• ALINTIDIR

    HKP'den İzmir'de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Eylemi: Emperyalizme, Gericiliğe, Kadına Şiddete, Çocuk İstismarına HAYIR!

    Halkın Kurtuluş Partisi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü dolayısıyla İzmir Karşıyaka Çarşı’da basın açıklaması gerçekleştirdi. Yapılan açıklamada, ''8 Mart, dünya halklarının baş düşmanı, başta kadın ve çocuklar gelmek üzere milyonlarca masum insanın katili ABD-AB Emperyalistlerinin kanlı kararlara imza atan kadın yöneticileri Hillary Clinton’ların , Angeline Merkel’lerin günü değildir,olamaz '' denildi.

    Açıklama sırasında, ''8 Mart Kızıldır Kızıl Kalacak'', ''Kadın Erkek Elele Örgütlü Mücadeleye'', ''Şeriat Ortaçağdır'' sloganları atıldı.

    Açıklama şu şekilde:

    8 Mart 2018’de de Kadınlar ve Çocuklar Ortaçağcı Gericiliğin pençesinde acılar içinde kıvranıyor!

    Kadınların ağzına bir parmak bal çalacaklar anlamsız hediyelerle. 8 Mart diyecekler, bir de “Kadınlar Günü” diyecekler, mağazalarda indirimler olacak bugüne özel. Kadınlar çılgınlar gibi alışveriş yapacak, indirimin “büyüsüne” kapılıp. O gün herkes çiçek verecek belki, ertesi günse her şey “normal”e dönecek. Kadın yeniden sırtından sopayı, karnından çocuğu eksik etmedikleri “eksik etek” olacak. Kadınlar dövülecek yine, vurulacak, bıçaklanacak ve istismara uğrayacak.

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için biz ne diyoruz?

    “Emekçi Kadınlar Günü” diyoruz ısrarla. Çünkü 8 Mart, dünya halklarının baş düşmanı, başta kadın ve çocuklar gelmek üzere milyonlarca masum insanın katili ABD-AB Emperyalistlerinin kanlı kararlara imza atan kadın yöneticileri Hillary Clinton’ların, Angelina Merkel’lerin günü değildir, olamaz.

    8 Mart, 40 çocuğun istismar edildiği Ortaçağcı Ensar Vakfı’na  “bir kereden bir şey olmaz” diyerek sahip çıkan, çocuk istismarını meşrulaştırmaya çalışan AKP’giller’in eski Aile Bakanı Ortaçağcı Sema Ramazanoğlu’ların günü değildir.

    8 Mart, fabrikasında-işyerinde çalıştırdığı kadın-erkek binlerce işçiden elde ettiği artıdeğer sömürüsüyle servetine servet katan Güler Sabancı’ların, Ümit Boyner’lerin, Arzuhan Doğan Yalçındağ’ların günü değildir.

    8 Mart, 8 Mart’ı yaratan emekçi kadınların bıraktığı mirasa sahip çıkan, ezilen, sömürülen tüm emekçi kadınların günüdür.

    1857 yılında ABD’nin NewYork kentinde dokuma işçisi kadınların 8 saatlik iş günü, eşit işe eşit ücret, insana yaraşır çalışma koşulları talebiyle greve gittikleri gündür 8 Mart. Grevi kanla bastıran Parababalarının 129 kadın işçiyi katlettiğigündür. 1910 yılında Kopenhag’da yapılan 2’nci Kadın Enternasyonali’nde Clara Zetkin’in önerisiyle, katliamın yapıldığı 8 Mart günü, bu yiğit dokuma işçisi kadınların anısına Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kabul edilmiştir.

    AKP’giller’in ekonomik zulmü katlanarak arttı

    Geçen yıldan bu yana biz kadınların ve gözbebeğimiz çocuklarımızın neler yaşadığına baktığımızda, her yılın bir önceki yıldan daha fazla acı ve gözyaşıyla geçtiğini görüyoruz. ABD-AB Emperyalistlerinin ve onların yerli işbirlikçisi AKP’giller’in kâr-çıkar düzenleri sürsün diye uyguladığı ekonomik zulüm katlanarak arttı.

    Daha fazla kadın ve çocuk yatağına aç giriyor artık. Ocak ayı verilerine göre, 4 kişilik bir aile için Açlık Sınırı bin 615 Lira, Yoksulluk Sınırı 5 bin 262 lira oldu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’in verilerine göre, nüfusun yüzde 20’sinden fazlasının (16 milyondan çok kişi) açlık sınırının altında, yüzde 60’ından fazlasının da (48 milyondan çok kişi) yoksulluk sınırının altında yaşadığı anlaşılmaktadır.

    TÜİK’in 2017 yılı verilerine göre, en düşük gelire sahip olan yüzde 20’lik kesim toplam gelirden sadece yüzde 6,2 pay alıyor. Buna karşın en yüksek gelire sahip yüzde 20’lik kesim toplam gelirin yüzde 47,2’sini alıyor.

    Geçimini sağlamak için iş bulabilenler kendilerini şanslı sayıyor. Çünkü ülkemizde çalışabilir yaştaki nüfusa oranladığımızda gerçek işsizlik oranı yüzde 50’lere dayanıyor. Balıkesir’de Mustafa Birgül adlı işsiz insanımız Belediye önünde kendini yaktı. Sivas’ta ve Antalya’da da iki kişi işsizlik yüzünden kendini yakmak istedi. Kadınlar ise erkeklere göre daha fazla işsiz. DİSK-AR’ın Aralık 2017 tarihli İşsizlik ve İstihdam Raporu’na göre, 15-19 yaş arası kadınlarda ne eğitimde ne istihdamda olanların oranı yüzde 25’ken, 25-29 yaş grubundaki kadınlarda bu oranın yüzde 53,6’ya yükselmiş olduğunu görüyoruz. Erkeklerde bu oran yüzde 14.

    Yine okuma yazma bilmeyen kadınların oranı da erkeklerden 5 kat fazla. Gördüğümüz gibi, bugün kapitalizmin olduğu her yerde başta kadınlarımız olmak üzere tüm üreten, çalışan insanlarımız kadınıyla erkeğiyle sömürülür. Ancak kadınlar sınıfsal sömürünün yanında erkeklerden ayrı olarak cinsiyetlerinden dolayı da sömürüldükleri için çifte sömürüye maruz kalırlar.

    Ülkemizin bir başka kanayan yarası da çocuk işçiler elbette. Nisan 2017 tarihli Türkiye’de Çocuk İşçi Olmak Raporu’na göre, çalışma hayatında 2 milyona yakın çocuk var. 2016 TÜİK verilerine göre çocuk işçilerin yüzde 78’i kayıt dışı çalışıyor. 2016 yılında 15-17 yaş arası çocuk işçi sayısı 708 bin. Çalışan her 10 çocuktan 8’i kayıt dışı.

    İşçi Sağlığı İş Güvenliği (İSİG) Meclisi tarafından hazırlanan rapora göre, 2012 yılında 32 çocuk, 2016 yılında 56 çocuk ve 2017 yılında 18’i 15 yaş altında olmak üzere 60 çocuk iş cinayetlerinde katledilmiştir.

    Ortaçağ karanlığına sürüklenen ülkemizde kadın cinayetleri, kadın ve çocuk istismarları arttı

    Dünyanın kanlı zalimi ABD’nin, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’u kapsamında Ortadoğu on yıllardır kan gölüne çevrilmiştir. Bu durumdan en çok kadınlar ve çocuklar zarar görmektedir. Binlerce kadın ve çocuk bu haksız savaşta hayatını kaybetmiş, yerinden yurdundan edilmiş, mülteci durumuna düşürülmüş,  başka bir ülkede yaşam savaşı vermektedirler. Ne yazık ki sıra ülkemize gelmiş ve ülkemiz de bölünmenin eşiğindedir.

    Bir yandan da bu projenin diğer ayağı olan Ortaçağ karanlığına-Şeriata bayır aşağı sürükleniyoruz. Şeriat, Ortaçağdır. Şeriat, kadının dört duvar arasına hapsedilmesi ve yatak odasıyla mutfak arasında gidip gelen köleler haline getirilmesidir.

    AKP’giller özlemini duydukları Ortaçağ’ın karanlık günlerine dönebilmek için var güçleriyle Cumhuriyet’in tüm kazanımlarını yok etmektedirler. Yargıdan okullarımıza, tüm kamu kurumlarını Ortaçağcı sapkın müritleriyle doldurdular. FETÖ’cüler gitti, yerlerine Süleymancılar, İsmail Ağa’cılar, türlü türlü yılan yuvası tarikatlar dolduruldu. Okullarımız Taliban yuvası Peşaver medreselerine döndürüldü. Okullarda seçmeli din dersleri adı altında ABD-CIA İslamı’nın ideolojisini pompalayacak dersler konuldu. Kadına şiddet, kadın cinayetleri, kadın ve çocuklara yönelik cinsel istismar olayları Cumhuriyet Tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar arttı.

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 2017 yılında 409 kadının erkekler tarafından öldürüldüğünü açıkladı. Rapora göre, yıl boyunca 387 çocuk cinsel istismara uğradı, 332 kadına cinsel şiddet uygulandı. Kadına şiddet olaylarının AKP’giller iktidarının ilk on yıllık döneminde yüzde 1400 arttığı açıklanmıştı. Şimdi bu oranın yüzde 1400’ün çok üstünde olduğunu biliyoruz.

    İçimizi en çok acıtan şey de masum çocuklarımızın istismar edilmesi. Ortaçağcı Nurettin Yıldız’ın “6 yaşındaki çocukla evlenilebilir” sözleri, Diyanet’in “buluğ” kelimesinin tanımını yaparken kullandığı “9 yaşındaki kız çocuğu evlenebilir, gebe kalabilir.” ifadeleri, “Kız öğrencilerin giydiği eşofman onları çıplak yapar” açıklamaları, çocuklara yapılan cinsel istismarları “dinen bunun adı şekerlemedir, bademlemedir” diye meşrulaştıran diğer Ortaçağcılar alenen çocuk istismarını teşvik etmektedirler.

    Çeşitli kaynaklardan alınan verilere göre, ülkemizde çocuk istismarlarındaki vahim tabloya bakalım:

    Adliyelerdeki her 4 tecavüz vakasından birisi ne yazık ki çocuklarla ilgili. Son 10 yılda çocuk istismar olayları 300 bini geçerek yüzde 700 oranında arttı. Ülkemizde 181 binin üzerinde çocuk gelin var.

    AKP’giller, bir yandan çocuğa yönelik cinsel istismarı uyguladıkları Ortaçağcı politikalar ile gündelik olaylar haline getirirken, diğer yandan da kamuoyunda oluşan tepkiyi frenlemek amacıyla sözüm ona yeni cezai düzenlemeler getiren açıklamalar yapmışlardır. Aslında nedir yaptıkları?

    Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre 18 yaşından küçük her birey, çocuk olarak kabul edilir maddesini hiçe saymaktır. Çünkü, 12 yaşından küçük çocukların cinsel istismarına verilecek cezaların ağırlaştırılacağını açıklamışlardır. Bu yaptıkları onların cibilliyeti iktizası içlerindekinin dışa vurulmasıdır. AKP’giller’in 12 yaş sınırı getirmesi, 12 yaşından büyük çocukların istismar edilmesini, çocuk gelinlerin önünün açılmasını meşrulaştırmaktan başka bir şey değildir.

    Kadın ve çocuklara karşı işlenen istismar suçunu önlemenin yolu, Partimizin Programında Halkın Adaleti bölümünde ırz suçu dışında idam cezası olmayacak, şeklinde ortaya konur.

    Kadınlar ve Çocuklar nasıl kurtulur?

    Kadın daha on bin yıl öncesine kadar ezen ve ezilenin olmadığı, insanlığın eşit kardeşler olarak yaşadığı topluma önderlik yapan cinsiyetti. Milyonlarca yıllık İnsanlık Tarihinde on bin yıl nedir ki?

    İşte bu yüzden kadının sözü geçen, saygı duyulan cinsiyet olduğu dönemler bilinçaltımıza kazındı. İşte bu yüzden nerede bir mücadele varsa, orada en önde kadınları görürsünüz. İşte, hileli iflasla işten çıkarılan ve hakları olanı almak için, onurları için mücadele eden Metro-Real Direnişçileri. Kışın soğuğuna, yazın sıcağına aldırmadan Direnişte hep en önde yer alan yiğit Real Direnişçisi kadınlar. İşte Uluslararası Kadın Mücadelesinin unutulmaz kadın devrimcileri Rosa Lüksemburg’lar, Clara  Zetkin’ler, Krupskaya’lar. Kurtuluş Savaşımızda silah elde Batılı Emperyalistlere karşı savaşan, destan yazan Kara Fatmalar, Halime Çavuş’lar, Nezahat Onbaşı’lar, Şerife Bacı’lar.

    Kadının ve kadınlarla beraber çocukların kurtuluşu İşçi Sınıfımızla birlikte mücadele etmektedir. Kurtuluşumuz ne kadını aşağılayan Şeriatta, ne erkek düşmanlığı yaparak bu düzende de kadının kurtulabileceğini savunan Feminizmdedir. Kurtuluşumuz İşçi Sınıfının kurtuluşuyla birlikte Demokratik Halk İktidarındadır, Sosyalizmdedir.

    Partimizin programında Kadın başlığıyla Kadın Sorunu konusuna çözüm getiren özel bir bölüm var. Ne de güzel anlatır orada:

    “Bu insanlık dışı duruma son vermenin ilk adımı; Kadının sosyal hayatın her alanında en aktif biçimde rol almasını sağlamaktır. Kadın, ekonomik hayatta da, siyasi ve entelektüel hayatta da erkeğe eşdeğer bir görev alacaktır. Yani ekonomik hayatta erkeğin hâkimiyetine son verilecektir. Kadınla erkek eşitlenecektir. Böylece de kadının aşağılanmasına yol açan (onu aşağılayan şartları devamlı üreten) mekanizma kırılmış-ortadan kaldırılmış olacaktır. Erkek egemen düzen, temeli ortadan kaldırılmış olduğu için yıkılmaya; kadın da hakkı olan saygınlığı yeniden kazanmaya başlayacaktır.

    “Kadının Kurtuluşunun ikinci ve son aşaması da; toplumda on bin yıldan beri kökleşmiş olan, kadını aşağılayan geleneklerin, kültürün ve alışkanlıkların bütünüyle ortadan kaldırılması-silinmesiyle gerçekleşecektir.

    Ne Şeriat, Ne Feminizm, Kurtuluşumuz Sosyalizmde!

    Şeriat ortaçağdir..
  • Meclisteki yerli satılmışlar Çözüm Süreci vs. diyorlar. Hayır! BOP Haritasının hayata geçirilme sürecidir ve savaşıdır. Bu savaş, ne Türklerin savaşıdır ne Kürtlerin savaşıdır. Amerika’nın savaşıdır bu. Avrupa Emperyalistlerinin savaşıdır.

    Meclisteki Dört Amerikancı Parti de yani AKP de, CHP de, MHP de, HDP de; IŞİD de, El Nusra da, El Kaide de, ÖSO da, PKK de, PYD de, YPG de ABD Emperyalistlerinin kullandığı değişik enstrümanlardır, kuklalardır, piyonlardır. Adımız gibi emin olalım; Suriye’nin parçalanması netleştikten sonra yani PYD Kürdistanı da Irak’taki Barzanistan gibi bir devlet statüsüne kesince kavuştuktan sonra ABD namlularının hedefi Türkiye olacaktır. Ve BOP’un Türkiye ayağı da böylece hayata geçmiş
    olacaktır.
    Nurullah Ankut
    Sayfa 119 - Derleniş Yayınları
  • 12 Mart döneminde Ziverbey Köşkünde işkence gören kurmay yarbaydan oldukça güzel bir araştırma eseri. Derin devlet olarak kastedilen kontrgerillanın dayanaklarının ne olduğu, neden kimsenin bu adamlara dokunamadığı, Gladio gibi konularda bilgiler veriyor. Aynı zamanda bunların kaynağı olan İlluminati, Bilderberg, Mason örgütü, Üçlü Komisyon, CFR gibi örgütler ve bunların dünyanın siyasi yapılanması üzerindeki etkileri anlatılıyor. Türk derin devletinin Kanlı 1 Mayıs, Ecevit ve Özal suikastinde neler yaptığı, yakın zamanda çıkacağı düşünülen Müslüman Yahudi savaşı, BOP projesinin detayları da anlatılıyor. Soluksuz okunan bir kitap. Mutlaka okunması gerekenlerden.
  • Çok güzel bir araştırma eseri. Mahir Kaynak ve Emin Gürses pek çok olaya farklı açılardan bakarak ve bunu yalın bir dille anlatarak insanları bilgilendiriyor. Özellikle BOP'un sebepleri, Irak'taki Şii-Sünni çatışması, İspanya'daki terör eylemleri, ABD-Rusya-Avrupa Birliği arasındaki rekabet ve politik uyuşmazlıklar,Irak savaşı ve sonrasında yaşananlar, Kafkasya'daki sıkıntılar gibi pek çok konuda kendilerine ait oldukça mantıklı görüşleri bizlerle paylaşıyorlar. Ufuk açan ve mutlaka okunması gereken kitaplardan.