“Zeynep Hanım, 1906-1912 yılları arasında bazen tek başına, bazen kız kardeşiyle birlikte Avrupa’yı neredeyse karış karış gezip, izlenimlerini yazan, Rodin’den Britanya milletvekillerine kadar farklı çevrelerin davetlerine katılıp onlarla, anadillerinde derin fikir tartışmalarına girmekten hiç çekinmeyen, altı dilde yazan ve okuyan, piyano ve ud çalan sıradışı bir kadın.”
-Düşünce, bilgi, görgü ve cesaretiyle onlarla erkeği cebinden çıkartacağını bilen kadınlar için yalnızca cinsiyetleri nedeniyle ayrımcılığa uğramak büyük adaletsizlik duygusu ve öfke yaratır.- Zeynep Hanım da bu adaletsizliğe boyun eğmemiş ve hayatını yaşayabilmek için kardeşiyle birlikte yurdunu terk etmek zorunda kalmıştır. Yurtdışı seyahatlerinden birinde de gazeteci Grace Ellison’la tanışmış, arkadaş olmuş ve mektuplaşmaya başlamıştır. İyiki bu mektuplaşmalar gerçekleşmiştir ki biz de o dönem kadınlarının hayatları ve yaşadıkları hakkında çok çarpıcı gerçeklerle yüzleşebilmişizdir.
Zeynep Hanımın, farklı kültür ve coğrafyalar hakkında ki yorumları kimi zaman şimdiki düşüncelerimize ters düşsede o dönem koşulları ve yetişme tarzları göz önüne alındığında normal karşılanabilir. Kişisel olarak ben Zeynep Hanım’ı çok sevdim ve içselleştirdim, keşke Cumhuriyet’in ilanına ve kadın hakları konusunda yaşadığımız değişimlere şahit olsaydı diye de içimde bir ukte kalmadı değil.
O dönemlerde kadınların yaşadığı bu olağan(!) durumu sindirememiş kültür sahibi, akıllı ve gözü pek bir kadının boyun eğmeyip kendi hayatını yaşama isteğine saygı duymaktan başka hiçbir şey elimizden bir şey gelmiyor.