• Bizim derdimizi insanlar sağlıklı yaşam, insanlar fit Beden olarak algılıyorlar, bazı insanlar fit beden için bu yaşamı tercih ediyor
    Bedenim beni hiç ilgilendirmiyor , eğer ilgilendirseydi Eyüp as bedeni lime lime dökulmezdi. Amacım deccalden sakınmak
    Boğazından geçen herseyi bilmen lazım
    Deccal ne mi bunlar bildirildi ama biz ilgilenmiyoruz , sahabenin korktugu kadar korkmuyoruz ,
    Sahabenin Allah'a sığındığı kadar sığınmıyoruz.
    Annelerimiz çok kıskançtı , özellikle Hz Aişe validemiz.
    Bir gün annelerimiz den birisi çok güzel süslenmiş Hz Aişe validemiz onu öyle görünce kıskanıyor tabi , Hz Aişe validemiz Hafsa validemize bak şimdi ne yapacağım deyip o annemize yönelerek ;
    Biz suan Hz Hafsa ile deccal çıkmış onu konuşuyoruz diyor ve
    Anne de korkuyor hemen inanıyor oysa ki din daha yeni geldi, annemiz komurluk gibi bir yere saklanıyor üstü başı kir oluyor
    Peygamber efendimiz geliyor ne.oldu diyor gülmekten anlatamıyorlar parmak ile kömürlugu gösteriyorlar , Peygamber efendimiz yönelip napıyorsun orada deyince annemiz deccalden saklanıyorum , peygamber efendimiz deccal çıkmadı korkma ama çıkacak.Annemiz ondan korktu ve saklandı kocam peygamber beni korudu demedi.Bugün bizi koruyacak olan ney kim ? O kadar yaklaştık ki.
    Bir iki mesaj geldi paylaşım yapilinca
    Demişler ki Kuran'da deccali yok , bende ağladım .
    Nasıl bu zamanlara geldik..
    Ben çok seminere katıldım hep bilimsel terimlere anlatılıyor , biz kitap okumayı sevmeyen toplumuz bu yüzden
    7'den 70 şe hitap edecek şekilde anlatmak gerekir
    Hayat zaten çok zor açık konuşmak gerekiyor
    Hadis ve Kur'an üzerinden konuşacağım
    Hadis ortadan kalkarsa herşey kalkar
    Ben hadis reddediyorum diyen insan namaz kılamaz
    Allah namaz kılın diyor ama kılınış şekli hadisde vardır
    Hadise iman kalkarsa deccale inanç da ortadan kalkar.
    Deccal geldiği zaman müslüman birisine gelecek ve
    Onu öldürecek diriltecek diyecek ki inandın mi Allah olduğuma müslüman diyecek ki bu evet inandım ne kadar deccal olduğuna.


    Bunlar korkunç şeyler
    Yeğenlerimle konusuyorum ihl de öğretmenler adem as .ilk insan değil diyorlarmış , hepimizin dizlerine vurarak ağlaması gerekiyor.
    Gerekçede de yazıyı sumerli bulmuş parayi Lidyalılar bulmuş , Adem as dan beri tüm ilimler vardı .
    Allah ne buyuruyor biz insana herşeyi öğrettik
    bilim ile her ilmi reddederek nereye varacaklar merak ediyorum
    Ben şunu anlatmak istiyorum tek derdmizin dinimiz.olmasi lazım
    Sakarya da bir hanım kardeşim benim kocam çok sağlıklı bende zaten öleceğim diyordum ha simdi ha sonra ha dogal yaşayarak ha kimyasal.
    Ben bugün anladım ki mevzu benim imanım demiş.

    Hz Ayşe annemiz rivayet ediyor Hz.Ebubekir Ra bir işçisi malını isletiyor , deveyle ticaret yapıyor .Bir gün Hz Ebubekir bir yemek getiriyor , Hz.Ebubekir da hemen yiyor sonrasında işçi ona yemeyi nereden aldım biliyor musun , idda sonucu aldım ve bu yemehi kazandım sana sundum dedikten sonra Hz Ebu Bekir parmağını boğazına öyle yle bir takıyor ki kan şeklinde tüm yemeği kusuyor
    Vallahi kusmasaydim midemi cikarirdim diyor.
    Bugün fikiha baksan bilmeden yaptı denir Ebubekir.olmak bunu gerektirir
    Biz bu yediklwrimizle aynı cennete mi talibiz ?
    Onun okuduğu Kuran'da bizim okudugumuz ne ?



    Her konferansta Masite annemizi anmaktwn gurur duyuyorum
    Efendimiz miraca çıkarken çok güzel bir koku duyuyor
    Ey Cibril bu neyin kokusu ?
    Ya Muhammed bu Masite ve evlatlarınin kokusu diyor
    Hikayesini Cebrail as anlatıyor , ey Muhammed Musa kavminden bir kadın vardı kişinin dadısı Bir.gun hamamda kızın saçlarını tararken tarak yere düşüyor Bismillah Musa kelamullah diyor
    Kızı dadiya dönerek
    Sen Musa'nın rabbinemi inanıyorsun sen babami red mi ediyorsin seni babama söyleyeceğim diyor , firavun öğrenince iman etmesini yoksa 3 çocuğuyla beraber öldüreceğini söylüyor.Oda etmeyeceğini söylüyor , bizi öldür ama birşey rica edeceğim
    Bari o hizmetlerimin karşılığı olarak kemiklerinizi bir poşete koy orada ayrılmayalım diyor.
    Kocaman yag dolu bir kazan kaynıyor ilk evladı atıyor eriyor 2.evladı atıyor en son 3.evlada sıra.geliyor
    Annenin kalbi gidip geliyor anne acaba ona tamam desem de iman etmesem mi derken
    Kundak da olan bebek anne kardeslerimi kaybettin beni de kaybet valla cennete bir adım kaldi imanını kaybetme
    O bebegide atıyorlar.Masite annemizin yanık kokusu Miraç ds efendimize gidiyor
    Bu annemiz ne kaybetti ?
    O ne kazandı bizler ne kaybettik
    O cenneti kazandı Rabbinin cemalini görmeyi kazandı
    Yanık kokusu misk olarak gitti

    Sümeyye annemiz ilk şehit daha namaz oruç yoktu belki sadece lailaheillallah biliyordu hiç birşey bilmiyordu , Hz Hamza şehit edildiğinde Fatiha dahi yoktu
    Tek bildiği kelam onun göğsüne mızrak saplatmaya yetti
    Biz neler biliyoruz onların bilmediği
    Aynı ayetler bizi namaza . götürmüyor
    Gitsek de reklam arasında , onlar namaza.gidince mutlu olurdu biz buhranla kılıyoruz
    Onların yaptıklarını biz neden yapamıyoruz
    Ortada birşey var demek ki
    Onlar bir çok şeyi yapıyor biz cok şeyi yapmıyoruz

    EPİFİZ BEZİ
    Bunların çoğunu bilmiyoruz
    Ama bazı kesim TV de sarışın kadın yanında fetva veriyor
    Tüm medya tek muhabbet saçma sapan işe yaramaz şeyler
    Din İslam bu mu ?
    Bu EPİFİZ bez nedir İslam ile alakasi nedir .
    Beyin iki ye ayrilie herşey eşittir bu bez ortada ve tektir .
    400 sene önce EPİFİZ BEZİ için tenis topu kadar derlerdi
    Bizim gördüğümüz mercimek kadar düştü neden ne oldu bu organa ?
    Ne.ise yarıyordu da nsanlar savaş açtı ?
    İslam'da kalp gözümüz basiretimiz
    Otopsilerde çıkıyor göz şeklinde
    Göz retinasi ile aynı hücrelere sahip
    Eskiden insanlar bir ortamda koklayıp burası gıybet kokuyor derlermiş , Bizler anca bir şey yandığı vakitte kokularını alabiliyoruz
    Kendimiz evlatlar yanıyor manevi olarak ruhumuz.duymuyor


    Florur dış macunun içinde var florur epifiz bezini eceleri karanlıkta aktif oluyor , sinek kadar ışık olsa uyanır .
    Gece 11:00-05-00 arası en aktif olduğu zaman kendini geliştiriyor.Rabbimiz ne buyuruyor o saat için ;
    Gece en yakın semaya inerim af dileyen yok mu affedeyim der.
    O zaman en aktif zaman.

    Dmt ruh molekülü serotonin mutluluk
    Melatonin hayatimizi düzene sokan
    Bilime bakarsaniz bilim yok der , .hatta Allah da yok der çünkü madde olmayan herşey yok onlara gore hatta ruh yok deyip hastahane açmak da.komik .


    Dmt ölüm ve doğum anında salgılanır
    Allah'ın kula en yakın olduğu iki an yani.
    ve şizofreni hastaları birşeyler görürler onların da idrarlarinda yüksek doz dmt.bulunur
    Birşeyler görüyor ama bilim açıklamıyor

    televizyonlarda hep günde 2 defa ve geceleri yatmadan dişlerinizi fırçalayın derlwe dişleriniz beyaz olsun diye oysaki dişlerimiz ne kadar fırçalarsanız fırçalayın kemik renginiz ne ise odur diş macunu ile dişleriniz beyazlamaz sadece titanyum oksit ile beyaza boyanır.Bir sure sonra ibadetler de ben bunu yapmak istemiyorum dersin ama nedeni bilmezsin nedeni irade artık senden çıkmış florur maneviyatı yok eder huşu kaybolur
    İman seni secdeye götürmez
    Yüreğimi çok acıtan bir hadis Peygamber efendimiz buyuruyor ki ben size deccali anlatıyorum ama anlayamamanizdan da korkuyorum demiş.

    ben bilimden çok hadis konuşuyorum Çünkü Hadisler her şey belirtiyor , her taşın altından deccal çıkacak diyorum abartma diyorlar , Ben abartmıyorum sahabeler ve Peygamber efendimiz çok abartıyorsunuz denilen hayatı yaşıyorlardı.

    Deniyor ki siz onları gorseydiniz deli dersiniz,onlar da size müslüman mı bunlar derdi.
    Tek derdimiz şuurlu Müslüman olmak yoksa ben doğal yaşamışım umrumda değil çürüyüp gideceğim önemli olan iman ile gitmek insan gibi gönül'ün derler Müslüman gibi ölünü zaten Ben müslümanım diyoruz bugün insanlar domuz kapakçığı ile gömüyorlar bunu umursamıyor kimseler epifizin bezi körelmiş seni uyarmıyor.

    Diyanet yüksek kurumunu aradım bu iş olmaz dedim bugün aşıların içinde domuz ve maymun hatta fetüs kurtajda.alinan DNA olduğu ispatlandı asi şirketleri kabul ediyor evet diyorlar müslümanları öyle bir halde getirdi ler ki görmüyoruz.
    Bizim hocalar hastalık anında herşey mübah diyor
    Domuz jelatinini bilerek evladına enjekte ediyorsun
    Bu çocuk namaz kılmaz ise şaşırmayın
    Böyle bir dünya yok
    Haram da şifa yoktur
    Allah haram kıldığı hiç birşey içine şifa koymaz
    aradığım da Dediler ki hadisler mutevatir değilse bizi bağlamaz.!

    İnsana domuz dahi yedirirler


    Tüp bebek fetvası korkunç İslamiyet taharete kadar bilgilendirir bizi sağ elle değil de sol elle der bugün bilim adamları sağ eldeki flora yemeği hazmetmek için sol eldeki flora ise temizlik için olduğunu söylüyorlar , tek çare sünnete sarılmak başka çare aramayın ahir zaman kıtlığı olacak , kıtlıkvar mı yok Her yer dolu marketler manavlar pazarlar müslümana kıtlık var sağlıklı yiyecek yok onlar zikirle de olacaklar Allah onlara kapı açıyor gel bana diyor .

    bizlerin Allah'tan gayrı Hiç kimsesi yok bizi hadis ve sünnetler koruyor Ayşe annemiz Peygamber efendimize kıyameti sorduğunda ey Ayşe o gün herkes çıplak olacak kişinin göğsü öndekinin sırtına yakışacak iğne ucu kadar çukur olmayacak içine girelim ş kadar tümsek olmayacak ki arkasına saklanalım insanlar evladından kaçacak Ben ona boşuna tokat attım şimdi benden hesap soracak diye çocuklar bizim diye her şeyi yapabiliriz zannediyoruz mahşer günü boşuna yapılan her şeyden hesap sorulacak çare var mı biri diyecek ki Adem aleyhisselam'a gidelim gidecekler Ben zaten Rabbime yüzyıl af diledim Beni affetti mi bilmiyorum İbrahim aleyhisselam'a gidin İbrahim peygambere gidecekler Ben kutu kırıp suç işledim
    Allah beni affettim bilmiyorum Nuh as'ma gidiyorlar çare bul bize deyince ben kâfir olan oğluma üzüldüm af oldum mu bilmiyorum
    Musa as ben insan öldürdüm boynum bükük derken bir rivayete göre 124 bin peygamber gidilcek.
    Efendimize gidilcek efendimiz secdeye kapanmış Yarabbi şefaat et diyecek başımı kaldırmam diyecek.

    Kime edecek âlimlere mi onlar zaten Allah dostu ,
    Sana bana çürük elmalara şefaat edecek .

    Hz Hüseyin'in şehit edildiği zaman boynunu kopardılar aç ve susuz olduğu halde hem de Yezid'in sarayı'na geldiği zaman bir zalim bir çubuk ile dudaklarını oynatıyor Ve onunla alay ediyordu yaşlı bir sahabe O zalime gelip hem kesip hem oynuyorsunuz Vallahi ben Peygamber efendimizin onu öptüğünü gördüm .

    Vallahi huzura çıkacağız Peygamber efendimiz demeyecek mi bize sizin için taifte taşlanmadim mı ?Kabe'de işkembe atılmadı mı ?dişim kırılmadı mı peki ey ümmetim Bu muydu karşılığı.

    Rabiatül adeviyye hazretleri 1 rekat namaz kılardı her gece Allah için kılardı ve Peygamber efendimiz ümmeti ile övünsün diye Peygamber efendimiz Şeref lensin için bunu yapardı.hepimiz eşimiz için kayınvalide miz için sevdiğimiz bir insan için bir şeyler yapıyoruz peki Allah için Peygamber efendimiz için ne yapıyoruz ? bunların hepsini biliyoruz 1 saat sonra unutuyoruz zihinler dolu irade bize ait değil bunun başka hiçbir açıklaması olamaz en büyük Kur'an bizim elimizdeyken bu kadar sapkınlığa düşüyorsa bunun başka bir açıklaması yok.
    1 TL olan kahveye 20 TL veriyoruz çünkü irade artık bizim elimizde değil.

    Eskiden okunmuş su vardı yobaz mısınız derlerdi al tablet iç kendine gel denilirdi şimdi Japon bilim adamları suyu okumanı keşfini yaptı kuruyan dereleri okuyorlar Çünkü suyun hafızası vardı canlı ve ölü sular , bedenin yüzde 80'e yakını sudur ve su bir şeyleri saklar.

    Aşıların artık iç yüzü ortada şuan bilmediklerimiz var w
    Herkes biliyor 100 bin aile asi reddi yapmış
    Herkes uyandı uyanmayankar da uyansın insAllah
    Şeytanı frekanski tüm muzik ve çalgılar buna uyarli
    1400 sene önce efendimiz çalgı zinaya cagricidr
    İnsan muzik dinlecikce su molekülleri titreşimi çekiyor ve
    Müzikler.bizi yönetiyor


    Nano teknoloji bir bela insan ve organ uretiyorlar
    Deccal ne yapacaktı ? İnsan öldürüp diriltecekdi.

    Gençlere laf geçmiyor , anne çocuğu markete gönderemiyor
    Bir mavi balina çocuğa laf geçiriyor

    Gençler lgbt akiminda bir.ulke ancak böyle feth edilirdi
    Bakın aşılar sebebiyle otizm 48 kadar çoğaldı
    Eskiden otizm yoktu bu bir beyin hasaridir
    Otizm hastalık değil ağır metal yüklü 48 doz aşı vuruyorsun
    Bağışıklık 2 sene de kendine geliyor .
    Her mesele ayete çıkıyor , otizm iki yıl emzirme.ile 2 sene aşının ne manası var beyinler kilitli kimse ilgilenmiyor
    Bağışıklık oluşmuyor sen henüz olusmayan bedene hangi kimyasala yüklüyorsun ?
    Suyu zararlı görüyorsun da o ilaçları nasıl verirsin ?
    Kusma ateş çırpınma hepsi aşıdan ötürü
    Eskiden 8-10 çocuk vardı hastalık yoktu
    Kanlarında birşeyler dolaşıyor maddi manevî zararı var

    İki yaşında geldi48 doz aşıyla
    Biz değişik değiliz asıl fitratimizdayiz
    Ölene kadar.bu fitratra kalmak istiyoruz
    150 sene önce otizm yoktu
    Bu oran 3-1 düşecek
    Bizim canımızı değil imanımızı alıyorlar
    Bu insanlara ne oldu
    bu insanlar bize bir şeyler yedirip içiyorlar bununeğer ayağa kalkamazsak önüne alamayız korkmayn bedir'de 313 kişi vardı




    Alimler bir annenin evde namaz.kilmiyor oluşu o evde beladır
    Terliyorsun gözenek açılıyor Ariel Omo içeriye giriyor

    Aşılar kısırlık yapiyor , yirmi sene önce tüp bebek merkezi yoktu
    Eskiden bı kısır vardı yoktu şimdi her evlenene çocuğun oluyor mu diyoruz hamile olan normal mi tüp mi
    normal mi sezeryan mi diyoruz
    Doğumları dahi elimizden aldılar .
    Allah rasulu taharete dahi karıştırdı
    Bu din kaide ve kural koydu herşeye cima yada..
    Rahim dışardan bir.kabul etmez elime kıymık batsa görmesem şişer iltihap olur patlar dışarı atar
    Rahim içerde tutmaz hicbirsey çocuğu da.dokuz ayy sonra atar
    Tutmadı diyor merkeizlee de ve kadını tutsun diye bağışıklık iptal ediliyor tedavi görmek demek bu , anneye jelatin yükleniyor sığır jelatini değil , aynısı babaya veriliyor birlikte olarak değil , kendini tatmin ediyor bardağa koyuyor mahremiyet denen birşey yok anneye verdikten sonra bebeğe koyuyor
    Nerede besmele nerede hadisler böyle bir döllenme.nu bebek normal bir bebek olur mu ?



    Nasıl insan olacak bunlar bu asrın Musa nasıl olacak epifiz körelmiş frekanslar bozulmuş hepsi aşılardan sonra oluyor insan her şeyi kendi eliyle yapar hem de öyle süslü yapar ki bugün her çocuk astım hastası her çocuk kıllı tüylü annelerde kıl yok gençler niye böyle hormonlarr bozuk
    Birileri kısır her yerde mantar gibi tüp bebek merkezleri birileri tüylü her yerde mantar gibi lazer epilasyon ya insanın ruhu her hücresinden tek tek çıkar sen nasıl o kökleri kurutuyor sun o kağıda imza atarken fiyattan başka bir şeye bakmazlar oysaki kağıda okusalar orada kanser olursanız kemoterapi alamayacağınız yazar bunu kimse okumaz 90 lılar tüp bebek merkezleri ile 2000'liler lazer epilasyonla 2020'den sonra nasıl cinsiyet değiştirme ile meşgul olacaklar

    ilaç firmalarında çok büyük oyunlar dönüyor sana aylık 20.000 lira vereceğim ama bu kadar ilaç satman gerekiyor

    çocuklarınızı yarıştırmayin her çocuk kendine özeldir bırakın zayıf olsun ama sağlıklı olsun Ben aşı olmadım hiç ilaç almadım hazır bez kullanmadım

    Japonlar tüysüzdür doğal soya kullanıyorlar biz hem soya yeriz daha çok tüy çıkar çünkü genetiği değiştirilmiş tir.
    Bebek mamaları kullanmayın içeriklerinde GDO var aşılarda da DNA fetüs hücresi var kız erkek ayrımı olmadan bundan dolayı eşcinsellik yaygın televizyonda gündüz kuşu her kanalda eşcinsellik DNA bozuldu mama bebek bezi İsrail'in ürettiği tüm kimyasalları çekti üzerine anne yumuşatıcı kullandığı bu çocuğun normal olması Allah'ın bir mucizesidir bunca zulme rağmen hala delikanlı ise bu tamamen Allah'ın takdiridir

    Aşı olan çocuklar için aşı detoksları var yapın bunları deccal den Allah'a sığının biz neye güveniyoruz bir Fatiha okumuyoruz her namazdan sonra çocuklarımıza dua etmemiz gerekiyor elbette Allah cevap verecektir korkmayın anneliğinizi çocuklarınıza karşı kullanının annelerin duaları makbuldür

    dikkat dağınıklığına ilaç verilmez o ilaçlar uyuşturucu gibi çocuğu uyuşturur 10 yaşındaki bir çocuğa antidepresan veriyorlar çocuk Durmaz uyuşur mama konusunda diyoruz ki doymuyor mama ile uyuyor karnı doyuyor çocuğumun öyle bir şey yok çocuğun karnı doymuyor tamamen beyni uyuştuğu için Mayıs diyor

    Zara markası ile İsrail mahkemelik oldu onlardan %100 pamuk ürün istediği halde kıyafetlerin iplikleri sentetik olduğu için hepsini geriye gönderip dava açmışlar.

    İmam-ı nebevi riyazüs salihini şerh ederken bir hadisi şerifi şerh edemiyor giyinik çıplaklar anlayamamış nasıl hem giyinik hem çıplak olur Allah'ın mucizesi herhalde demiş ve hadis-i orada bitirmiş .giyinmek çıplaklık iki türlüdür birincisi sentetik ve plastik olan kıyafetler ve şu an tüm tesettür firmaları bu ürünleri kullanıyor istisnalar hariç bu sentetik ve plastik olanlar cinlere göre çıplak hükmünde olanlar 2.normal dar giyenler .
    Peygamber efendimiz hep pamuk keten ve yün giyerdi kadınlara artık olarak ipek verilmiştir. Yahudi her taşın altına girecek...


    29 Aralık Pazar Yağmur İbiç hanımın sohbetinden Umudun Atolyesi olarak notlarım.
    Eksiklerim kusurlarım yazım ve imla hatalarından ötürü kusura bakmayın elimden bu kadar geldi.🖤
    Yazandan Allah razı olsun..
  • Düşünüyorum da,
    sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.
    Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,
    Cesaretsizliğimizin anlaşılması,
    Korkularımızın paylaşılması
    Sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.

    Kabuklarımızın altında
    Kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.
    Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.
    Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.
    İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler.
    Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.

    Sahi koruyor mu bu çatlamamış sert kabuk?
    Kimse incitemiyor mu, duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?
    Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.?
    Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor gerçek kimliğimizi,
    Duyularımızı bastırıyor, elele tutuşmamızı engelliyor mu?
    Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak.
    Ne çıkar ateş böceği sansalar beni.?
    Belki en hoyrat yürek bile, ateş böceğinin o uçucu, masum, sevimli çocuksuluğunu el kaldırmaya kıyamaz?

    Güçlü kapıların arkasına kilitlesem kendimi, korkaklığımı, sevgi isteğimi
    En insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem, bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup, bir kuş gibi uçacağım özgürce.
    Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine.
    O da çözülecek belki samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince.

    Oysa bir görebilsek bunu, kalmadı böyle insanlar demesek.
    Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.
    Kırılmaktan korkmasak
    İncinsek yaralansak.
    Ne olur bir darbe daha alsak.
    Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu
    Denesek
    Risk alsak
    Yanılsak
    Farketmez
    Tekrar tekrar bıkmadan denesek ve kucaklaşsak yeniden, tıpkı eskisi gibi.
    Ne olduğunu anlayamadığımız o onbeş yıldan öncesi gibi.

    O zaman farkedeceğiz.
    Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.
    Neler biriktirdiğimizi,
    Kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi
    Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.
    Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.
    Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır.
    Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.
    Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.
    Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.
    Sevgiye çok ihtiyacımız var.
    Ufukta kar bir kış görünüyor.
    Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri.
    Kırın o sert ağır kabuklarınızı.
    Kurtulun bu yükten.
    Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.
    Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.
    Hem hepimiz bir yıldızız.
    Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi."

    Rabindranath Tagore
  • 96 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Her insan hayatının belirli zamanını ömrünün baharı olarak nitelendirir. Bu kısmı barındıran yaş bazen 18 olur bazen 48 olur. Geriye dönüp baktığımız zaman Beyaz Geceler diye nitelendirilen o mesut günler. Öyküdeki kahramanımızın da sonu kötü biten macerasının mesut anları sizleri bekliyor. Dostoyevski 'nin akıcı ve sürükleyici anlatımı her zamanki gibi burda da muazzamligini koruyor. Eseri bir iki saatte okumak da mümkün elinizden düşürmeyeceğinizi garanti edebilirim. Öyküyü okurken Ahmet Mümtaz TAYLAN'in şu sözlerini de hatırlamadım değil. Ahmet Mümtaz der ki:" Yalnızlık seçilmiş bir şeydir. Eğer kalabalıklara karışmak istiyorsanız bunun raconu bellidir. Yalniz bırakılmak mi? Kimin ne haddine bizi yalnız bırakmak. " Hikayeyi okurken de gözlerinize hakim olmanız dileğiyle çünkü ayrılık zaman zaman ağlatır özellikle de sağlam bir kalemden döküldüğü zamanlarda...
  • Daha güzelim, daha iyi fiziğim var, şuram şöyle daha iyi, buram böyle daha iyi. Daha, daha ve daha... En sonunda da "en". En iyi.

    Çok popüler olan "iyi/güzel"olma ölçütü dış güzellik halen popülaritesini koruyor. Popüler olan her şeyden bir süre sonra insanlar sıkılıp tatmin olmamaya başladı mı, tüketebilecekleri yeni haz ölçütleri aramaya çıkıveriyorlar.
    Dış güzelliğin karşısına bir zamanlar, gönül güzelliğini, kalp temizliğini koyardı insanlar. Üstüne biraz da edep ahlak sosu döküp dış güzelliğin kıskandıkları o dehşeti karşısında yıkılmamak için kendi iç güzellik ölçütlerini sunup tatmin olurlardı.
    Gerçekten iç güzelliği mi önemsiyorlardı bu insanlar. Yoksa iç güzellik onların, dışı güzel olanlar karşısında yıkılmamak için savunma mekanizmaları mı olmuştu. Tam da böyle olmuştu. Çünkü dış güzellik bir yarış unsuruydu ve elbette bunun karşıtı olan iç güzellik de ayakta kalmak için bu yarışa katılmak zorundaydı. Popüler kültür yarıştırır çünkü. Rekabet yoksa sen de yoksun.
    Ne içindi bu kadar varolma çabası? Sadece dikkat çekmek, sevilmek, beğenilmek, dışlanmamak, fark edilmek, seçilmek için değildi elbette. Dışının güzel olmadığını düşünenler dışı güzel olanlar karşısında ezilmiş hissediyordu. Onların güzellik kalıpları kendinde olmayınca yeni güzellik kalıpları yaratmak istiyorlardı mecbur. Sistemde dışlarıyla varolamayacaklarını anladıklarında ise bu yarışa verdikleri onca emeği boşa götürmemek için erek toplarını başka yere attılar. Artık sisteme layık olmak için değil muhafazakar öğelerine layık olmak içindi iç güzellikleri. Bunun diğer adı, yemeği x komşusuna yapmıştım ama evde yokmuş boşa gitmesin bari b komşuma götüreyimdir. O b komşusu (tanrı, din, toplum, aile, otorite vs) da evde var mı yok mu belli değildir, bir umut beklerler işte. Yarış kültüründen kaçayım derken doluya tutulmuşlardır artık. Bütün ahlakları, edepleri, gönül güzellikleri iyi bir eşe (karı/koca) sahip olmak, toplumun suyuna giden hayırlı ve itaat eden insan olmak, otoriteye layık olmak içindir. Yani işin temelinde yine sistemin kölesi olurlar ama dolaylı yoldan.

    Bugün bu iç güzellik de dönüşüm geçirdi. Sapyoseksüeller, bilmem neler... Artık, dış güzelliğin önemi pek yok, için de idare edecek kadar iyi olsun, ben senin beynine bakıyorum. Hadi şimdi de beyninizi yarıştırın. Güzellik ölçütü değişiyor, yeni ölçüt popüler oluyor, ondan sıkıldıklarında yeni ölçüt bulup onu popülerleştiriyorlar ama bir şey hiç değişmiyor; yarış. İnsanlar kendini sistem için ve başkaları için yaşamaya ve var etmeye başlıyor. Artık onlar etiketleriyle, imajlarıyla, nitelikleriyle varlar. Kişinin kendini tanımadan önce etiketiyle tanışıyorsunuz. Merhaba ben mühendis, ben zeki insan, ben liberal, ben felsefeci, ben doktor, ben ateist, ben ot ben bok... Etiketsiz bir hiçiz. Yarış bizi bu hale getirdi. Halen rekabet ve yarış peşinde koşuyoruz. "Ye kürküm ye" olduk.

    Beynin önemi içine ne kadar bilgi depoladığınla ölçülüyor, popüler kültür başka neyi ölçebilirdi ki? Ha beynin gerçek niteliğini de ölçer onu da popülerleştirip içini boşaltır o ayrı. Ama popüler kafa bir düşünce üretemez, taklit eder, çalar, geçimini sağlar. Popüler kafa gerçekten düşünmez çünkü. Düşünce onun için başkalarıyla yarışma aracıdır. Yarışma bitene kadar çalışır onun beyni.
    Popüler kafa aynı zamanda mekaniktir de, duyguyu yadsıyıp mantığı yüceltir. Çünkü duygularıyla sorunları olmasından gelen bir savunmadır bu. Tıpkı iç güzellikçilerin, aptalların ve gelenekçilerin mantığı yadsıyıp duyguyu yücelttiği gibi. Kim kendinde ne eksikse onun zıddını yüceltir. Kendinde eksik olanı başkasında gördüğünde de o başkasına tapar.
    Diyalektik insanların davranışlarına böyle yansıyor ama insanlar görmüyor. İnsanlar mükemmele ulaşmak için ve ona layık olmak için çırpınıyorlar.
    "Tanrı öldü" ya evet, Tanrı ve ondan gelenler öldü, artık başka otoritelere tapıyorsunuz. Sistemi yüceltiyor, rekabeti kutsuyor, popülere ibadet ediyor, içgüdülerinizle yaşıyorsunuz yeni Tanrılar yaratıyorsunuz. İşte içgüdüsel akılla hareket edenler olarak bu yüzden Tanrıyı siz öldüremiyorsunuz, "Ahlak sürü hayvanının içgüdüsüdür." diyen Nietzscheler öldürüyor.
  • Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
    İnsanın yarını değil, beş dakika, hatta bir saniye sonrası bile belli değildir. Her şeyden önce, her an, Allahü teâlânın varlığına muhtacız. İnsana en lüzumlu şey havadır, fakat Allahü teâlânın kudreti her an lazımdır. Yani o, havadan da daha mühimdir. Her an, hayatta kalabilmek için şarttır. Bütün kâinat, her an Allahü teâlânın varlığına muhtaçtır.

    Yüce Allah’a karşı isyan etmek, düşünülecek, akla sığacak iş değil. Her an Ona muhtacız, Onun varlığıyla varız. O bizi yoktan var etmiş, rızkımızı veriyor, her türlü musibetlerden koruyor. Bunun karşılığında istediği tek şey, iman etmek, (La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah) demek. İhlâsla bunu söyleyip, imanımızı muhafaza edip, bu imanla ölürsek, ne kadar günahkâr olursak olalım, şefaat var. Belki azap var, ama ebedi ateş yok. İnsan iman etse veya Allah korusun inkâr etse, rızkında, ecelinde bir değişiklik olmaz. Yani aynı şeyler için, ya Cennete gidecek veya Cehenneme…

    İman ettikten sonra da, Cenab-ı Hakkın emirlerine ve yasaklarına uymak gerekir. İbadet yapmalı, haramlardan sakınmalı, fakat iman ettiği halde haram işleyen, günahları sevabından çok olan kimse, imanını muhafaza ederek ölürse, yine Cehennemden kurtulacak, sonunda Cennete gidecek ve orada ebedi kalacaktır.

    Ahir zamanda, fitne fesat çok olur. Dinimizi öğrenmek veya yaşamak yönünden, iş çok zor olur. Yeri gelir, insanlar evine bir din kitabı sokamaz hâle gelir. Sokakta dinimize uygun giyinemez hâle gelir. İbadetlerini açıkça yapamaz hâle gelir. O zaman Ehl-i sünnet vel cemaat yolunda olup dinimize hizmet edenler, yaptıkları hizmetleri az görmemeli. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından bir kitap verdikleri şahsın belki hayatı fazla değişmeyecek, ama yanlış itikadından sıyrılacak, (Allah var) diyecek, (Peygamberimiz hak) diyecek, (La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah) diyecek, (Bizim gittiğimiz yol iyi değil) diyecek. İşte bu şekilde, ne kadar günahkâr olursa olsun, ebedi yanmaktan kurtulacak. Buna hizmet denmez mi?

    Her sahada hizmet etmeli, çünkü bunlara, imanı olan gelir. Nasibi olan, muhakkak bu hizmetlerdeki farkı görür ve istifade eder. Bu, Peygamber efendimizin mübarek kalbinden fışkıran ve hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık vasıtasıyla bize kadar, mis gibi, tertemiz gelen, içine hiçbir şey karıştırılmadan korunan zemzem suyu gibidir. Her türlü bid’atlerden koruyarak, Ehl-i sünnet vel cemaat itikadının insanlara ulaşmasına vasıta olmak, ne büyük nimet, ne büyük şereftir!
  • 152 syf.
    ·4 günde
    Başlangıç cümlesiyle metaforla giriş yapıyor sevgili yazarımız. Evet iyi at mı kalmadı (buraya istediğimiz her şeyi koyabiliriz, eskilerde olup da şimdi yok olduğunu defaatle tekrarladığımız her bir sorunumuzu), yoksa onlardan anlayacak, gideceği mesafeye göre yemini verecek (ne az ne çok) binicileri mi yok?
    İyi atlar her zaman vardır. Onlara usulünce gem vuracak, söylediklerine kulak verecek, tabiatını hakkıyla bilecek insan evvela. Hakkını vermeyip sinirle, sırtına kırbacı indirerek istediğini yapmasını beklemek olur mu? Bu durum da tekrar soralım kendimize: İyi at mı kalmadı, yoksa attan anlayan mı kalmadı?

    İnsan zordur; meraklıdır, hırçındır, bazen kontrol manyağıdır. Bir at eğitme itidalini ayarlayamaz çoğu zaman. Sabrını koruyamaz. İçinde bulunduğumuz çağ bizi baş döndürücü bir hız girdabına sürüklüyor. Hiçbir eyleme olgunlaşma süreci tanınmıyor. Attan anlamayan seyislere döndürüyor. Halbuki insan eylemini sabırla süsleyip herşeyi akışıyla takip ettiğinde mahir bir seyis olma kudretine erişebilir.

    Ve merak:
    "Insanı başka canlılardan ayıran özelliklerden biri de,kendisinin ne olduğunu merak etmesidir. Insan, kendisinin ne olduğunu, nerden gelip nereye gittiğini merak ediyor."
    Bu merak insana bir çok kapılar açıyor. Meraklıdır, sınırı yoktur insanın. Özgür yaratılmış. Hiçbir yaratığa yasaklar olmazken (etobur bir hayvana ot yemek yasak edilmez, yeme güdüsü yoktur zaten) insana bir çok yasaklar konulmuş. Evvela cennette sınandı insan. Herşey verildi sadece bir ağaç esirgendi yasak edildi. Bu uyarı insanı varlık yapısından kavrayan bir uyarıdır. "O ağaca yaklaşılmaması hususundaki tembih, insanın, bilkuvve o ağaca yaklaşabilecek bir eğilim içinde bulunmasıyla anlam taşımaktadır."
    "Yani insanın fıtratında zaten o ağaca yaklaşma hususunda bir eğilim bulunmasaydı, ona, o ağaca yaklaşmaması gerektiği yolundaki tembihin de anlamı kalmazdı."
    Bu durumda kendimize şu soruyu sorabiliriz: bizim tabiatımızı bizden daha iyi bilen yaratıcımızın bize koyduğu sınırlar, yasaklar çiğnenmese insan ne olur?

    İnsan özgür yaratılmış dedik; eline irade verildi "İnsan meleklerden üstünde olabilir, hayvandan aşağı da olabilir."
    Bu konulan çizgide ne kadar sabit ve doğru durduğumuza göre...

    Bizim sorunumuz bu; sorunumuzu tam bilememek.. doğru soruları soramamak. Bazı sorular cevaba gereksinim bile bırakmıyor. Öyle ki soru içinde yuvalanıyor. Bünye o doğru soruyla besleniyor. Kendimize sağlıklı sorular yöneltmekten aciziz. O kadar cevap dolanıyor ki her yerde. Herkesin bir cevabı bir doğrusu var. Soru ise tekliğini biricikliğini koruyor. Güzel yerinde soru cevabını kendisiyle getiriyor.
    Her zaman söylüyorum, Rasim Hocam istediğim, ihtiyaç duyduğum soruları yöneltiyor.
    Her müslüman nasıl İslam'ı hakkıyla yaşayamıyor?
    Değişik fikir sapmaları nasıl bizi kıskacına aldı?
    Etrafımızdaki duvarlar, görüş açımızı, zihnimizi ne kadar sınırlayabilir?
    Din ilahi bir gerçeklik olmak yerine, nasıl beşerî bir gerçeklik olma niteliğine indirgenmiş?
    Her şey dinle sınanacağına, nasıl din sınanacak bir yere konuldu ?

    Biz bugün Müslümanlar olarak her hareketimizi, hayatımızın her alanını kontrol edecek, yön verecek, doğruyu yanlıştan ayıracak, aile akraba ilişkilerimizi dahi belirleyecek inancımızla rotamızı belirleyeceğimize; Dinle siyaset bir olur mu? Din siyasete karışamaz gibi hayat kalitemizi temelden zedeleyen sorularla zehirleniyoruz. Sorular zehir olabilir. Ve her zamanda panzehir bulunmaz..

    Hangi durumda hangi soruyu kendimize yöneltmeliyiz tavsiyesinde de bulunuluyor. Dediğimiz gibi yerinde soru bütün hücreleri harekete geçirir.
    Sorunum bu, durum bu, peki benim ne yapmam gerekecek?

    Eserin bir çok yerinde soru işaretiyle karşılaşıyoruz. Benim gibi soruların zenginliğinden haz alıyorsanız okumanız tavsiye olunur. Ne zaman ki kendimize soru yöneltmekten çekinir olduk, kendimizi sıkıştırmadık, o vakit ki başkalarının cevabını yaşamaya başladık. Her cevap hayatımızın eksik noktasını onarmıyor, ruhumuza gereken gıdayı vermiyor. İçimizde pek çok tahribata yol açan, tonlarca fikir sapmaları her tarafımızı kuşatmış. İnsan bu kıyamette doğrunun ipini yakalamakta müthiş eziyet çekiyor.
    Allah nasip ederse bu eserden faydalanabilirsek, umulur ki bu hengamede önümüze ışık olacak bir rota belirir.
    Rabbim yardımcımız olsun...
  • Düşünüyorum da, sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek. Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,naif yönlerimizin keşfedilmesi, Cesaretsizligimizin anlaşılması, korkularımızın paylaşılması sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti. Kabuklarımızın altında kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız. Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında. Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden. İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler. Kirpiler ve kaplumbağalar gibi. Sahi koruyor mu bizi bu çatlamamış sert kabuk? Kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi? Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.? Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi? Duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu? Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak. Ne çıkar ateşböceği sansalar beni? Belki en hoyrat yürek bile ateşböceğinin o uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna el kaldırmaya kıyamaz? Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine. O da çözülecek belki. Samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince. Oysa bir görebilsek bunu. Kalmadı böyle insanlar demesek. Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak. Kırılmaktan korkmasak. İncinsek, yaralansak. Ne olur bir darbe daha alsak. Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu. Denesek. Risk alsak. Yanılsak. Fark etmez. Tekrar, tekrar bıkmadan denesek. Ve kucaklaşsak yeniden. Tıpkı eskisi gibi. Ne olduğunu anlayamadığımız o onbeş yıldan öncesi gibi. O zaman fark edeceğiz. Ne kadar özlediğimizi birbirimizi. Neler biriktirdiğimizi,kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi. Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa. Vakit az, paylaşmak, sarılmak için. Yaşadığımız coğrafya zor, sartları ağır. Yüreği daha fazla küstürmemek lazım. Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan. Ve koşullar bir türlü düzelmeyen. Sevgiye çok ihtiyacımız var. Ufukta kara bir kış görünüyor. Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri. Kırın o sert, o ağır kabuklarınızı. Kurtulun bu yükten. Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize. Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri. Hem hepimiz bir yıldızız. Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi.

    [Rabindranath Tagore]