• "Bütün bunlar için gerekli parayı... nerden mi buldum?Borsaya girerek elbette;borsa işsiz kalmış tehlikeli entellektüellerin dünyadaki son sığınağıdır."
  • Üçüncü milenyuma girilecekti birazdan. Borsa göçecek. Bilgisayarlar çökecek. Saatler duracak. Kâhinlerin yüzyıllar öncesinden bildirdikleri olayların şifresi çözülecek. Çözüldükçe kimler ölecek kimler kalacak. Başına felaket ve devlet kuşu konacak insanların tarifleri tamamen açık edilmişti ama felâkete uğrayacaklara dair alâmetleri mahalle sakinleri pek üzerlerine alınmamışlardı. Korku ve umut arasında gidip gelen insanlar on ikiye birkaç dakika kala durdular. O müthiş an geldiğinde, gong çalındığında, hep özlemini çektikleri şeyler birileri tarafından cömertçe bağışlanacakmış gibi nefeslerini tuttular. Işık hızıyla bu güne dek kapısı hiç aralanmamış bâkir bir ülkeye fırlatılmak için denetimden çıktıklarını hissettiler. Sunucular heyecan içindeydi. Hiçbir şey eskisi gibi olamayacaktı artık. Seyircileri mancınıkla pembe bulutların üzerine yollamaya hazırlandılar.
  • Dokuz ya da yedi aylık doğan insanoğlu hiç kurtulamaz sayılardan ömrünce
    Hemen kilosu söylenir anneye, sonra boy babaya belki,
    Aslında sadece bebektir önce
    Önceleri kaç günlük olduğu sorulur,
    Sonraları kaç aylık ve sonunda bir yaşındadır işte
    Sayılarla kucaklaşmanın birinci yılı kutlanır büyük bir hevesle, bir mum alevinde
    Ve bu tekrarlanır bıkmadan usanmadan her sene büyük bir itina ve hatta özenle
    Her an değişir sayılar, kilo artar, boy uzar, ayağın bile bir sayısı olur büyüdükçe
    Üç yaşı kreş zamanını müjdeler, yedi çok geçtir ilkokul için serpilir insan onbirinde
    Bu kısa gibi görünen uzun arada yine bir sürü sayı olur insanın küçücük bedeninde
    Servis saaati vardır her sabah mesela, kahvaltı zamanı, öğle, akşam yemekleri bir de
    Ve sonunda göz kapaklarının kapanacağı saate gelir sıra hiç sekmeden her gece
    Sorular hiç bitmez sayı ile ilgili,
    Kaçıncı sınıftasın kaç yaşındasın peki not ortalaman ne
    Evet evet 365 gündür 1 sene ve 52 hafta,
    Bu kadar kesindir herşey ama bitmez sorular işte
    Kaçıncı caddede, kaçıncı sokakta, kaç numaralı dairede,
    Kaç zamandır kalıyorsun, kaç kişiyle
    Haneye kaç maaş giriyor ve ne kadar artıyor her sene,
    Peki sen ne kazanıyorsun söylesene
    Kaçlı ev numaran, peki iş numaran neydi, tamam son olarak cep numaranı alayım bir de
    Artık ulaşmak çok kolay herkese, belki de o yüzden değersiz herkes herkesin gözünde
    Herkes birer numaralar dizisi artık ve herkesinki sıfırla başlıyor bilmem nedense
    Kaç kontörün kaldıysa o kadar cümle kurman gerekiyor mesela
    Ya da faturan kaç tl olursa
    Sıfır beden olmaya çalışan kızlarımız bir numara büyük beden aşklara gebe nedense
    Her gün kaç kalori alması gerektiğini bile hesaplayan insanoğlu,
    Aslında sayısal bir krizde
    Borsa takip edilir her gün, ona göre düzenlenir insanımın moral seviyesi ok işaretleri ile
    Enflasyon açıklanır bıkmadan usanmadan her ay
    Ve tabiki vazgeçilmez sayılar, tefe ve tüfe
    En küçük rakamlar hep sene başlarında açıklanır,
    Memuradır duyuru, kabul görür çaresizce
    Kaç sıfır atarsan at paralardan, değerlidir paradan tüm sayılardan kalpte ve beyinde
    Kaç yıllık mezunsun, kaç yıldır prim ödüyorsun, peki devamsızlığın kaç gün bu sene
    5 vakit namaz, 30 gün oruç, bozarsan oldu mu 61, şanslıysan 10 gün umre
    Kaç taş atacağın bile belli şeytana, tavaf et bakalım kabeyi bilmem kaç kere
    Hesapla her sene fitreni, zekatını, kaç zaman sonra geleceği belli mi azrail’in
    Uğraşma artık bu kadar sayılarla bence
    Kaçıncı musalla taşına yatacağım,
    Kaç kişi gelecek cenaze namazıma, ya kefen kaç metre
    O gün ölen kaçıncı insanım acaba, kaç gün sürer arkamdan ağlamalar yazık biteviye, Yatarken bilmem kaç metrelik derinde ve yine bilmem kaçıncı ada
    Ve bilmem kaçıncı parselde.
    Sonunda
    Sonunda yine bir sayıdır insanoğlu aslında.
    Çünkü, çünkü bu sefer ruhuna fatiha okunur 3 kere…
  • Zira bana göre ülkelerin asıl zenginlikleri para, borsa, döviz, yol, köprü, binanın yanı sıra, vatandaşların birbirine saygılı, sevgili davranması, huzurlu, güvenli, kaliteli bir yaşam geçirme imkanına sahip olması durumudur.
  • Ne dikenli teller olacak,
    Ne tanklar tüfekler.

    Ne tüberküloz kalacak
    Ne lösemi

    Ne işsizlik
    Ne banka
    Ne borsa

    Süt gibi duru ve ak
    Ekmek gibi sıcak..

    Bizim de
    Bizim de
    Günlerimiz olacak!..
  • Dünya sığmıyor insana Havel,
    yüzlerdeki, yüreklerdeki maske,
    parada kir, suda klor, havada nem,
    yüksek borsa, alçak basınç
    ve kanun hükmünde ihanetler, sahtekâr jestler.

    /İnsan, sığmıyor insana Havel! /

    Ve her şey:
    Şey!
    Mesela o takvimler, o günler
    her biri şimdi kim bilir neredeler?
    Yalancıdır aynalara gülümseyen o muhteşem gençlikler;
    bir yaz yağmuru gibi çabucak geçecekler.
    Bize kalan kurt kapanı sözleşmeler
    ve iş akdi kıvamında morarmış evlilikler.

    Oysa insanı büyüten yalnızlık mıdır Havel?

    Yaan!
    Yine yaan… Yine yaaaan!
    Yan ki yangınlar bile yansın;
    haklıdır içindeki abdal bırak ağlasın...

    Bırak ağlasın, artık gündüzlerin ışığında aşk,
    gecelerin sularında yakamozlar yok
    ve kuşlar konsun diye gerilmiyor balkonlara
    çamaşır ipleri;
    duyuyorsun işte şiir de yazıyorlarmış iğfal şebekeleri!

    Dışarıda üşüyen bir Haziran.
    Dışarıda aşksız aşk, Aids, Hepatit b,
    dışarıda hormonlu sevinçler, kokmayan güller.
    Dışarıda dostluğun, puştluğun kolunda gülümsemesi;
    ama öğrendim karanlıklardan ışık destelemeyi
    ve baka baka irkilmiş gözlerine hayatın
    İnatla…İnatla gülümsemeyi;
    öğrendim içimdeki abdalı hünerle gizlemeyi..

    Bu yüzden her şey: Şey!

    Havada hava, günlerinde gün, evlerde sarımsak soğan;
    hepsi bu işte basit, olağan.
    Her şey şey’dir;
    inandıklarımızdır belki de yalan.
    Abarttığımızdır, kül’dür herkesin payına kalan...
  • Not: Romanın hikayesi hakkında bilgiler içermektedir.
    *
    Dobrolyubov özetlemiş;
    '' Bu kitapta önemli olan
    Oblomov değil, Oblomovluktur. ''
    *
    Oblomov; dostu Ştolts'a ''Düşün bir kere'' diyordu.
    '' Bir tek solgun, üzgün bir çehre görmeyeceksin; hiçbir derdin olmayacak, ne Danıştay davaları, ne borsa, ne şirket, ne rapor, ne bakan, ne rütbe, ne terfi.... Bütün konuşmalar candan olacak. Evden taşınma derdin olmayacak.... Yalnız bu nelere değmez! Bir de buna hayat değil diyorsun. ''
    Ştolts; ''Değil kardeşim, '' dedi.
    Ve biraz düşünüp bu hayata bir isim aradı;
    - Bu bir çeşit Oblomovluk'tur.''
    *
    İş Bankası yayınlarında Sabahattin Eyüpoğlu ve Erol Güney çevirisinde ön sözde yazıldığı gibi, ''Toplumsal bir kaderin Oblomov'u içine düşürdüğü bu kaçınılmaz uyuşmayı rasgele bir tembellikle karıştırmamak gerekir. ''
    *
    Oblomov, çiftlik sahibi bir ailenin soylu çocuğu olarak dünyaya gelir.
    19. yüzyıl ortaları Rusya'dayız.
    Yepyeni bir dünyanın içine doğru sürüklenen bir Doğu dünyası....
    Oblomov yarım kalan bir insandır. Teşebbüs eden ve netice alamayan bir Doğulu..
    Hani bir söz vardı; ''Doğuya doğru giden bir geminin içinde Batıya doğru koşuyoruz'' ,.diye.
    Oblomov rıhtımda hareketsiz kalan adamdır.
    Doğduğu köyün masalsı hayatıyla büyülenmiş, ve geleceğe doğru attığı adım havada kalmıştır.
    *
    ''Oblomov evinin temiz pak, döşeli olmasını istiyordu; ama bütün bunların, Tanrı bilir nasıl, hiç farkına varılmadan olup bitmesi gerekti.''
    *
    ''Oblomov, 'Ah yarabbi! Ne budala insanlar var! Evleniyorlar. '' diye içini çekti ve sırt üstü yattı.''
    *
    '' - Ah yarabbi, hayat bir türlü yakamı bırakmıyor, nereye gitsem peşimde! ''
    *
    Ah Oblomov!
    '' - Zavallı dostum, batmışsın sen, boğazına kadar batmışsın, batağa gidiyorsun. '' demişti henüz 29. sayfada Ştolts; 607. sayfada ise kelimeler bir isyan ıslığı gibi, bir acıklı küfür gibi çıkıyordu artık : ''Senin işin bitmiş Oblomov!''
    *
    Onun tertemiz bir ruhu, okyanuslar kadar derin bir sezgi yeteneği, hayatı genişliğine kavrayacak kuvvetli bir dimağı vardı oysaki.
    O heyecanını yitirmiş, ümidini çaldırmıştı; hayata tutunan elleri çözülmüştü...
    Hiçir şey düşünmek istemiyordu.
    Hiçbir şey.
    Dünyaya ait herhangi bir mesele onun gözünde çözümlenemez bir problem gibi ağır ve karışıktı.
    Hiçbir şey düşünmek istemiyordu.
    Hiçbir şey...
    Yatmak, uyumak, derin uykulara dalmak....
    Ve bu kadarcık bir yaşamanın içinde bütün ihtiyaçlarının kendisi dışında ve kendisine fark ettirilmeden görülmesini istiyordu...
    *
    Oblomovluk o dönemde meşhur olan hayalet figürü gibi dolaşıyor roman boyunca.
    Palto'daki hayalet gibi....
    Marks'ın sözünü ettiği hayalet gibi....
    *
    Bir aşk, onun yüreğini tutuşturur gibi olur..
    Lakin yerinde sayan bir adam gibi mesafesiz koşturduğunu anlar Oblomov.
    Yatağına uzanır. Uyumak, uyumak, uyumak ister.
    *
    Uyuyan Doğu'dur. Bütün bir zenginliği, gizemi, derinliğiyle Doğu.
    *
    Kapitalistleşen bir dünyada kaybolmaya yüz tutan küçük bir derebeyi mirasyedisi olmuştur Oblomov.
    Dostu Ştolts sorar:
    '' - Pekala, farz et ki biri sana üç yüz bin ruble daha verdi, ne yapardın?
    - Bankaya koyar, faiziyle geçinirdim.
    - Banka fazla faiz vermiyor; niçin bir şirkete, mesela bizim şirkete koymazdın?
    - Yo, Andrey, beni kafese koyamazsın.
    - Neden bana da mı güvenin yok?
    - Sana var tabii, ama her şey olabilir: Şirketiniz iflas eder, beş parasız kalırım. Banka daha sağlam. ''
    *
    Burjuva değil, işçi değil, köylü değildir Oblomov. Memuriyete girmiş, çıkmıştır. Memur değildir. Bürokrat değildir.
    Kimdir bu Oblomov?
    '' - Peki ya sen nesin?
    Oblomov sustu.
    - Kendini toplumun hangi sınıfına koyuyorsun?
    - Zahar'a sor. ( Zahar Oblomov'un uşağıdır.)
    ...
    Ştolts; ''Kimdir şurada yatan'' dedi.
    - Amma da tuhaf. Bizim efendi işte, İlya İlyiç. ''
    *
    ''Efendi''dir o.
    Gitmediği bir köyü, ilgilenmediği bir toprağı, o toprakta çalışan tanımadığı köylüleri vardır.
    Efendidir o.
    Çoraplarını bile uşağına giydiren bir efendi.
    Artı değer üretmeyen, çalışmadan yaşamanın düşünü kuran bir efendi.
    Temiz ruhlu, iyi niyetli, dürüst, samimi, saf bir efendi ama...
    Züğürt Ağa filminde Şener Şen'in canlandırdığı her şeyini yitirmiş güzel toprak ağası gibidir o.
    Kentili de olamamıştır.
    Doğunun adı Oblomov'dur.
    Çoraplarını kendi giymeyen bir Doğu ve iş, proje, üretim peşinde koşan bir Batı.
    Kim ''efendi'' olmuştur sonunda?
    *
    Ön sözde denildiği gibi; ''Büyük Petro'dan beri Rusya'da devam eden büyük Rusya- Avrupa kavgasında, Gonçarov hiç gözünü kırpmadan Avrupa'nın tarafını tutuyor. ''
    *
    Oblomov kendi doğduğu coğrafyanın bile gelişiminden habersiz bir kuytuda sıkışıp kalmıştır.
    Ştolts şunları Oblomov'a bile söylemeye gerek duymaz:
    ''Oblomovka'nın artık ıssız karanlıklardan kurtulduğunu, onun da yavaş yavaş gün ışığına çıktığını sana söylemeye gerek yok. Dört yıl sonra bir istasyon olacağını, köylülerin tren yolunda çalışacağını, buğdayın artık ırmağa kadar trenle taşınacağını... Okullar açılacağını, eğitimin yayılacağını sana ne diye söylemeli?.. Hayır, yeni mutluluğun fecri seni telaşa düşürür, karanlığa alışmış gözlerini rahatsız eder. ''
    *
    Oblomov'un ilkgençlik zamanlarında sahip olduğu hayalleri; o büyük ve gelişmiş Rusya hayalini, peşini bıraktığı bu hayalleri; annesi Rus, babası Alman karakter, Oblomov'un çocukluk ve okul arkadaşı Andreyin Ştolts sahiplenmiştir. O Oblomov kadar derin ruh, geniş dimağ sahibi değildir; ama başladığı işi tamamlayan, çalışkan, üretken, neticelendiren bir adamdır.
    Ve Oblomov'un kendi adını verdiği çoçuğuna sahip çıkacaktır.
    Bir nesil sonra başka olacaktır her şey:
    '' Andreyini senin gidemeyeceğin yere götüreceğim... Onunla beraber gençlik hülyalarımızı gerçekleştireceğim.''
    *
    Bu romanı sadece bir ay gibi kısa zamanda yazan Gonçarov, ümidini Oblomov'un oğluna teslim ederken; Oblomov'a kısa bir ömür biçer ve onu bütün iyiniyeti ve temiz ruhuyla roman arasında hepimize nefis bir soluk aldıran dost bir elin diktiği tatlı leylak kokusu içinde bir taşın altında dinlendirir.
    *
    ''Gece leylak ve tomurcuk kokuyor'' ...

    10 Nisan 2018