Eğer bir şey bize rahat geliyorsa (tanıdık, ulaşılabilir ve tutarlı durumlarda olduğu gibi) beyinlerimiz, ben böyle iyiyim, çok teşekkür ederim, mesajı verir. Eğer bir şey yeni, zor ve hatta birazcık tutarsız gelse korku devreye girer. Korku her türlü şekil ve boyutta, bazen de kılık değiştirmiş bir halde (erteleme, mükemmeliyetçilik, kendini kapama, çekingenlik veya mazeretler halinde...
Ne yazık ki hedefler, ancak onlara ulaşılmadığı müddetçe heyecan vericidir. Hedefe ulaşmak, bir anda hayatı sorgulatır hale getirebilir insanı. Gerçekleşme anını, büyük bir boşluk izler. O nedenle tavsiyeye şayan olan şey, sonrasında benliği yapayalnız bırakacak olan tek bir hedefe bağlanmak yerine, sürekli yolda olmak, daha modern ifadesiyle süreç halinde olmaktır
Bu koşullarda mutlu olmak isteyen, en iyisi başka türden bir mutlulukla erişebilir buna: Olumlu ve olumsuz kutuplar arasında gidip gelebilmenin, hoşnutsuzluğun da hakkını verebilmenin, üzüntülü olmayı da içerebilen bir sevincin hasıl ettiği bereket hissinin mutluluğu, arada sırada veya süregiden mutsuzluğun da kıymetini bilebilen bir mutluluk. Hayat zaten bu yoldan gider, mesele insanın da onunla beraber mi gideceği, bununla cebelleşmeye mi kalkışacağıdır. Onunla beraber yol alabilmek hayatı kolaylaştırır, ona da öncelikle olumsuz tecrübeleri de yaşama değer sayarak erişirsiniz. Sırf, olumlu tecrübeleri bu sayede daha güçlü hissedebilmek için olsa bile.
Gerçek olmak, “Zamanla gelişir. Çoğunlukla da kolay kırılan, köşeli, özenle korunması gereken şeylerin başına gelmez.” Gerçek olmak biraz çiziklerinin olmasını, hatta belki biraz hırpalanmayı gerektirir.