu romanı .. Geçmeyen , dinmeyen , ardında bıraktığı bitmek tükenmek bilmeyen sızılar için .. Vicdansızlar , yalancılar , ikiyüzlüler kimdir bilinmesi için ..

    Velhasıl kelam , bu kitap benim için SUCUKLU YUMURTA kıvamındaydı .. nasıl yani dersen .. Sevgili ve sayın cevizkabukları , Cengiz Aytmatov' u seviyorum ve burda kullanılan dil , onun diliyle çok benzer .. Tarih seviyorum ve bu kitap neredeyse yarı yarıya tarihsel olayları baz alarak derdini anlatım yolunu seçmiş .. Hal böyle olunca ,"Sucuğu severim .. Yumurtayı severim .. Sucuklu yumurtayı daha çok severim." demekten başka birşey gelmiyor elimden =)) Fırın az ötende ..Kap gel sıcak ekmeği! Çaylar da müesseseden ..
  • {{{Arkadaşlar yazıya başlamadan bir şey söylemek isitiyorum; eğer benim gözümden kaçırdığım ve çok beğendiğiniz iletiler varsa yorumlarda beni yönlendirir seniniz sevinirim.{{{
    Bu ay en çok beğendiğim iletileri(bu alıntı vs. olabilir)şöyle sıralayabilirim;
    1.
    'Semina
    Ölürsem, gülümseyeceğim'
    (2.)1.
    Şizofren Kedi :)
    “Gün bitti, elindeki güller de soldu
    Anımsanacak neler kaldı bugünden.”
    Belki Yine Gelirim, Ahmet Telli
    (3.)1.
    M€M@Ş »»»»KÛBRÂM««««
    O senin neyin olur dediler. Uzaktan dedim uzaktan yandığım olur kendisi.
    (4.)1.
    ■■《EMİR ASAF《HUZUR ISTERIM 《《■■
    Kitap hâlâ kutsal benim için… Kelime hâlâ mühim ve harf hâlâ muamma…
    (5.)1.
    DAMLA
    Bütün şairler sana mı aşıktı ki her okuduğum şiirde, dinlediğim ezgide sen vardın...
    (6.)1.
    Mr.Kuralay
    Piyonlar satranç tahtasının en asil taşlarıdır. Asla geri adım atmazlar. Bu yüzden değersizler, egoları yüzünden.
    (7.)1.
    Yonca
    Ne Diyordu Müddessir Suresi;
    "Veli Rabbike Fasbir"
    "Rabbin için Sabret."
    2.
    SEYYAH
    Argo, korkunun ördüğü duvar; uydurma dil, şuursuzluğun.
    Bu Ülke, Cemil Meriç
    (2.)2.
    Bünyamin
    "Yasla ruhunu bana kır papatyası. 🌺"
    (3.)2.
    Can
    "Adına Dünya dediğimiz kitabı oku."
    Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar
    (4.)2.
    Affan م
    ...
    Dudakların bir şey söylüyor..
    Ben sessizce bilmem ki . 🙈🍃
    🍃a.f.f.a.n م
    3.
    Ayşe
    "Herkes günaha batmış, sorsan adı hayatmış."
    (2.)3.
    ⭐⭐SİBEL ⭐⭐
    "İyi ki varsın." dediğin kaç kişi şuan yok, hiç düşündün mü❓
    (3.)3.
    Sancar (Kendime Yazılar)
    Merhaba ben DİN.
    Toplumlarda insanları birleştirmek için oluşturuldum. Yüzyıllar sonra insanlar beni birbirlerini ayrıştırmak için kullandı.
    (4.)3.
    Sanrı
    -Cahit Zarifoğlu
    "Biliyor musunuz?
    Ben bu çağdan nefret ettim.Etimle, kemiğimle nefret ettim.."
    4.
    âh'sen
    لا تعاتب أحداً.. فمن أحب حكى ومن إشتاق آتى..
    - kimseye sitem etme.. seven söyler.. özleyen gelir..
    (2.)4.
    Ferah
    Montesquieu
    ''İnsan ne kadar az düşünürse, o kadar çok konuşur."
    5.
    MUAlliM
    Cennet ucuz değil, Cehennem dahi lüzumsuz değil
    (2.)5.
    Samyeli
    "Kaç yıl geçti bak, hala son bakışın miras bana!"
    (3.)5.
    LimonKokulu
    Günde 48 saat kitap okuyorum...
    6.
    Nezrin Resulzadeh
    “Umut ki, insanı en son bırakan cevher ve en kıymetli hazinedir;”
    Od, İskender Pala
    (2.)6.
    Büşra
    “Sen kendin faniyken, dertlerin nasıl baki olabilir ki?”
    (3.)6.
    Halil karadağ
    Kalp düşünebilseydi, atmaktan vazgeçerdi.
    7.
    Şükran Aral
    Dürüst olunduğu sürece korkaklık dünyanın sonu değildir.
    Uçurtma Avcısı, Khaled Hosseini
    Sayfa 279
    (2.)7.
    Bünyamin.
    Oku, şâyed sana hisli bir yürek lazımsa.
    Okumadığın gün karanlıktasın...
    (3.)7.
    @twoheart
    Bazen acı öyle birşey, Yaşanması zor olaydır..
    8.
    Hatice Kervancı
    Sevgilisinden ayrıldı diye ağlayanlar ,
    Hiç NAMAZI kaçırdın diye ağladınız mı ?
    9.
    @MrRodya
    Kestiğin yerden kan akmayacak mı sanmıştın yoksa? Beni yapayalnız koyup gittiğin yer bir kan denizi şimdi.

    ~Ümit Yaşar Oğuzcan~
    (2.)9.
    Ismail Altun
    Bu sahneye hep gülerim 😂😂🤣
    https://youtu.be/6kRRVt934XI
    (3.)9.
    YILMAZ T.
    S.Freud
    Kendini öldürme arzusu, daha derinde; başkalarını öldürme arzusunun projeksiyonudur.
    (4.)9.
    Vedatsevuk
    Sır tutmayı bilen insanlarla konuşmak istiyorsan mezarlığa git.
    10.
    rabiş
    geldi çöktü bak yine efkar
    üzerime geliyor birden dört duvar
    11.
    Mustafa
    Birbirimizi öyle sevelim ki şeytan bile bizi gördüğünde 'Bismillah' desin...
    12.
    Nazlıcan Karaoğlan
    İki satır cümle kadar bir ömür;
    Umduğumla bulduğum bir değil.
    İki hatır kalmadı, geçti ömür;
    Sevdiğimle tanıdığım bir olmadı.
    (Nazlıcan)
    şimdilik bu kadar beğendikçe ekleyecem...
  • 128 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Bu inceleme “ölüm”le ilgili olacaktır. O yüzden huzurunuzu bir miktar kaçırabilir, vaktinizi gereğinden çok alabilir. Okunmadan önce bilinmesini isterim.

    Bu kadar ciddi bir cümle kurmak istemezdim ama bu konu, böylesine soğuk bir girişi gerektiriyor.

    Ölüm.
    Hem de en sessizinden.
    Ve kanser...
    İnsanoğlunu maddi manevi dermansız bırakan dertlerin en büyüğü belki.

    Kitaptan çok etkilendiğimi söyleyerek başlamak istiyorum. Bu etkinin sebebi kısa bir süre önce, yazarın yazdığı cümleleri yaşamış olmam. Her acıyı, her duyguyu hissettim. Hatta kitabın bir yerlerinde Sartre, Simone’a annenizi ameliyat ettirmeyin sakın diyor ya bu cümle bile kuruldu hayatımda. Çok önemli değil benim ne yaşadığım. Bu evrensel bir olay. Belki yaşayanlar vardır bu kanser illetini. Allah kimseye görmeyi nasip etmesin ama ölümü bile aratıyor meret. Ölümden bile daha beter. Öyle ki kanser birini gördükten sonra şöyle diyorsunuz “ Ölmek için bile sağlıklı olmak lazım. “

    Böyle bir duyguyu anlatan kitabın teknik özelliklerine girip umarsızca bir şeyler karalayıp kendimi alçaltmak istemiyorum. Hayatta bazı şeyler daha önemlidir. Bugün ölümü yazmak benim için çok daha fazla önemli.

    Ölümü yazmak dedim bir de. Ne yazılabilir ki onunla ilgili. Bitmişlik, sonsuzluk, başlangıcı ve sonu olmayan, kelimelere dökülemeyen bir olay.

    Ölüm ırmağının suyundan tadanlar, yaşamdaki her şeyin ne kadar boş bomboş olduğunu anlıyor biraz. Keşke bazı şeyleri anlamak için bu kadar keskin bir olguya hiç ihtiyaç duymasak. Olmuyor ne yazık ki, ölüm gelmeden yaşamın değerini anlamıyoruz.

    Günlük sıkıntılarımız günlük dertlerimiz var. Sevgilimizden ayrıldık ne büyük olay, paramız bitti ne yapacağız, canımız sıkkın yaşamak istemiyoruz. Bu ırmaktan tadanlara söylemek lazım bunları. Nasıl da gülerler bize. Herkesin uçurumu kendine derindir elbet, ama başka şeyler de var arka planda.

    Mezarlıklar dışında çok yerde rastlaşıyoruz aslında ölümle. Keşke herkes ölünce öldüğüyle kalsa, bir kişi öldüğünde onu hayatımız boyunca hiç tanımamış gibi olsak. Aynı anda bu kadar çok kişiyi bu kadar derinden etkileyen başka bir olay var mıdır?

    Peki ya arkasından üzülecek kimsesi bile olmayanlar ne yapacak? Kim üzülecek onlara. Senin, benim bizim işimiz ne. Sınavdan FF geldi, dersi nasıl kurtarabilirim bunu düşünmeliyiz elbet.

    Hayattaki tek başarısı ölmek olan insanları düşünün. Sadece ölünce hatırlananları. Kimisine bu bile lüks işte. Seni hatırlayan son insan öldüğünde, sen de gerçekten ölürsün diye bir söz var. Bende seviyorum edebiyatı. Ama bunu gidin de boğazınız düğümlenmeden annesi yeni ölmüş birine söyleyin bakalım. Annen ölmedi senin hatıralarında yaşıyor diye. Yapabilir misiniz böyle bir yüzsüzlük.

    Sürekli inkar ettiğimiz bu engin sonsuzluğu düşünmüyoruz nerdeyse hiç. Ama haklarını yemeyelim bazılarımız düşünüyor. Hatta popüler bir düşünce oldu, ölümü düşünmek, düşünmekten çok düşünmeden sadece ölmeyi istemek. Bir kaçış olarak, kimden neyden? Tabi ki hayatın kendisinden. Yine de tutunuyoruz bir şekilde. Günah olmasa kendimi çoktan öldürürdüm diyenler, biraz daha yaşayayım öyle ölürüm diyenler ölüm ne demek anlıyorlar mı? Nietzsche’nin dediği gibi yaşamın ölümden daha zor bir şey olduğunu anlıyorlar mı? Testere serisi sırf bu düşünce için çekilmedi mi? Yaşamının değerini bilmeyenleri, ölümü haketmeyenleri cezalandırmak. Çok gaddarca geliyor sanki belki de öyle değildir. Buraya bu kişilerle ilgili bir şeyler daha yazardım ama belki birilerini kötü etkileyebilirim diye korkuyorum.

    Yazıyı da fazla uzatıp değerli ömürlerinizden daha çok vakit çalmak istemiyorum. Kim demişti ölümden korkmuyorum, onun olduğu yerde ben, benim olduğum yerde o yok diye. Kimin dediği önemli değil elbet. Sürekli ölümü düşünüp hayatlarınızı berbat etmeyin diye söylenmiş bir söz. Ama demek değil ki bu gerçeği yadsıyın. Hiç düşünmeden lay lay lom yaşayın.

    Kendinize zamanlar yaratın. Sadece ölümü düşünecek kısa zamanlar. Göreceksiniz ne kadar uzun geldiğini o kısacık anların. Sonra öldüğünüzden sonraki dakikaları düşleyin, saatleri, ayları. Yıllara gerek yok, çünkü onu bile unutuyoruz. Başka türlü nasıl yaşayabilirdik ki.

    Son olarak,
    Ölümün son iyiliği, onun bir daha olmamasıdır.

    Ve aldığımız her nefesi, belki de onun son nefesimiz olabileceği ihtimalini hissederek almak dileğiyle...
  • EYLÜL İNCE'DEN

    Bir kitap düşünün ki içinde aşk olsun; babanın üvey evladına duyduğu, annenin öz kızına… Yine babanın alkole ve sigaraya, hepsinin 6 rakamına!...
    Biraz karışık oldu değil mi? Evet, kitap da böyle zaten; karışık, karmaşık, zor ama özel, farklı bir eser.
    Belki türünün ilk örneği, belki de postmodernizm romanın bir adım ötesi.
    Roman dediğime bakmayın, öykü türüne de dâhil edilebilir. Uzun öykü, kısa roman.
    Adından belli değil mi kitaptaki başkalık?
    6!
    Neden 6?
    Kitapta her yol 6’ya çıkıyor.
    Bazıları 6 bölümden oluşan toplam 6 öykü.
    6 ile ilgili birtakım şifreler var, kitabın sonuna değin çözemeyeceğiniz şifreler.
    Sonra anlıyorsunuz ki ya da anladığınızı sanıyorsunuz diyelim, 6’nın hem yapısal hem de anlamsal bir özelliği var.
    Sık sık yinelenen “1+4+1=6 eder” motifi de bunun işareti. Bu konuya daha fazla değinip kafanızı karıştırmak istemiyorum.
    Bir bölümde resim çizdiriyor yazar size, bir bölümde müzik dinletiyor, bir bölümde film izletiyor, bir diğer bölümde şiir okutuyor. Hayatın Anlamını Arayan isimli altıncı bölüm ise tamamen kafa karıştırıcı ve âdeta çıldırıyorsunuz. Zaten kitabın adı da “Çıldırmış Kitap” konulmuş.
    Dini ve felsefi göndermelerle Nietzsche’den Newton’a, Freud’dan Pisagor’a, Nasreddin Hoca’dan Simurg Kuşları’na kadar pek çok tanıdık isme değinilmiş ve bu bölümde mekân yok, zaman yok. Sanki siz de bu öyküde kayboluyorsunuz. Herkes bir arayış peşinde. Peki buluyorlar mı aradıklarını? Bilmem, belki.
    Kitapta devamlı bir kayboluş/arayış/buluş motifi var.
    Daha fazla yazarsam içinden çıkamayacağımı hissediyorum.
    Paranoyak bir anne, obsesif bir baba, histerik bir üvey evlat ve kitapta neredeyse hiç olmayan silik karakter küçük kız kardeşten oluşan bu sorunlu ailenin “saçma” öyküsünü okumak istiyorsanız, kitabı biraz karıştırın!
    Saçma demişken, varoluşçu edebiyatın “saçma”sı bu.
    Emre Karadağ Bu güzel kitabı topluma kazandırdığın için teşekkürlerimi sunuyorum.

    KUZEY ÜMİT MUTLU'DAN

    Emre Bey'in de tanımladığı gibi dağılmış bir ailenin "saçma" öyküsünü okumayı bekliyordum. Biraz ironi, biraz drama belki biraz komedi. Daha önce bu kitap hakkında yorumları okumuştum ama sanıyorum hiç biri bu kitabı tam olarak açıklamaya yetmez. İlk 4 sayfayı iki kere okudum. Kitabın dilini kavradıktan sonra benim açımdan anlaşılabilir olmaya başladı. Daha sonra 6 ile ilgili okuduğum yorumlarda, okuyucuların kağıt kalemle kitabı takip ettiği geldi aklıma ve hemen elime kağıt ve kalemi aldım.
    Nasıl yorumlayacağıma karar vermek için bayağı düşündüm.

    İlk bölümünde karakterlerin kim olduğunu ve genel itibariyle yapılarını kavrıyoruz. ama aralarda "neden bu böyle" ya da "neden böyle yapmış" sorularını size sorduruyor.

    H: Evlat edinilmiş bir çocuk. Mavi gözlü, alımlı, becerikli, zeki ve müzik konusunda yetenekli. Baba tarafından sevilmiş ama annesinden sevgi görmemiş. Annenin öz çocuğuna gösterdiği ilgi ve sevgiden küçük bir pay bile alamamış. Anne tarafından her fırsatta dışlanmış, şiddet görmüş histerik mutsuz abla.
    İ: Ailenin öz çocuğu. Ablası ile arası küçükken iyi olsa da zaman içinde aile içindeki tavırlardan etkilenmiş.
    Özel bir yönü yok; ne güzellik ne başarı ne baskın bir karakter. Annesinin ona olan sevgisi dışında silik bir karakter. Kitapta belirtildiği gibi iki boyutlu insan, uzakta okuyan hayırsız evlat
    O: Baba, okb'li, alkolik, yalnızlık çekiyor. H ile arasında güzel bir ilişki olsa da annenin fiziksel ve psikolojik şiddetine dur diyemiyor hatta kendisi de bu psikolojik şiddetten muzdarip.
    P: Anne, sinir hastası aynı zaman da temizlik hastası ve bu iki özellik sanki birbirini tetikliyor. Kısır olduğunu zannederek apar topar evlat edinmiş H'yi hatta kocasına rağmen bile denilebilir. Ama sonra hamile kalıyor ve biyolojik evladı varken evlat edindiği çocuğu sevemiyor. Onun gözünde tam bir günah keçisi. Büyüdükçe meziyetleri sebebiyle günahları da büyüyor. Anne içten içe onu kıskanıyor çünkü biyolojik çocuğu kendisine çok benziyor ve mavi gözlü H onlarda olmayan çok şeye sahip.
    Okurken P sizi çok sinirlendiriyor. Paranoya bölümünde sık sık vicdanının sesine kulak veriyoruz ama kendini affettiremiyor bana.

    Bu saydığım tüm detayları bölümler ilerledikçe kurgu ağı içinde, cümle aralarında buluyorsunuz. 5. Bölümün sonuna geldiğimizde ailenin öyküsünü kavrıyorsunuz. Bu arada bulmaca çözüyorsunuz.

    Şimdiye kadar okuduğum bütün kitaplardan farklı bir tarzı var 6'nın. Kendine has, değişik ve özel bir kitap 6.
    Dili yalın, bol bol kafiyeli cümleler var. Bazı paragraflar son derece şiirsel. Hikayeler bazen sondan başa, bazen baştan sona gidiyor. Anlatım dili bazen birinci tekil, bazen ikinci tekil üzerinden. Kitabın sonunda da yazarımız neden böyle olduğunu size açıklıyor; kendi içinde bir matematiği var bu kitabın. Dikkatinizi vererek okumalısınız, 120 sayfa olması sizi aldatmasın.

    İçinde sanat olan bir kitap ama sanat tarihi kitabı değil! Histeri bölümünde ki 6 hikayede bir klasik müzik eserinin bestecisi ile bağdaştırıcı özelliği bulunan H'nin hikayesi var mesela.. Bu güzel tavsiyeleri mutlaka dinleyin derim.

    Babanın olduğu bölüm "obsesyon" tabi ki 6 bölümden oluşuyor ve hepsi sanki bir film sahnesi gibi tasarlanmış.

    İki boyutlu insan bölümünde "İ" yi okuyoruz ama tabi 6 bölümde ve bu sefer
    sanat akımları üzerinden.. Oldukça eğitici bir fikir.

    6. Bölüm (hayatın anlamını arayan) Yazarımız benim yorumuma göre bu aile üzerinden hayatın anlamını arayıp yorumlamaya çalışmış. Burada da bir çok felsefeci ve düşünürün önemli yorumlarına rastlıyoruz. Genel kültür açısından oldukça faydalı. Düşünce ve ideolojiler birbirine sarmal şekilde bağlanmış. Böyle bir bölüm yazabilmek için oldukça iyi bir alt yapıya ihtiyaç var. Kendisini takdir ettim.

    7. Bölüm 6'nın anlamını açıklayan bir "son" söz aslında.

    Kitabın sonuna geldiğimde ben de yarattığı hayranlık verici şaşkınlığın karşılığını '6 hakkında' isimli bölümde buldum.

    # "Bu karalama varoluşçuluğun saçmasıyla saçma'nın saçma'sı arasında bir yerlerde olabilir!" diyor yazarımız. Kendinizi; birikimlerinize ve ruh halinize göre herhangi bir saçma'lığa yakın bulabilirsiniz.

    # "Neyse idi, neyse" yorumumu toparlayacak olursam ilk kitabını yazmış biri olarak ben, bu işin içine girdiğimden beri artık kitaplara farklı gözle bakıyorum.
    6 değişik bir kurgu ve anlatım diline sahip. Herkesin yapabileceği bir tarz olmadığını düşünüyorum. Şahsen 40 yıl uğraşsam böyle bir kitap yazamam. Yer yer cüretkar çünkü böyle bir kitap yazmak cesaret işi. Bu yaratıcılığından ve kurgusundan ötürü Emre Bey'i yürekten tebrik ediyorum.
    Kitabın düzenlemesi de güzel yapılmış, kayda değer bir hata görmedim.

    DİLEK KÖKSAL FİLİZ'DEN

    Çok çok ilginç bir kitaptı.Sayfa sayısı az diye hemen bir günde okurum diye düşünmeyin döngü sürüyor yine yeniden okuyorsunuz her cümleden içiniz ürperiyor ve yeni bir bilgi buluyorsunuz aile hakkında..Ruhsal sorunları olan bir ailenin içseslerinden bulmaca çözüyorsunuz.İçsesler öyle karışık ki bir geçmişten bir şimdiki zamandan konuşuyorlardı.Temizlik hastası ve şizofren bir anne piyano çalıyor kelimeler tekrarlanıyor sürekli ve notalar . İki kızından birine şiddet, kıskançlık ve o mavi gözlerine kızgınlık ama neden Ona? Diğerine aşırı sevgi..Ama sonunda görüyor hangisi yanında ...Sürekli sarhoş ve düzen hastası takıntılı bir baba ve 6 rakamı 1+4+1=6 formülü ...kitabın sonunda kavrıyorsunuz 6 yı ve döngü tekrar okutuyor kitabı..bol bol araştırma yapıyorsunuz..Kitapta adı geçen klasik müzik eserlerini dinledim.. Beethowen gerçekten sağır,Chopin'in neden öldüğü anlaşılmayınca kaç yıl kalbi kavanozda bekletilmiş ve veremden öldüğü anlaşılmış.. Kuğugölü balesi Çaykovski ve Tristan ve İsoldeyi de ve o iksiri de araştırdım Wagner 'in , kör olan ünlü besteci Johann Sebastian Bach...
    Obsesyon !Çok zor :(
    Sonunda kitabı çözüyorsunuz ama öyle miymiş diyerek tekrar başa dönüş..Matematik de var,sanat resim müzik de herşey var kitapta...korkular gerçekmiş gibi olan hayaller..Arada vicdan sesleri de konuşuyor.Annenin nefret ettiği o kız en çok ona üzüldüm nasıl dayandı ?Sadece babasından gördüğü sevgi ve sır...neden gitti.. ?Sürekli resim yapan kız O da normal değildi.. Sebebi belli bu ailede yaşamak zor...O kuyu, bekleyiş ve meğerse..Off garip ama çok etkili bir kitaptı ... konu ne aşk ne korku ne macera çok farklı çok .. ben çok etkilendim..7 sonsuzluk...
    Emre Bey kaleminiz daim okurunuz bol olsun...

    SELMAN BİLGİLİ'DEN

    Selman Bilgili
    9 Aralık 2018
    Emre Karadağ ın "6" İsimli Kitabı Üzerine İnceleme, Tahlil, Yorum VS.......

    1) Kapak ve Tasarım = Kitabı okumak için elime aldığımda ilk önce kapağını iyice bir süzdüm. Üst tarafında yeşil fon üzerine kahverengi renk tonuyla büyük harflerle yazarı bildiren "EMRE KARADAĞ" yazısı. Orta bölümde Anadolu kilim motiflerini hatırlatan yuvarlak sarı ve kırmızı renklerde muhtemelen bir tepsi. Onun üzerine konumlanan, taze ve bol yapraklı bir çiçek tutan ojeli tırnakları ile hanımefendi eli. Ayrıca bileklerinde muhtemelen Trabzon işi burma bilezik. Kapağın alt kısmına doğru inince gayet büyük punto ile çarpıcı kırmızı tonda "6" rakamı, ki bu eserin ismi. En son olarak kapağın alt kısmında "Dağılmış bir ailenin saçma öyküsü" vurgusu... Bu vurguyu mırıldanarak okuyunca, ojeli hanımefendi elinde bulunan çiçeğin bu aileyi temsil ettiğini ve kitabın bitimiyle beraber yapraklarının dağılacağı hissi uyandı içimde.
    Kitabın arka kapağında ise yazarımızın vesikalıktan biraz geniş ve fotoğraflıktan dar bir ebatta silueti. Hemen altında da "Kadın-Erkek" ilişkisinin karmaşıklığını, Adem ile Havva'dan bugüne damıtmışçasına irdeleyen tanıtım yazısı. Yazının son cümlesi "Biz kadınların tek isteği, birazcık sevilmekti." dikkatimi çekti. Şahsi düşünceme göre yaradılış gereği hiçbir varlık "Birazcık" sevilmek istemez. Çok sevilmek ister. 🤔 Ama hepsi de "Yok" hareketi halinde. Her neyse... Geçelim kitabımızın içeriğine....

    2) Karakterler = "P" Anne, "O" Baba, "H" Büyük Kız, "İ" Küçük Kız... Anneden Başlayalım...

    "P" anne karakteri... tam bir paranoyak. Evham meraklısı, şiir yazmayı ve okumayı beceremeyen şiir ve sinir hastası. Bu hastalığının aslında farkında olan ama hasta değilim diyerek hastanede kalmak istemeyen duygunun Mübtelası. Büyük kızını çocuğu olmuyor diye evlat edindikten sonra küçük kızını doğuran ve bu kızı adına aşağılık kompleksi taşıyan kişilik belası... Ara sıra vicdanıyla hesaba girip onu bile bıktırıyor.... En çarpıcı cümlesi "O kız bu evden gidecek!" haykırışı...

    "O" baba karakteri...Obsesif, zil zurna alkol hastası... Oturacağı koltuğa kaba etini isabet ettiremeyen çünkü muhtemelen mekanda sarhoşluktan bir değil beş koltuk gören edilgen karakter. Kendisinin film karakteri gibi olduğunu fark edememiş bir film düşkünü. Kamera, motor, kayıt... O her zaman az içmiştir. Etrafındaki insanlar abartır aslında. Büyük kızın yegane koruyucusu. En çarpıcı cümlesi "İki kadehle sarhoş mu olunur?" Babacım 20 kadeh olmasın sakın o?

    "H" Büyük kız, abla karakteri... Gerçek ve hayal duygu yükçüsü... Hayatının bir bölümünü öz evlat olarak geçirdikten sonra bir anda üvey olan ve bunun kekremsi tadını ağzı ile yüreğinde hisseden karakter. Hayatına müzik notalarını ve dans figürlerini yayan, becerikli, akıllı, güzel, hayattan ne istediğini az çok bildiği için anne tarafından artık istenmeyen karakter. Sürekli annesinin davranışları üzerinde an be an tahliller yapıp çocukluk hatıralarına inen karakter. En çarpıcı cümlesi "Biliyor musun? Benim çiçeklerimi atmış annem."

    "İ" Küçük kız, öz evlat karakteri... Üzerine söylenecek pek fazla söz olmayan silik karakter. Ortaya koyduğu resim tabloları, tuval ve fırça darbeleri kadar bile yok hükmünde karakter. En çarpıcı tespit "Çok uzaklarda okuyan hayırsız evlat. "

    3) Hikaye... Dağılma nedeni gerçekten saçma bir aile hikayesi işte... 1+4 ve 1 daha eşittir 6 eder. Zaten 4 aile üyesinin sayısı.. Baştaki 1 neden ve sondaki 1 sonuç olabilir. Bu hikayede karakterler hiç bir şekilde bir masa etrafında toplanmıyor, toplanamaz. Bu nedenle sonuç dağılma oluyor. Anne zaten hiç beceremediği "Öfkeli dilimin dolanması, Sesimin boş odada yankılanışı" gibi tarihe geçecek!!! şiirler yazıyor. Baba hayata hep bir kamera hayali ile alkol masasından bakıyor. Büyük kız Mozart 40.senfoni senin Chopinin cenaze marşı benim derken, Çaykovski ile kuğu gölü dansı yapıyor. Ve son olarak silik karakterimiz küçük kız tuvale dokundurduğu fırça darbeleri ile var olmaya çalışıyor. Gülünüyor, ağlanıyor, kızılıyor ama hiç kimse konuşmuyor. Hal böyle olunca dağılmak işten bile olmuyor 🤔

    4) "6" nın Sırrı = 1)Sırra İnan 2)Sırrın Ruhuna İnan 3)Sırrın Yazıldığına İnan 4)Sırrın Yol Göstericiliğine İnan 5)Sırrın Ödülüne İnan 6)Sırrın sırrına inan...

    5) 🤔 Buradaki "Sır" nedir acaba? Benim anladığım "Sır" insanın kendi içsel yolculuğu, yani insanın kendini arayışıdır. "Sır" insanın kendisidir aslında. İnsan... Soru sorma yeteneği sayesinde Dışa vurumculuğu, gerçek üstücülüğü, hayalciliği ve bil umum düşünce aksiyon çeşitlerini keşfeden insan....

    6) Aramak, bulmak.. Sonra tekrar kaybedip aramak ve bulmak yolculuğu... Yani hayat yolculuğu...
    "P" nin ŞİİRLERİ, "O" nun garip FİLM hayalleri, "H" nin MÜZİK ve dans figürleri ve "İ" nin tuval fırça eseri RESİMLERİ ile arayış.. İnsanın kendini arayışının hikayesi... Ciddi ve saçma bir arada. İşte hayattaki bu arayış içinde dağılmış bir ailenin saçma hikayesidir bu kitap. Ben de bu kitabı "6" maddede tahlil etmiş oldum. Sanırım "6" nın "Sırrına" dair bir şeyler buldum. Ve tahlilime ek olarak, "P" anne karakterinin şiirlerinden bir nebze daha iyi olduğunu düşündüğüm kendi şiirimi kondurdum.

    EMEL BOZTAŞ'TAN

    " Biteceğini bildiğim ömrümün hiç bitmeyeceğini sandığım günlerinde..."
    Kitaptan Alıntı
    " Bulacaksın nihayetinde, döneceksin başladığın yere..:"
    Kitaptan Alıntı
    Arkadaşlar, Değerli Yazarımız Emre Karadağ'ın "6" isimli kitabını okudum. Yazarımızın affına sığınarak, yorumumu yapmak istedim. 6, iki kız evlat, anne ve babadan oluşan dört kişilik bir ailenin psikolojisi üzerinden gitmektedir. Böyle sandığınız anda yanıldığınızı hissettirir size. Oysa hayatın tüm döngüsünü içinde barındırır 6.
    6, içerik bakımından bir derya. Okumak, okuduğunu anlamaya çalışmak, okuduğunu ANLAMAK... Anlamak? Anlaşılır bir dili var kitabın. Yalın. Farklı ve denenmemiş bir teknik, DÖNGÜ, SONSUZLUK...
    "ANLAMAK" O kadar derin bir kelime ki... Anladığımızı sandığımız herşeyi bir anda anlamadığımızı bilmek; ya da bildiğimizi sandığımız birşeyi anlayamamış olmak... DÖNGÜ...
    6, müzik, mitoloji, resim, felsefe vb. Gibi pek çok alanı içinde barındırıyor. Bir bakmışsınız:
    - Ölümün tadı dudaklarımda... Bu dünyadan olmayan bir şey hissediyorum... Diyerek Mozart karşılar sizi. Eserlerinin tınıları ister istemez kulaklarınızda. Sonra bir bakmışsınız Richard Wagner ile karşılaşırsınız bir sonraki sayfa sokağında, Triston ve İsolde' ye zehirli aşk iksirini yudumlatırken. İlerdeki sayfaların sokakları sizi resim akımlarına götürür. Ekspresyonizm, Sürrealizm, Kübizm, Klasizm... Her akım kendi başlığının altında hissettirir kendini. Kimler yok ki: Pisagor, Arşimet, Einstein, Nietszche, Descartes...
    Sona doğru "Hayatın Anlamını Arayan" başlığı çıktı karşıma. Benim dedim.
    Yazarımız Emre Karadağ , "6 Hakkında" başlıklı yazısında kitabının kurgusu hakkında okuyucuya kilit bilgileri sunuyor. Yerinizde olsam bu kısmı not ederim ve okurken yer yer bu nota göz atarım.

    BURCU BUYUKKIRCALI'DAN

    Ben geldim ve tabi ki Kitap Yorumu ile geldim Emre Karadağ
    Kitap Adı :6
    Karakterler H-P-İ-O

    Kitabın kapağında da yazdığı gibi "Dağılmış bir ailenin SAÇMA (!) öyküsü..
    1+4+1 =6 karmaşası. Alkolik bir baba , paranoya bir anne 3.tekil şahıslardan anlatılan Resim delisi kız kardeş ve kulakta Mozart'in bestelerini hatırlatan bir abla ...
    kitabın adı 6 fakat 7 bölümden oluşuyor. Her bölümde kendi içimde simetrilik bulunurken 6 bölümde birbirinden farklı simetri bulunuyor. Okumak sakin kafa gerektiriyor

    Beni En cok.etkileyen mavi gözleriyle dünyaya bakan kocaman gözlü müzik delisi idi.
    Sadece edebiyattan ibaret olmayan bir kitap. Ruh analizleri derin düşüncelere damlanıza sebep olabilir. Psikoloji , müzik , resim , edebiyat bir bütün.

    BELGİN ŞAHİN'DEN

    *Kitap; 4 kişilik,sorunlu bir ailenin ruhsal bunalimlarini, "6" bölümde anlatmis..Ha bir de 1+4+1=6 eder cümlesi var sürekli tekrarlanan anlatimda..
    *Karakter isimleri yok, her karaktere giriş bölümünde harf verilmis.(H,O,P,İ )..Sanirim yazar bunu okuyucunun bulmasini istemis.🤔
    *Evin evlat edinilen HİSTERİK kizi (H)
    Evin alkolik ve OBSESİF babasi(O)
    Evin hasta ve PARANOYAK annesi(P)
    Evin silik kalmis ve İKİ BOYUTLU kizi (İ)
    ( Giris kismini okuyacaklarin daha iyi algilamasi icin biraz tüyo verdim)
    *Degisik,alisilmisin disinda..Karakter ismi yok(siz bulacaksiniz)..Zaman, mekan yok..Anlatimlar bazen "biz", bazen "ben",bazen "onlar"..
    *Ancak;kitabin genelini okuyunca,yazarin karakterlerin duygularini anlatirken ,ilgi duyduklari sanat dallarini da anlatmasi ve bunu yaparken de bu sanat dallarinin akimlari ve onculerinden de bahsetmesi ilgimi cekti..(Resim, muzik,sinema...)
    Örneğin; HİSTERİ bölümünde;evlat edinilen histerik kizin(H) duygulari klasik muzige duydugu ilgiyle, anlatimda beraberinde, Mozart,Bach...(ve diğerleri)da getirmis oykuye..Ya da;
    İKİ BOYUTLU İNSAN bölümünde, evin adeta iki boyutlu silik öz kızı (İ) nin duygulari onu ilgi duydugu resim sanati ile anlatilmis..(Sürrealizm,Kübizm..ve diger..)
    *SONUC OLARAK ;
    Bence anlatigim teknigi ve kurgu biraz karmasik gorunse de kitap, okuyucusunu düsünmeye, analiz e cagiriyor..Sıradısı..🤔
    Uzun seneler analiz yapma yorgunlugunu tasiyan ben ( meslegimden dolayı) bu sefer zevkle yoruldum
    *Dümdüz bir hikaye olmamasi kitaba deger katmis bence..
    Yazarimizin emeğine ve kalemine sağlik..

    NİLGÜN ÖZER'DEN

    Alışılagelmişin dışında farklı bir kitap okumak isteyenlerin düşünmeden alıp okuması gereken ilginç bir kitap Emre Karadağ'ın " 6 " kitabı.

    Kitabi anlatım tekniği ve edebi açıdan yorumlayacak kadar birikim sahibi olmadigim için o konuya girmeyeceğim bile.

    Kitapta bahsi geçen karakterlerin isimleri belirtilmemiş.
    Anne, baba ve iki kız çocuğundan oluşan aykırı, dağılmış dört kisilik bir aile...
    Ailenin her biri farklı psikolojik rahatsızlığı olan kişiler.

    *Histerik , evlatlık alınmış kız çocuğu
    *Paranoyak bir anne
    *Obsesif bir baba
    * ikinci boyutlu insan bölümünde daha detaylı karşımıza çıkan evin küçük kızı.

    Karakterlerin içsel, vicdanı hesaplaşması ... Farklı sanat dallarına ait terimler ve göndermeler anlatıma hareketlilik katıyor ve merak uyandırıyor.

    Koyu renkle belirginleştirilmiş cümleler , karakterlerin psikolojik rahatsızlıklarının özelliklerini, belirtilerini vurgulamak için kullanılmış sanırım.

    Teşekkürler sevgili Emre Karadağ kalemine, emeğine sağlık.

    GÜLŞEN GÜNEŞ'DEN

    6
    Bir okudum bitti deyip tek avazda yorumlanmasi güç bir eser.
    İcinde barındırdığı 4 karekterden ic sesimize uzanan devasa bir yolculuk.
    Bazen hasta oluyorsun bazen sarhos bazen öfkeden kan kusuyorsun bazense yanlizca yapayalnız.
    Bir uçtan bir diğerine yol alirken her karekterde kendine rast geliyorsun mutlaka.Ustelik bunları yaparken hep arkada sanatsal bir fonla adimliyor oluyorsun.
    Her bölümde rastladığın şey,bir bilinmeyeni sorgularken düşüncelerini saçma ötesine kadar varıp Ne Ne icin Ne kadarlarla öyküye yeniden dalıyorsun.
    Son olarak üsluplardaki ikilemler başta belirtmeliyim ki ömrümü yemisti ama her vurgu içime seslenişte etkenmiş.
    Sandığım dan fazla büyüsundeyim şu an. Olağanüstü döngüyle derinlerime uzandığı için kendisine ne kadar teşekkür etsem az Emre Karadağ ‘in.
    Elime gectiginden beridir neden okumadim erteledim diye de oturup sorgular şimdi kendimi beynim ((:
    Hersey icin burda olduğum icin kitap icin seni tanıdığım için.....
    Minnetarim Emre bey

    BAŞAK DOĞRUYOL'DAN

    6 Bitti mi?Bitti gibi mi yaptı?
    Delirmeye hazır mısınız?Saçma bir öyküye dalıp kendinizi kaybetmeye,bir solukta okumak istedikçe bitmesin diye sayfalarla bakışmaya ve zaten iflah olmaz bir deli iseniz derecenizi yükseltip huninizi büyütmeye... ;) Hazır mısınız?
    Evet sevgili Emre Karadağ'ın kitabı 6 ile tanışmaya çok hevesli iken veda etmeye niyetli değilim.
    Uzun bir yorum yapıp sizleri sıkmak istemem ama birkaç kelam etmeden bu kitabı okudum diye geçiştirmek de istemem.
    Saçmalıklarla dolu bir kitap. Ciddiyim.Saçma olduğu kadar çarpıcı,realist,sarsıtıcı,oturduğunuz yerden şöyle bir sallayıcı.
    Edebiyatı hiçbir zaman salt bağımsız bir sanat olarak görmedim.Sanatın her dalının birbiri ile bağlantılı olduğuna inanlardanım.
    Bu kitapta edebiyat,felsefe,müzik,resim,tiyatro,sinema.Hepsi var!Günlük hayatın realitesi,gerçek olmayacak kadar hayali kuramlar bir o kadar da kendinizi,ailenizi,seni,beni,onu,bizi bulabileceğiniz bir kitap!Uzun süre etkisi altında kalacağınızdan eminim
    Herkes okusun mu?Bence herkes okumasın.Kendine güvenmeyen ve 6 zamanı gelmeyen okumasın.Hazır olunmadan okunmayacak bir kitap.
    Derli toplu,aşk dolu,sakin bir kitap arıyorsanız da okumayın.
    6' yı sanırım kıskanıyorum ve kimse okumasın istiyorum :) Nacizane yorumuma göz gezdirirken size bir de arka fon müziği ayarladım.Malum 6 klasik müzik olmadan olmuyor ;)

    ASLAN NAZ'DAN

    Bir düşünün, her hangi bir konu için;
    “Aa öyle olduğunu hiç fark etmemiştim.” dediniz mi hiç?
    “Yaa öyle miymiş, hiç farkında değilim.” dediğiniz oldu mu?
    Peki ya “Bunca zamandır önünden geçiyorum şimdi fark ettim.” dediniz mi?
    Fark: ayırım demektir temel anlamda.Farklı olmak ise temel anlamdakinden kendini ayırmaktır.Ben farklı olmayı orijinallikle aynı anlamda kullanmaya çalışıyorum.Yani hiç kimsenin yapmadığını yapmak tek olmak, örnek olmak gibi.
    Emre Karadağ 6 da kendi deyimine göre saçma sapan hikayelerde farkı yakalamış.Farkı öyle bir yakalamış ki olayları bazen tualler üzerine resmetmiş, bazen de diojene somuş ne aradığını.Darvinle resmetmiş insanın nerden geldiğini, ha maymunu da ihmal etmemiş.Cenneti cehennemi ayağınıza getirmiş siz zahmete katlanmayın diye.Tanı ve tedavi de 6 da.Her kesimin bir parçası sayfalarda gizlenmiş bu gizi keşfetmek okuyucuya kalmış bir anlamda.
    6’nın ne anlama geldiğini de merak ediyorsanız 111. Sayfaya kadar sabretmeniz gerekecek.

    Sevgili Emre Karadağ; başarıyı yeni söylem ve farklarda yakalaman dilek ve temennilerimle.

    KAMİLE ÖZTEMEL'DEN

    SİNDİRE SİNDİRE OKUDUM VE BİTİRDİM...
    Öncelikle Yazar Emre Karadağ 'ın kalemine yüreğine sağlık.Tebriklerimi sunarım...
    Böyle bir kitabı yazmak gerçekten cesaret ister.Bana göre çok büyük bir başarı
    Gönül rahatlığıyla okunmasını tavsiye ederim...
    Şimdi 7 Bölümden oluşan kitaptan anladıklarımı bölüm bölüm kısaca özetleyeyim ;
    NEVROZ BÖLÜMÜ ; Anladığım kadarıyla iyi niyetle başlanmış bir evliliğin , sonradan babanın ilgisizliği ve annenin ( iletişimsizlikten ve içine kapanmasından ) Paranoya hastası olması sebebiyle huzursuz ve kopuk bir aileye dönüşmüştür..
    HİSTERİ BÖLÜMÜ ; Öyle bir ortamda hastalıklı bir ruh haliyle yetişen evlatlık kız kendi kafasından kendine göre bir dünya kurmuş orada yaşıyor...
    PARANOYA BÖLÜMÜ ; Annenin kendi iç dünyasındaki kendisiyle ve yaşadıkları ile çekişmesi...
    OBSESYON BÖLÜMÜ ; Babanın kendi hayal dünyasında kurguladığı sahnelerde yaşaması...
    İKİ BOYUTLU İNSAN ; Böyle bir ortamda büyümüş bir kızın ablasından etkilenerek gölgesi altındaki silik hayatı...
    HAYATIN ANLAMINI ARAYAN BÖLÜMÜ ; Yazarın , kainatın var olma sebebini tüm varlıkları konuşturarak araştırması...
    7 BÖLÜMÜ ; Sürekli 4 Kapıdan bahsedilen bir bölüm.
    İlk kapı ; insanın doğumu
    İkinci kapı ; Çocukluk ve gençlik çağı
    Üçüncü kapı ; Orta yaş ve yaşlılık çağı
    Dördüncü kapı ; Ölümün kapısı
  • SEN YOKSAN BENDE YOKUM... CANIMIN İÇİ
    Sonu gelmesin diyorum bu mesajın ama elimde değil hayatımıza sabah kaldığı yerden devam edeceğiz.Gecenin 4’ü oldu malum sabah erken kalkacağım , yastığımı toparlarken baş ucumda duran resmine bakıp bir öpücük konduracağım , benim için en önemlisi sensin , bu mesajı okurken sabah yüzünde ki mutluluğu görmek için saatlerce yürür gelirdim ama olsun bir seni seviyorum mesajına bile gülerim.Seni çok ama çok seviyorum , Allah ayırmasın yarim.

    Seninle tatile çıktığımız günü hatırlıyor musun ? ne kadar da masumdun .Kış dı ocak ayıydı yeni yılı kutlayıp gelmiştik Uludağ’a kar kadar güzeldi tenin.Bembeyaz tenine dokundukça

    gülümsüyordun ve ben o anını hiç unutamıyorum.Başında bembeyaz bir el örgüsü şapka ve elinde ise yoldan gelirken aldığımız bir eldiven.Kalbim atıyor seni anlattıkça.

    Uzandım şuanda geleceğimizi düşünüyorum , geleceğin gününü dört gözle bekliyorum.Hava da çok soğuk üşütme sakın , biraz hasta gibiydin içdin mi ıhlamurunu.Sevda kokan saçlarını

    iyi kuruttun mu ?

    Boş bir sokakta seni aramak dedikleri bu olsa gerek. Tek bir ses, tek bir ayak izi yok. Ben hala senden bir parça bulmaya çalışıyorum geceleri bu boş sokaklarda. Seni sevebildiğim kadar sevmek istiyorum. En sonuna kadar sevmek, iliklerime kadar sevmek, damarlarımdaki kanın akışını hissedercesine sevmek istiyorum. Seni sevmekten başka hiçbir işle boğuşmak istemiyorum. Aklımda, ruhumda, bedenimde sadece senin düşüncen yer alsın istiyorum. Seni seviyorum.

    Benim sana kurduğum her cümle şiir kokar. Sen insanın içindeki şairi parçalarsın; acısını son damlasına, sevincini en dibine kadar yaşatırsın. Senin adın ilham, senin adın aşk…

    Tarafsız seviyorum seni ben. Rakının beyazında, denin mavisinde, güneşin sıcaklığında… Sadece kendi tarafımca seviyorum. Sır gibi saklıyorum seni dillerden. Öğrenirlerse onlarda seni rakının beyazında, denizin mavisinde, güneşin sıcaklığında sevecekler. Sana başka aşk değmesin diye saklıyorum seni.

    Ey aşk atla içimden. Yakıp kavurma bedenimi, gençliğimi soldurma. Yüzümde ki hüznü al da öle git zira delireceğim. Tutamayacak hiçbir zincir beni. Bedenimi ortadan ikiye yaracak. Git aşk, git benden.

    Sana zarar vermeden seviyorum seni, arama sorma artık. Konuşma benden. Bir ölüyüm, bırak rahat yatayım mezarımda. Dürtme beni, dokunma bana.

    Senin aşkın dillere efsane gibi, her ağızdan ismin dökülür. Ey yar, nasıl da tutsak ettin beni. Kafesimin kapısı bir an bile aralanmıyor. Senin olmaktan şikayetçi değilim fakat azat et beni. Uçayım sana doğru, süzülsün kanatlarım göklerde. Beni fark et.

    Her geçen gün biraz daha soğuyor geceler. Yokluğun sinci bir yılan gibi sokuluyor koynuma. Boğazıma çöküyor her gece. Uyan sevgili, gecemi ısıt, koynuma yerleşen yılanı sök benden.

    Sen dünya üzerindeki en büyük ormansın. Yolların, ağaçların, dalların, yaprakların, birbirinden güzel çiçeklerin var senin. Bir de köklü bir çınarın..Gölgene çekilip saklanmak istiyorum, kabul et beni. Ayırma gövdenden…

    Kalbimden geçen sözler, dilimden havaya seker her cümlemde. Sen havaya seken cümlelerin yarısından bile bir haber. Karşılıksız aşk dedikleri bu oluyor sanırım. Milyonlarca kez söylenen ama bir kez bile duymadığın sözlerim var.

    Sen kendini en özel hissetmesi gereken kadınsın. Sen ateist bir insanı Allah aşkıyla donatırsın. Sen elinin değdiği her yere dua okunansın. Sen kadın, sen iyi ki hayatımda varsın.

    Beni unutma, ses ver arada. Sadece nefesini duysam da olur. Yeter ki yaşadığına dair bir ses fırlat. Bağır, çağır yahut küfret… Yeter ki bana soluk ver,

    Adını Soruyorlar

    Çok sular aktı üstünden,

    Öyle ki hiç dinmedi bu kanayan yaran.

    Pıhtılaşmış bir iç acın,

    Bir de sancın kaldı artık.

    Lüzumsuz olan ne varsa bende bu aralar,

    Özlem,

    Acı,

    Umut,

    En lüzumsuzu da aşk biliyor musun ?

    Hiçbir işe yaramıyor sensiz,

    Hep eksikliğini hissettiriyor soluma.

    Tek celsede boşanacak olsa ruhum, bedenimden

    İnan hiç düşünmem !

    Keserim bileklerimi,

    Tüm günahlarımı alır çeker giderim !

    Bir dakika yaşamam bu evde yokluğunla !

    Uzun zamandır bekliyorum bu satırları,

    Ha geldi, ha gelecek

    Ve bana seni anlatacaklar ümidiyle…

    Bak ; Sabah ezanında defin ettiğim yalnızlığımı,

    Tutuyorum elimde…

    Dudaklarımda ise sıkışmış bir cümle var,

    Elhamdulillah dedirtecek kadar üstelik…

    Benden sonraki durağın

    Mutlu sabahlar olur !

    Senden sonraki durağım

    Bayramdan, bayrama hatırlanan

    Penceresinde, yabani otlar yetiştirdiğim

    Ve komşularımı hiç tanımadığım, açık adres…

    Sanma ki günbe, gün ölüyorum !

    Ben sadece yeni bir aşkın tohumunu mezara ekiyorum..

    İçinde adından bir harf taşıyan cümlelere

    Şefkatle yaklaşıyorum artık.

    Seni sessiz harflere yerleştiriyorum,

    Kendimi, sesli harflere.

    Ve biz yanyana bir ‘Seviyorum’ yazamıyoruz…

    Adını soruyorlar hiç tanımadığım komşular,

    Ve ben ;

    Yaratan, yâr etti

    Yâr, yara oldu.

    Yaradan ötürü,

    Yaratana sığındım,

    Adı aşk oldu…

    Diyorum…

    Zengin şiirlerim yoktur benim,

    yazamam sana altın uçlu kalemle.

    Fakirdir şiirlerim, bir cebi delik.

    Üstü başı yırtıktır sözlerimin.

    Ama temizdir dizelerim,

    ama sıcaktır sana yüreğim.

    Ve bu hayatı seviyorum senle,

    sakın hiç bir yere gitme..

    Sana gelince..

    Sen, tek bir cümleye sığdırılamayacak kadar büyük duygularımın sahibi,

    bir cümleyle ifade edilemeyecek kadar kadar özel birisin.

    Sen insanın kendinden bile önce sevebileceği biri. Sen iyiki varsın…

    Seni sevmek,

    uçsuz bucaksız deniz gibi.

    Seni sevmek,

    pembe bir rüya gibi.

    Seni sevmek,

    Denizin üstünde yürümek gibi.

    Seni sevmek,

    denize vuran yakamoz gibi.

    Seni sevmek,

    sonu olmayan bir yol gibi.

    Seni sevmek,

    tatlı sükuta teslim olmak gibi.

    Seni sevmek,

    güneşin doğuşu gibi.

    Seni sevmek,

    kalabalığa inat her yüzde seni görmek gibi.

    Seni sevmek,

    çocukluk neşesi gibi.

    Seni sevmek,

    sabah ezanı gibi.

    Seni sevmek,

    bahar gibi.

    Seni sevmek,

    ölene dek beklemeyi kabul etmek gibi.

    Seni sevmek,

    simit-ayran gibi.

    Seni sevmek,

    güzel şey…

    Örselenmiş bir çocukluk işte benim bütün hikâyem. Kaç sevda geçse de üzerinden bu yıkıntıları onaramazsın. İstersen hiç başlamasın geç kalmışız birbirimize, yanlış kapılarda geçmiş bunca yıl dönemeyiz artık ilk gençliğimize, istersen hiç başlamasın söz verelim kendimize.

    Sorarlarsa beni sana; sevilmeden seviyordu de. Ne kadarda saftı de. O kadar seviyordu ki kaldıramadım de. İçin de bir ateş yaktım halen yanıyor de. Gitmeyince aramayınca eridi bitti de. Bir de dünyası vardı onu da ben kararttım de. Kendi eliyle bir çukur kazdı. Ben de gömdüm de!

    Seni şartsız seveceğime, hayallerin konusunda sana destek olacağıma, seni onurlandırıp sana saygı duyacağıma, seninle gülüp seninle ağlayacağıma, umutlarımı ve hayallerimi seninle paylaşacağıma, ve ihtiyaç duyduğunda sana teselli sağlayacağıma söz veriyorum. Ve yaşadığımız süre boyunca üzerine titreyeceğime.. E.L James

    Saçların topuz, başın göğsüme değdiğinde parmaklarım saçlarına dokunmakla ödüllendirilir. Seninle üçlü koltukta sarılıp iki battaniye ile bir olunur. Filmler tekrar kez izlenilir. Ezberlenen replikler sen varken unutulur. Mutfakta demlik yakılır, belki yemek alabilir yerini. Her gün aynı çeşit yemeklerle doyulur. Sen dokundun diye yoğurdun tadı başka, ekmeğin tadı başka oluverir. Sonra sen gülümsedin diye uğruna bir ömür serilir. Emekli maaşı almaya birlikte gidilir, birlikte sıra beklenir. Oturacak yer olmasa bile, iki genç dürtüklenir, dinlenmen için yer hazırlanır. Maaş’a küfür edilerek birlikte eve geri dönülür. Anahtar hangisi? karıştırılır. Yeşil saplısı dış kapının, mavi saplısı iç kapının. Tüm bunlar sen varsın diye olup bitiverir. Tüm renkler sen bakıyorsun diye maviye dönüşür. Ben bakınca siyaha. Ama ben sana bakınca cennet görülür. Cennet rengârenktir, siyah bir renk değildir. Gülüşüne gökkuşağı denilir, gök; sen’sindir
  • 168 syf.
    ·4 günde·9/10
    Kitabın kapağını kapattıktan sonra kendimi nasıl yani bitti mi şimdi, keşke daha önce okusaymışım gibi cümleleri kurarken bulmakla kalmayıp bir tık ötesine geçip Şermin Yaşar ile bir çay, kahve içsem neler konuşuruz kim bilir, ama ilk olarak galiba yahu kadın ne yiyip içiyorsun da bu öykülerin hislerini bu kadar güzel geçiriyorsun diye sorardım herhalde gibi konuşmaların hayalini kurduğum doğrudur.

    Birbirinden farklı 19 öykünün bulunduğu kitap, yalın, akıcı, sıcak, samimi ve o kadar içimizden öyküler ki birinde olmazsa bile mutlaka diğerinde kendinizden, deneyimlerinizden, hayatınızdan bir şeyler buluyorsunuz. Bazen kendinizi dertlerinizi küçümserken buluyor, bazen de aynı satırları okurken birden fazla duygu dünyasına geçiş yapıyor aynı anda hem nasıl sinirden deliye dönülüp hem de nasıl gülümsenebildiğini görüyorsunuz. Özellikle son bölümde eşi Nedim Bey’in vefatından sonra geçen kırk günü öyle bir anlatmış ki söylediği her kelime, kurduğu her cümle yüreğinize ok gibi saplanıyor, boğazınız düğümleniyor, üzerinize ölümün ağırlığı gelip çöküveriyor ve sözün bittiği yer burası galiba diyorsunuz.

    Öykülerin hepsi birbirinden güzel birini diğerinden ayırmaya gönlüm razı değil, sanki birini diğerinden ayırsam öbürünün hatırı kalacak gibi olsa da Vecdi Enişte’nin nasıl çiçek açtığını hayatım boyunca unutmayacağım.
  • Ah! Kardeş, ister o ev olmuş, ister bu ev. Birinde oturan ötekinde de oturuyor. Al birini vur öbürüne!