• “Üslûbun yutturmacası: alışılagelmiş hüzünlere olmadık bir mahiyet vermek; küçük mutsuzlukları cicileştirmek; boşluğu allayıp pullamak; kelime aracılığıyla, iç çekiş ve kinayenin parlak ama boş sözleriyle var olmak!”
    Emil Michel Cioran
    Sayfa 15 - Metis
  • bir yerden sonra -o yer neresi bilmiyorum- her şeyi boş vermek kaplıyor insanın içini. bıraksan kendini boşluğa, o boyutta salınacakmışsın gibi hissediyorsun. bıraktım kendimi boşluğa ve o boyutta salınıyorum.
  • “Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?
    Sabahattin Ali
    Sayfa 41 - Yapı Kredi Yayınları
  • Not:Bu mektubun sahibi ismini vermek istemeyen bir kitap dostu :))

    Bir kayıp ilanıyla karşılaştım bugün. Bir
    yerlerden ısırdı gözüm. Tanımıyordum bizzat ama uzaktan görmüştüm. Bulma ümidi sardı tüm benliğimi. Çünkü onu bulmam kendimi de bulmam demekti..

    Sevgili Dost;

    Hayattayım. Herkes gibi. Yaşamaya devam ediyorum. Her sabah yeni bir güne merhaba diyorum. Zahiren güçlüyüm, sarsılmaz görünüyorum. Ama bir sorun var, şu ki; nerden tutsam elimde kalıyorum. İçim yanmalı ki bu halden kurtulmalıyım. Ama önce tespit etmem lazım.
    Bir şeyler eksik. Adını koyamadığım bir şeyler. Kırılma noktalarımın sebebi belki. Düşüşlerimin duruşlarımın geri adımlarımın nedeni. İleri atılamayışlarımın, vazgeçişlerimin.
    Arayıştayım mecnun misali. Onun çöllerde gezdiği gibi içimin sahralarına koyuldum. Leylasını arar gibi, beni durduran tutan ve engel olan sebepleri bulma yolundayım.

    Sevgili Dost;

    Işık umuduyla birilerine sarılıyorum bazen. Konuşuyorum, konuşuyorum. Sonuçsuz. Onları da kendi karanlığıma sürüklüyorum. Bulamadığım gibi bir zihni daha siyaha boyuyorum. İş başa düşüyor yine kendimi seninle dolaşıyorum.
    Arayışların sonu boş olmaz biliyorum ve derdimi duama dökerek Rabbimden yardımını diliyorum..

    Sevgili Dost;
    Gözlerimle sebepleri takip edip kontrolüm altına almaya çalışırken unutuyordum. Tüm o sebepleri kontrol eden zaten biri var.. Ah biraz teslimiyet.. Bunu başarabilsek..

    Sevgili Dost;

    Nasıl da ilandakine benziyor sin, lam, mim harfleriyle bu kelime.. Ulaştıracak mı dersin bizleri selamete…
    …..

    Sevgili Dost;

    Allah’ın O’na yönelmemiz için vermiş olduğu imtihanları gördükçe, kolay olan Allah’a dönmek yerine, imkansıza, kusurlarımı görmezden gelmeye çabaladım hep. Aynı nokta. Teslimiyet eksikliği. Yapmam gereken kabullenmekti halbuki. Güzellikleri coşkuyla alıp bağrıma bastığım gibi, sıkıntıları, tatsızlık diye adlandırdıklarımı da göğüslemek, şükür ile alıp kabullenmekti. Elimin ulaşmadığı yerlere uzanmak için çabalayarak kendimi harap etmek yerine, semaya ellerimi açmalı ve yakarmalıydım sadece…

    Sevgili Dost;
    Kaybı buldum artık, şimdi onunla tanışmak vakti.
    …….

    Ve şimdi…

    Tevekkülün getirdiği huzurdayım. Esbabın peşinde koşmaktan yorulan ruhum burada sükunet buluyor. Tadını çıkarıyor sakinliğin. Ya Muhavvilel hal diyor sadece. Çabalamıyor kendini heder edercesine. Sükuta sığınıyor rahata sarılıyor burada. Ya Mukallibel Kulüb diyor. En güzelinin Cenab-ı Hakkın elinde olduğunu biliyor.
    Demek tabiat bataklığı yalnızca inanç değilmiş. Öyle işlemiş ki hücrelere Allahuekber diyenlerin dahi kalbinde serpilmiş. Ona buna yönlendirmiş. Hakiki merciden gaflet ettirmiş. Perdelere takıp arkasındaki eli gizlemiş. Maddeye perestiş ettirip hakikati görmeyi engellemiş.
    Oysaki bilseydi bu kalp herşeyin zincirinin Allah’ın elinde olduğunu. Ağlar mıydı bu kadar.. Herşeyin anahtarının yanında olduğunu görebilseydi. Esbaba müracaat eder miydi bu derece..

    Şunu düşünmeli Sevgili Dost;

    Sormalı insan kendine.
    Kaderde yazılan bu ise, yaşanan yaşanılanlar içinde en güzeli en hayırlısı ise bu itirazlar hala niye?
    Artık kendimize gelme vakti. Yeter ağladığımız. Hesap kitap tutup sorgulayıp yargıladığımız.
    Gözyaşlarımızı silip teslimiyeti tevekkülü anlamak yaşamak vakti.

    Sevgili Dost;

    Teşekkür ederim eşliğin için. Son bir adım kaldı. Gel beraber teslim edelim dünyaya onu. İlanları kaldırıp ismini asalım her yere. Teslimiyet diyelim, teslimiyet. İşte, aradığınız o kelime.
  • Aşkın olgunlaşması, can vermek iledir. Gerisi boş!..
  • Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi .Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı?Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı?Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmektense hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat ,daha makul değil miydi?