• DİNDE VAR OLDUĞU ZANNEDİLEN ama KUR'AN'DA olmayan birtakım YOKLAR..
    1- Onun Bunun Şefaati yok..
    2- Mehdi yok..
    3- Kabir azabı yok..
    4- Miracda Oldu diye anlatılan O Safsatalar yok..
    5- Alın yazısı ve kadercilik yok..(Kader demedim)
    6- Recm adı altnda Ölüm cezası yok..
    7- Namaz kılmayan mürteddir yok...
    8- Mezhepler yok..
    9- Altın/İpek erkeğe haramdır, yok..
    10- Bir şeyhe veya tarikata bağlanma yok..
    11- Kıyamet alametleri yok..
    12- Erkek/Kadın sünnet olma yok..
    13- Hayızlı/lohusa kadınlara ibadet yasağı yok..
    14- Kuran’ı anlamadan Sadece sevap düşüncesiyle ve Sadece Arapçasından okumak yok..
    15- Ölüye Kur'an okumak yok..(Yasin 36/70)
    16- Erkeğin üstünlüğü, kadının erkeğe itaati yok..
    17- Evliya (Allah dostu adı altında), keramet sahibi yok..
    18- Mevlid diye bir şiiri Din diye satmak yok..
    19- Anlamını dahi bilmediğiniz Salavat diye bir Hikaye yok..
    20- Sünnet Namazları yok..
    21- Arapça dua etme ve Arapça namaz kılma zorunluluğu yok..
    22- Muska/Büyü/Nazarlık yok..
    23- Cuma namazı sadece erkeğe farzdır yok..
    24- Cariyelik yok..
    25- Kadının uğursuzluğu, cenazeden uzak tutulması yok..
    26- Para/maaş ile namaz kıldırmak yok..
    27- Haremlik/Selamlık şartı yok..
    28- Kadının sesi haramdır yok..
    29- Kutsal günler adı altında 1 Gecelik Günah çıkarma Ayinleri olan Kandiller yok..
    30- Cincilere Okuyup üfletmek yok..
    31- Kur'an'daki Namahrem ölçüsü haricindeki diğer uydurmalar yok..
    32- Sırat Köprüsü yok..
    33- Kuran’dan başka dinin kaynağı yok..
    34- Kadını dövme yetkisi yok..
    35- Dua ederken el açma zorunluluğu yok.
    36- Teravih namazı yok..
    37- Sağ el/ayak şartı yok..
    38- Hac’da sadece hayvan kurban etme şartı yok..
    39- Boşanma yetkisinin yalnızca erkeğe ait olması yok..
    40- Ölüye telkin ve ıskat yok..
    41- Takva kıyafeti (sakal, cübbe, sarık vs.) yok..(Hz Peygamberi öldürmeye çalışanlarda Sakallı Sarıklıydı)
    42- Sorgulamadan Herhangi bir fikre tabii olmak yok..
    43- 32 farz ile sınırlandırılmış Bir Liste yok..
    44- Kuranda 6666 ayet yok..
    45-Çocuk yaşta evlilik yok...
    46-Namus/zinada kadın erkek farkı yok...
    47- Keffaret adı altında 61 gün oruç tutma cezası yok..
    48- Türbede dilek dilemek yok..(5/90)
    49-Tasavvuf adı altında Fırka Fırka bölünmelere yol açan oluşumların İslamda yeri yok..
    50- ettehiyyetü duası yok
    51-Kuran anlaşılması zor bir kitaptır diye uydurma sözlere inanmak yok..

    Kim KUR'AN tek başına Anlaşılmaz derse onun başka bir Günah işemesine gerek yok..Bu Sözü söyleyene bu Günah yeter..

    ALLAH, Hurafelerden uzak Resullahın tebliğ ettiği halis KUR'AN Dinine dönmemizi nasip etsin inşallah..
  • Otuzların Kadını, Tomris Uyar’la ilk gerçek tanışma kitabım oldu. Kendisini İkinci Yeni şairlerinden biliyoruz çoğumuz. Hep paylaşılamayan bir kadın olarak kaldı aklımda. Bir çok şairin aşık olduğu kadın. Bildiklerimiz, itiraf edenler. Peki ya itiraf edemeyip aşkını içinde yaşayanlar ? Kim bilir kaç İkinci Yeni şiirinde onun ilham periliğini yaptığı şiirleri okuyoruz bilmeden. Bu denli sevilmiş ve paylaşılmazmış bir kadın olunca benim aklımda bir güzellik abidesi canlanırdı sadece. Edebiyatın magazinsel kısmında kaldı bu yüzden benim için.

    Biraz bölük pörçük. Aralar vererek de olsa kitabı okuyup bitirdiğimde yazara karşı görüşlerim tamamen değişti. Kitap bittikten sonra merak edip fotoğraflarına baktım. Ve düşüncelerini okudum kadını gördüğüm fotoğrafla ancak o zaman birleştirdim. Çok kısa bir kitap olmasına rağmen bir çok konuya değinmiş. Ülkedeki siyasi çalkantılar, kültürel öğeler ve bunların bireye etkileri, toplumun ekonomik durumu ve sosyo-kültürel değişim, göç ve arabesk kültür, kuşak çatışması ve bir noktada uzlaşması, (bunu her yazarda bulamayız. Çok kısa ve basit bir şekilde uzlaşıyı sağladığını gördüm.) aile yapısı ve ilişkileri, cinsiyet ve toplumsal roller, bir bireyin yetişmesi ve bu bağlamda toplumun inşaası gibi bir çok konu üzerinde durmuş. Kuşakları çok iyi gözlemlediği için toplumsal yapıyı da iyi bir şekilde gözler önüne sermiş. Kitapla ve yazarla çok geç tanıştığımı düşünüyorum bu yüzden. Bir kaç yıl önce okumuş olsam, toplumsal cinsiyet dersi sunumlarıma ayrı bir tat katabilirdi.

    Yalnız kitabın girişini sıkıntılı bulduğumu söylemem lazım. Bir türlü giriş yapamamış gibi. Belki de bu yüzden 20 sayfa okuyup bir süre ara verdim. Ama yinede beni kitaba çeken bir şey oldu. İkinci Yeni şairlerinin hatrı mı ? Başta belki. Sonrasında Tomris Uyar’ın her hangi bir şairin eşi olarak anılmasından ziyade kendi başına da anılması gereken önemli bir yazar olduğunu gördüm. Aydın, kültürlü, donanımlı, eleştirel bir kişiliğe sahip. Bunların çok önemli özellikler olduğunu düşünüyorum.

    Kitabında işlediği üç kuşağın kadınlarının portrelerinde, kadının toplumdaki yerini kendi dönemi koşulları içerisinde çok başarılı bir şekilde irdelemiş. Kadını bir anne, bir eş, bir kız, bir anneanne, bir torun olarak ayrı ayrı, kısaca ve net çizgilerle ele almış. Bunu dışında evlilik ve boşanma konusunda da gerçekçi çıkarımları var. Başından bir çok evlilik geçmiş bir kadın olarak, konuya hakim olduğunu hissedebiliyoruz.

    Otuzların Kadını, her ne kadar kimisinin 30 dakikada okuyup bitirebileceği bir kitap olsa da yıllarca akıllardan çıkmayacak bir kitap. Yakın zaman da tekrar dönüp okuyacağım bir kitap benim için. Siz de hala Tomris Uyar’ı edebiyatın magazinsel kısmından tanıyorsanız, o kısmı unutup Gerçek Tomrisle tanışmanızı öneririm. Kitapla kalın :)
  • Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:

    عن أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قَالَ: ]قَالَ رَسُولُ للّهِ صَلَّي اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اِسْتَوْصُوا بِالنِّسَاءِ فَإِنَّ الْمَرأةَ خُلِقَتْ مِنْ ضِلَعٍ وَإِنَّ أَعْوَجَ مَا فِي الضِّلْعِ أَعَْهُ. فَإِنْ ذَهَبْتَ تُقِيمُهُ كَسَرْتُهُ، وَإِنْ تَرَكْتَهُ لَمْ يَزَلْ أَعْوَجَ، فَاسْتَوْصُوا بِالنِّسَاءِ خَيْرًا[. أخرجه الشيخان والترمذي .

    Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki: "Kadınlara hayırhah olun, zira kadın bir eğe kemiğinden yaratılmıştır. Eğe kemiğinin en eğri yeri yukarı kısmıdır. Onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kendi haline bırakırsan eğri halde kalır, öyleyse kadınlara hayırhah olun."

    Kaynak : Buhari, Nikah 79, Enbiya 1, Edeb 31, 85, Rikak 23, Müslim, Rada 65, (1468), Tirmizi, Talak 12, (1188)



    AÇIKLAMA :

    1- Bu hadis muhtelif vecihlerde rivayet edilmiştir. Burada zikri gereken ziyâdeli bir veçhi şöyle: "Kadın eyeği kemiğinden yaratılmıştır. Aslâ bir istikamet üzere doğru olmayacaktır. Ondan istifâde etmek istersen eğri haliyle istifade et, doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Onun kırılması,boşanmasıdır."



    2- Hadis kadınların kendilerine has tabiatları olduğuna, bu tabiatın fıtri olup istenen şekilde değiştirilemiyeceğine, onu kendi tabiî şekliyle kabul etmek, mevcut hali üzere uyum yapma yolları aramak icabettiğine, onların eğriliklerine tahammül etmek gerektiğine dikkat çekiyor. Aksi halde istenen şekilde bir istikamet vermek, onu kırmak demek olacaktır. Bu da boşanmadır. Hadisin bir veçhinde: "Kadın eyeğidendir, doğrultursan kırarsın. Ona iyi muâmelede bulun onunla yaşa" denir.



    Bu veçhinden daha iyi anlaşılacağı üzere, Resulullah kadınların hassas bir mizaç üzere yaratıldıklarına, onlara iyi muamele yapıldığı takdirde onlarla uyum içinde yaşanabileceğine dikkat çekmektedir. İmam Gazâli: "Kocanın karısı ile iyi geçinmesi, ona karşı güzel ahlakla muamelede bulunması, kadının hakkıdır. Güzel ahlaktan murad kadına eza-cefa etmemek değil, onun ezasına tahammül göstermektir, Resulullah'ın yolundan giderek kadının taşkınlık ve gazabına karşı halîm selîm davranmaktır" der. Bazı âlimler bu hadiste Resulullah'ın kadınlara olan şefkat ve merhametini görürler.



    3- Hadis kadınların bidayette eyeği kemiğinden yaratıldığına da parmak basıyor. Yani ilk kadın Hazreti Havva'nın, Hazreti Adem aleyhisselam'dan yaratıldığına dikkat çekiyor. Başka rivayetlerde daha sarîh olarak Hazreti Havvâ'nın, Hazreti Adem'in en kısa olan sol eyeği kemiğinden yaratıldığı ifade edilmiştir. Esâsen Kur'an muhtelif âyetlerinde insanlığın bir tek nefisten (Hazreti Âdem'den) yaratılıp sonradan çoğaltıldığını açıklar. Ayette bir tek nefisten nasıl yaratıldılar? Eyeğisinden mi, hangi eyeğisinden? gibi teferruata girilmez. Nisa sûresindeki âyet şöyle:



    "Ey insanlar sizi bir nefisten yaratan, ondan da zevcesini (Havva'yı) yaratan Rabbinizden korkun. Sonra da o ikisinden çok sayıda erkek ve kadınlar yarattı" (Nisâ 1).



    4- Alimler kadınların eğriliği deyince onların hırçınlığı, hissiliği, aklen zayıf oluşu, en basit bir hâdisede boşanma taleb etmesi, kocanın gücünü aşan talep ve isteklerde bulunması, aile sırrını ifşa etmesi, nankörce davranması, dedikodu yapması gibi umumiyetle fıtrî olan zaaflarını anlarlar. Şu halde Resulullah, sadedinde olduğumuz hadiste, kadınların bu fıtrî hallerine dikkat çekerek, onların bu zaaflarını gidermeye kalkma yanlışlığına düşmeden, bu hallerine tahammül ederek geçinme yollarını aramayı tavsiye etmektedir. Onlarla güzel geçinmede nebevî tavsiyenin esası tahammül, anlayış ve iyi davranıştır
  • 29 Ekim 1923 sabahı…
    Nüfus 13 milyondu, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu. 40 bin köy vardı, 37 bininde okul yoktu, postane yoktu, dükkan yoktu. 30 bin köyde, yani her dört köyün üçünde cami yoktu. Traktör sayısı sıfırdı, biçerdöver sayısı sıfırdı, karasaban vardı. Ayçiçeği üretimi yoktu, şeker üretimi yoktu, ekmeklik un bile ithaldi, pirinç ithaldi, bütün memlekette sadece beş bin hektar alan sulanabiliyordu. Beş bin köyde sığır vebası vardı. Hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu, bir milyon kişi frengiydi, iki milyon kişi sıtmaydı, üç milyon kişi trahomluydu, eminim gençlerimiz şu anda internete girip “trahom nedir?” diye arıyordur, çünkü artık hayatımızdan çıktı, o zamanlar üç milyon kişi trahomluydu, verem, tifüs, tifo salgını vardı. Bit'le başa çıkılamıyordu. Bebek ölüm oranı yüzde 40'ın üstündeydi, dünyaya gelen her iki bebekten biri ölüyordu. Anne ölüm oranı yüzde 18'di, her beş anneden biri ölüyordu. Ortalama ömür 40'tı, 41'inci yaşını gören şanslıydı. Memlekette sadece 337 doktor vardı. Sadece 60 eczacı vardı, sadece sekizi Türk'tü. Diş hekimi sayısı sıfırdı. Sadece dört hemşire vardı. 40 bin köy, sadece 136 ebe vardı.

    *

    Yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bindi, komple kül edilmiş köy sayısı binin üzerindeydi, ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu, kiremit bile ithaldi. Limanlar, madenler yabancıya aitti, demiryollarının bir metresi bile bize ait değildi. Toplam sermayenin sadece yüzde 15'i Türk'tü. Osmanlı'dan ayakta kala kala dört fabrika kalmıştı, Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez, Beykoz deri… “Sanayi” denilen işletmelerin yüzde 96'sında motor yoktu. 10 işçiden fazla işçi çalıştıran, sadece 280 işyeri vardı, bunların da 250'si yabancılarındı. Kişi başına milli gelir 45 dolardı. Elektrik sadece İstanbul, İzmir ve Tarsus'ta vardı, güya vardı demek daha doğru olur, çünkü, elektrik üretimi sadece 50 kilovatsaattı, yanlış okumadınız, sadece 50 kilovatsaattı. Dört mevsim kullanılabilen karayolu yoktu, otomobil sayısı bin 490'dı, sadece dört şehirde özel otomobil vardı.

    *

    Zaten perişanız, üstüne, mübadeleyle 400 bin insan geldi. Ceplerinde para yok, iş yok, başlarını sokacak ev yoktu, sığınabilecekleri akraba yoktu, çoğunluğu hastaydı. Gelen her iki çocuktan biri, yollarda, at arabalarının sırtında, ilk iki ay içinde hayatını kaybetti. Kendi ailemden biliyorum, çaresizlikten mağarada kalanlar oldu, mağarada.

    *

    Kadın, insan değildi.
    Eşit eğitim hakkı yoktu, meslek edinme hakkı yoktu, boşanma hakkı yoktu, velayet hakkı yoktu, kendisine miras kalan mallar üzerinde bile tasarruf hakkı yoktu, seçme hakkı yoktu, seçilme hakkı yoktu, doğum izni yoktu, çalışma hayatında eşit hakkı yoktu, eşit işe eşit ücret hakkı yoktu, kürtaj hakkı yoktu, gebeliği önleme hakkı yoktu, kızlık soyadını kullanma hakkı yoktu.

    *

    Tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu. Arkeolojik eserler, padişahların hediye olarak, trenlerle Avrupa'ya kaçırılmıştı.

    *

    Kimisi alaturka saat'i kullanıyor, güneşin battığı anı 12.00 kabul ediyordu. Kimisi zevalli saat'i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12.00 kabul ediyordu. Kimisi güneş batarken grubi saat'i esas alıyordu. Kimisi güneşin tamamen battığı ezani saat'i esas alıyordu. “Saat kaç birader?” diye sorduğunda, her kafadan ayrı ses çıkıyordu.

    *

    Kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi rumi takvim kullanıyordu. Kimisinin şubat'ı kimisinin aralık'ına denk geliyordu. Herkes aynı zaman dilimindeydi ama, farklı aylarda yaşıyordu!

    *

    Dirhem, okka, çeki vardı.
    Arşın, kulaç, fersah vardı.
    Ne ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne uzunluğumuz…
    Ölçülerimiz ortaçağ'dı.

    *

    600 sene boyunca Türkçe'nin ırzına geçilmiş, Arapça-Farsça harmanlamasına Osmanlıca denilmişti. Fransızca, İtalyanca kelimeler, Levanten terimler dilimizi istila etmişti. Karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan Arapça'yla Türkçe yazmaya çalışıyorlardı.

    *

    “Harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik” filan deniyor… Halbuki, İbrahim Müteferrika'dan itibaren 150 sene boyunca basılan kitap sayısı, alt tarafı 417 adetti. Bunların da çoğu gayrimüslimlerin matbaasından çıkmıştı. Ki zaten, Müteferrika da devşirmeydi.

    *

    Bu topraklara kitap gelene kadar, Avrupa'da 2.5 milyon farklı kitap basılmış, beş milyar adet satılmıştı. Voltaire bir kitabında maalesef “İstanbul'da bir yılda yazılanlar, Paris'te bir günde yazılanlardan azdır” demişti! Gazete sadece İstanbul ve İzmir'de vardı.

    *

    Erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu. Okur yazar erkeklerin ezici çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi. Okul yaşı gelen her dört çocuğumuzdan üçü okula gitmiyordu. Toplam 4 bin 894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı. Başkent Ankara'da mesela, sadece iki lise vardı. Türkiye'nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı. Öğretmenlerin üçte birinin öğretmenlik eğitimi yoktu. Bütün memlekette tek üniversite vardı, darülfünun, medreseden halliceydi. Memleket bilimden çoook uzaktı. Medreselerde Türkçe yasaktı, bağnazlık yuvasıydı, din diye hurafe öğretiyorlardı.

    *

    30 Ekim 1923 sabahı…
    Mustafa Kemal, kendi el yazısıyla İsmet İnönü'ye mektup yazdı. Cumhuriyet'in ilk cumhurbaşkanı, Cumhuriyet'in ilk gününde, Cumhuriyet'in ilk başbakanına şöyle diyordu:
    “Bize, geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı, yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız, kaderin bizim kuşağımıza yüklediği bir görev bu, özgür bir toplum oluşturmak, çağdaşlaşmak, bu ideali gerçekleştirmek zorundayız, bu görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim, Allah yardımcımız olsun.”

    *

    Cumhuriyet devrimi, mucizedir.

    *

    Ve, 29 Ekim 2016 (2018) sabahı…
    Atatürk'e utanmadan dil uzatan, ya vatan hainidir, ya da vatan hainidir.

    Yılmaz ÖZDİL
  • 1. İtikad. Başta Allah'a iman olmak üzere peygamberlere, meleklere, kitaplara, kazâ ve kadere, âhirete ait önemli konular ve inançla ilgili çeşitli meseleler, Kur'an'ın kapsadığı konuların başında gelir.
    2. İbadetler. Kur'an'da müslümanların yapmakla yükümlü bulundukları namaz, oruç, hac, zekât vb. ibadetlere dair âyetler vardır.
    3. Muâmelât. Kur'an bir toplumun devamını sağlayan ve toplum fertlerinin aralarındaki ilişkileri düzenleyen birtakım hükümleri kapsar. Kur'an'da alışveriş, emanet, bağış, vasiyet, miras, aile hayatı, nikâh ve boşanma gibi kişiyi ve toplumu ilgilendiren konulara dair açıklamalar ve hükümler vardır.
    4. Ukubat. İslâm toplumunun mutluluğa erişebilmesi, bu toplum fertlerinin, İslâm'ın koyduğu kurallara aynen uymasıyla mümkün olur. Toplumun düzenini bozan, insan haklarını ve yasakları çiğneyen kimseler cezayı hak edecekleri için Kur'an bunlarla ilgili hükümleri de kapsamaktadır.
    5. Ahlâk. Kur'an, kişilerin dünya ve âhiret mutluluğunun sağlamasına yardımcı olmak üzere, ana babaya hürmet, insanlarla iyi geçinme, iyiliği emretme, kötülükten sakındırma, adalet, doğruluk, alçak gönüllülük, merhamet, sevgi... gibi ahlâkî hükümleri de kapsamına almaktadır.
    6. Nasihat ve Tavsiyeler. İnsanlara emir ve yasaklar konusunda duyarlı olmalarını, nefislerine esir düşmemelerini, dünyayı âhirete tercih etmemelerini, dünyada imtihana çekildiklerini hatırlatan, çeşitli tehlikelerden koruyan nasihat ve tavsiyeler de Kur'an'ın içerdiği konular arasındadır.
    7. Va‘d ve Vaîd. Allah'ın emirlerine boyun eğip yasaklarından kaçınanların cennetle mükâfatlandırılacaklarına, buyruklarını terkedip yasaklarını çiğneyenlerin cehennemle cezalandırılacaklarına dair Kur'an'da pek çok âyet bulunmaktadır.
    8. İlmî Gerçekler. Kur'an, insanlığa gerekli olan ilmî gerçeklerin ve tabiat kanunlarının ilham kaynağını teşkil eden âyetleri de kapsamaktadır. Kur'an, bu ilmî gerçeklerden bir pozitif bilim kitabı gibi bahsetmek yerine insanları, âlemin yaratıcısının kudret ve büyüklüğünü düşünmeye, Allah'ın nimetlerini anarak O'nu yüceltmeye teşvik eder.
    9. Kıssalar. Kur'ân-ı Kerîm önceki ümmetlerle, peygamberlerin hayatından da söz eder. Ancak bunları bir tarih kitabı gibi değil, insanların ibret alacakları bir üslûp ile anlatır. 10. Dualar. İnsan yapacağı işlerde sürekli Allah'ın yardımına muhtaç olduğu için Kur'an'da çeşitli dualar da yer almıştır.
  • Juana Manso, 30 Haziran 1819’da Buenos Aires’te vaftiz edildi.
    Kutsal sular onu uysallık yolunda yaşama başlattı, ama Juana Manso asla yumuşak başlı biri olmadı.
    Rüzgâra ve akıntıya karşı gelerek Arjantin ve Uruguay’da, kızlarla oğlanların birlikte öğrenim gördükleri dini eğitimin zorunlu olmadığı ve fiziksel cezanın yasaklandığı, laik ve karma okullar kurdu.
    Arjantin tarihinin ilk eğitim müfredatının yanı sıra daha birçok eser kaleme aldı. Bunların arasında evlilik hayatının ikiyüzlülüğünü yerden yere vuran bir roman da bulunuyordu.
    İlk halk kütüphanesini ülkenin iç kesimlerinde kurdu.
    Boşanma diye bir şey henüz yokken boşandı.
    Buenos Aires gazeteleri ona küfretmekten büyük zevk alıyorlardı.
    Öldüğünde, Kilise onun cenazesini kaldırmayı reddetti.  
  • Bakara-226-227
    Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler dört ay beklerler. Eğer (bu müddet içinde) kadınlarına dönerlerse, şüphesiz Allah çokça bağışlayan ve esirgeyendir.
    Eğer (müddeti içinde dönmeyip kadınlarını) boşamaya karar verirlerse (ayrılırlar). Biliniz ki, Allah işitir ve bilir.

    Cahiliyeden beri devam eden ve erkeğin eşine yaklaşmamak üzere yemin etmesi ve eşinden uzak durması olarak gerçekleşen bir ÖRF;
    İLA…
    “İla” yemin manasınadır. Kişinin eşine yaklaşmamak için yaptığı yemin karşılığında kullanılmıştır. Cahiliye devri Arapları, kadınlar üzerinde bir baskı olmak üzere, onlara darıldıkları vakit kadınlardan süresiz şekilde uzak dururlar, hiç yanlarına varmazlar, cinsi temas yapmazlar ve onlara yaklaşmamak hususunda yemin ederlerdi.
    İslâm'dan önce, Hicaz yöresi arapları ilâ işlemini, zıhar gibi bir boşama yöntemi olarak uyguluyorlardı. Ancak tasarrufun sonucu geniş bir zamana yayıldığı için bu daha çok kadını baskı altına almak, ona zarar ve sıkıntı vermek için kullanılmaktaydı. Çünkü koca bir, iki yıl veya daha uzun süreyle eşine karşı kocalık görevini yapmıyor, yeni yeminle süreyi uzatıyordu. İlâ sonuna kadar evlilik akdi devam ettiği için, eşi yeni bir evlilik yapma imkânı bulamaz ve gönlü incinmiş olarak sığıntı şekilde o evde günlerini geçirirdi (bk. el-Meydânî, el-Lubâb fi Şerhi'l-Kitâb, Kahire, t.y., III, 59-63; Abdurrahman es-Sâbûnî, Medâ Hürriyeti'z-Zevseyn fi't- Tatâk E'ş-Şerîati'l-İslâmiyye, Dâru'l-Fikr, II, 945-964; Vehbe ez-Zuhaylî, el-Fıkhu'l-İslâmî ve Edilletuh, Dımaşk 1404/1984, VII, 535-555; Mecelletu'l-Ezher, XX, 638-641; Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-ı İslâmiyye ve Istilâhât-ı Fıkhıyye Kamusu, İstanbul 1968, II, 290-310).
    Ancak, İslâm, eşiyle bu anlamda ilişki kesmeyi süresiz ve sınırsız olmaktan çıkartarak dört aylık süre ile sınırladı. Koca bu dört ay içinde her an yemininden dönüp, eşiyle barışabilir. Ancak eşine dönmeksizin dört aylık müddet sona ererse evlilik de sona erer.
    Bu İLA ile boşanmadır. Bu Dört aydan sonra koca yemininden dönmez ise kadın başkası ile evlenebilir.
    Allah'ın elçisi de hanımlarına ilâ yaptı. Bir aylık ila’dan sonra eşlerine ahzab suresinde anlatıldığı gibi seçenekler sundu ve eşleri boşanmayı değil Hz peygamberin yanında kalmayı tercih ettiler.
    Ahzab 28;
    Ey Peygamber! Eşlerine şöyle söyle: Eğer dünya dirliğini ve süsünü (refahını) istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim.

    İla cahiliyeden beri devam eden bir arap örfü idi.. İla yı Hz peygamber kendisi icad etmedi. Yine Allah ilayı o topluma ilahi vahiy olarak dayatmadı. Arap örfü olarak İLA cahiliyeden beri zaten vardı.
    Arap toplumunda bu örf adı altında Kadına zulüm vardı. Kadına ila yapılarak kadına hayat zindan ediliyordu… Kadının mal gibi eşya gibi bir değere sahip olduğu o dönemlerde Allah kadına haklar tanımış ve Arap örfünde olan zulüme dur demiştir.
    Vel hasıl Rabbim Ayetlerle bu İLA örfünü anlatarak bazı düzenlemeler yapıyor ve zulmü ortadan kaldırıyor..
    Mustafa öztürk hocanın dediği gibi ben de İla yapan bir müslüman şimdiye kadar hiç duymadım.. Bugün bir ila yapayım da şu ayeti uygulamadan dünyadan gitmeyeyim diyen birinide duymadım..
    Velhasıl diyeceğim odur ki.. Arap örfünde nerede kadına zulüm varsa Allah oraya müdahale etmiştir..
    Burada esas olan Yani din olan Kadına zulüm yapılmamasıdır..(Kimseye zulüm yapılmasın)
    Burada örf olan İLA dır..
    Biz ilayı Yani arap örfünü din zannediyoruz ve asıl alınması gereken mesajı ıskalıyoruz