Tarihe Saygı
Özbek köylüleri Komünizm zamanında sahabe kabirleri yıkılmasın diye evlerini büyütüp kabirleri evlerinin içlerine alıyorlar.. Bir asra yakın o kabirleri saklıyorlar.. İşte bu kadar derin ve tarihine saygın milletiz biz..
Tarihine sahip çıkmayan, onu korumaktan aciz insan yaşasa kaç yazar?!

Gerçekten bakmak
Yıllar önce arkadaşımla Doktorlar caddesinde bir yaz günü gezerken yorulduğumuzu fark edip bir banka oturalım dedik. Eskişehir i bilenler bu caddenin kalabalıklığından da haberdardır. Boş bank bulamayınca bir teyzemizin yanına oturduk. Bankın yakınlarnda hep dükkanlar vardır en sevdiğim caddelerden biridir burası. Yakınımızda da bir fotoğrafçı varmış çok acele içinde olan gelin ve damadın hızla oraya gittmesiyle fark ettik bunu. Pür dikkat onları izlemeye koyulmuşken o ana kadar sesizlik içinde olan teyzemiz konuşmaya başladı. Çocuklar dedi biliyor musunuz insanlar birbirinin yüzüne gerçekte ne zaman bakar? Bu tarz soruları bilirsiniz cevabı teyzede (yani soranda) olur ve siz de ona acaba nedir nedir diye kafanızdaki soru işaretleri ile bakarsınız. Teyze açıklamalarına başladı biz de tanımadığımız bu kişinin bizimle konuşacak kadar önem verdiği bilgelik dolu sözleri dinlemeye başladık. "İnsanlar birbirinin yüzüne hayatya gerçekten üç kere bakar. Birincisi doğduğunda ikincisi evlendiğinde üçüncüsü ise öldüğündedir " dedi. Bu üçünden evlenenler vardı o gün karşımızda. Ne zaman bu üçlüden herhangi biri ile karşılaşsam tanımadığım teyzemizin sözleri gelir aklıma ve gülümserim tabi bu üçlüden o gün karşımda olan doğum ya da düğünse.

Sümeyye TETİK, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

"Siz ilminizi resimlerden (harflerden) ve ölülerden ölü olarak aldınız. Biz ise, ilmimizi, hayat kaynağı olan ve hiç ölmeyecek olandan, yani Allah'tan aldık!" Doğruları en iyi bilen Allah'tır. Dönüş de O'nadır."

(Bayezid-i Bistami)

Mana Deryasının İncisi Muhyiddin İbni Arabi, Hasan Karagözoğlu (Sayfa 279 - Kırk Kandil)Mana Deryasının İncisi Muhyiddin İbni Arabi, Hasan Karagözoğlu (Sayfa 279 - Kırk Kandil)
Yonca, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

"Artık rahatlıkla şunu söyleyebiliriz: Ufkunuzda ne varsa, o olursunuz...
Ve ancak hayalinizle hedefiniz kadar varsınız."

Biz Osmanlıyız, Yavuz BahadıroğluBiz Osmanlıyız, Yavuz Bahadıroğlu
Pol Gara, bir alıntı ekledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Ama biz, o büyük adamı bıraktık. Oysa o, yüzde yüz gerçek olan öykümüzün tuttuğu bu olağanüstü yolun asıl sorumlusu sayılabilir. İlk önce hakkını yemiş olmamak için söyleyelim ki, büyük adam, iyice haşladığı zavallı Akakiy Akakiyeviç’e biraz acımıştı. Acıma, ona hiç de yabancı bir duygu değildi. Zaman zaman yüreğinde birçok iyi kıpırdanış duyardı; ama konumu, zaman zaman, bunların ortaya çıkmasına engel oluyordu. Daha çalışma odasından arkadaşı çıkar çıkmaz, Akakiy Akakiyeviç’i düşündü. Görev sırasında paylamasına dayanamayan zavallı memur, o günden sonra da sık sık gözlerinin önüne geliyordu. Akakiy Akakiyeviç’i düşüne düşüne öyle bir kaygıya düştü ki, bir hafta sonra, nasıl olduğunu, yitik palto işinde kendisine yardım edip edemeyeceğini anlamak için ona bir memur göndermeye bile karar verdi. Akakiy Akakiyeviç’in ateşler içinde yana yana, kısa bir zamanda öldüğünü haber alınca şaşırmış, vicdan azabı duymuş, bütün gün içi sıkılmıştı. Akşam olunca, bu rahatsız edici duyguyu biraz unutmak, biraz vakit geçirmek için bir arkadaşına gitmiş, orada oldukça büyük bir topluluğa raslamıştı. İşin iyi yanı da, orada hemen herkes aynı rütbede olduğu için kendisini özgür duyumsadı. Açılmaya başladı, hoş konuşan, nazik bir adam oldu. Kısacası, vaktini çok güzel geçirdi.

shf: 70, 71

Palto, Nikolay Vasilyeviç Gogol (Sayfa 70 - ...)Palto, Nikolay Vasilyeviç Gogol (Sayfa 70 - ...)

《İç dökümü》
Ramazan davulcularından gına geldi artık! Dün gece saat 22'ye doğru zili çalan davulcuya eşim kapıyı açmadan cevap verdi ve gittiğini düşünerek döndü geliyordu ki zil ısrarla çalınmaya devam etti! Eşim de kapıyı açıp kızdı adama haklı olarak zira 10 aylık bebeğimiz var ve uyutmak için akla karayı seçiyoruz. Tam o zaman da yeni uyumuştu. Davulcu efendinin zili çalması ile yavrum çığlık çığlığa ağladı çok korktu. Bir diğer davulcu da aşağıda davula vuruyordu. Bunlar da bir tür maganda! Sabaha kadar uyumadı çocuğum. Gece bir ara uyudu yerine yatırdım çok geçmeden yine davulcular başladı...Zaten bununla insanları uyandırmak değil amaç, bir gelenek olduğu için yapılıyor. Ama gerçekten top patlar gibi o yüksek ve korkunç ses bir bebeği korkutmaya yeter! Ve bebeğim yine ağlayarak uyandı...Sabaha kadar o da biz de uyumadık.

Hep oruç tutana saygı göstermekten bahsediyorlar. Herkes oruç tutmayabiliyor. Tutan da var tutmayan da. Bu da tutmayanlar için, tutsa bile bebeği olanlar için saygısızlık değil mi? Herkesin akıllı akılsız telefonu var o olmadı saati var. Alarmı kurup uyanıyor zaten uyanmak isteyen. Bu bir tür saygısızlıktır. Ramazanda dondurma yiyen çocuklara saldırmakla saygılı olunmuyor. Bu söylediklerimden oruç tutanlara hakaret içerikli bir şeyler çıkarılmasın. Herkesin hür iradesi var. İsteyen tutar isteyen tutmaz. Saygı başka bir şey...

Özgecan YILDIRAN, Şeker Portakalı'ı inceledi.
5 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde

Kitap bittiğinde , Seni yalnızlığından öpüp , sarı saçlarını okşamak istedim Zezé . Hatta, istediğin güzel bir pasta ve limonata karşılığında bana sarılmanı bile isteyebilirdim.
Yaşına tam olarak karar veremedigini biliyorum. Biz beş kabul edecek olursak eğer , hırpalarcasına o minik bedenine yediğin her dayak sonrası Xururca ve Portuga'ya harika cümleler kurman müthişti. Kendi hayatımın Xururcasını düşündürttün.
Zezé anlayacağın sana ,Açlık ve yoksulluk bakkaliyesinden istediğin kadar abur cubur alasım geldi yahu :) Bırak boşver baban Camel mı içiyor Winston mu içiyor . Biz senle içi şeker dolu bi kazana düşelim , bisiklete atlayıp güneşin battığı yere doğru pedal çevirelim. Yorulursak şeker portakalının gölgesinde dinleniriz. O kadar yolu nasıl gideriz dersen, gider gibi yaparız. ;)

Evet Okumakta geç kaldığım Güzel bir kitap ve kitabın adının da önüne geçmiş bir karakter Zezé.
Şeker portakalı diyince akla hemen gelecek olan bir kaç alıntıyı da şuraya bırakıyorum.
-- Daha çok anlat dedim.
hoşuna gidiyor mu?
Çok. Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.
Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz.
Gider gibi yaparız.
--kimseden hiç bir şey beklemiyorum böylece hayal kırıklığına da uğramıyorum.
--herkes her zaman haklı , bende hiç bir zaman
--insan yüreğinin bütün sevdiklerini içine alabilmesi için çok büyük olması gerektiğini bilmelisin.
--Uyuyalım insan uyudu mu her şeyi unutur

Meşrebi Kalender, Karamazov Kardeşler'i inceledi.
6 saat önce · Kitabı okudu · 80 günde · Puan vermedi

Rus romanlarındaki karakterleri birbirine karıştırmamak için, karakterlerin ismini not almaya gerek duymayan herhangi bir ademoğlu varsa, onun dimağına Fransız öpücüğü vermek gibi sapıkça fantezim olduğunu itiraf ederekten itici bir girizgahla vira Bismillah diyelim.

İsimleri ayrı karın ağrısı kısaltmaları ayrı…

Biz; İbrahim’e İbo deriz, İsmail’e İso deriz ya da adını anmak yerine “ naber la bebe”, “muhtar”, “müdür” diyerekten gariplikler yaparız. Ama asla ve kata Dimitri ismini “Mitya” diye kısaltıp insanları, kitap içinde “buralarda canı yanan bir çocuk vardı gördünüz mü komşular” der gibi hangi karakter hangisiydi diye satır satır aratmayız.

Post modern Rus zulmü diye işte buna derler a dostlar.

Aslında bu klasiklerle genel olarak başım belada! ( Nerden baksan tutarsızlık. Nerden baksan tutarsızlık. Nerden baksan ahmakça, ayrıca )

Tam hava atacağım, sorulan klasiği, “ tabi ki okudum pirim” diye, ŞAK! Önüme koyuyorlar benim okuduğum kitabın en az üç katı kalınlığında bir tuğlayı.

Yaşadığım şaşkınlğı şu şekilde tahayyül edebilirsiniz. Hani azıcık ıspanak yemeği ile azıcık yoğurdu bir tabak içinde karıştırdığında ortaya çıkması gereken “voltran”ın birkaç katı daha büyük hacimde bir karışım elde ederiz ya, işte öyle bir şey.

O tuğla kadar ( 1008 sayfa bu arada) kitaptan 300 küsür sayfalık özeti çıkaran ve kitabın orijinali diye yutturan, yok etme konusunda Houdini’yi kıskandıracak yeteneğe sahip editöre kızmam, helal olsun derim. Et ile bütünleşmiş bir kot pantolonun cebinden, sahibinin ruhu duymadan cep telefonunu çalan bir “cepçi”nin yeteneğine duyduğum saygı ile aynı duygu ama, anlayana…

1984 romanındaki yıllar sonra ortaya çıkan basım hatası gibi bir şeyden bahsetmiyorum burada..
Zaten telif hakkı vermiyorsun, rahmetliler öleli 70 yıldan fazla oldu diye, bari biraz insafın olsun da kitabın başına bir uyarı yazısı yaz şu şekilde: YAKLAŞIK 700 SAYFA EL DEĞMEDEN İTİNA İLE KATLEDİLMİŞTİR.

Kitabımızın konusuna gelebilirsek; öz oğullarına karşı; Şemsi İnkaya’yı bile, eline su dökemeyecek hale sokacak, üvey babalık yapan yapan Fyodor ve oğullarının aşırı bunaltıcı ( sıkıcı demedim ) hikayesi.

Karakterlerin “gri”liği okuyucuyu kitaba bağlıyor. Her biri, bir şekilde, bir kötülüğün başrolü veya sponsoru. Ama hepsinin “yaptım ama niye yaptım” mazereti cebinde hazır. Uyarıyorum, çok ikna ediciler…

Dengesiz tanımsız olarak tarif edebileceğimiz bir çok duyguyu biz kifayetsizliğimizden tanımlayamaz haldeyken;yazar, öyle cümlelerle anlatıyor ki hayranlıktan ve kelime dağarcığımızın kapasitesinden sadece “AYNEN” diyebiliyoruz.

En küçük oğlun kilisedeki görevi nedeniyle, din hakkında sayfalarca süren farklı bakış açıları ile karşılaşıyoruz. Dine karşı; başın sıkıştığında veya bir şeyi çok fazla arzuladığında kapısını çaldığın, kendisinden mucizeler beklenen sadece bir “sihir” aracı muamelesinin, beynelmilel olduğunu görüp çirkin bir rahatlama yaşıyorsun.

Ayrıca Türklere pek sempati beslemediğini burada da tekrarlasa bile kendi toplumuna karşı da epey giydirdiğini belirteyim.

Kitapta cahil olarak gösterilen bazı karakterlerin, eski ve yeni Ahit’ten, antik yunan destanlarından, bir çok romandan, Fransızca ve Latince sözlerle atıflar yapması çok eğreti duruyor. ( Aha! Dosto’ya çaktım! Gerçi zamanında Tolstoy’a da laf atmaya cesaret etmiş bir bünyeden bahsediyoruz. TEŞHİS: ŞUURSUZLUKTA NİRVANASIZLIK SENDROMU )

Biraderlerden biri olan Dimitri’nin bir subayla tartışması ve subayın kendi oğlunun onlarla beraber olduğu bir ortamda yaşadığı büyük öfke patlaması, gururu, kederi özellikle de para teklifine verdiği karşılık, bakalım kimlerin aklına Kış Uykusu filmindeki Nejat İşler’in o etkileyici sahnesini hatırlatacak. ( NBC ve Demirkubuz gibi yönetmenlerin güzel ülkemde kimi zaman subliminal kimi zaman da sok gözüne gözüne şeklinde Dostoyevski sevgisi aşılaması, Dosto kitaplarına olan ilgiyi arttırdığını düşündüğümü de şöyle bir köşeye bırakıyım.)

Kitabın başından itibaren, yer yer kafasını uzatıp “ben de buradayım” diyen hanım hanımcık kızımız Liza’nın yavaş yavaş psikopata bağlamasına tanıklık edeceğiz. Hele 756. sayfadan sonraki birkaç sayfada bulunan Liza’nın diyaloglarını dinledikten sonra; Leon filmindeki Gary Oldman’nın canlandırdığı komiser karakterinin bile kızımızın yanında “benim applammm var ya benim applaammm, öyle bir saykodur ki…” diye başlayan hikayeleri ballandıra ballandıra anlatan bir yancıdan başka bir şey olamayacağını göreceksiniz.

Katil ortaya çıktığında “ Şerefsizim benim aklıma gelmişti, gerçek!!! “ nidaları arasında “ Deli Emin” e bir selam gönderip, dava sürecindeki karakter çözümlemelerine “gavur yapmış abi” diye edebi bir yorum yapıp saygısızlık yapmaktan korkup geri kalan sayfaları saygı duruşunda okuyacaksınız.

Sözün özü; kitap boyu en çok hissedilen duygu sevgisizlik ve onun doğurduğu yalnızlık. Kitap boyu kroşelerini hiçbir karakterden esirgemiyorlar.

Ağızda pipo ile Godot’yu bekler gibi değil; Otogargara oyununda, hiç gelmeyecek olan Elazığ otobüsünü, kıytırık bir bank üzerinde çaresizce, bekler gibi bekliyorlar bir tutam sevgiyi…

https://www.youtube.com/watch?v=JjI9lTdUU4Q

Kuşlar her sabah avazları çıktığı kadar bağırarak bize o korkunç, acımasız gerçeği haykırıyorlar. Maalesef ki biz kuşların dilinden anlamıyoruz.

Asya, bir alıntı ekledi.
 7 saat önce

Dünya çarşılarının en küçük meyhanesi. Ve biz, milyarlarca, aşkın, yalanın, alçaklığın, kahramanlığın; kapıları, kapakları, yasaklarıyla, bu acayip kaos karanlığında, biz ikimiz! İki müthiş hasret, iki parça can... Ve canımda o ölüm namussuzu...

Leylim Leylim, Ahmed Arif (Sayfa 4)Leylim Leylim, Ahmed Arif (Sayfa 4)