• Varsa yoksa Bizans oyunları, ayak oyunları, particilik oyunları, halkla oynamak, demokrasiyle oynamak, kumar, hile ve desise.
    Haluk Gerger
    Belge Yayınları, Birinci Baskı- Nisan 1994, Gündem 22 Aralık 1992
  • Buraya yeni üye olduğumda (ocak 2016) 30 civari begeni alan bir ileti gunun en begenilen iletisi, 40 civari begeni alan bir alıntı günün en beğenilen alıntısı olabiliyordu. Şimdi ilk elliye bile göremiyor bu rakamlar.
    Çıta mı çok yükseldi yoksa bizans oyunları mi dönüyor anlamadım. Iyi ki varsın 1k
  • “Konstantin 326 yılında, Minervina'dan olma oğlu Crispus'u zehirleyerek, karısı Fausta'yı ise aşırı ısıtılmış bir hamama kapatarak öldürdü ve her ikisinin de isimlerini tüm kayıtlardan sildirdi.
    Crispus ile üvey anası Fausta arasında bir ilişkiden söz edilse de bu idamların nedeni tam olarak bilinmemektedir.”
    Simon Baker
    Sayfa 363 - Say Yayınları
  • İmparator olmak tehlikeli bir işti. Birçok Roma İmparatoru yatağında, huzur içinde ölemedi.

    İlk 10 Roma İmparatoru'nun Ölümü

    AUGUSTUS: 71 yaşında, doğal nedenlerle ölmüş olabilir, fakat karısı Livia tarafından zehirlendiğine dair söylentiler çıkmıştı.

    TIBERIUS: 77 yaşında, doğal nedenlerle öldü, fakat Caligula'nın onu boğdurduğuna dair bir dedikodu yayılmıştı.

    CALIGULA: 29 yaşındayken kendi muhafızları tarafından öldürüldü.

    CLAUDIUS: 64 yaşındayken, muhtemelen karısı Agrippina tarafından zehirlendi.

    NERO: 31 yaşındayken, tahttan indirildikten sonra intihar etti.

    GALBA: 72 yaşında ve hasta iken, Otho'nun askerleri tarafından öldürüldü. Tahtta sadece 7 ay kalabildi.

    OTHO: Sadece 3 ay tahtta kaldıktan sonra, Vitellius'a yenilince 37 yaşında intihar etti.

    VITELLIUS: Sadece sekiz ay tahtta kaldı ve 54 yaşında, Vespesianus'un askerleri tarafından öldürüldü.

    VESPESIANUS: 70 yaşında doğal nedenlerle öldü.

    TITUS: 42 yaşındayken geçirdiği bir humma sonucunda öldü, hekimi tarafından zehirlenmiş olması da ihtimaller dahilinde.
  • Efendilerimiz, bizim daima düşmanımız oldular ve şimdi de her zamankinden daha çok yanılgı içindeler, çünkü bizim bu kadar kalabalık olmamız onların hatası; yüzyıllar ve hatta binyıllardır işe koşabilecekleri ve ölüme sürükleyebilecekleri astlarının çoğalmasını istiyorlar. Dünyanın parçalandığı ve insanların toprak sıkıntısı çektiği günümüzde, doğan bu milyarların ihtiyaçlarını karşılamak bahanesiyle, düşleri elli katlı evler inşa etmek ve dünyayı sanayileştirmek, çünkü onlara -kendi iddialarına rağmen- her zaman ve her zaman daha fazla canlı gerekiyor. İçinde tükendiğimiz cehennemi sistemli biçimde örgütlüyorlar, düşünmemizi engellemek için bize aptalca gösteriler sunuyorlar, duyarlılığımızı barbarlaştıran ve idrak gücümüzün sonunda yok olup gideceği gösteriler; hiçbir şatafattan kaçınmadan ve kendi manyaklıklarına yön vererek bu oyunları kutsayacaklar. Bizans sirkine geri dönüyor ve gerçek sorunlarımızı unutuyoruz, ama o sorunlar bizi unutmuyor, yarın tekrar karşımıza çıkacaklar ve biz şimdiden biliyoruz, bu sorunlar çözümsüz kaldığı sürece savaşa gideceğiz.
  • Efendilerimiz, bizim daima düşmanlarımız oldular ve şimdi de her zamankinden daha çok yanılgı içindeler, çünkü bizim bu kadar kalabalık olmamız onların hatası; yüzyıllar ve hatta binyıllardır işe koşabilecekleri ve ölüme sürükleyebilecekleri astlarının çoğalmasını istiyorlar. Dünyanın parçalandığı ve insanların toprak sıkıntısı çektiği günümüzde, doğan bu milyarların ihtiyaçlarını karşılamak bahanesiyle, düşleri elli katlı evler inşa etmek ve dünyayı sanayileştirmek, çünkü onlara -kendi iddialarına rağmen- her zaman ve her zaman daha fazla canlı gerekiyor. İçinde tükendiğimiz Cehennemi sistemli biçimde örgütlüyorlar, düşünmemizi engellemek için bize aptalca gösteriler sunuyorlar, duyarlılığımızı babarlaştıran ve idrak gücümüzün sonunda yok olup gideceği gösteriler; hiçbir şatafattan kaçınmadan ve kendi manyaklıklarına yön vererek bu oyunları kutsayacaklar. Bizans sirkine geri dönüyor ve gerçek sorunlarımızı unutuyoruz, ama o sorunlar bizi unutmuyor, yarın tekrar karşımıza çıkacaklar ve biz şimdiden biliyoruz, bu sorunlar çözümsüz kaldığı sürece savaşa gideceğiz.
    Albert Caraco
    Sayfa 20 - Sel Yayıncılık
  • Konstantiniyye Oteli – Zülfi Livaneli


    Okudukça, bugüne kadar hiç okuma yapmadığım hissine kapılıyorum. Yaş yolun yarısını geçmiş ama okuma anlamında bırakın yolun yarısını, okuduklarım ile olsa olsa maraton koşmaya çalışan atletin, koşmadan önce yaptığı ısınma devresindeyim halâ.

    Yetmişli yılların başında doğanların ilkokul çağına “darbe” yapıldığından, birçoğumuz kayıp neslin ürünüyüz. Hele hele yaşadığımız evde okunabilecek “kitap” yoksa, zordur parmakların bir kitapçıda kalın bir kitaba uzanması. Ürker parmaklar, kızarır, terler, utanır...

    Konstantiniyye Oteli adlı kitabı okurken, bu eksiklik yine karşıma çıktı. Mesela Ağrı’daki havalimanının adının Ahmed-i Hani olduğunu biliyordum ama, Hani’nin Suriye medreselerinde Antik Yunan felsefesi'ni, Mezopotamya ve İran medreselerinde ise İslam felsefesi, astronomi, şiir ve sanat tekniği eğitimi aldığını bilmiyordum. Mesela “halk” kültüründen bahsederken “Yunus Emre, Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal, Bayburlu Zihni” deriz ama “Ciğerhun, Faqiyê Teyran, Gomidas”ı bu isimlere eklemediğimiz için “halk” olamadığımızı bir türlü anlamak istemeyiz. Ve bu yüzden, uzun süredir ılık yağmurlar yerine, evlerimize kanlı gözyaşı yağdığını göremiyoruz.

    Kitapda bunlar anlatılmıyor tabiki. Sadece, kitap içerisinde yer alan isimlerden birkaçının çağrışımıydı yukarıda yazdıklarım. Kitabı okurken, etkilenmedim dersem yalan olur. Yazarını beğenirsiniz, beğenmezsiniz o ayrı bir tartışma konusudur. Fakat; kitap içerik olarak öyle güzel kurgulanmış ki, Bizans İmparatorluğunda Belisarios’un otuzbin isyancıyı öldürüşüne de tanık oluyorsunuz, taht kavgası yaşanmasın diye ondokuz çocuğunu boğduran III.Mehmed’e de, bir Işid intihar eylemcisinin hangi ruh haliyle o pimi çektiğine de. Sahi, Ayasofya’nın yanından geçerken, hangimizin aklına gelir bu ondokuz çocuğun sessizce orada yattığı.

    Konstantiniyye Oteli’nin açılışındaki davetlilerin biyografisi üzeriden, Türkiye’nin röntgenini çekiyor yazar. Daha çok, son onbeş yılda Türkiye’nin yaşamış olduğu dönüşüm, bu dönüşümde sınıflar arasındaki uçurumun nasıl derinleştiği ve yer değiştirdiği, yirmi yıl önce varoş diye tabir edilen insanların hangi yollar ile bugün nasıl zenginleştiğini öğrenebiliyoruz.

    Ölüler konuşturulmadan, dünyanın sırrının çözülemeyeceğine inananlardanım. Hiçbirimiz, ama hiçbirimiz yaşadığımız an’ın insanı değiliz. Doğduğumuz yılın insanıyız hepimiz. Çocukluğumuzda, ilk gençliğimizde ne yaşamışsak onun penceresinden bakıyoruz bu ana ve yarına dair o pencereden biriktirdiklerimiz ile plan yapıyoruz. Böyle olmasaydı, hangimiz “Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer” cümlesi ile kendi ruhumuzu bütünleştirmezdik ki. Bakmayın siz şimdiki gençlere. Ellerinde sözüm ona akıllı telefonlar... Sadece kitaplardan okuyacakları misket, saklambaç, yakan top, çelik çomak, üçgen, vb. oyunları asla oynayamayacaklar ellerindeki telefonlar ile.

    Bizler, şeytan uçurtmasının son pilotlarıyız.


    Erkan Ergül
    21.10.2016