Hikâye, IQ’su 68 olan ve öğrenme güçlüğü çeken Charlie Gordon’un, deneysel bir ameliyatla zekâsının artırılmasını konu alıyor. Bu süreçte Charlie, laboratuvar faresi Algernon ile yarışır. Charlie’nin zekâsı dâhi seviyesine ulaştıkça, dünya onun için daha net ama bir o kadar da acımasız bir yer haline gelir.
Hikâyede Charlie’nin yazdığı raporları okuyoruz. Başlangıçta yazım hatalarıyla dolu, çocuksu bir dille yazılan bu raporlar Charlie zekâ kazandıkça felsefi, derin ve kusursuz bir dile evriliyor.
Charlie zeka değişimini tamamladığında, çocukken "arkadaşım" sandığı insanların aslında onunla dalga geçtiğini fark ediyor. Bu kitabın en vurucu noktası benim için. Zekâ arttıkça, izolasyon da artar. Charlie, toplumun dışladığı "saf" biriyken, toplumun anlayamadığı "kibirli" bir dâhiye dönüşüyor.
Algernon sadece bir fare değil, Charlie’nin geleceğinin bir projeksiyonudur. Algernon’un gerilemeye başlamasıyla Charlie, kendi sonunu görmeye başlıyor.
"Lütfen, eğer vaktiniz olursa, arka bahçedeki Algernon'un mezarına biraz çiçek koyun."
Algernon’a Çiçekler, okuduktan sonra uzun süre etkisinden çıkamayacağınız, her satırında kendinizden bir parça vicdan sorgusu bulacağınız bir eser.
Sizce Charlie'nin ameliyattan önceki o saf mutluluğu mu, yoksa her şeyi fark ettiği o kısa süreli dâhiliği mi daha değerliydi?