50'li yaşlarda, orta halli, bir şeylere sahip olduğunu düşünen (düşünmek ve inanmak isteyen) Sadık Bey ile tanıştım. Bu tanılıklığı dostluğa çevirmek birtakım sebeplerim nedeniyle geç olsa da kendisiyle bağ kurmam hiç zor olmadı. Hatta hikayemde belirttiğim üzere bir ara kitabı bitirmemeyi bile düşündüm. Ona acıdım mı üzüldüm mü bilmiyorum. Ama bir şeyi biliyorum: Kendimi gördüm onda. Belki de bu yüzden sonunu öğrenmek istemedim. Gidişatı durdurmak istedim. Ancak merakıma da engel olamadım. Ve bir kitabı daha dostça rafa kaldırdım.
.
Kitabı okurken Sadık Bey'in yaşamı ile birlikte bir dönem Türkiye'sinin şartlarını, ortamını, siyasi ve ekonomik halini, gençlerin fikirlerini vb. kısaca bir gözden geçiriyoruz. Ancak bunlar elbette sadece hikayenin arka planları. Önemli olan Sadık Bey ve yaptığı ya da kendisinin yaptığını sandığı seçimler. Önemli olan onun hayallerini başka başka sebeplerle terk etmiş olması ve günü geldiğinde aniden ciddi bir arayış içine giriyor olması. Önemli olan Sadık Bey'in esasen bildiği ama her zaman bastırdığı gerçekler. Önemli olan Sadık Bey'in iç acıtan yüzleşmesi. Peki Sadık Bey, heba ettiği zamanlarının yüzleşmesinden sonra selamete erecek mi? Acaba Sadık Bey sizlere ne katacak? Acaba siz de onda bir parça kendinizi ve hayallerinizi görecek misiniz? Hadi açın ilk sayfayı.
"Bilgisayar karşısında hala rahat değildi. Ne kadar olmuştu büronun baştan sona bilgisayarla donatılmasına karar verileli? On yıl mı, daha mı çok? Daha çok tabi... Doksanlı yılların başlarındaydı herhalde... Neredeyse yirmi yıl... Yılların böyle çabuk gitmesine akıl erdiremiyor, daha doğrusu... " (...)