Geri Bildirim
  • Cezayirde eskiden çıplak ayakla dolaşırlarmış. Çocukluktan beri böyle dolaştıkları için ayakları nasır tutarmış diken gibi cisimler batınca incinmezlermiş. Bir gün fransızlar gelip bedava terlik dağıtmış hoşlarına gitmiş bu. Zamanla tabi terlik eskiyip yıpranmış kullanılamaz hale gelmiş. Tekrar fransızlara gidip yenisini almak istemişler fakat fransızlar bu sefer para istemiş. Para vermek istemeyen cezayirliler almayız bizde deyip geri gitmişler. Unuttuklari bir şey varmış ama ayaklari eskisi gibi sert değilmiş narin ayaklarina batan dikenler canlarını incitmiş almak zorunda kalmışlar eskiye dönememişler. Sevgide o terlik gibi ondan önce bir çok şeye göğüs gerersin üstesinden gelirsin ama bir kere sevdin mi bir daha eskisi gibi güçlü olamıyorsun zaafın oluyor sevmek. Size tavsiyem o terliği almayın..
  • Hiçbir zaman mantığımı benim için ön planda olmadı ama yüreğim hep ön planda oldu düşünmüştüm ki arkadaş olurken veya konuşurken veya düşüncelerimi anlatırken yüreğimi elime Alırsam ve uzatırsam insanlara insanlar şunu söyler. Şunu düşünürler demiştim ya gerçekten samimi bizde yüreğimizi elimize alalım şimdi bakıyorsunuz toplumda herkes yüreği avucunda zannediyorsunuz elinin içinde zannediyorsunuz sonra iş öyle bir yere geliyor ki sıkıntılı Uçurumun Kenarına sonra bir bakıyorsunuz hiç kimsenin yüreği elinde değil yalandan böyle yapmış .....🙌
  • Porsuk; "Tamam ama hayvanlar önceleri hep aldatıldı, kandırıldı, üzüldüler. Nasıl biz birbirimize güvenip dost olabiliriz ki böyle bir zamanda ve şartlarda?"
    Büyük akıllı küçük Tilki; "Eğer biz ikimiz öyle olursak güvenip dost olabiliriz. Mesele bizim güvenebileceğimiz kişileri seçebilme kabiliyetimizde. Yoksa herkese alternatif kötü biri olacak gözüyle bakarsak bizde iş yok demektir. Bir kişi senin tüm hayatını en güzel şekilde değiştirebilir. Tabi tam tersi de ihtimal. İşte burada iş bizim olgunluğumuza, kararlarımıza kalıyor" dedi.
    Porsuk; "Haklısın" dedi. "O halde senin gibi birini tanıyıp karar verebileceğimi düşünüyorum" dedi.
    İAD Ant
  • "Roman, mahrem alanı deşifre eder, o mahrem alanda konulmuş yasaklara isyan eder. Papazın kilisenin kuytu bir köşesinde günahkarla konuşması, tarih içerisinde roman olarak ortaya çıkartıldı. Bizde tarihte heykel, tiyatro ve roman çıkmadıysa, atalarımızın buna yetkin olmadıklarından değil, böyle bir şeyi içselleştirmedikleri, ihtiyaç hissetmedikleri için çıkmadı."
  • Ey Benito Mussolini! Ey gayet yüce,
    italyanlar başvekili muhterem Duçe!
    Duydum ki, yelkenleri edip de fora
    Gelecekmiş orduların yeşil Bosfora.
    Buyursunlar... Bizim için savaş düğündür;
    Din Arab'ın, hukuk sizin, harp Türklüğündür.
    Açlar nasıl bir istekle koşarsa aşa
    Türk eri de öyle gider kanlı savaşa.
    Hem karadan, hem denizden ordular indir!
    Çarpışalım, en doğru söz süngülerindir!
    Kalem, fırça, mermer nedir? Birer oyuncak!
    Şaheserler süngülerle yazılır ancak!
    Çağrı Beğle Tuğrul Beğ'in kurdugu devlet
    italyali melezlerden üstündür elbet;
    Bizim eski uşakları alda yanına
    Balkanlardan doğru yürü er meydanına;

    Çelik zırhlı kartalları göklere saldır...
    Fakat zafer sizin için söz ve masaldır...
    Dirilerek başınıza geçse de Sezar
    Yine olur Anadolu size bir mezar.
    Belki fazla bel bağladın şimal komşuna,
    Biz güleriz Cermenliğin kudurusuna,
    Tanıyoruz Atila'dan beri Cermeni,
    Farklı midir Prusyalı yahut Ermeni?
    Senin dostun Cermanyaya biz Nemse deriz,
    Bir gün yine Beç önünde düğün ederiz.

    Söyle, kara gömlekliler etmesin keder;
    Ölüm-dirim savaş bir gun mukadder!
    Gerçi bugun eskisinden daha cok diksin;
    Fakat yine biz Osmanlı , sen Venediksin!
    Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir,
    Hayal bütün insanlarda olan bir haldir.
    Bu hayaller zamanları hızla aşmalı,
    Gök Türklerle Romalılar karşılaşmalı !
    Görmüyorsan gönlümüzün içini, körsün!
    Kılıçlarımız kınlarından çıkmaya görsün!
    Top sesleri, bomba sesi bize saz gelir;
    17'ye karşı 44 milyon az gelir.
    Arnavudu yendim diye kendini avut,
    Yiğit Türkle bir olur mu soysuz Arnavut?

    Kayalara çarpmalıdır korkunç türküler!
    Dalmalıdır gövdelere çelik süngüler!
    Sert dipçikler ezmelidir nice başları !
    Ecel kuşu ayırmalı arkadaşları!
    En yiğitler serilmeli en önce yere!
    Kızıl kanlar yerde taşıp olmalı dere!
    Ülkü denen nazlı gelin erde şan ister!
    Büyük devlet kurmak icin büyük kan ister.

    Damarında var mı senin böyle bol kanın?
    Türkün kanı bir eşidir lavlı volkanın!
    Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir,
    Kurulacak yeni Roma boş bir hayaldir,
    Karşısında olmasaydı şanlı "Türk Budun"
    Belki gerçek olacaktı bir gün umudun.

    İnsan oğlu ümitlerle dolup taşmalı,
    Aryalarla Turanlılar karşılaşmalı.
    Tabiatın yürüyüşü belki yavaştır;
    Hız verecek biricik şey ona savaştır!
    Keskin olur likörlerden ayranla kımız,
    Karnera'yı yere serer Tekirdağlımız.
    Yurdumuzun çok tarafı olsa da kuru
    Makarnadan kuvvetlidir yine bulguru...
    Biz güleriz Façyolarin felsefesine,
    Dayanır mı kırkı bir tek Türk efesine?
    Bizim yanık Fuzuli'miz engin bir deniz!
    Karşısında bir göl kalır sizin Dante'niz!
    Bizler ulu bir çınarız, sizler sarmaşık!
    'General'ler 'Paşa' larla atamaz aşık!..

    Ey İtalyan başvekili! Ey Mussolini!
    İki ırkın kabarmalı asırlık kini...
    Hesabını göreceğiz elbette yarın
    Yedi yüzlü, yedi dilli İtalyanların!

    Irkınızı hiçe saydı Hazreti Fatih.
    Biraz daha yaşasaydı Hazreti Fatih
    Ne Venedik kalacakti, ne Floransa...
    Hos geldiniz diyecekti bize Fransa!
    Haydi, hamle kafirindir... ilk önce sen gel
    Ecel ile zaman bize olmadan engel!
    Burda tanklar yürümezse etme çok tasa;
    Süngülerle çarpışmadır savaşta yasa.
    Olma böyle sinsi çakal, yahut engerek!
    Bozkurt gibi, kartal gibi döğüşmek gerek!

    Kılıç Arslan öldü sanma, yaşıyor bizde!
    Atila'nın ateşi var içimizde!
    Kanije'nin gazileri daha dipdiri!
    sınırdadır Pilevne'nin kırk bin askeri!
    Edirne'de Şükrü Paşa bekliyor nöbet!
    Dumlupınar denen şeyi bilirsin elbet!
    Şehitlerden elli milyon bekcisi olan
    Aşılmaz bir kayadır bu ebedi Vatan!
  • Artık iş kalmadı yarenler bizde 
    Tökezliyor olduk yazıda düzde 
    Şairdik,hatiptik,yazardık sözde 

    Ekmeği yemeğe ağızda diş yok 
    Dedik ya efendim bizlerde iş yok 

    Sağ yanım titriyor,sol yanım tutmaz 
    Nabzım tekler durur,muntazam atmaz 
    Ayağım bir türlü ileri gitmez 

    Ağzım her an kuru,gözümde yaş yok 
    Artık bundan böyle bizlerde iş yok 

    Bir secdeye varsam başım dolanır 
    Ne yesem ne içsem,miğdem bulanır 
    Bütün dertler birbirine ulanır 

    Yuvamız da bomboş uçacak kuş yok 
    Hayra yorulacak hayal yok,düş yok 

    Yakını uzağı seçemez oldum 
    Bir ufak hendeği geçemez oldum 
    Bir bardak soğuk su içemez oldum 

    Tatlılarda bile lezzet yok,tat yok 
    Benim bu halime takacak ad yok 

    İki adım atsam durmaz düşerim 
    Eski hallerime şimdi şaşarım 
    Allah'ım ben böyle nasıl yaşarım 

    Kendimi kollayacak gövdede baş yok 
    Bağrıma basacak evlat yok,eş yok 

    Yaşıtlarım birer birer ölüyor 
    Yeşil yaprak kara toprak oluyor 
    Azrail de baş ucumda soluyor 

    Üstüme dikmeye ağaç yok,taş yok 
    Arkamdan vermeye yemek yok,aş yok...

    -Osman Yüksel Serdengeçti-