Enes Sezer İslamoğlu, bir alıntı ekledi.
14 May 2017 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Biz demişiz ki: Bu memleketin istiklali her şeyden üstündür. Milletin oluk gibi kan akıtarak kazandığı bu istiklali, siyasi oyunlara alet edip, elden kaçırmayalım. Sömürücü devletlerin elinde oyuncak olmayalım!..

Markopaşa Yazıları ve Ötekiler, Sabahattin Ali (Sayfa 179 - Yapı Kredi Yayınları)Markopaşa Yazıları ve Ötekiler, Sabahattin Ali (Sayfa 179 - Yapı Kredi Yayınları)
Onur Özkan, bir alıntı ekledi.
 18 Nis 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

"Fikir ve küfür"
Biz demişiz ki:
Milletin oluk gibi kan akıtarak kazandığı
bu istiklali siyasi oyunlara alet edip
elden kaçırmayalım. Sömürücü devletlerin elinde oyuncak olmayalım!…

Cevap vermişler:
Hain, satılmış, Bolşevik ajanı!

Biz demişiz ki:
Halkın selametini temin ile vazifelendirilmiş olanların siyaset oyunlarına
katılmağa, halka zulmetmeğe, onu dövmeğe ve halkın sırtına binmeğe,
onu tabutluklarla kapatmağa hakları yoktur. Bunun önüne geçilsin.

Cevap vermişler:
Bozguncu, devlet düşmanı, anarşist.

Biz demişiz ki:
Yabancı sermayeye imtiyazlar vermeyelim.
Memleketin mali ve askeri işlerine, yabancılar burunlarını sokmasınlar!

Cevap vermişler:
Demokrasi düşmanı, Moskova ağzı konuşan, kızıl!

Biz demişiz ki:
Yıllardan beri arkası gelmeyen dalavereler, arsa oyunları,
memleket dışına para kaçırma rezaletleri, esrarı çözülmeyen cinayetler,
millet malı soygunculukları alıp yürümüştür.
Öte yandan millet karasabanın arkasında donsuz didiniyor.
Bu gidişatın sonu hayra çıkmaz.

Cevap vermişler:
Bozguncu, devlet düşmanı, anarşist, komünist!”

"Biz bir fikir ortaya atmışız onlar bize cevap yerine, küfür savurmuşlar.
Bu tür bir mücadelenin zevkli olmadığı meydanda...
Lakin, yüreğimizi ferahlatan cihet su ki, halk, o iyiyi kötüden,
doğruyu eğriden ayırmakta hiç şaşmayan varlık, hep bizim tarafımızı tutuyor.
Var olsun..."

Markopaşa Yazıları ve Ötekiler, Sabahattin Ali (YKY)Markopaşa Yazıları ve Ötekiler, Sabahattin Ali (YKY)
ünal demirtaş, bir alıntı ekledi.
31 Eki 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

FİKİR VE KÜFÜR
Biz demişiz ki: Bu memleketin istiklali her şeyden üstündür. Milletin oluk gibi kan akıtarak kazandığı bu istiklali, siyasi oyunlara alet edip, elden kaçırmayalım. Sömürücü devletlerin elinde oyuncak olmayalım
Cevap vermişler: Hain, satılmış, Bolşevik ajanı !
Biz demişiz ki: Halkın selametini temin ile vazifelendirilmiş olanların siyaset oyunlarına katılmağa, halka zulmetmeğe, onu dövmeğe ve halkın sırtına binmeğe, onu tabutluklarla kapatmağa hakları yoktur. Bunun önüne geçilsin.
Cevap vermişler: Bozguncu, devlet düşmanı, anarşist.
Biz demişiz ki: Yıllardan beri arkası gelmeyen dalavereler, arsa oyunları, memleket dışına para kaçırma rezaletleri, esrarı çözülmeyen cinayetler, millet mali soygunculukları alıp yürümüştür.
Öte yanda, millet karasabanın arkasında donsuz didiniyor. Bu gidişatın sonu hayra çıkmaz.
Cevap vermişler: Mufsid, tezvirci, komünist !
Biz bir fikir ortaya atmışız onlar bize cevap yerine, küfür savurmuşlar. Bu tür bir mücadelenin zevkli olmadığı meydanda... Lakin, yüreğimizi ferahlatan cihet şu ki, halk, o iyiyi kötüden, doğruyu eğriden ayırmakta hiç şaşmayan varlık, hep bizim tarafımızı tutuyor. Var olsun...

Markopaşa Yazıları ve Ötekiler, Sabahattin AliMarkopaşa Yazıları ve Ötekiler, Sabahattin Ali

Sabahattin Ali
Sabahattin Ali, 1 Kasım 1947’de, yani öldürülmesinden bir yıl önce Merhumpaşa gazetesinde ne diyordu:

“Bir yıldan beri bu gazetede türlü fikirler ortaya attık. Bu fikirler yüzünden türlü hücumlara uğradık. Biz isterdik ki, bize hücum edenler, karşımıza, yani halkın önüne yine birtakım fikirlerle çıksınlar. Ne gezer! Onlar sadece sövmüşler. Gaziantep’ten İstanbul’a, İzmir’den Samsun’a ve Çarşamba’ya kadar, yurdun dört bucağında çıkan bir sürü gazete ve dergide, aleyhimize üç yüzden fazla yazı çıkmış… Bir tekinde olsun, bir tek fikrimiz, bir tek satırımız ele alınıp, çürütülmemiş. Sadece küfür edilmiş. Biz demişiz ki: Bu memleketin istiklali her şeyden üstündür. Milletin oluk gibi kan akıtarak kazandığı bu istiklali, siyasi oyunlara alet edip, elden kaçırmayalım. Sömürücü devletlerin elinde oyuncak olmayalım! Cevap vermişler: Hain, satılmış, Bolşevik ajanı!.. Biz demişiz ki: Yıllardan beri arkası gelmeyen dalavereler, arsa oyunları, memleket dışına para kaçırma rezaletleri, esrarı çözülmeyen cinayetler, millet malı soygunculukları alıp yürümüştür… Bu gidişatın sonu hayra çıkmaz. Cevap vermişler: Müfsit (ara bozucu), tezvirci (yalancı), komünist!”

Onur Özkan, bir alıntı ekledi.
27 Şub 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Girit yine silâha sarıldı. «Tuh!» dedim, «lanet olsun şansıma be...
Şu Girit bir türlü bizi rahat bırakmayacak mı?»
Yumaklarla dulları bıraktım, bir tüfek aldım, öbür başıboşlarla birleştim ve
Girit yolunu tuttuk.

Zorba sustu. Şimdi kumlu, sakin bir kıyının önünden geçiyorduk,
dalgalar bu kıyının çevrelediği körfeze girip yayılıyor, ama kırılmadan,
sadece kumların kenarında biraz köpük bırakıyorlardı.
Bulutlar dağılmıştı, güneş parlıyordu, vahşi Girit,
sakinleşmiş bir halde gülümsemekteydi.

Zorba dönüp alaylı alaylı beni süzdü:
— Patron, dedi, sen şimdi sanıyorsun ki, oturup sana, âdet olduğu üzere
Girit'te kaç müslümanın kafasını koparıp, kaçının kulağını kestiğimi anlatacağım. Bunu aklından çıkar; ben bunu yapmaya üşeniyor, utanıyorum.
Aklınım başımda olduğu şu sırada, sana hiçbir şey yapmamış olan başka
bir insana saldırıp onu ısırmanı, burnunu koparmanı, kulağını kesmeni, karnını deşmeni ve bu arada Tanrı'yı da yardıma çağırmanı gerektiren
bu kudurganlık nedir diye düşünüyorum;
bu, Tanrı da gelip burun ve kulak kessin ve işkembe deşsin mi demektir?..
Ama, o zaman kanım kaynıyordu patron; düşünecek kafa nerde bende?

Tam ve namuslu düşünceler, sessizlik, ihtiyarlık ve dişsizlik ister.
Dişsiz olduğun zaman: «Ayıp çocuklar, ısırmayın!» demek kolaydır.
Ama, otuz dişin olunca... İnsan gençliğinde canavardır, evcilleşmek
bilmez canavardır ve insan yer. Başını salladı:
— Kuzular, tavuklar ve domuz yavruları da yer ama, hayır, insan yemezse
doymaz! dedi ve sigarasını kahve tabağında ezdi. Hayır, doymaz!
Sen ne dersin bilgin hazretleri?

Sonra karşılık beklemeden gözleriyle beni tartarak:
— Ne diyebilirsin sanki? dedi. Anladığıma göre zatıâliniz aç kalmadı hiç,
adam öldürmedi, çalmadı, suç işlemedi... öyleyse, dünyayı nasıl anlarsın sen?
Ve açık bir horgörüyle mırıldandı:
— Olgunlaşmamış bir beyin, gün görmemiş bir ten...
iş görmemiş ellerim, solgun benzim ve gün-görmemiş hayatımdan
dolayı ben de utandım.

Zorba sanki bir süngeri tutuyor da siliyor-muş gibi kocaman elini masanın
üzerinde alçaltıcı bir hareketle sürükleyerek,
— Olsun, dedi, olsun. Senden yalnız bir şey sormak istiyorum:
Sen bir bavul dolusu sayfa okumuş olmalısın, belki bilirsin...

— De bakalım Zorba, nedir?
— Burada insanı şaşırtan bir şey oluyor, patron...
Bu tuhaflık içinde akim şaşıyor. Biz çetelerin yaptığı bütün o alçaklıklar,
hırsızlıklar, kıyımlar, Girit'e Prens Yorgos'u, yani özgürlüğü getirdi.

Gözleri iyice açılmış, şaşkınca bana baktı:
— Sır! diye mırıldandı, büyük sır! Dünyaya özgürlüğün gelmesi için bu
kadar cinayetler ve alçaklıklar mı gerekli yani? Çünkü, oturup sana
işlediğimiz cinayetlerle yaptığımız alçaklıkları saysam tüylerin ürperir.
Fakat sonuç ne oldu? Özgürlük! Tanrı yıldırımını atıp bizi yakacağına
özgürlüğü veriyor? Hiçbir şey anlamıyorum!..

Yardım istermiş gibi bana baktı.
Bu sırrın kendisini çok üzdüğü ve bir çıkar yol bulamadığı belliydi.
Üzüntüyle sordu:
— Sen anlıyor musun patron?
Ne anlayacaktım? Ne söyleyecektim? Tanrı dediğiniz şey yoktur,
ya da Tanrı cinayetlerle alçaklıkları seviyor da ondan, ya da bizim cinayet
ve alçaklık dediklerimiz savaş ve dünya özgürlüğü için gereklidir mi diyecektim?
Fakat ben Zorba için başka bir açıklama yolu bulmaya çalıştım.
— Gübre ve pislikten bir çiçek nasıl filizlenip beslenir?
Varsay ki Zorba, insan gübre, özgürlük de çiçektir.

Zorba yumruğunu masaya vurup,
— İyi ama, dedi, ya tohum? Bir çiçeğin bitmesi için tohum gerekli.
Bizim pis içimize, böyle bir tohumu kim koydu?
Bu tohum niçin iyilik ve namusla beslenip çiçek açmasın?
Ve kanla pislik istesin? Başımı salladım,
— Bilmem.
Kim biliyor?
Kimse.

Zorba bunun üzerine umutsuzca çevresine vahşi vahşi bakarak bağırdı:
— Öyleyse vapurları, makinaları, kolalı giysileri ne yapayım ben?
Yanımızdaki masada oturup kahvelerini içen, deniz tutmasından berbat olmuş
iki üç kişi canlandı, kavga kokusu alarak kulak kabarttılar.

Zorba gözetilmekten tiksinip sesini alçalttı:
— Bırakalım bunları, şeytan alsın! dedi. Bunları düşündüğüm zaman, önümde
ne varsa kırasım. geliyor, bir sandalyeyi, bir lambayı ya da duvara vurarak
kafamı! Sonra ne anlıyorum? Elinin körünü; ya kırdıklarımın parasını
ödüyorum, ya da eczaneye gidip kafamı gazlı bezlerle sardırıyorum.
Eğer Tanrı varsa, o zaman çuvalladık değil mi?
Beni gökyüzünden dikizleyip, gülmekten katılıyordur.
Kendisine dadanmış bir sineği kovarmış gibi avucunu şiddetle salladı.

Bıkmış bir halde,
— Kısacası, dedi, sana söylemek istediğim şey şu: Kırallık gemisi bayraklarla
donanmış halde yaklaşıp toplar atıldıktan ve Prens, Girit'e ayak bastıktan sonra...
Sen özgürlüğüne kavuştuğu için tümden deliren bir halk gördün mü? Hayır mı?
Öyleyse, zavallı patronum, kör doğdun, kör öleceksin demektir. Ben bin yıl
yaşasam ve etimin yalnız bir lokmacığı kalsa bile, o gün gördüğümü
unutmayacağım. Eğer insan gökteki cennetini kendisi seçseydi ki böyle olması
gerek, çünkü Cennet bu demektir! Yaradana şöyle derdim ben: «Tanrım bırak
benim Cennetim frenk üzümleri ve bayraklarla süslü bir Girit olsun ve Prens
Yorgos'un Girit'e ayak bastığı an sonsuza dek sürsün.»

Zorba yine sustu. Bıyığını burdu, bir bardağı ağzına kadar buzlu suyla doldurdu,
bir solukta içti.
— Girit'e ne oldu, Zorba? Söylesene! Zorba yine sertleşerek:
— Çene mi çalacağız? dedi. Yahu, ben sana diyorum ki, bu dünya sır
dünyasıdır, insan da büyük bir canavar! Büyük canavar ve büyük Tanrı.

Adı Yorgaros olan ve benimle birlikte Makedonya'dan gelip çok büyük işler
ve çok büyük bir ün yapmış pis bir domuz olan cani bir komitacı ağlıyordu,
«Ne ağlıyorsun ulan be domuz?» dedim. Fakat o üzerime atıldı,
hababam beni öpüp, küçük bir çocuk gibi ağlamasını sürdürdü.
Sonra bu alçak herif kemerini çıkardı.
Öldürdüğü kişilerden ve bastığı evlerden çaldığı altın liraları çıkarıp
avuç avuç havaya fırlattı. Anladın mı patron? özgürlük bu demektir!

Kalktım, temiz hava almak için güverteye çıktım.
Özgürlük bu demektir! diye düşündüm. Bir hastalığa yakalanıp altın liralar
toplayacak, sonra da birden hastalığını yenip bütün varını yoğunu
havaya savuracaksın.
Hastalığın birinden kurtulup daha büyük başka birine tutulasın...
Fakat, bu da esirlik değil midir, acaba? İnsan, soyu için, Tanrı için,
kendini bir düşünce uğruna feda mı etmelidir?
Ya da, acaba efendimiz ne kadar yüksekteyse, tutsaklık zincirimiz de o kadar
uzuyor ve o zaman çok geniş bir harmanın içinde sıçrayıp oynuyor,
sonra ucunu bulamadan ölüyoruz, bunun adına da özgürlük mi demişiz yoksa?

Zorba, Nikos KazancakisZorba, Nikos Kazancakis
Deniz Atakan Çamlıca, 5. Dalga'yı inceledi.
04 Eki 2015 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 9/10 puan

Eveeet, ben geldim. Uzun zamandır 5. Dalga'nın okuma durumumda gözüktüğünü farkettim. Bu ara hayatım karışık biraz, teknik nedenler de araya girince güncelleme yapmayı unutmuşum.

"Uğrunda yaşadığımız her şeyi yok ettiler. Şimdi de uğrunda öleceğimiz şeylerin peşindeler!"

Hazır Mars'ta su bulundu. Evrendeki varlığımız tekrar gündeme gelmeye başladı. Geçtiğimiz aylarda Rusya uzaylılarla ilgili açıklama yaptı derken, kitap tam zamanında denk geldi bana... Uzaylıların Dünyamıza gelmesiyle insanların hayatının nasıl cehenneme döndüğünü anlatıyor kitap... Zaten en sevdiğim konulardan biri olunca yazarımızın işi kolaylaştı diyebilirim ;) Konu uzaylılar olunca hemen klişedir diye damgayı basmayın. Yazarımız Rick'in cidden sağlam bir anlatımı var. Sıradan bir konuyu sıradışı hale getirmiş kendisi... Bu fiziksel olarak hayatta kalma savaşını psikolojik savaşa da taşımış ve bunu çok iyi başarmış. Sürekli alıntı paylaşmak istediğim, beğendim yerlerin sayfa numaralarını not alırken kağıdı tıka basa doldurduğum sayılı kitaplardan...

"1. Dalga: Işıklar söner. 2. Dalga: Sular yükselir. 3. Dalga: Salgın. 4. Dalga: Susturucu. Sırada ne var, Evan? 5. Dalga'da ne gelecek?"

Klasik dünya ahalisi olarak uzaylıların ilk gelişini mutlulukla karşılamışız. Onları evimize davet etmişiz, buyrun soframıza oturun seve seve ağırlarız demişiz. Bunlarda tık yok tabii... Öylee atmosferimiz üzerinde sessiz sakin gemileri takılmaya devam etmiş. İletişim bile kurulamamış. Yahu adamların zaten iyi niyeti olsa gelmeden önce izin istemez mi? Evinizi ziyarete gelicez, biz dostuz diye iletişime geçmez mi? Diplomasi bu şekilde değil midir benim süper zeka insanlık kardeşlerim! :( Bir süre onların niyetindeki bu belirsizlik devam etmiş. Taa ki onlar insanlığın kökünü kurutmak için harekete geçene kadar...

"Gülümsemeyle bir derdin mi var senin?"
"Kaybettiğim ilk şey oydu."

Kitap birden fazla kişinin bakış açısından anlatılıyor. Genelde bu tarz kitaplar okurken kişiyi zorlar, hatta 5. Dalga'da ilk geçiş oldukça sert ama herkesin hikayesi öyle farklı yönlerde ilerliyorki bir süre sonra hangisini okumak istediğini şaşırıyor insan... Karakterler, replikler, olay örgüsü ve iç sesler hepsi güzelce harmanlanmış. Cassie, Ben, Evan, Sammy derken özellikle insanlığın psikolojik savaşı oldukça etkileyici...

Sadece uzaylılarla savaşmıyorlar, kendi korkularıyla, kendi şeytanlarıyla da her gün yüzyüze geliyorlar. Bu uzaylılar hiç öyle filmlerde gördüğümüz gibi değil. Öyle garip saçma sapan evrimleşmiş yaratıklar yok karşımızda... Bir bakıyoruz ki onlar çoktan biz olmuş aramıza karışmış bile...

"Ben ne kaçıyordum ne de saklanıyordum, ben yüzleşiyordum.
Çünkü eğer son kalan bensem, insanlığın ta kendisiydim.
Ve eğer bu insanlığın son savaşıysa, onun savaş meydanı da bizzat bendim."

Karakterler çok inandırıcı, çok bizden... Cassie eski hayatında sıradan bir öğrenci... Notlarını yüksek tutmaya çalışan, okulun en popüler erkeğinden hoşlanan ama ona bir türlü duygularını itiraf edemeyen, yine de sürekli onunla ilgili hayaller kuran sıradan bir kız... Uzaylıların gelmesiyle hayatı tepetaklak oluyor. 3. Dalga ile önce annesini ondan alıyorlar, 4. Dalga ile de babasını... 5. Dalga'nın belirsizliğinde kardeşi Sammy de ondan alınınca artık ona verdiği sözü tutmak için o uzaylı zımbırtılarını cehennemin dibine yollamaya hazır.

"Sana ölümü sevmeyi öğreteceğim. Senin içini kederden, pişmanlıktan, kendine acımaktan arındıracağım ve yerini nefret, kurnazlık ve intikam ruhuyla dolduracağım. Son direnişimi burada yapacağım, Benjamin Thomas Parish."

Ben'in Cassie'nin bu vahim durumundan önceki mutlu, sıradan hayatının bir göstergesi olarak bahsi geçen öylesine biri olduğunu sanırken çocuk doruk noktamız çıktı, iyi mi? Hazırlıksız yakalandım, kabul ediyorum. Onun bakış açısını okurken inanılmaz zevk aldım.

"Ben insan olduğunu hayal eden bir köpek balığıyım."

Evan... Cassie ile ilk karşılaştığında onun kim olduğunu tahmin etmiştim zaten... Ama bu aralarındaki konuşmaların, iletişimin, yaşadıkları paylaşımın! güzelliğini söndürmedi benim için... Cassie onunla olduğu sahnelerde beni bazen uyuz etse de kız haklı... Uzaylı başbelaları insanlığın en önemli özelliği olan "Güven Duygumuzu" yerle bir etmede hiç de fena bir iş çıkarmamış. Ve son olarak acaba nerdesin Evan, başına ne geldi?

Türü seviyorsanız kitabı da benim gibi seveceksiniz. Bir puanı nerden kırdım derseniz tüm bu sevdiğim yönlere rağmen kitapta nedense ufak bir eksiklik buldum. İnanın ne olduğunu ben de bilmiyorum. Belki de bu ara çok yoğun olduğumdan kitabı bölük pörçük okuduğumdandır. Yoksa yazarın anlatımına lafım yok. Özellikle son 100 sayfa nefes nefeseydi ♥ Gerçi sondaki sahneyi biraz gereksiz buldum o ayrı mesele... Ocak 2016'da da filmi geliyormuş, bakalım nasıl bir uyarlama izlicez ;) Herkese iyi okumalar :)

Başak Yılmaz, bir alıntı ekledi.
08 Eyl 2015

Biz demişiz ki: Bu memleketin bağımsızlığı herşeyden üstündür. Milletin oluk gibi kan akıtarak kazandığı bu bağımsızlığı, siyasi oyunlarına alet edip elden kaçırmayalım. Sömürücü sınıfların elinde oyuncak olmayalım.
Cevap vermişler : Hain, satılmış, bolşevik ajanı!...
Biz demişiz ki: Yabancı sermayeye imtiyazlar vermeyelim, memleketin mali ve askeri işlerine yabancılar burunlarını sokmasınlar. Hem soyuluruz, hem de bir dünya patırtısı çıkarsa, arada biz eziliriz.
Cevap vermişler: Demokrasi düşmanı, moskova ağzı konuşan kızıl!...
Biz demişiz ki : Halkın selametini (güvenliğini) sağlamakla görevlendirilmiş olanların siyaset oyunlarına katılmaya, halka zulmetmeye, onu dövmeye ve hakın sırtına binmeye, onu tabutluklara kapatmaya hakları yoktur. Bunun önüne geçilsin.
Cevap vermişler: Bozguncu, devlet düşmanı, anarşist
Biz demişiz ki : Yıllardan beridir arkası gelmeyen dalavereler, arsa oyunları, memleket dışına para kaçırma rezaletleri, esrarı çözülmeyen cinayetler, millet malı soygunculuktan alıp yürümüştür. Öte yanda, millet kara sabanın arkasında donsuz didiniyor. Bu gidişin sonu hayra çıkmaz
Cevap vermişler : Mufsit, tezvirci, komünist!...

Sabahattin AliSabahattin Ali