Bu kitap yalnızlık gibi ağır bir temayı işlemesine rağmen öyle mizah bir dille anlatmış ki okurken asla sıkmıyor ve içine çekip götürüyor. Kitabın ne ara bittiğini anlayamıyorsunuz. Yazar, eşinin ve kedisinin ölümü sonrası oldukça büyük bir boşluğa düşmüş, kendini sessizlik içinde bulmuştur. Bu duyguyu da oldukça evrensel br ekilde yansıtıyor okuyucularına.
Kitap boyunca iç sesini okuduğumuz Fournier karşı komşusunun hep kapalı olan panjurlarına duyduğu ilgi kadar günlük yaşamdan detaylı anılar anlatıyor. Yalnızlığın ne kadar yakıcı ve hemen yanı başımızda olduğunu hatırlatıyor bize adeta. Bir taraftan yaşlılığın gerektirdiği yalnızlaşmayı anlatırken bir taraftan da günümüz insan ilişkilerinin yüzeyselliğini ortaya koyuyor.
Yazarın dili oldukça sade, akıcı ve sanki bir arkadaşıyla dertleşircesine samimi. Özellikle bazı cümleleri tekrar tekrar okumaktan alıkoyamadım kendimi. Ayrıca yazar yalnızlığın sadece fiziksel bir durumdan ibaret olmadığını etrafımız insanlarla doluyken bile ne kadar yalnız hissedebileceğimizi anlatıyor ve zaman zaman da olsa hepimizin hissettiği o duyguları paylaşıyor bizimle.
Yalnızlık üzerine içsel bir yolculuğa çıkmak veya yalnız olmadığını hissetmek isteyen herkesin okuması gereken bir eser.