• ... Bey,

    Dikkat, diyecektim de, estağfurullah, sizin için değil tabiî; yitirdiğimizin künyesi bu altı harfte değil midir?
    Ne kaldı, bunu yitirince, insanda?

    Benim durumum da engellenmiş gibi; nelere dikkat etmem gerektiğini, öyle belki de değil kesinlikle açıklayamayabilirim birdenbire. Kazmayı dibimize vurdular çünkü. Yaptığım sâdece külümüzü karıştırmak.

    Dahasını söyleyeyim mi, Beyefendi, aslında konuştuğumuz filan da yok; düpedüz, açık açık, çığlık çığlığayız.

    Dizi dizi, simsiyah borular.

    Yoğun, ağır bir zaman: sâniyesini taşımak bile belini büküyor insanın. Bükmüyor mu yâni?

    Ruhunu şeytana satanları altalta yazsak, Nil kadar uzun bir liste çıkar. Mûcize, şimşekler çakmadan önceyse, onu bilmiyorum.

    Şey bir de, Beyefendi, kulağıma tınısı gelse, evde çocukların yanında göbek atarım, inanır mısınız? Niye atmayacağım ki!

    Saygılar mı sunalım, selâm mı diyelim, efendim?


    Adımı da
    Soyadımı da
    yazmadım
    (imzasız)
    Nuri Pakdil
    Sayfa 20 - Gözetleme Noktaları
  • Nerede şimdi at, nerede süvari? Nerede çalan borular?
    Nerede zırh ve miğfer, nerede uçuşan saçlar?
    Nerede harpın teline dokunan el, nerede yanan kızıl ateş?
    Nerede bahar, nerede hasat, nerede uzayıp giden başaklar?
    Gelip geçti hepsi, dağdaki yağmur, kırdaki yel gibi;
    Batı’da günler tepelerin gerisindeki gölgeler içinde kaybolup gitti.
    Kim toplayacak şimdi yanan kuru ağacın dumanını?
    Kim görecek Deniz’den dönüp gelen, akan yılları?
  • Önce Eru vardı, Tek Olan, Arda'da Ilúvatar diye
    isimlendirilen; ve ilk önce düşüncesinden
    doğurduğu Ainur'u, Kutsal Olanlar'ı yarattı ve
    onlar, hiçbir şey yaratılmadan önce
    onunlaydılar. Müziğin temalarını oluşturarak
    onlarla konuştu; ve onlar Eru'nun huzurunda
    şarkı söylediler ve o mutlu oldu. Uzun bir süre
    boyunca her biri sadece kendi başına ya da
    birkaçı bir arada şarkı söylerken geri kalanı
    dinledi; çünkü her biri, Ilúvatar'ın düşüncelerinin
    sadece kendi doğdukları kısmını kavramıştı,
    zamanla birbirlerini anlayışları gelişti, ama yavaş
    yavaş. Yine de dinledikçe daha derinden
    anlamaya başladılar, birlik ve uyum çoğaldı.
    Ve an geldi, Ilúvatar, Ainur'u bir araya toplayıp
    şimdiye dek açıkladıklarından daha büyük, daha
    harika şeyleri gözlerinin önüne sererek, çok
    daha kudretli bir tema bildirdi; temanın
    başlangıcının ihtişamı ve bitişinin görkemi
    Ainur'u şaşkınlık içinde bıraktı böylece
    Ilúvatar'ın huzurunda eğildiler ve sessiz kaldılar.
    Sonra Ilúvatar onlara dedi ki: "Size bildirdiğim
    temadan, birlikte uyum içinde bir Ulu Müzik
    yapmanızı istiyorum. Ve sizi Yokolma-yan
    Alevle canlandırdığım için, eğer yapabilirseniz
    her biriniz kendi düşünceleriniz ve aklınızla bu
    temayı donatmak için güçlerinizi
    göstereceksiniz. Ama ben oturup dinleyeceğim
    ve sizin sayenizde büyük güzelliğin şarkıda
    uyandırılışıyla mutlu olacağım."
    Ainur sesleri, arplar, udlar, borular, trompetler,
    viyollar ve orglar gibi, sözcüklerle şarkı
    söyleyen sayısız korolar gibi Ilúvatar'ın temasını
    ulu bir müziğe dönüştürmeye başladı;
    derinliklerde ve yücelerde işitilmenin ötesine
    geçip uyum içinde örülerek sonsuz sayıda
    çeşitlenen melodilerden oluşan bir ses yükseldi
    ve Ilúvatar'ın yaşadığı yerler dolup taştı, müzik
    ve müziğin yankısı Boşluk'a ulaştı ve orası artık
    boş değildi. Ainur bir daha asla bunun gibi bir
    müzik yapamadılar; günlerin bitiminin ardından
    Ainur koroları ve Ilúvatar'ın Çocukları
    tarafından Ilúvatar'ın huzurunda daha ulu bir
    müzik yapılacağı söylenmesine rağmen.
    Ilúvatar'ın temaları kusursuz bir şekilde
    işlenecek ve söyleyişleri anında Varlık
    oluşacaktı, çünkü hepsi o zaman onun
    düşüncelerinde kendilerinin doğdukları kısmını
    bütünüyle anlayacak ve her biri, diğerlerinin
    anlayışını bilecek, Ilúvatar mutlu olup onların
    düşüncelerine gizli ateşi verecekti.
    Ilúvatar oturup dinledi, uzun süre boyunca bu
    ona iyi gözüktü çünkü müzikte kusur
    yoktu. Ama tema geliştikçe, Melkor'un yüreğine,
    Ilúvatar'ın temasıyla uyum içinde olmayan kendi
    imgeleminin birbiri içine girmiş özleri ulaşmaya
    başladı; çünkü o, müziğin kendisine ayrılan
    kısmının gücünü ve görkemini artırmaya
    uğraşıyordu. Ainur içinde en büyük güç ve bilgi
    ihsanları Melkor'a verilmişti ve kardeşlerine
    verilen tüm ihsanların içinde bir payı vardı. Sık
    sık Yokolmayan Alev'i aramak için tek başına
    boşluğa gitmişti; çünkü içindeki Varlık
    unsurlarını kendisine ait kılmak için duyduğu
    arzu büyümüştü ve ona sanki Ilúvatar'ın Boşluk
    hakkında hiçbir düşüncesi yokmuş gibi
    geliyordu ve bunun boşluğu yüzünden
    sabırsızlığa kapılıyordu. Ancak Alev'i bulamadı,
    çünkü o Ilúvatar'laydı. Ama kardeşlerininkine
    pek benzemeyen kendi düşüncelerini tek başına
    tasarlamaya başlamıştı.
  • "Ayrıca özel tanrı ve tanrıçaları temsil etmek üzere bazı genç erkekler ve bakire genç kızlar seçilmişlerdi: Öldürülmelerinden önceki yıl boyunca onlara büyük özen ve sevecenlik içinde davranılırdı. Azteklerin dili olan Nahvatl dilinde 16.yy'da yazılmış bir kitap olan Florentine Codex'in de tanrıça Uixtocivatl'ın rolünü üstlenmiş olan bir kadının ölümüne ilişkin şu açıklama yer alır "Ve onlar ancak tutsakları kılıçtan geçirdikten sonradır ki sıra tanrıça Uixtocivatl'ın (taklitçisi)'ne geldi; o kadın en sonda geldi. Onlar işin sonuna vardılar ve görevi onunla bitirdiler. Ve hu yapılınca onlar onu kurban taşının üzerine bıraktılar. Onu sırtüstü uzattılar. Sonra yakaladılar; kollarını ve bacaklarını çektiler ve gerdiler, beli aşağıda göğsü bir hayli yukarıda tuttular ve başını
    toprağa doğru gerilmiş duruma getirdiler, ve her iki yanı dikenli, kancalı bir kılıçbalığının preslenmiş kılıç benzeri uzantısını kadının ensesine dayadılar ve Cellat oradaydı; ayakta duruyordu. Birden kadının göğsünü kesip açtı. Ve göğsü kesip açınca kan havaya fışkırdı; kaynar gibi köpürüp akarken kan hayli yükseldi. Bundan sonra o kadının yüreğini (Tanrıya) bir sungu olarak havaya kaldırdı. Ve sonra onu yeşil tas çömlek denilen yeşil çömleğin içine yerleştirdi. Ve bu yapılırken yüksek sesle borular çalındı. Ve bu sona erince onlar Uixtocivatl'ın (benzerini) değerli bir örtü altına konmuş olan cesedini ve yüreğini aşağıya indirdiler. "(A.g.e. sf. 152)
  • Kükredi mi bir vahşi hayvan bir orman kuytusunda,
    Çaldı mı borular, gürledi mi gök,
    Bir genç kız şarkı söyledi mi, tepelerin ardında,
    Her sese, boşlukta,
    Bir yanıt yaratırsın yeniden.
    Gök gürültülerini dinlersin,
    Fırtınanın ve kabaran dalgaların sesine,
    Köy çobanlarının bağrışmalarına,
    Yanıt gönderirsin.
    Fakat yoktur seni yankılayan...

    Sen de böylesin işte,
    Sen şairsin!
  • ... 24 Mart, Kan günü olarak bilinirdi: Yüce rahip kollarından adak olarak sunduğu kanı akıtırdı; altındaki rahipler bir derviş dansıyla, davullar, borular, flutler ve ziller esliginde, kendilerinden geçmiş bir hâlde sunağı ve ağacı kanlariyla ıslatmak üzere vücutlarını bıçaklarla keserek donerdi; ve çömezler, kutladıkları tanrının ölümünü ve dirilişini taklit ederek kendilerini iğdiş eder ve bayılırlardı...