• Kişilerin başkalarına karşı hukuki ilişkisinden kaynaklanan yükümlülükleri inceler.
    Borcun üç tanımı vardır:
    1) Para borcu
    2) Kişinin diğerine karşı yapmakta yükümlü olduğu şey: Haksız fiil
    3) Tarafların birbirlerine karşı yapmakla yükümlü olduğu şey: Satım akdi
  • Osmanlı Devleti zamanında, Ahmed Cevdet Paşa Başkanlığındaki ilmî bir heyet tarafından, İslam Hukûkuna bağlı kalınarak hazırlanan ve asil ismi Mecelle-i Ahkâm-i Adliye olan ünlü kânun. Mecelle, lügatte; içinde hikmet bulunan sâhife, ciltlenmiş kitap, dergi vs. anlamlarına gelir. 1877’de Abdülhamit Han zamanında tatbik edilmeye başlanmış. 1926'da yürürlükten kaldırılmıştır.

    Mecelle, 1851 maddeden meydana gelmiş bir kânun olup, İslam devletlerinde ve bu arada Osmanlı Devletinde uygulanmış, bugünkü manasıyla medenî hukûkun ve hukuk usûlünün birçok bölümünü içermektedir. Osmanlı Devleti, kurulduğu târihten îtibâren İslam Hukûku esaslarına bağlı kalınarak idâre olunmuştur. Gerek kamu hukûku ve gerekse özel hukuk sahalarında, bunun dışına çıkılmamıştır. İslamiyet'in bildirdiği ilâhî kurallardan hiç ayrılınmamıştır. Osmanlı Devleti, yüzyıllarca süren idarî, askerî ve iktisâdî üstünlüğünü, İslamiyet'e bağlı kalmasına ve tam tatbik etmesine borçludur. Bu kurallara bağlılıkta gevşeklik baş gösterince, devletin yükselmesi durmuş, ilimde, fende, askerlikte daha önce gösterilen başarılar, yok olmuş, bir duraklama ve gerileme dönemi başlamıştır. Devletin her bakımdan yara alması, Tanzimat hareketinden sonra daha çok olmuştur. İslam dînine yabancı kalan, Avrupa kültürü etkisi altında yetişen ve kurtuluşu Batılılaşmakta görenler basta M.Reşid Paşa olmak üzere, Fuat ve Âli Paşalar, Avrupaî tarzda birtakım yenilik hareketlerine giriştiler. Bu yenilik fikrini, devletin yönetildiği kânunlarda da göstermeye kalkıştılar. Bunlardan Özellikle Âli Paşa, Fransa'da 1.Napolyon zamanında tedvin edilmiş olan Fransız Medenî Kânunu'nun tercüme edilerek, Osmanlı Devletinde de tatbik edilmesi fikrini ileri sürüyordu. Buna mukâbil Ahmed Cevdet Paşa ve bâzı ileri gelen ilim insanları İslam hukukunun zengin ve islenmiş bir dalı olan Hanefî fıkhının kânunlaştırılması tezini müdâfaa ediyorlardı. Bu 2.fikir gâlip geldi ve tahakkuk ettirilmesi için, “Mecelle Cemiyeti” adıyla ilmi bir heyet toplandı. Başına Cevdet Paşa reis yapıldı. Memleketin en değerli İslâm bilginlerinin (fakihlerin) iştirak ettiği bu cemiyet, Osmanlı Devleti'nin Tanzimat döneminde en mühim içtimaî, sosyal olaylarından birini oluşturan ve Türk fikir hayâtinin ölmez ve muhteşem âbidesi olan Mecelle-i Ahkâm-i Adliye'yi meydana koydu.

    Mecelle ve Ahmed Cevdet Paşa: Mecelle, bir heyet tarafından telif edilmiştir. Bu bakımdan onu sâdece Ahmed Cevdet Paşa'nın eseri olarak göstermek yanlıştır. Cevdet Paşa zamanında, medenî hukuk alanında 2 zıt fikir vardı:
    1)- İslam Hukuk (fıkıh) kâidelerinin bir kânun metin hâline getirilmesi,
    2)- Fransız medenî kânununun tercüme edilerek kabul edilmesi.

    O zamanlar İstanbul'da en etkili ve nüfuzlu elçi, Fransa elçisiydi. O ve onun entrikalarına kapılanlar 2.fikrin tatbikat alanına konulmasını temin etmek için var güçleriyle çalışıyorlardı. Fakat, 1.teze taraftar olanların başında bulunan Ahmed Cevdet Paşa'nın ve diğerlerinin gayretleriyle, İslam fıkıh kitaplarından, zamanın icaplarına uyan meselelerin Mecelle-i Ahkâm-i Adliye adıyla asrî bir kânun seklinde yazılması fikri kabul edildi. Ahmed Cevdet Paşa, bu isi yapacak ilmî cemiyete reis seçildi. Paşa'nın yazdığına göre, Frenk hayranları, câhil softalar, ecnebî kışkırtmalarına âlet olanlar, bu hayırlı isi baltalamak için çok dalavereler çevirmişlerdir. Nihâyet Mecelle, 1868'de neşrolundu. Ahmed Cevdet Paşa çetin bir mücâdeleden gâlip çıkmıştı. Aşağıdaki satırlar onun bu sıradaki hissiyatını ifâde etmektedir:

    “Avrupa kıtasında en önce tedvin olunan kânunnâme, Roma Kânunnâmesi'dir ki, Kostantiniye (İstanbul) şehrinde ilmî bir cemiyet tarafından tertip ve tedvin olunmuştu. Avrupa kânunnâmelerinin esasidir ve her tarafta ünlü ve mûteberdir. Fakat Mecelle-i Ahkâm-i Adliye'ye benzemez. Aralarında pek çok fark vardır. Çünkü o, 5 altı kânun bilen zat tarafından yapılmıştı, buysa 5 altı fakih (İslam Hukûkunu bilen) zat tarafından, Allah'ın koymuş olduğu yüce İslam dîninden alınmıştır. Avrupa hukukçularından olan ve bu kez Mecelle'yi mütâlaa ve Roma kânunlarıyla mukâyese eden ve her ikisine de sâdece birer insan eseri gözüyle bakan bir kişi dedi ki: “Dünyâda, ilmî bir cemiyet aracılığıyla 2 kez kânun yapıldı. İkisi de İstanbul'da oldu. 2.si; tertibi, düzeni ve içindeki meselelerin hüsn-i temsil ve irtibatı dolayısıyla öncekinden çok üstün ve müreccahtir. Aralarındaki fark da, insanin o yüzyıldan bu yüzyıla kadar uygarlık âleminde kaç adim atmış olduğuna bir ölçüdür.” (Târih-i Osmanî Mec. No. 47, s. 284)

    Mecelle'nin hazırlanmasında hizmeti olan kimseler:
    1)- Filibeli Halil Efendi
    2)- Seyfeddin İsmail Efendi
    3)- Sirvanizâde Seyyid Ahmed Hulûsi Efendi
    4)- Ahmed Hilmi Efendi
    5)- Bağdatlı Muhammed Emin Efendi
    6)- İbn-i Âbidinzâde Alâeddin Efendi
    7)- Gerdankıran Ömer Hulûsi Efendi
    8)- Şeyhülislâm Kara Halil Efendi
    9)- İsa Ruhî Efendi
    10)-Yunus Vehbi Efendi
    11)-Abdüllatif Şükrü Efendi
    12)-Ahmed Hâlid Efendi
    13)-Karinâbadli Ömer Hilmi Efendi
    14) -Abdüssettar Efendidir.
    Bu zevatın bâzıları Ahmed Cevdet Paşa'yla birlikte bugünkü Mecelle'nin hazırlanmasında gerçekten de değerli mesâi sarf etmiş, bâzılarıysa daha az çalışmışlardır.

    Mecelle'nin yazılması sırasında pek çok fıkıh kitaplarına ve fetvâ mecmualarına mürâcaat olunmuştur. Bu kitapların adları, merhûm Ebü'l-Ulâ Mardin'in Medenî Hukuk Cephesinden Ahmed Cevdet Pasa unvanlı eserinin 167.sayfasında ve Kayseri eski müftüsü Mes'ûd Efendinin Mir'at-i Mecelle kitabında yazılıdır.

    İslam Hukûku denilince birçok kimsenin hatırına Mecelle gelirse de, İslam Hukûkunun tamâmı Mecelle'den ibâret değildir. Mecelle, yalnız Hanefî mezhebinin muâmelâta âit hükümlerini içermektedir. İslam Hukûku denilince, Hanefî mezhebiyle birlikte diğer 3 mezhebin hükümleri de anlaşılır. Bu hâliyle İslam Hukûku, dünyâda benzeri hiç bulunmayan bir hukuk deryâsıdır. Bilâhare Mecelle'nin eksik bahislerinin tamamlandığı söylenmişse de şu ana kadar ortaya çıkmamıştır.

    Mecelle yazılmadan önce, yüzyıllarca bütün İslam memleketlerinde ve bu arada Osmanlı Devletinde uygulanmış olan İslam Hukûkunun bâzı hükümleri, Mecelleyle her an herkesin mürâcaat edip, kolaylıkla anlayıp tatbik edebileceği sâde maddeler hâline getirilmiş ve bu durum büyük bir hizmet olmuştur.

    Mecelle'nin içindeki konular: Mecelle, İslam medenî kânununun akitler ve borçlar kânunuyla sivil muhâkeme usûlünü içine alan bir kânunnâmedir. (Bkz. Kânunnâme). Bu, Osmanlı Medenî Kânunu olmak üzere 17 Eylül 1876 (26 Şâban 1293) târihinde îlân olunmuştur.

    Mecelle kitabında, bir başlangıç ile 16 kısım vardır. Hepsi 1851 maddedir.

    Başlangıç,
    1.Kısım, Fıkıh Temel bilgileri olup, 101'den 403. Maddeye kadardır.
    2.Kısım, Kirâ bilgileri olup, 611. Maddeye kadardır.
    3.Kısım, Kefil Olmak bilgileridir. 672. Maddeye kadardır.
    4.Kısım Havâle bilgisi, 700. Maddeye kadardır.
    5.Kısım, Rehin olup, 761 maddeye kadardır.
    6.Kısım, Emânet'tir. 832. Maddeye kadardır.
    7.Kısım, Hibe bağışlamaktır. 882. Maddeye kadardır.
    8.Kısım, Gasp ve Zarar'dır. 942. Maddeye kadardır.
    9.Kısım, Hicr ve Ikrâh'dir. 1044. Maddeye kadardır.
    10.Kısım, Şirketler ve Sosyal Bilgilerdir. 1448. Maddeye kadardır.
    11.Kısım, Vekâlet'tir. 1530. Maddeye kadardır.
    12.Kısım, Sulh ve Afv'dır. 1571 maddeye kadardır.
    13.Kısım, İkrâr'dır. 1612. Maddeye kadardır.
    14.Kısım, Dava'dır. 1675. Maddeye kadardır.
    15.Kısım, İspat ve Yemin'dir. 1783. Maddeye kadardır.
    16.Kısım, Hâkimliktir. 1851. Maddeye kadardır.

    İktisâdî ve Ticârî İlimler Dergisinin 1969 da basılmış, 23.sayısında, Profesör Dr.Yılmaz Altuğ diyor ki: “İsrail Devleti'nin hukûku, memleketin târihi gelişimini aksettirir hâldedir. Temel medenî kânun, Osmanlı Devleti zamanından kalma Mecelle'dir. Mecelle, Filistin'in İngiliz yönetimine geçtiğinde, aynen bırakılmış, sonra 1948'de İsrail Devleti kurulunca değiştirilmemiştir.”

    Mecelle, Osmanlı Devleti'nin resmî kânunnâmelerinden biriydi. 1918'den sonra Osmanlı Devletinden ayrılan memleketlerde, daha sonra buralarda kurulmuş olan devletlerde (yeni kânuna tâbi olarak) Mecelle hükümleri cârî kalmıştır. Bu ülkelerde Mecelle, modern lâik mahkemelerce medenî kânun olarak tatbik edilegelmistir. Nihâyet Lübnan'da, Suriye'de ve Irak'ta Mecelle'nin yerini yeni medenî kânunnâmeler almıştır. Daha önce 1878'de Osmanlı Devletinden ayrılmış olan Kıbrıs'ta ve İsrail ile Ürdün'de hâlâ medenî hukûkun esâsini, Mecelle teşkil etmektedir.

    Türkiye'de 1926’da, Mecelleyle birlikte bütün İslam Hukuku ve Şer'i Mahkemeler kaldırılmıştır. Ayni şey, 1928'de de Arnavutluk'ta yapılmıştır. Bosna ve Hersek'te de yalnız suf'a müessesesi muhâfaza edilmiş olmakla birlikte Mecelle kaldırılmış, İslam Hukûku bâzı bakımlardan ahvâl-i şahsiyye (statut personnel) vasiyet ve vakıf gibi konularda Müslümanlara uygulanmaya devâm etmiştir. Bütün bunlara normal mahkemelerde bakılmıştır.

    Mecelle cemiyeti, vakitsiz kapatılmış olduğundan, bu mühim eser de tamamlanamamıştır. Medenî kânunun mühim konularından olan evlenme, boşanma, gaib, mefkud, vakıf, vasiyet, miras mevzuları Mecelle'de eksik kalmıştır. yalnız bu konular fıkıh kitaplarında geniş olarak yazılmıştır. Her meselenin dindeki hükümleri açıklanmıştır.

    Mecelle'nin yazılış tarzı: Mecelle'nin üslûbu bir kânun kitabi olarak şâheserdir. Fesâhet ve belâgatle yazılmıştır. Bilhassa basındaki 99 fıkıh kâidesinin çoğu, dilimize ezberlenmesi kolay cümleler hâlinde girmiştir. Bunlarda Ahmed Cevdet Paşa'nın akıcı ve düzgün ifâdesi hissedilmektedir. Fakat o dönemin Türkçesi hakkında ve o konularda bilgisi olmayanlar Mecelle'yi kolayca anlayamazlar.

    Mecelle'nin basındaki küllî (genel) kâidelerin çoğu, İslam fakihlerinden İbn-i Nüceym'in Esbah ve'n-Nezâir adlı eseriyle Mecâmi Şerhi'nden alınmıştır.
  • borç ilişkisi sonsuz, ebedi bir ilişki değildir. o da her ilişki gibi, zaman içinde akan, fakat mutlaka son bulan bir ilişkidir.
    Fikret Eren
    Sayfa 23 - Yetkin Yayınları, 20. Baskı
  • Oğuzman çok değerli bir akademisyendi ve bu eser de bunu yansıtıyor.Ancak tek başına yeterli bir kaynak olmasından daha çok bazı noktalarda aşırı kalabalığa ayrıntıya gidilmiş.
  • İlk elinize aldığınız zaman "ulan Oğuzman'ın 1300 sayfada anlattığı şeyi bu adam nasıl 300 sayfada anlatmış" gibi bir tepki veriyorsunuz ancak önsozünü okuduktan sonra bu durumun nedenini kolaylıkla anlıyorsunuz. Nomer hoca bu kitabı esasen Siyasal Bilgiler fakültelerinde temel borçlar hukuku dersine kaynaklık etmesi için yazmış. İlgi çekince içeriği biraz büyütmüş ancak tabii ki eksik kalmış. İçindeki birçok konu hukuk fakültesi okuyan öğrenciler için eksik denebilecek nitelikte. Oğuzman okuduktan sonra sınavdan önceki bir ay tekrar etmek için okunabilecek nitelikte bir kitap. Öncelik her daim Oğuzman, saygılar :)
  • Ders kitaplarının da mevcut olduğunu yeni fark ederek, kitapsa bu da kitap diyor ve incelememi paylaşıyorum. :) Oğuzman-Öz Borçlar Hukuku bu alandaki en iyi kitaplardan tartışmasız. Ancak bütün konularda bu kitabın okunmasını tavsiye etmem. Borçlar çalışacak arkadaşlara konuları bölerek çalışmalarını tavsiye ederim. Örneğin Oğuzman'da sebepsiz zenginleşme konusu çok uzundur, çünkü bu konu Turgut Öz'ün tez konusudur. Bu konuyu bir başka kaynaktan okumak daha faydalı olacaktır. Ancak temerrüt gibi, sözleşmeler gibi, borc kaynakları gibi çok temel konuları Oğuzman'dan okumayan hukuk öğrencisi çok şey kaybeder. Oğuzman candır, Oğuzman kraldır, Oğuzman beşeri medeni hukukun babasıdır :)
  • Ne borç ver ne de borç al; çünkü borç vermek
    Çok kez hem paranı yitirmektir hem dostunu.
    Borç almaksa tutum gücünü yıpratır.
    Her şeyden önce de kendi kendinle doğru ol
    O zaman, gece gündüze varır gibi,
    Sen de aldatmaz olursun kimseyi.
    William Shakespeare
    Sayfa 22 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 14. Baskı Çeviri: Sebahattin Eyüpoğlu