• "Bizim zamanımızda , Doğa'nın, izlediği yoldan saptığını hiç görmedik. Fakat bizim zamanımızda milyonların yalan söylediğine inanmamızı gerektiren nedenlere sahibiz. Bundan ötürü yalan söyleyen, yalan olay nakleden oranı bire karşı milyon oranındadır."
    Carl Sagan
    Sayfa 115 - Altın Kitaplar (6. Basım, Nisan 2018, İstanbul, Reşit Aşçıoğlu Çevirisi)
  • Mühendis olmak istiyor, şimdi gençler tekniğe, mühendisliğe değer veriyorlar...Bizim zamanımızda herkes asker olmak isterdi...
  • Hâlen öyle midir bilmiyorum, ama bizim zamanımızda dikiş makinası gelinlik bir kızın çeyizinin olmazsa olmaz parçalarından biriydi. Herkesten kendi kılık kıyafetini dikmesi beklenmezdi elbet, fakat en azından evinin hanımı olduğunu söyleyen her kadından kendi söküğünü dik(ebil)mesi istenirdi.

    Benim de bir el dikiş makinam var, çeyizimden... Elhamdülillah, hâlâ kendi söküğümü kendim dikiyor ve tüketim kültürünün "kullan at" dayatmasının kurbanı olmadan ihtiyaç hâlinde eskiyen, sökülen eşyalarımı onarıyor sonra yine onları kullanmaya devam ediyorum.

    Rahmetli anneciğim iyi bir terziydi. Elbiselerimizin çoğu onun elinden çıkardı. Hatta annem diktiği için kıyamadığım ve "anneciğimin el emeği göz nuru" diye sakladığım bir kaç parça kıyafetim de var ta bekârlık yıllarından kalma... Şimdi elbise dolabımda onları her gördüğümde önce bir dokunuyor, kokluyor ve yıllar öncesine giderek annemin marifetli ellerini onların üzerinde dolaşırken görür gibi oluyorum ve mutlu oluyorum, iyi ki saklamışım, iyi ki elden çıkarmamışım, diyorum.

    Rahmetli anneciğim, işini güzel ve temiz yapardı. O her hâliyle bize örnekti, olmaya da devam ediyor. Dikiş dikeceği gün önce makinanın altına örtü sererdi ki kestiği kumaşlardan dökülen iplik ve tüyler halıyı kirletmesin. İşi bittikten sonra ortalığı toplamak da bir ayrı uğraştırmasın.

    Şimdi fark ettim, evde tamir edilmesi gerekenleri biriktirdiğim çanta epeyce kabarıklaşmış, belli ki artık el atmanın vakti gelmiş... Önce örtümü serdim, üzerine makinemi koydum ve zihnime üşüşen hatıralar eşliğinde başlıyorum söküklerimi dikmeye, elimden geldiğince...
  • 208 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Uzun bir yazı olacak iyi okumalar :)
    Çok etkileyiciydi! Kısaca kitabın konusuna değineyim. İtfaiyecilerin günümüzdeki iş tanımının aksine; yangınları söndürmek yerine yangınları başlatan, bir şeyleri, kitapları yakan kişiler olduğu bir distopya. Böyle farklı bir konuyu konunun hakkını fazlasıyla verebilecek bir hayal gücüne sahip yazardan okuyoruz. Okurken; kitaplardan uzak ve bir azınlık dışında çoğunluğun halinden memnun olduğu, hayatlarının tek rengi televizyon showları olan, yakmak olan bir toplumu çok iyi hissediyorsunuz. Onların duygusal ve anlamsal  açıdan eksik olan hayatlarını üzülerek içinizde hissediyorsunuz. Hayal gücünüzde canlanan evler sokaklar hep karanlık, boğucu. Peki niye yakılıyor bu kitaplar? Kitapları bu kadar tehlikeli yapan ne?
    Kitaplar farklı yerlerde farklı toplumlarda farklı kültürlerde yaşayan insanların hayata bakış açılarını, mutluluklarını, mutsuzluklarını anlatır. İnsana herkes gibi olmamayı öğretir. Farklı düşünmeyi öğretir. İşte tam da bu yüzden, farklılık olmasın, insanlar sorgulamasın diye. Devletin eksiklerini sorun etmesin diye, bir olayın olduğu halini normal ve doğru kabul etsin diye, kolay hükmedilebilen bir toplum olsun diye kitaplar olmamalı. Romanı okurken bazen durup diyordum ki sadece kitapların insanların hayatından çıkmasının sonucu mu bu tekdüze anlamsız hayatı olan insanlar topluluğu? Sonra hemen anladım ki insanların hayatından kitapların çıkması demek sadece kitapların çıkması demek olmuyor. Dolaylı olarak insanı insan yapan, içini dolduran her şeyi, kitaplar ya da bir insan bir insana aktarıyor. Bu paylaşım, insanı kendi kafasının içinde yaşamaktan kurtarıyor. Bu paylaşım, toplumu ve kültürü oluşturuyor. Kitaplar yok, insanlar uzun zamandır süren bu yokluğun sonucunda köreliyor. Bazı azınlıklar, bu yapıya, düzene karşı gelenler dışında kimse gerçek şeylerden konuşmuyor. Çünkü doğru olan susmak ve sana vadedilen ile yaşamak. Bazen diyordum ki o dünyada yaşamayan birinin gözünden, okuyucu olarak yaşananların ne kadar anlamsız olduğunu farketmek ve bu gidişata dur demeyi akıl etmek kolay. Peki ya bizim zamanımızda, dünyamızda hiç mi anlamsız şeyler olmuyor? Toplum hatta ben çok mu bilinçliyim? Bizim dünyamıza uyarlayacak olursak kitap okumanın yasak olduğu bir dünyada kitap okuyanları, bir şeylere yanlış diyebilip yasak da olsa doğrusunu yapmaya çalışanları, normal kabul edileni kendi akıl, mantık, vicdan terazisinde tartıp onun sonucunda hayatını sürdürenleri ben filozoflara benzetiyorum. Umarım kendi hayatımızın itfaiyecilerine karşı filozoflara kulak verip doğru yolu buluruz. Okuduğunuz için teşekkürler :)
  • Bizim zamanımızda “iyi aile kızları”nın sinema oyuncusu, şarkıcı gibi meslekleri seçmesi hiç makbul değildi... Onların kuşağının kadınlarına ve kızlarına tanıdığı özgürlüğün içinde “namus” denen sınırları belirsiz mefhumun mânâsı, özgürlüğün kendisinden daha büyüktü. Öyleydi.
    ...
    ... Allah’a bin şükür ki, anneciğim rahmetli olmadan bir müslüman ülkesinde haysiyetli, saygın ve başarılı kadın oyuncuların da varolabileceğini gördü, benimle gurur duydu. Şimdiki kızlar bunu bilmezler.