• Eğer, bize zafer nasip olsa bile kurtaracağımız şey, yalnız bu ıssız toprakla, bu yalçın tepelerdir. Millet nerede? O henüz ortada yoktur ve onu bu Bekir Çavuşlar, bu Sâlih ağalar, bu Zeynep Kadınlar, bu İsmâiller, bu Süleymanlarla yeni baştan yapmak gerekecektir. Ben Kemal Paşa'dan yana olmam da kimden yana olurum? Çünkü o, yarın bu dev işini başaracak olan serdengeçti gönüllerin başıdır. Top seslerinin yirmi beş-otuz kilometreden geldiği anda bile zafere inanıyorum. Lâkin onu tâkip edecek olan ikinci cidal devresinin sonu, bana efsânelerde okuduğu hayaller gibi uzak ve dumanlı görünüyor.
  • Gece ve kar yani siyah ve beyaz... Türk ile Rus , ölüm ve yaşamak kadar birbirine zıt şeylerdi.

    [Covid19 ile mücadele zamanlarımızda Sarıkamış'taki Tifüs Hastalığına denk gelmek bir tevafuk olsa gerek..]
    -Yanınızda yatan genç bir doktor...Ancak ondan ve sizden ümidi kesmiştik ama siz kefeni yırttınız.Ama onun durumu kötü.
    -Hastalar nasıl ?
    -Her geçen gün kurtulanlar azalıyor.
    -Bu kötü işte..
    -Efendim hastalık çok hızla ilerliyor. Baş edemiyoruz.
    -İyi beslenseler , temizlenseler belki hastalığa bu kadar kolay yakalanmayacaklar.!!!

    •Sonunda şu kanıya vardı;
    Ölecegi belli olan hastaları bitler bile terk ediyordu.Yani 39°den yüksek ve 36° den düşük vücut sıcaklıklarında bitler barınamıyor . O hastayı hemen terk ediyordu.

    •Kar herşeyi örtüyordu gözyaşlarını, toprağı, taşı ve toprağa verilenleri.Kar bir tek anne ve babaların evlatlarından yana duyduğu endişeyi ve acıyı örtemiyordu.

    •-Onlar niye bize zulüm eder ?
    İnsan kendi insanına zulüm eder mi?

    •Sana birşey söyleyeyim mi çavuşum bizi Rus yenemez ama bu kar ,bu dağlar bizi yiyip bitirecek.

    •Dayanın evlatlarım vatan aşkı her yokluğa ve çaresizliğe üstün gelir.

    •Ölmek, çok uzak yerlerde ölmek acı verici...

    Faik Çavuş:
    - Kefeni yok ama mezarını örten kar kefeni sayılsın
  • Biz yirmi yaşında Haydutlar’ı yazan Schiller gibi bir dehaya muhtacız. Bize bir Grabbe, bir Heinrich Heine ister. Bize bir deha, hamleci bir zekâ gerek. Biz romantizmden uzak, realizme yakın, azimli bir gençlik arıyoruz; öyle bir gençlik ki hassasiyeti bir yana bırakacak, objektif ve hakim, hayatın karanlık sayfalarına cesaretle bakacaktır. Biz gençlere muhtacız. Gerçeği her şeyin üstünde tutan; planları, tasavvurları olan bir nesle muhtacız. Bu tasavvurların öyle çok derin hikmetler olmasına da lüzum yok. Bunlar öyle eksiksiz, olgun, süzülmüş şeyler olsun demiyoruz asla! Bir çığlık olsun, gönüllerinden kopan bir haykırış olsun. Soru, ümit, açlık!..
  • Aralarında gerçek ilişki bulunmayan günümüz insanı, hiç durmaksızın yeniden yeniden, kablolu ve kablosuz, akışkan bir modernite içinde bağlar kurup bir süre sonra bağsız kalıyor. Özgürlük ihtiyacını ve aidiyet açlığını eş zamanlı olarak gidermeye çalışıyor; modern gündelik hayatın içinde başvurdu­
    ğu yollar, bu iki özlemin yenilgilerini gizlemeye yarıyor. İki ucu keskin bıçak gibi ilişkilerde, düş ile kâbus arasında gidip geliyor. Deneyimini ve insan ilişkisinden beklentisini “ilişkiye girme”, “ilişki yaşama” terimlerinden ziyade, “bağlantıda olma”, “hatta kalma” sözleri açıklıyor. Eşten ziyade “ağ”dan söz ediyor. Kendine bir ağ oluşturmaya, ağ üzerinde sörf yapmaya çalışıyor. Bağlan­tı dediği ise sanal ilişki; kolayca girilip çıkılıveren, ayrıca bakım, özen ve ciddiyet gerektirmeyen, şık ve kullanıcı dostu, “delete” tuşuna basınca kurtulması mümkün ilişki. Görünüşte bireymiş gibi duruyor; ama tam da değil, adeta kararnameyle birey olmuş gibi. İncecik bir buz tabakasında paten kayan; düşmemek, soğuk suda hem donup hem boğulup ölmemek için sürekli sürat yap­mak zorunda kalan, güven ve taahhütten uzak bir yaşam sürmeye mahkûm olan günümüz insanı. Sadece bazı noktalardan, dünya görüşü yaşama tarzı gibi açılardan bize benzeyenlerle “benzerlik cemaatleri’ne katılma şansımız var; ama artık onlar bile yerlerini olaylar, idoller, panikler ya da modalar etrafında oluştuğu varsa­ yılan “durum cemaatleri’ne bırakıyorlar. En mahrem sırlarımız, alışverişlistesinde olduğu gibi, bir cep telefon üzerinden ya da bir mesaj akışkanlığında karşı tarafa iletilebilmektedir. Herkesin her şeyden haberdar olduğu ama kimsenin hiçbir şey hakkında fikir sahibi olmadığı bir dünya... Yaşadığımız zamanlar, gerçekten “tu­haf” zamanlar. Birçok düşünür ne olup bittiğini anlamaya çalışı­yor; ama olgular öylesine hızlı bir tempoda olup bitiyor ki düşün­ce hızımız bu sürate yetişemiyor. Bu dünya üzerine böylesine kafayoran Bauman bile kitle iletişim ve bilişim teknolojileri yüzünden ortaya çıkan bazı değişiklikleri fark etmiyor. Baumanın çalışma­sında bilgisayar oyunları yok mesela.
  • "Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm
    Önce sesin gelir aklıma
    Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçli
    Sonra cumartesi günleri gelir
    Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum
    Bir yağmur yağsa da, beraber ıslansak.

    Kırk kere söyledim bir daha söylerim
    Savaşta ve barışta, karada ve denizde,
    Düşkünlükte ve esenlikte
    Zamanımız apayrı bize göre
    Yan yana olduk mu el ele
    Aç kalsak ağlamayız biliyorum.

    İçim güvercinleri okşamış gibi rahat
    Sen yanımdayken ister istemez
    Geniş meydanlarda akşam üstleri
    Üst üste üç kere deniz, üç kere çınarlar.

    Sen yanımdayken ister istemez
    Uzak ırmakları hatırlıyorum.

    Ara sıra düşmüyor değil aklıma
    Yabancı kadınların sıcaklığı
    Ama Allah bilir ya, ne saklıyayım
    Yanında ihtiyarlamak istiyorum..."