• 208 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi·
    1000 KİTAPLIK OKUMA LİSTESİ – BİRİNCİ AŞAMA

    Ülkemize yurtdışından dönen Türk bilim adamları şöyle bir tespitte bulundular. Bu bilim adamları Avrupa Amerika ve bili mum yabancı ülkelerde uzun yıllar görev yapmış akademisyenlerdir. Türkiye de sayısal bilim alanında tüm dünya ile başa baş gitmektedir( fizik-kimya- matematik-tıp-mühendislik bili mum teknik ve sayısal bilimlerde gelişmiş ülkeler ile 3 yıl ileri 5 yıl geri başa baş) Ancak sözel ve metafizik bilimlerinde dünyadan 100 yıl 200 yıl 300 yıl geride. ( felsefe-sosyoloji-edebiyat- psikoloji- ahlak- kişisel gelişim- dinler tarihi- vahiy kültürünü okuma ve anlamada 500 yıl geride olduğu bile var.). Toplumun ülkenin kodlarını oluşturan medeniyeti kuran vizyon u geliştiren milleti ayakta tutanda işte bu sözel bilimlerdir. Ülkemizde en zeki çocuklarımızı fen liselerine veriyoruz. Fen liselerinde sadece sayısal bilimler verilmektedir. Fen lisesi mezunların tamamı Tıp – mühendislik gibi alanlara gitmekte felsefesi olmayan her hangi fabrikada makine parçası üretmekle ömrünü geçirmektedirler.
    Vasat öğrencilerimizde öğretmen imam gazeteci siyasetçi esnaf gibi direk insan yetiştiren meslekleri seçiyorlar. Bu tablodan nasıl bir inkişaf beklersiniz. İrfanı olmayan zeki seküler mühendisler. Kitap okumayan vasatın altında eğitimci akademisyenler bu ülkeye için tehlikedir.
    İşte bu listedeki kitapların tümünü fen lisesi ve sayısalcılar öncelikle ve tüm toplum bireyleri mutlaka okumalıdırlar. Böylece dünya ile açığı kapatıp öne geçelim. Selam ve dua ile…..

    Kitaplık Okuma Listesi’nin BİRİNCİ AŞAMA kitap listesi:
    1- İslam’ın Dirilişi-Sezai Karakoç.
    2- İnsanlığın Dirilişi-Sezai Karakoç (Birinci Aşama bitince yeniden okunacak).
    3- Diriliş Neslinin Amentüsü-Sezai Karakoç.
    4- Sütun-(Hepsi değil, bazı bölümleri seçilerek okunacak)-Sezai Karakoç.
    5- Yitik Cennet-Sezai Karakoç.
    6- Geleceğimizde İslâm Var-Roger Garaudy.
    7- Bu Ülke-Cemil Meriç (Birinci Aşama bitince yeniden okunacak).
    8- Beş Şehir-Ahmet Hamdi Tanpınar-(Birinci Aşama bitince yeniden okunacak).
    9- Yaşamak-Cahit Zarifoğlu (Birinci Aşama bitince yeniden okunacak).
    10- İnsanlığın Medeniyet Destanı-Roger Garaudy.
    11- Gül Yetiştiren Adam-(Anlatı) Rasim Özdenören
    12- Yoksulluk İçimizde-(Hikâye) Mustafa Kutlu.
    13- Ya Tahammül Ya Sefer-(Hikâye) Mustafa Kutlu.
    14- Bu Böyledir-(Hikâye) Mustafa Kutlu.
    15- Sır-(Hikâye) Mustafa Kutlu.
    16- Uzun Hikâye-(Hikâye) Mustafa Kutlu.
    17- Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler-Rasim Özdenören.
    18- Üç Zor Mesele-İsmet Özel.
    19- İslâm’ın Vadettikleri-Roger Garaudy.
    20- Doğu ve Batı Arasında İslâm-Aliya İzzetbegoviç.

    KİTAPLIK OKUMA LİSTESİ – İKİNCİ AŞAMA
    21-Okulsuz Toplum-Ivan Illich-Birey Toplum Yayınları.
    22-Türkiye’nin Maarif Davası-Nurettin Topçu-Dergâh Yayınları.
    23-İslâm Kültür Atlası-İsmail Faruki-İnkılab (“Rehber” kitap bu: Liste bitince 2. kez okunacak)
    24-İslâm Tarihi-3 cilt-Filibeli Ahmet Hilmi ve Ziya Nur Aksun-Ötüken Yayınları
    25-Kur’ân-ı Kerîm Işığında Hz. Muhammed Mustafa (sav)-2 cilt-Osman Nuri Topbaş-Erkam Y.
    26-Mızraklı İlmihal-Semerkand Yayınları
    27-Komünist Manifesto-Marx & Engels.
    28-İlm-i Hâl-S. Ahmet Arvâsî
    29-Tefsir Usûlü ve Tarihi-Ömer Çelik-Erkam Yayınları
    30-Sünneti Anlamada Yöntem-Yusuf el-Karadavî
    31-Çöle İnen Nur-Necip Fazıl Kısakürek
    32-Fıkıh Usûlü-Vehbi Zuhayli-Risale Yayınları
    33-Tasavvuf-William Chittick-İz Yayıncılık
    34-Kelâma Giriş-U. Murat Kılavuz-A. Saim Kılavuz-İSAM Yayınları
    35-İslâm’ın Vizyonu-William Chittick-İnsan Yayınları
    36-Yoldaki İşaretler-Seyyid Kutup
    37-İslâm Düşüncesi-Muhammed İkbal-Külliyat Yayınları
    38-40-Çağ ve İlham-I-II-III-Sezai Karakoç-Diriliş Yayınları
    İKİNCİ AŞAMA’DA BAŞVURULACAK-REFERANS KİTAPLAR
    1-Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm-3 cilt-Hasan Basri Çantay
    2-Riyâzü’s-Sâlihîn-3 cilt-İmam Nevevî
    3-Büyük İslâm İlmihâli-Ömer Nasuhi Bilmen
    İKİNCİ AŞAMA’DA BAŞVURULACAK-SÖZLÜKLER
    1-Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lûgat-Ferit Develioğlu
    2-Misalli Türkçe Sözlük-Ayverdi-3 cilt
    3-Büyük Türkçe Sözlük-Mehmet Doğan.
    İKİNCİ AŞAMA’DA BAŞVURULACAK-KAVRAM-TERİM SÖZLÜKLERİ
    1-Kur’ân Sözlüğü-John Penrice-İşaret Yayınları
    2-Kur’ân Terimleri Sözlüğü-Mukatil b. Süleyman-İşaret Yayınları
    3-Arap Dili’nde ve Kur’ân’da Farklar Sözlüğü-Ebû Hilâl el-Askerî-İşaret Yayınları
    4-Kelimeler Arasındaki Farklar-İsmail Hakkı Bursevî-İşaret Yayınları.
    5-Tarifat-Cürcanî-Litera Yayıncılık.
    6-Müfredat-Kur’ân Istılahları Sözlüğü-Râğıb el-Isfehânî-Pınar / Çıra Yayınları.
    İkinci aşama kitap listesini kaynağından okumak için tıklayınız
    4 KURŞUN KALEMLE OKUMA YÖNTEMİ
    Kitaplar, mutlaka 4 Kurşun Kalem’le okunacak.
    1-Yeşil Kalem’le: Kilit kavramların altı çizilecek.
    2-Kırmızı Kalem’le: Önemli satırların altı çizilecek.
    3-Mavi Kalem’le: Atlanmayacak yerler işaretlenecek veya gerekirse çizilecek HAFİFÇE
    4-Siyah Kurşun Kalem’le: Kitab’ın sayfalarının sağ ve sol kenarlarına notlar alınacak, başlıklar çıkarılacak, kavramlaştırmalar yapılacak ve ÜST BOŞLUKLARA EN ÖNEMLİ CÜMLE YAZILACAK…
    Okunan kitabın Birinci Bölüm’ü bitince, sırasıyla:
    1-Önce yeşil kalemle çizilen yerler / kavramlar hızla okunacak…
    2-Kırmızı kalemle çizilen satırlar okunacak…
    3-Sayfaların üst taraflarına yazılan cümleler okunacak…
    100 KİTAPLIK OKUMA LİSTESİ – ÜÇÜNCÜ AŞAMA
    41-Tarih Hırsızlığı-Jack Goody-İş Bankası Yayınları.
    42-Şarkiyatçılık-Edward Said-Metis Yayınları.
    43-Küresel Çağda Tarih Yazmak-Lynn Hunt-Küre Yayınları.
    44-Dünya Tarihini Yeniden Düşünmek-Marshall Hodgson-Vadi Yayınları.
    45-Dünya Tarihi-William McNeill-İmge Yayınları.
    46-Uygarlıkların Grameri-Fernand Braudel-İmge Yayınları.
    47-Bir Bunalım Çağında Toplum Felsefeleri-Pitirim Sorokin.
    48-49-Tarih Bilinci-Arnold Toynbee-2 cilt.
    50-İslâm Medeniyeti Tarihi-Wilhelm Barthold, Mehmet Fuad Köprülü-Alfa Yayınları.
    51-53-İslâm’ın Serüveni-Marshall Hodgson-3 cilt-Pegasus Yayınları.
    54-Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi-Osman Turan-Ötüken Yayınları.
    55-Zihniyet ve Din-Sabri Ülgener.
    REFERANS KİTAPLAR
    -Türk Tarih Deyimleri Sözlüğü-Zeki Pakalın-3 cilt.
    ROMAN VE TARİH ANLATILARI
    * Devlet Ana-Kemal Tahir-roman.
    * Osmancık-Tarık Buğra-roman.
    * Yaban-Yakup Kadri Karaosmanoğlu-roman.
    * Çankaya-Falih Rıfkı Atay-Yakın Tarih Anlatısı.
    * Fatih-Harbiye-Peyami Safa-roman.
    * Huzur-Ahmet Hamdi Tanpınar-roman.
    1. Bir küçük Osmancık vardı – Hasan Nail Canat
    2. Yasemen – Hasan Nail Canat
    3. Bir avuç ateş – Hasan Nail Canat
    4. Gül yarası – Hasan Nail Canat
    5.Yiğit Mustafa – Hasan Nail Canat
    6. Kırımlı Murat destanı – Hasan Nail Canat
    7. Nur dağındaki çocuk – Hasan Nail Canat
    8. Yaralı serçe – Hasan Nail Canat
    9. Kardeş kurşunu – S.Ateş Alpat
    10. Ana yüreği – S.Ateş Alpat
    11. Zamanın Zeynebi – S.Ateş Alpat
    12. Güller ağlar ülkemde – N.Aydın Gökduman
    13. Bir firavun bir mucahid – Yusuf Koç
    14. İdamlık genç – Emine Şenlikoğlu
    15. Maria – Emine Şenlikoğlu
    16. Huzur sokağı – Ş.Yüksel Şenler
    17. Boşluk – A. Günbay Yıldız
    18. Sokağa açılan kapı – A. Günbay Yıldız
    19. Dallar meyveye durdu – A. Günbay Yıldız
    20. Hristiyan gülü – Emine Şenlikoğlu
    21. Aşka uyanmak – A. Günbay Yıldız
    22. Aynada batan güneş – A. Günbay Yıldız
    23. Bir dünya yıkıldı – A. Günbay Yıldız
    24. Çiçekler susayınca – A. Günbay Yıldız
    25. Ekinler yeşerdikçe – A. Günbay Yıldız
    26. Figan – A. Günbay Yıldız
    27. Gurbeti ben yaşadım – A. Günbay Yıldız
    28. Mavi gözyaşı – A. Günbay Yıldız
    29. Ona secde yakışıyor – A. Günbay Yıldız
    30. Sitem – A. Günbay Yıldız
    31. Ülkemin açmayan çiçekleri – A. Günbay Yıldız
    32. Yanık buğdaylar – A. Günbay Yıldız
    33. Yıllar geriye dönse – A. Günbay Yıldız
    34. Müslüman savaşçı – Sadık Tekin
    35. Özgürlük Savaşçıları -1 K. Sancaktar
    36. Zaferin bedeli – 2 K. Sancaktar
    37. Moskof Mezarlığı – 3 K. Sancaktar
    38. Zindan hatıraları – Zeynep Gazali
    39. Mushaflar ve Bombalar 1 – Ahmet Pakalın
    40. Şehid Hama -2 Ahmet Pakalın
    41. Hamalı – 3 Ahmet Pakalın
    42. Alim ve Tağut – Yusuf Kardavi
    43. Derviş – M. Ali Gönül
    44. Yeterki Kuran Susmasın – Ömer Saruhan
    45. 39. Koğuş – Naşit Tutar
    46. Hakikat Yolcuları – Naşit Tutar
    47 – Kalbimin Düştüğü Yerdeyim – Habbab Çetin Akdeniz
    48. Aşk Düşünce Yollara – Munib Engin Noyan
    49. Malcolm X – Alex Haley
    50. Hatıralarım – Hasan el-Benna
    İslam Düşünce Atlası- İbrahim Halil Üçer
    İslam Düşüncesi Tarihi- Mian Muhammed Şerif
    • Ana Hatlarıyla İslam Felsefesi- Necip Taylan
    • İslam Felsefesi- Hilmi Ziya Ülken
    • İslam Düşüncesi- Salih Aydın
    • İslam Düşüncesi Üzerine- Ekrem Demirli
    • İslam Düşüncesi Tarihi- Bayram Ali Çetinkaya
    • İslam Düşüncesi Üzerine Makaleler- Ebu’l Ala Afifi
    • İslam Düşüncesi Yazıları- Mehmet Bayraktar
    • İslam Felsefesine Giriş- Mehmet Bayraktar
    • İslam Felsefesi Tarihi- H. Ömer Özden
    • İslam Felsefesi Tarihi- Macit Fahri
    • İslam Felsefesi- Cüneyt Kaya
    • İslam Düşüncesinin Yapısı- Süleyman Uludağ
    • İslam Düşüncesinin Kurucu Unsurları- İsmail Kurt, S. Ali Tüz
    • İslam Felsefesi Sözlüğü- Mehmet Vural
    • İslam Felsefesi Tarihi- Mehmet Vural
    • İslam Felsefesi Tarihine Giriş- H. Hüseyin Bircan
    • Ana Kaynaklarıyla İslam Felsefesi- Osman Öztürk
    • İslam Felsefesi Tarihi- Hüseyin Karaman
    • İslam Felsefesi Üzerine- Ahmet Arslan
    • İslam Felsefesi Tarihi- İsmail Hakkı İzmirli
    • Mekasidü’l Felasife- İmam Gazali
    • Filozofların Tutarsızlığı- İmam Gazali
    • Mişkatu’l Envar- İmam Gazali
    • El-Munkız Mine’d-Dalal- İmam Gazali
    • Faslu’l Makal- İbn Rüşd
    • Tutarsızlığın Tutarsızlığı- İbn Rüşd
    • Metafizik Şerhi- İbn Rüşd
    • Ahlak-ı Alai- Kınalızade
    • Kitabu’l Burhan- Farabi
    • El-Medinetu’l Fazıla- Farabi
    • Mukaddime- İbn Haldun
    • En-Necat- İbn-i Sina
    • Şifa Külliyatı- İbn-i Sina
    • Kitabu’t Tavasin- Hallac-ı Mansur
    • İşrak Felsefesi- Sühreverdi
    • Nüzhetü'l-Ervâh ve Ravzatü'l-Efrâh- Şehrezuri
    • Filozoflarla Mücadele- Şehristani
    • Münazarat- Fahreddin Razi
    • İslam Bilim Tarihi ve Felsefesi- Osman Bakar
    • Mutluluk ve Felsefe- İbn Miskeveyh
    • İbn-i Sina’da Metafizik ve Meşşai Gelenek- Muhittin Macit
    • Çağdaş İslami Akımlar- Mehmet Ali Büyükkara
    • Aristoteles ve Farabi’de Ahlakın Kaynağı- Hümeyra Öztüran
    • Amiri Felsefesinde Tanrı ve Âlem- Cüneyt Kaya
    • Varlık ve İmkân- Cüneyt Kaya
    • Şeriat ve Hakikat- H. Bayram Başer
    • Varlık ve Akıl- Ali Tekin
    • Nasıruddin Tusi’de Önermeler Mantığı- Harun Kuşlu
    • Cahız’ın Ahlak Düşüncesi- Yunus Cengiz
    • Nedensellik Kitabı- Kadı Abdulcebbar
    • Osmanlı Felsefesi- Ömer Mahir Alper
    • İslam Felsefesinde Akıl-Vahiy/Felsefe-Din İlişkisi- Ömer Mahir Alper
    • Varlık ve İdrak- İbrahim Kalın
    • Kindi Felsefi Risaleler- Mahmut Kaya
    • İslam Filozoflarından Felsefe Metinleri- Mahmut Kaya
    • Felsefe ve Ölüm Ötesi- Mahmut Kaya
    • İslam Düşüncesinde Felsefe Eleştirileri- Fatih Toktaş
    • İbn Rüşd Felsefesi- Hüseyin Sarıoğlu
    • İslam Felsefesine Giriş- Neşet Toku
    • İslam Ahlak Esasları ve Felsefesi- Kolektif
    • Ebubekir Razi’nin Ahlak Felsefesi- Hüseyin Karaman
    • İslam Ahlak Felsefesi- Mevlüt Uyanık, Aygün Akyol
    • İslam Ahlak Teorileri- Macit Fahri
    • İslam Felsefesi Kelamı- Macit Fahri
    • Felsefi Mirasımız ve Biz- Cabiri
    • Arap-İslam Aklının Oluşumu- Cabiri
    • Kelam Tarihinin Problemleri- Muhit Mert
    • Sistematik Kelam- Ömer Aydın
    • Kelam- Şerafettin Gölcük, Süleyman Toprak
    • Tefsir Usulü- Muhsin Demirci
    • Tefsir Tarihi- Muhsin Demirci
    • Hadis Usulü- İsmail Lütfi Çakan
    • Hadis Tarihi- Ahmet Yücel
    • Fıkıh Usulü- Fahrettin Atar
    • İslam Felsefesinde Mistik Bilginin Yeri- Şahin Filiz
    • Yitirilmiş Hikmeti Ararken- İlhan Kutluer
    • İslam Ahlak Felsefesine Giriş- H. Hüseyin Bircan
    • İslam Düşüncesinin Batı Düşüncesine Etkileri- Bekir Karlığa
    • Mezhepler Tarihi- Muhammed Ebu Zehra
    • Ahlak-ı Nasıri- Nasıruddin Tusi
    • İslam’da İtikadi Mezhepler ve Akaid Esasları- İrfan Abdulhamid
    • Üç Müslüman Bilge- S. Hüseyin Nasr
    • Gazali’nin Felsefi Kelamı- Frank Griffel
    • İslam Mantık Tarihi- Tony Street
    • İslam Felsefesi ve Kelamı- Montgomery Watt
    • İslam Felsefesi Tarihi- Henry Corbin
    • İslam Felsefesine Giriş- Oliver Leaman
    • Ortaçağ İslam Felsefesine Giriş- Oliver Leaman
    • Doğuşundan Günümüze İslam Felsefesi- Roy Jackson
    • İslam Felsefesi Tarihi- S. Hüseyin Nasr, Oliver Leaman
    • İbn-i Sina Metafiziği- Robert Wisnovsky
    • İbn-i Sina’nın Mirası- Dimitri Gutas
    • Yunanca Düşünce Arapça Kültür- Dimitri Gutas
    • İslam Felsefesine Giriş- P. Adamson, R. C. Taylor
    • Varolmanın Boyutları- William Chittick
    • Siyasal İslam Düşüncesi Tarihi- Anthony Black
    • İslam’ın Mistik Boyutları- Annemarie Schimmel
    • İslam’da Felsefe Tarihi- T. J. De Boer


    İSLAM AHLAKI SAHASINDA
    1. Tasavvuf ve Ahlak Eğitimi, Hasan el-Benna, Nida Yay.
    2. Hicab, Mevdudi, Düşün Yay.
    3. İslam’da Sosyal Adalet, Seyyid Kutub, Hikmet Neşriyat.
    4. Furkan-Rahman’ın Dostları İle Şeytanın Dostları Arasındaki Fark, İbn Teymiyye, Guraba Yay.
    5. Abidler Yolu, İmam Gazali, Semerkand Yay.
    İSLAM AKAİDİ SAHASINDA:
    1. İmam-ı Azam’ın Beş Eseri, Ebu Hanife, İFAV Yay.
    2. Sırat-ı Müstakim, İbn Teymiyye, Pınar Yay.
    3. Allah’ın Varlığı ve Tevhidin Hakikati, Yusuf el-Karadavi, İhtar Yay.
    4. El-Akidetü’l-Vasıtiyye, İbn Teymiyye, Takva Yay.
    5. Kitabu’t-Tevhid, Muhammed b. Süleyman et-Temimi, Ümmülkura Yay.

    İSLAM DÜŞÜNCESİ SAHASINDA:
    1. İslam’da Cihad, Seyyid Kutup & Mevdudi & Hasan el-Benna, Özgü Yay.
    2. Gelin Bu Dünyayı Değiştirelim, Mevdudi, Özgün Yay.
    3. Yoldaki İşaretler, Seyyid Kutub, Özgün Yay.
    4. Din Bu, Seyyid Kutub, Özgün Yay.
    5. İstikbal İslam’ındır, Seyyid Kutub, Özgün Yay.
    İSLAMİ ŞAHSİYETLER SAHASINDA:
    1. Hatıralarım, Hasan el-Benna, Beka Yay.
    2. Babam Mevdudi, Hamire Mevdudi, Mana Yay.
    3. Üstat Ali Ulvi Kurucu – Hatıralar 2, Ertuğrul Düzdağ, Kaynak Kitaplığı.
    4. Şeyhülislam İbn Teymiyye ve Mücadelesi, Rizaeddin Fahreddin, Özgü Yay.
    5. Hakikate Giden Yol, İmam Gazali, Semerkand Yay.

    İSLAM TARİHİ SAHASINDA:
    1. Hilafet ve Saltanat, Mevdudi, Hilal Yay.
    2. Yahudi İle Savaşımız, Seyyid Kutub, Hikmet Neşriyat.
    3. Kayıp Minare (Kemalizm Tahlili), Abdullah Azzam, Küresel Kitap.
    4. 20. Asrın Cahiliyesi, Muhammed Kutub, Beka Yay.
    5. İslam Deklarasyonu, Aliya İzzetbegoviç, Fide Yay.

    İSLAM DAVETİ SAHASINDA:
    1. İslam Davetçilerine, Mevdudi, Dünya Yay.
    2. Tevhid Daveti, Seyyid Kutub, Ravza Yay.
    3. İslam’a Bağlılığım Neyi Gerektirir, Fethi Yeken, Özgün Yay.
    4. Bilginin Gücü, Cevdet Said, Pınar Yay.
    5. Bireysel ve Toplumsal Değişmenin Yasaları, Cevdet Said, Pınar Yay.
    İSLAM SİYASETİ SAHASINDA:
    1. Tevbe Suresi Tefsiri, Abdullah Azzam, Buruc Yay.
    2. İslam ve Beşeri Kanunlar, Abdülkadir Udeh, Ravza Yay.
    3. Said Halim Paşa Bütün Eserleri, Ahmet Özalp, Anka Yay.
    4. Öncelikli Meseleler Fıkhı, Yusuf el-Karadavi, Nida Yay.
    5. Biz Müslüman mıyız? Muhammed Kutub, Hilal Yay.

    İSLAMİ KAVRAMLAR SAHASINDA:
    1. Şehadet, Said Havva, Yenda Yay.
    2. Tevhidin Anlamı, Seyyid Kutub, Şehadet Yay.
    3. Tağut, Ahmet el-Kattan, Kitap Dünyası.
    4. Kur’an’ın Dört Temel Terimi, Mevdudi, Özgün Yay.
    5. Güç İrade ve Eylem, Cevdet Said, Pınar Yay
    Dini eserler:
    Mesnevi tümü -- mevlana
    Mahir İz – Tasavvuf
    Hamidullah’ın bütün kitapları
    A. Kemal Belviranlı - İslam Prensipleri ve Peygamberimiz Efendimiz
    Mahmud Hakkı - Halid b. Velid
    Bekir Topaloğlu - İslam’da Kadın
    Muhammed Ebu Zehre - İslam’da Sosyal Dayanışma
    Gazali’nin eserleri
    Ali Özek - İslam’da İbadet
    Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu - Dini Şiirler Antolojisi
    Mehmet Vehbi Efendi’nin tefsiri ve Ahkam-ı Kuraniyye’si
    Hasan Basri Çantay ve Ömer Nasuhi Bilmen’in mealleri, Hukuk-ı İslamiye Kamusu ve Muvazzah İlm-i Kelâm
    Eşref Edip - Asr-ı Saadet
    Şirvanî - İslam’da Siyasi Düşünce ve İdare
    Ebu’l Hasan en-Nedvî - Müslümanların Gerilemesi ile Dünya Neler Kaybetti ve Hazreti Peygamber’in Yolu
    Ömer Rıza Doğrul - Kuran Nedir
    Enver Kuraşî - Faiz Nazariyesi ve İslam
    Zübeyir Sıddık - Hadis Edebiyatı Tarihi
    Mahmud Ebussuud - İslami İktisadın Esasları
    Osman Keskioğlu - İslam Hukuku
    Muhammed Ebu Zehre - İmam-ı Azam Ebu Hanife ve Riyazu’s-Salihîn
    Seyyid Kutup’un kitapları
    Muhammed Kutup’un kitapları
    Mevdûdî’nin eserleri
    Rahmi Baban - İlim-Ahlak-İman ve Allah Vardır.
    Edebi eserler:
    Mehmet Akif – Safahat
    Necip Fazıl - Ahşap Konak ve Reis Bey
    Ali Ulvi Kurucu - Gümüş Tül ve Alevler
    Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu - Sessiz Gürültü
    Necla Pekolcay - İslami Türk Edebiyatı
    Yahya Kemal Beyatlı - Aziz İstanbul ve Kendi Gök Kubbemiz
    Namık Kemal - Gülnihal ve Vatan Yahut Silistre
    Ahmet Hamdi Tanpınar - Beş Şehir ve Huzur
    Nurettin Topçu – Taşralı
    Cengiz Dağcı’nın romanları
    Ergun Göze - Meşhurların Son Sözleri
    Peyami Safa - Matmazel Noralinya’nın Koltuğu ve Fatih-Harbiye
    Samiha Ayverdi’nin eserleri
    Tarık Buğra - Ayakta Durmak İstiyorum
    Ahmet Hikmet Müftüoğlu – Çağlayanlar
    Ömer Seyfettin - Eski Kahramanlar
    Ahmet Kabaklı - Türk Edebiyatı Tarihi
    Fahri Ersavaş - Hamasi şiirler Antolojisi
    Genel kültür eserleri
    İlhan Egemen Darendelioğlu - Türkiye’de Komünist Hareketleri
    Kadir Mısıroğlu - Sarıklı Mücahitler
    İsmail Hami Danişment - Garb Medeniyetinin Membaı Olan İslam Medeniyeti, Eski Türk Seciye ve Ahlakı ve İstanbul’un Fethinin Medeni Kıymeti
    Hitler - Komünistler ve Beynelmilel Yahudi
    Necip Fazıl - Büyük Mazlumlar, Türkiye’de Komünizm ve Köy Enstitüleri ve İdeolocya Örgüsü
    Abdülmecit Belli - Adalet Mülkün Temelidir
    Osman Turan - Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi ve Türkiye’de Siyasi Buhranın Kaynakları
    Tahirü’l Mevlevi - Müslümanlıkta İbadet Tarihi
    Cevat Rifat Atilhan - Masonluk, 31 Mart Vakası ve diğer eserleri
    Ergun Göze - Peyami Safa-Nazım Hikmet Kavgası, Kadir Mısıroğlu Amerika’daki Zenci Müslümanlık Hareketi
    Nurettin Topçu’nun tüm eserleri
    Ahmet Çiftçi - Komünizmin Maskesi Sosyalizmdir ve Ortak Pazar
    Bekir Berk - Dünya Anayasalarında Din
    Mustafa Sıbai - İslam’da ve Müslümanlara Göre Kadın
    Ali Fuat Başgil - Gençlerle Başbaşa
    Saadet Bektöre - Volga Kızıl Akarken "Volga Kızıl Akarken"
    Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu - Sultan II. Abdülhamit ve Osmanlı İmparatorluğunda Komitacılar ve Ordu ve Politika
    Mümtaz Turhan - Garplılaşmanın Neresindeyiz
    Kadircan Kaflı - Türkiye’nin Kaderi
    Mehmet Kaplan - Büyük Türkiye Rüyası
    William J. Lederer-Eugene Burdick - Kızıl Karıncalar ve Çirkin Amerikalı
    U. T Hsu - Gizli Mücadele.
    Tarihi eserler:
    M. Asım Köksal - Hz. Muhammed ve İslam Tarihi
    Vecdi Bürün - Nasıl Öldüler
    Yılmaz Öztuna’nın eserleri
    Kadir Mısıroğlu - Yunan Mezalimi, Lozan Zafer mi, Hezimet mi
    Necip Fazıl - Sultan Abdülhamit ve Vahideddin
    İsmail Hakkı Uzunçarşılı - Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı
    İsmail Hami Danişment - İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi
    Abdullah Taymaz - Rus İhtilalinden Hatıralar.
    İBNİ HALDUN - MUKADDİME
    ROGER GARAUDY – TÜM KİTAPLAR
    1000 Soruda 4 Raşit Halife / POLEN YAYINLARI
    1000 Soruda Peygamberimizin (s.a.v) Hayatı POLEN YAYINLARI
    20. Asrın Cahiliyesi BEKA YAYINLARI
    Alemlere Rahmet Hz. Muhammed (sav) BEKA YAYINLARI
    Asrımızda İslam Uygulanabilir mi? RAVZA YAYINLARI
    Batıcı Söylemler ve İslam BURUC YAYINLARI
    Benzerini Getiremezler BEKA YAYINLARI
    Biz Müslüman mıyız? AĞAÇ KİTABEVİ YAYINLARI
    Biz Müslüman mıyız? HİLAL YAYINLARI
    Biz Müslümanmıyız ŞURA YAYINEVİ
    Bosna Hersek Katliamı TEVHİD YAYINLARI
    Çağdaş Dünyaya İslami Bakış BEKA YAYINLARI
    Çağdaş Fikir Akımları (3 Cilt Takım) RAVZA YAYINLARI
    Çağdaş Fikir Akımları 1- Demokrasi RAVZA YAYINLARI
    Çağdaş Fikir Akımları 2 -Komünizm- RAVZA YAYINLARI
    Çağdaş Fikir Akımları 3 -Sekülarizm, Rasyonalizm, Milliyetçilik- RAVZA YAYINLARI
    Çağdaş Fikir Akımları BEKA YAYINLARI
    Çağdaş Konumumuz BEKA YAYINLARI
    Çocuklar İçin Peygamberlerin Hayatı BEKA YAYINLARI
    Düzeltilmesi Gereken Kavramlar RİSALE
    Evrim ve Değişmezlik BEKA YAYINLARI
    Gelenekler Çatışması BEKA YAYINLARI
    Hz. Muhammed'in Hayatı / Gençler İçin İLKE YAYINCILIK
    Hz. Peygamberden Gençlere 50 Nasihat İLKE YAYINCILIK
    İman ve İnkar Aynasında İki Kadın Portresi İLKE YAYINCILIK
    İnsan Psikolojisi Üzerine Etüdler RAVZA YAYINLARI
    İslam Budur BEKA YAYINLARI
    İslam Dünyasında Aydınlanma Sorunu BEKA YAYINLARI
    İslam Etrafındaki Şüpheler HİSAR YAYINLARI
    İslam İnancı RİSALE /Nureddin Yıldız
    İslam Kahramanları Ashab-ı Kiram (5 Kitap Takım) HİSAR YAYINLARI
    İslam Terbiye ve Ahlak Sistemi HİSAR YAYINLARI
    İslama Göre İnsan Psikolojisi ESMA YAYINLARI
    İslamın Etrafındaki Şüpheler TUĞRA NEŞRİYAT
    İslami Açıdan Tarihe Bakışımız RİSALE
    Kadının Özgürlüğü ve Tesettür RAVZA YAYINLARI
    Kadının Özgürlük Savaşı RAVZA YAYINLARI
    Kur'an Araştırmaları Medeni Ayetler Cilt 2 SERİYYE YAYINEVİ
    Kur'an Araştırmaları Mekki Ayetler Cilt 1 SERİYYE YAYINEVİ
    Kur'an Kıssaları BEKA YAYINLARI
    Kur'an'ı Nasıl Okuyalım İŞARET YAYINLARI
    Küreselleşme ve Müslümanlar BEKA YAYINLARI
    La İlahe İllallah BEKA YAYINLARI
    La İlahe İllellah / Akide, Şeriat ve Hayat Yolu RAVZA YAYINLARI
    Lailahe İllallah İHTAR YAYINLARI
    Nasıl Davet Edelim? BEKA YAYINLARI
    Örnek İslam Toplumu RİSALE
    Peygamberden Parıltılar BEKA YAYINLARI
    Peygamberimizin Savaşları HİSAR YAYINLARI
    Peygamberimizin Seriyyeleri HİSAR YAYINLARI
    Sosyal Bilimlerin İslami Temelleri BEKA YAYINLARI
    Tartışmalar BEKA YAYINLARI
    Tih'den Çıkış BURUC YAYINLARI .
    ….. DEVAM EDECEKTİR….
  • ... cümle şöyleydi:" Serebrenitza şehrinin pazar yerinde, bir Sırp keskin nişancının uzaktan attığı mermiyle kafası dağılan on yaşındaki Boşnak çocuğu İbrahim, dedelerinden birinin de aynı kaderi kendisinden yüzlerce yıl önce ve binlerce kilometre uzakta, Mezopotamya'da Samsatlı bir Hırıstiyan olarak paylaştığını bilemeden öldü."
    Sonra ekledi:"
    Bir Bogomil kaderiydi bu.
    Zülfü Livaneli
    Sayfa 250 - Remzi
  • "Kardeşlik
    Ahmed Mithad Efendi

    “Allah aşkına aklımızı başımıza alalım. Bu ricayı sadedilan ahaliyi ifsad ile fitne koparmaya sa’y eden fesat-pişelere hitap etmiyoruz. Böyle bir hitabın boşluğunu bilmeyecek kadar safdil değiliz. Bu ricayı en küçüklerimize varıncaya kadar millete, ahaliye ediyoruz. Her işittikleri yalanlara kapılıvermemeli.”

    Her lisanda “hakikat” ve “mecaz” denilir iki hüküm vardır ki gerek konuşulur, gerek yazılır iken bu hükümler bilinmeyecek olursa anlaşılmak güç olur.

    Bir sözün, bir kelimenin evvelâ hakiki olan manâsı murat olunur. “Arslan” denildiği zaman o meşhur yırtıcı hayvan murat olunmak gibi. Kelimenin mecazî olan mânası ise mâna-i hakiki müteazzir olduğu zaman, yani kelimeyi asıl kendi mânasına almak mümkün olmadığı vakit meydana çıkar. Misal-i meşhurunca “Hamamda bir arslan gördüm” demek gibi ki, hamamda gördüğüm şey mahut yırtıcı hayvan olamayacağı, çünkü o yırtıcı hayvan hamama gelemeyeceği için ona benzer bir şey, iri yarı, güçlü kuvvetli bir kahraman görmüş olduğum anlaşılır.


    Şu usul-i lisaniyeyi hatıra getirdiğimiz anda “Hristiyanlardan kardeş olur mu imiş!” diye bir iki haftadan beri bazı kimseler nezdinde görülegelmiş olan galeyana şaşmamak kabil olmaz.

    Bundan evvel müteaddid makalat-ı mahsusamızda demiş olduğumuz vecihle “reaksiyon” denilen aksü’l-ameli gözlerimizin önünden uzatmak mümkün olamayacağından bu hali de yeni hürriyet devrimizden mümkün değil memnun olmayanların himmetlerine haml etmek pek tabiidir. “kanun-i esasi ve hürriyet denilen şey Rum, Bulgar, Ermeni gibi Hristiyanlar ile kardeşlik akdetmek vesilelerinden tutturarak bizi onlara esir etmek demektir” sözünü sadedil olanlara ve işbu mekasıd-ı hürriyeti anlamak istidadında bulunmayanlara söyleye söyleye bu galeyanı hâsıl etmişlerdir. Buna “galeyan” demek işi izam sayılmaz. Zira birçok ahalinin bir cami-i şerifte toplanıp teheyyüçleri âsarını meydana koymalarına bundan başka hiçbir tabir bulunamaz. Allah razı olsun, kuzattan bir zat söz anlatıp galeyan erbabını teskin etmemiş olsa idi, iş daha ziyade büyüyerek hükûmetin kuvve-i tedibiyesine lüzum gösterecek dereceye varır idi.

    Yalnız şunu düşünmek kifayet eder ki biz umumen istibdat altında inler iken bizi şimdi o korktuğumuza uğratmak tertibatı kurulmuş, hazırlanmış idi bile. Beyne’d-düvel husulü hâlâ Avrupa gazetelerinde söylenip duran “itilaf” işte bundan başka bir şey değildir. Anadolu’dan, Rumeli’den, daha birçok yerlerin Müslümanlarını Bulgaristan, Bosna, Hersek vesaire Müslümanları haline koymaktır. Bize nail olduğumuz hürriyeti verenler bu tertipleri bozmak için o fedakârlıkta bulunmuşlardır. Hristiyan vatandaşlarımız ile kardeşlik akdetmek bizi onlara esir etmek değil, bu esareti tertip eden hilelerden kurtarmak demektir. Fakat bu siyasi cihetleri bir tarafa bırakalım da şu Hristiyanlarla kardeşlik demek ne demek olduğunu lisan hükmüyle güzelce bir düşünelim.

    Eski imlası “karındaş” olan bu kelimenin mânası, ikisi bir babanın belinden inip bir ananın rahminden doğan iki kimse arasındaki münasebettir. Bu mânaya göre Hristiyanlar değil a Türkler bile birbirinin kardeşi olamaz. Hatta bir baba ve iki anadan veyahut iki baba ve bir anadan doğmuş olanlar bile tamamıyla kardeş olmayıp “üvey kardeş” sayılır.

    Bu halde “müminler birbirinin kardeşinden başka bir şey değildirler” mânasındaki ayet-i kerimede görülen kardeşlik dahi hakiki bir kardeşlik değildir. Zira müminlerin kâffesi bir anadan, bir babadan doğmamışlardır. İşte hakiki mâna çıkarılamayacağı bu vecihle sabit olduktan sonra mecazi mânayı arayacağız. Şu mecazi kardeşler arasında bir münasebet, müşabehet, bir cihet-i camia arayacağız. Bu suretle bulacağız ki cümlesi bir dine salik olan adamlar bu cihet-i camiadan dolayı manen birbirinin kardeşidirler. Lisanımızda umumen “din kardeşi” tabiri ile bu meram ifade olunmuştur.

    “Ermeni kardeşlerimiz” ve “Bulgar kardeşlerimiz” ve “Rum kardeşlerimiz” denildiği zaman evvela bunlarla beraber bir ana ve babadan doğmamış olduğumuz için aramızda mâna-i hakikiyesiyle bir kardeşlik murat olunamaz. Zira dinlerimiz başka başka olduğu için burada “din” kelimesi bir cihet-i camia teşkil edemez. Müslümanlar arasında bulduğumuz mecaz burada bulunamaz. Öyle bir din kardeşliğini biz iddia edecek olsak onlar kabul etmezler. Öyle ise ikinci bir mâna-i mecazi arayacağız. Tabii onu pek kolay bulacağız.

    Düşünelim ki bir köyde, bir kasabada, bir şehirde Hristiyanlar ile kapı bir komşuyuz. Doğan güneş cümlemizi tenvir ve ihya ediyor. Yağan yağmur mahsulât-ı arziyesiyle cümlemizi besliyor. Yangın gibi, zelzele gibi bir afet cümlemize isabet ediyor. Hatta mine’l-kadim duygularımıza girmiş olduğu vecihle birimizin düğünü diğerimizi de neşelendiriyor. Birimizin hastası, cenazesi diğerimizi de kahırlandırıyor. Elhasıl maişet-i medeniyece birbirimizin ortağı sayılıyoruz. Bu kadar cihat-ı camia aramızda bir “kardeşlik” hâsıl eder de buna “öz kardeşlik” ve “din kardeşliği” diyemeyeceğimize mukabil “vatan kardeşliği” der isek kıyamet mi kopar? İşte mâna-i mecazi. Besbelli ki bu kardeşlik öteden beri kullanageldiğimiz “hemşehrilik” mânasınadır.

    Bazı kısa akıllar ihtimal ki “Diyarbakır’daki bir Müslüman Üsküp’teki bir Bulgar’ın hemşehrisi olamaz” diye düşünsünler. Fakat Osmanlıları vatan kardeşi etmek için en kuvvetli cihet-i camia vardır ki o da Osmanlılıktır. “Osmanlı” demek “Osman’a tâbi olan” demek olduğuna göre, vaktiyle yüz milyon nüfus cem’ etmiş olan bu tabir bugün mecazi, gayr-ı mecazi, o miktarın sülsünü cem’ edemeyecek mi? cümlesi bir bayrağa, bir kanuna tâbi olan bu milyonlarca efradı bir “uhuvvet-i Osmaniye” cem’ eder. İşte aradığımız kardeşlik dahi budur.

    Bu kardeşlik Osmanlılığın daha mebadisinde devletimizin temeli ile beraber sultan Osman tarafından tesis olunmuştur. İsminden dahi anlaşılacağı vecihle Gazi Mihal Bey Hristiyan olduğu halde Osmanlı serdarlarından idi. “Şu Mihal’i Müslüman etsene!” nasihatini verenlere “o benim kardeşimdir!” cevabini verdiği tarihlere yazılmıştır. Sultan Osman’dan daha ziyade Osmanlı olmak acaip olmaz mı?

    Bu uhuvvet-i Osmaniye şer’-i şerife dahi muvafıktır. Zira hukuk-ı medeniyece gerek Müslim ve gerek gayrımüslim nazar-ı şeriatta müsavidir. Hakimü’ş-şer veyahut müftü, erbab-ı hukukun isimlerini, resimlerini sormaz. Davacılar her kim olursa olsun isimleri zeyd ve amd’dır. Hiçbir kimsenin hakkını diğerine bırakmaz. İşte bu hukuk-ı medeniyenin tesavîsi dahi bir cihet-i camiadır.
    Bu davaların hadd-i zatında bizce vakıa bir ehemmiyeti olmayabilir. Zira bir küçük kısmın safderunlukları ve bazı fikr-i şeytaniyet sahibi reaksiyonerler tarafından iğfalleri sebebiyle şöyle bir eser-i taassup göstermelerine mukabil hakayık-ı şer’iye ve siyasiyeye vakıf büyük aksam mevcuttur. Fakat biçim için şu devr-i mesud-ı hürriyete girilmekten memnun olmayanlar dâhilde bulunduğu kadar hariçte de vardır. Hariçtekilerin mazarratı dâhildekilerin mazarratından kat kat ziyade olabilir. Bir surat-i âkilane ve kibaranede küşad edilen bu devr-i mesuda halisiyet-i tamme ile hayran olan medeniyetperverlere, “ne kadar aldanıyosunuz! Türkiye’de müsavat ha! İşte Hristiyanları vatan kardeşliğine bile kabul etmiyorlar. Onları ayrı ve yabancı addediyorlar. Yabancı addettikten sonra mallarını, canlarını, ırzlarını, hatta dinlerini mübah saymak uzak mıdır? Bir yerde emsali görüldüğü vecihle Hristiyanlar üzerine hücum bi’l-kuvve yine mevcuttur. Kuvveden fiile çıkmak dahi mutaassıbane bir galeyandan başka bir şeye muhtaç değildir” derler ki bu zehrin panzehiri bizim için güç ve pahalı bulunabilir.

    Allah aşkına aklımızı başımıza alalım. Bu ricayı sadedilan ahaliyi ifsad ile fitne koparmaya sa’y eden fesat-pişelere hitap etmiyoruz. Böyle bir hitabın boşluğunu bilmeyecek kadar safdil değiliz. Bu ricayı en küçüklerimize varıncaya kadar millete, ahaliye ediyoruz. Her işittikleri yalanlara kapılıvermemeli. Akıl ile, şer’ ile muvafık görmedikleri, anlamadıkları şeyleri gazetelere sorsunlar. Bütün âlem hain-i vatan kesilmiş değil a. müşkülleri derhal hallolunur da yar ve ağyara karşı gülünç olup kalmaktan halâs olunmuş olur."

    * Ahmed Mithad Efendi’nin, Hürriyet’in (II. Meşrutiyet’in) ilanından iki ay kadar sonra, Tercüman-ı Hakikat gazetesinin 9869 no.lu, 17 Eylül 1908 tarihli sayısında çıkan yazısı

    Kaynak: Fazıl Gökçek, Osmanlı Kapısında Büyümek – Ahmed Mithad Efendi’nin Hikâye ve Romanlarında Gayrimüslim Osmanlılar, İletişim Yayınları, İstanbul, 2006
    Ahmet Mithat
    Ahmed Mithad Efendi olarak kabul edilmedi.... Bir gazete yazısı olmasına rağmen kitap seçmeye zorlandım . . .
  • 448 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Kitabı, başlangıcından itibaren ele almamız gerek. Osmanlı için yazılan kitaplarda direkt olarak Padişah ve hikayelerine girişler yapılıyor ve bunu yapanların çoğunu da okurken insan ister istemez hani güzel bir başlangıç bekliyor. Bu kitap oan sahip. Güzel bir önsöz, hem Bizans, hem Osmanlı, hem Batılı hem de Günümüz tarihçileri kâle alınarak birtakım konuşmalar yapılıyor. Olması gereken bu. Bunun hemen akabinde de güzel bir başlangıç ve sade bir anlatım görmek mümkün.

    Ardından başlangıcı da Osman Gazi yerine Ertuğrul Gazi'den yaparak, onun kimliğini, nasıl biri olup neler yaptığını anlatan, dil olarak da akıcı bir dil kullanan, okuyucuyu sıkmayan ve aynı anda meraklandıran ve kitaba sevk eden bir üslup, gerçekten çok etkileyici olmuştu.

    Osman Gazi kısmı da oldukça ilgi çekiciydi. Kim olduğundan rivayetleri de dahil ederek bahsetmek olsun, Bafeus (Koyunhisarı) Savaşı olsun, şu gördüğü ve herkesçe bilinen meşhur rüya olsun, Amcası Dündar Bey olsun (Dündar Bey'i fetihlerine engel oluyor düşüncesiyle öldürmüştür) ve en son da eşleri ve çocukları olsun, herkes kendine biraz olsun bu kitapta pay buluyor.

    Keza bir Orhan Gazi gerçeği var ki babasından geri kalmayan bu padişah önce yıllarca alınamayan Bursa'yı almış daha sonra İznik'i alarak bu 2 kenti sırayla başkent yapmış, Şile ve Üsküdar hariç ülkenin batıya açılan penceresi olmuş ve buradaki toprakları ele geçirmiş, aynı zamanda adaletiyle kendini, kendi halkı kadar Rumlara da sevdirmiş, onlara inanç ve ibadet özgürlüğü tanımış, döneminin en gözüpek, sert ve aynı zamanda bir o kadar da iyi kalpli hükümdarı olmuş, ismi diğer padişahlar gibi göklere çıkarılmasa da Osmanlının benimsenmesini sağlamış, mükemmel bir insan. Ayrıca Sultanü'l A'zam ünvanının sahibidir. (Bu ünvanı İlhanlılı Ebu Said Bahadır'ın ölümünden sonra kimse almaya cesaret dahi edememiştir, üstelik bu Sultan çok erkenden 30 yaşında vefat etmiştir ve tahta da 7 yaşında geçmiştir. )

    I. Murat, nam-ı değer Dominus Armiratorum Turchie. Edirne Fatihi. Burada padişah adına dikkat çekici 2 unsur var. Birisi kendisi savaşlara giderken ve çarpışırken diğer kardeşlerinin savaşta safların içinde olmaması ve buna rağmen babalarının vefatı sonrası taht kavgasına haksız yere girişmesidir ki Sultan Murat 2 kardeşini de öldürmüştür. Diğeri de Osmanlı tarihçilerinin devletin devamında görülmeye başlanacak olan ve hatta bunun için "Kardeş Katli Vaciptir" fetvasının ileride verileceği olan ilk kavgayı ele almaması ya da önemsiz bulmaları (!) olmuştur diyebiliriz. Ayrıca kendisi büyük zaferlerimizden birisi olan Sırpsındığı zaferinin sultanıdır. Bir de burada değineceğimiz Savcı Bey vardır ki, babasına karşı başkasının aklıyla hareket ederek (hiçbir padişah veya oğluna hakaret edecek değiliz ama işler beklendiğinden de iyi giderken bir padişaha, herşeyin yanında bir babaya baş kaldırmak, devletin durumunu iyi veya kötü olsa da daha da kötü etkileyebileceğinden ben kötü kelimelerimi gene içime saklıyorum) baş kaldırmıştır. Bizanslılardan ve Bizans İmparatoru Yuannis'in oğlu Andronikos'un da bizzat isyanda bulunmuş olması benim 'başkalarının aklıyla hareket etme görüşümü' haklı bulduğumu gösterecektir. Ayrıca isyan bastırılmış ve Savcı Bey'in gözlerine de mil çekilmiştir(Kör ediliyor). Bundan ayrı olarak padişahın en büyük savaşı ve Osmanlı adına kara lekelerinden birisi de Kosova savaşıdır kanımca. Araştırırsak Sırpların en büyük efsanelerinden birisi bu savaştır. Neden büyüttükleri anlaşılmaz. Kitapta biraz bahsedilse de bu yüzeyselliğin yanında bahsetmem gerekir ki Yıldırım Beayezid'in, I. Murat'ın ölümünde payı olduğu saçmalığı yazılır. Kendilerine pay çıkartmayı meziyet zanneden Batı tarihinin kanımca yüzyıllar boyunca düşünemediği ise, Kosova Savaşında madem ki koskaca Yıldırım Bayezid böyleydi, acaba neden savaş sırasında Sol Kanat çöktüğünde (Sağ Kanadı da kendisi idare ediyordu) Sağ Kanadı kullanarak savaşın kazanılmasını ve hem komutan hem işbirlikçilerinin kaçmasını sağladı ? Tarihimizi çekemeyen ve bizden oldukça korkan bazı milletlerin tutumunun ve yazdıklarının kâle alınması gerçekten inanılmaz bir hatadır.

    Yıldırım Bayezid. Savaşlarla başlayan savaşlarla biten, tehdit oluşturmasa bile kendi kardeşini öldürmek zorunda (!) kalan, Karamanoğulları ve Kadı Burhaneddin ile ciddi sınavlarını veren, cesaret ve atılganlığıyla (Karamanoğlu Alaaddin'e gerçekleştirilen savaşta kazandığı Yıldırım ünvanı da var) Yıldırım ünvanını alan padişah. İstanbul'u biraz güç gösterisi biraz da peygamber övgüsüne mazhar olmak için ilk defa ciddi ciddi kuşatan padişahtır. Tam tamına 7 yıl kuşatmıştır. Bunun yanında en büyük olaylarından birisi de ileride Osmanlıya bela olacak ve Macarların halen efsanesi olan Vlad'ı tahta geçirmiştir. Macarların baskısıyla dönemin en büyük Haçlı ordusu toplanmış (100000 kişilik bir kuvvet oldukları ve 60000 Macarın aralarında bulunduğu söylenir) ancak disiplinsizlikleri ve ön cephedeki Fransızların basit hataları yüzünden -iyi ki- savaşı kaybetmişler ve Yıldırım Bayezid hem üstünlük kazanmış hem de Türk Dünyasında ünü artmıştır. Bu ayrıca son ve en büyük Haçlı birliği olarak da kayıtlara geçmiştir. Ankara Savaşı ise hepimizin bildiği Timur tarafından 2 Müslüman devlet arasında yapılan en büyük savaş olma özelliğine sahiptir. Bu savaşta 2 tarafta da büyük sayıda şehitler verilmiştir ve tabiri caizse kardeş kardeşi vurmuştur. Burada dikkatimi çeken konu Batı tarafında İran ve doğu tarafında Çin padişahının ölmesiyle birlikte Çin ile uğraşan Timur'un neden bu seferlerde Bayezid ile anlaşmak varken ona düşman olması, topraklarına (Erzincan ve Sivas) saldırması ve böyle döneminin en büyük bağımsız 2 gücünün birbirinin kanını döktüğüdür. Bu savaşları beraber yapsalar 2 tarafında daha çok kazanacağı doğudan batıya hem Türklüğü hem İslamiyeti yayacağı oldukça aşikardır. Esaret altında üzüntüsünden vefat eden kimileri tarafından da şehit kabul edilen Bayezid Ata'nın da ruhu şad olsun.

    Kitapta değinilen önemli noktalardan birisi de bu padişahların akabinde hemen Fetret Devri'nin de verilmesi. Bu devirde Doğu tarafının en büyük imparatorluklarından birisininin çeyrek asırlık döneme denk gelecek başsızlığı, yarım yüzyıl sürecek hadiselerinin başlangıcı olması ve sonradan tekrar düzenin oluşturulması. Bu devir gerçekten de tabiri caizse nasıl bir maçın kritik anı varsa bu koca çınarın da filizlenip gelişme döneminde böyle bir kritik anı olmuştur. 4 kardeşin birbiriyle amansız taht mücadelesi. Musa Çelebi ve Mehmet Çelebi'nin son ana kadar birbiriyle savaşmaları. Ayrıca dikkatimi çekti burası neredeyse kitaplarımızın çoğunda işlenmiyordu. Musa Çelebi, Mehmet Çelebi'yi kimden yardım alırsa alsın yeniyordu ta ki son savaşa kadar. O kadar başarılı adam olmasına karşın etrafına oldukça sert davrandığından yanındaki adamları ona yüz çevirmeye başlamış ve o da yalnız kalmıştı. Mehmet'in de vazgeçmeyen yapısı ve inatçılığı sayesinde Musa Çelebi son savaşını kaybedip boğduruldu. Osmanlı da başsızlıktan kurtulmuş oldu.
    I. Mehmet, kuruluş döneminin en az fetih yapan padişahıdır kanımca. Ancak onun savaştan daha önemli yaptığı işler bu 600 yıllık koca çınarın 400 yılını daha kurtarmış, kendisine Osmanlının 2. Kurucusu olma şerefi kazandırmıştır. Ankara Savaşı sonrası kardeşleriyle olan mücadelesi ve bunu kazanıp tahta çıkması, ardından Batı devletlerinin tamamına güvence vererek anlaşmalar yapması, onlara saldırmak yerine içeriyi emniyete alması, baş kaldıran diğer beylerin başını kesmesiyle bilinir. Ruhu şad olsun.

    II. Murat, daha gelir gelmez amcası Mustafa ile uğraşmaya başlamış, büyük zorluklarla hakkı olan saltanatı elinde tutmaya çalışmış, amcasının, Bizans'ın ve babasına sadık olan diğer beyliklerin bir anda ayaklanmalarına rağmen dimdik durmayı başarmıştır. Yani bu zorluklara bakıldığı zaman kendisine karşı amcasının yaptığı Gelibolu çıkarması, Bizans Kralının itaatsizliği, yeniden arkasından iş çevirmesi. Burada Bizans'a karşı Haziran-Eylül arası bir kuşatma da yapıldı. Bizans Kralı Manuel gene rahat durmadı bu sefer de Murat'ın 13 yaşındaki kardeşi Şehzade Mustafa'yı ayaklandırdı. Oldukça zor bir dönemden geçen Padişah, bir de Anadolu halkının çoğunun Amcası Mustafa'yı desteklemesiyle yalnız kalmıştı. Ancak Mustafa savaştan tekrar kaçınca Anadolu halkı bu gözüpek padişahı kabullenmişti. Gene aynı devirde bu sefer de Timur'un oğlu Şahruh'un Anadolu yürüyüşü düşmanları sevindiriyordu. Ancak Şahruh babası gibi olmamış, yeniden kardeş kanı dökmeyerek Azerbaycan dolaylarından geriye dönmüştür. En önemlisi bir türlü rahat durmayan bir an kendileriyle savaşan diğer zaman bize karşı hainliklerinden geri kalmayan Sırplar'a ait tüm topraklar ele geçirildi ve Sırplar haritadan silindi. Sadece Macarların elinde olan Belgrad kalmıştı. Bu olayların akabinde bir de Varna Savaşı vardır ki bu savaş o dönemin tüm yapısını tabiri caizse yerinden oynatmıştır. Varna Savaşı, Osmanlı'nın savaş taktikleri konusunda uzmanlaştığı özellikle savaşlarda Savaş Arabaları kullanımı görmeleri sonrası gelecek savaşlarda hem temkinli hem de daha tecrübeli ve kabiliyetli bir ordu yetiştirmelerine imkan sağlamıştır. Türkleri, Avrupa dışına çıkarma düşüncesi akıllardan kalkmış, iç siyasette II. Murat ve Oğlu Mehmet'e büyük bir güç kazandırmıştır. Bir de II. Kosova Savaşı var ki geçen Sırp efsanelerinden bahsederken bir de şimdi Macar efsanesinden bahsedeceğiz. Macar efsanelerine yerleşmiş Kral Hunyadibüyük bir birlikle ve savaş arabalarıyla Osmanlı'nın karşısına çıkmış ancak direnemediği gibi bir de kaçmış ve Osmanlı'nın Batı hakimiyeti güçlendiği gibi Macarların da Balkan hakimiyeti tamamen ortadan kaybolmuştur. Bu kadar büyük bir padişahtan ne kadar bahsetsek de azdır.

    II. Mehmet, Fatih Sultan, Çağı Değiştiren Padişah, Grande Maestro.. Ne derseniz deyin, Dünya Tarihinde gerek zekası, gerek askeri bilgisi, gerek iletişimi, gerekse kültürü ve konuştuğu yabancı dillerin zenginliği ile birçok insana ve savaş kumandanlarına ilham olan, hele ki Peygamber Hadisi şerefine nail olmuş büyük kumandan. İlim ve Bilim Adamı. Çağının neredeyse tüm tanımlarına uyan nadir insanlardan. Burada herkesin tahmin edeceği üzere büyük fetih konusu var. İstanbul Fethi. Hatta bu durum öyle hal alıyor ki Bizans katoliklerle birleşme fikrini düşünüyor kurtulmak için. Tabi Latinlerle Rumların eskiden beri aralarındaki sorunları az çok bileniniz vardır. Ortodoks ve Katolikler bu sebeplerle birlikte olmaya dayanamazken bir de Osmanlı'nın adalet anlayışı ve rahat yaşatma fikri birçok Rum'un, Osmanlı hakimiyeti istemesiyle sonuçlanmış hatta İmparator'dan sonra Bizans'ın en yüksek kademesindeki Grandük Notaras tarihin en iyi sözlerinden birisini "Konstantinapolis'te kardinal şapkası görmektense Türk sarığı görmeyi tercih ederim" diyerek aslında çoktan tarafını seçmiş, zindana atılmış ve fetih sonrası da Rum Patrikliğine bizzat Fatih tarafından getirilmiştir. Savaş ise bambaşka. İnsanda böyle çok beğendiği bir rüyanın gerçeğe dönmesi gibi his bırakıyor. Hani keyifle okuyorsun bazı şeyleri hissediyor, heyecanlanıyor, seviniyor, hatta tabiri caizse gaza geliyorsun derken biraz sonra başka bir olay ve heyecan sönüyor. Tabi o zamanın ateşini yüzyıllar sonra bile söndürmemek çok önemli. Ölümü bile yaşamı kadar büyük olan padişahın eceliyle veya hastalıktan öldüğü kesinlikle büyük tarihçiler tarafından kabul görmez. Onlara göre esas mantık 3 temelden oluşur. Bunlar hastalıktan ölmesi, verilen içeceğin ağırlığını kaldıramaması ve verilen şurubun ilaç değil de zehir olmasıdır. Mantıklı düşününce ayakta duramayacak hale gelen koskaca padişah neden 300000 kişilik ordu toplayıp sefer için yola çıksın, Üsküdar'dan yola çıkışı hastalığının bu kadar şiddetli olmadığını gösterirken atla birlikte Üsküdar - Maltepe arası gitmesi de ve bu sürede hastalığının ölümcül hale gelmesini de mantık çerçevesine oturtamadıkları için son 2 seçeneğe ve zehirlenme üzerine görüş belirtmişlerdir. Ruhu şad olsun.

    II. Bayezid, Osmanlı tarihinde "Veli" sıfatıyla anılan tek padişahtır. Üstelik gençliğinde babası Fatih'in hışmına uğrayan, eğlence alemlerinden çıkmayan ve afyon kullanan biri olmasına karşın. Tahta çıkınca birçok iyilikler yapan ve askerinin maaşını arttıran bu padişaha kardeşi Cem ayaklandı ve bunun sonucu oldukça kanlı iç savaşlar ve devletlerarası çatışmalara yol açtı. Bayezid adına en önemli olayların başında İspanyol ve Venedik mücadeleleri gelir. İspanya'dan eziyet çeken Endülüs müslümanları kurtarılmış, Rusya ile dostluk kurulmuş ve bu Rusya ile ilk tanışmamız olmuştur. Tabi Bayezid gerek halkını gerek askerlerini mutlu edemediğinden her ne kadar 30 yıl tahtta kalsa da kıtlık, veba ve yangın hadiseleri sonrası bir de Şahkulu isyanı eklenince ortalık kızışmış, kardeşlerinden sıyrılarak Selim hak ettiği gibi de tahta geçmiştir. Bunu küçümsememek gerek çünkü tarihi verilere göre Bayezid'in çocuklarının ve torunlarının sayısının 300ü aştığı söylenir. Böyle bir devirde sarayın içinde bulunduğu durumu ve sıkıntıları tahmin etmek güç olmayacaktır.

    I. Selim (Yavuz), daha kendi döneminde sert mizacı, cesareti ve atılganlığı sebebiyle "Yavuz" lakabıyla tanınmıştır. 25 yıl boyunca Trabzon'da kalmış daha o zamandan tehlikeleri babasına haber vermiş, güçlü donanmalar yapılmasını istemiş, bileğinin hakkı olan padişahlığı zorla (!) da olsa almıştır. Şehzadeler ve ölümlerine bakacak olursak da burada beni en çok etkileyen -aynı zamanda Yavuz da en çok bundan etkilenmiştir- Şehzade Korkut'un ölümü olmuştur. Kardeşine tam destek veren Korkut o zamana kadar kimseye güvenemeyen, çekingen ve abisine sadık bir kişidir. Selim ise gene de onu denemek için devlet adamlarıyla plan yaparak ona gizlice gelmiş gibi birtakım mektuplar göndererek devletin başına geçmesini istemişler, bu mektuplar çok fazla gelince o da buna sevinmiş daha kabul dahi edemeden sevindi diye Selim onu öldürtmek zorunda kalmış, cenazesinde oldukça ağlamış, tabutunu da taşımıştır. Diğer kardeşler ise bu 2 kardeşin gölgesi dahi olmayı başaramadan ölmüş veya öldürülmüşlerdir. Bir de halen daha Yavuz'un arkasından kötü konuşanların sığındığı gerçek (!!!) denilen 'Bahane' vardır ki o da Selim'in 40.000 aleviyi öldürmesi olayıdır. Tüm büyük tarihçiler bu konuda görüş birliğine varmış ve bunun uydurma olduğunu hele sayının da oldukça abartı olduğunu belirtmiştir. (Mustafa Akdağ, Robert Mantran, Erhan Afyoncu da bu tarihçilerden bazılarıdır) Yavuz'un büyük savaşları,mücadele ve askerinin kahramanlığı devam ediyordu. Özellikle küçük isyan ve baş kaldırı hareketlerini dışarıda tutarsak Mercidabık ve Ridaniye savaşları onu bambaşka bir insan yapmıştı. Mercidabık da 24 Ağustos 1516'da ortalama 100000 kişilik bir orduyla Memlük ordusuyla karşı karşıya geldiler. Hızını alamayan Yavuz ve birlikleri kazanmışlar ancak Memlükler halen boş durmamış ve yeniden orduyu yıpratma girişiminde bulunmuşlardı. Bunun üzerine Yavuz da Kahire'ye sefere gidileceğini belirtmiş, çölün geçilemeyeceğini savunan, şiddetle divanda ayrılık çıkartan Hüsam Paşayı da çadırını başına yıkarak idam ettirmişti. Daha sonra bölgeye gidilecek ve Ridaniye Savaşı yapılacaktı. Yavuz'un Tomanbay'ı savaş meydanında ve sonra şehir içinde 2 kere yenmesiyle tam tarih olarak 13 Nisan 1517'de Mısır alınmış oldu. Hayarı seferle geçen bu yüce padişahımız Batı seferine çıakcakken hazırlıkların yapıldığı Edirne tarafında bir gece yakın adamı Hasan Can ile beraberken 21 Eylül 1520 gecesi vefat etti. Ruhu şad olsun.

    I. Süleyman (Kanuni), Yabancıların Büyük, bizim tarihçilerin Haşmetli ve Kanuni dedikleri zaten isminden çok Kanuni lakabıyla tanınan Süleyman, II. Bayezid'in oğullarının baskısı sonucu sancağa 10 yaşında çıkması gerekirken gecikmeli olarak 15 yaşında çıksa da 7 yıl Manisa Sancakbeyliği yaptı. İleri de kendini Kanuni olarak tanıtacak sıfatı alacak adımları attı. Babasının eziyet ettiği birçok insanın durumunu olması gerektiği şekilde düzeltti, zorla alınan malları sahiplerine verdiği gibi, zorla tutulan sanarkarları gitmek veya kalmakta özgür bıraktı ve en önemlisi de halka zulmedenle çok ağır cezalar vererek kendini Kanun adamı, varlığını da Kanun yaptı. Halk tarafından sevgiyle karşılandı. Rodos fethi gerçekleştirilerek 213 yıllık son Haçlı Devleti de tarihe karışmış oldu. Macaristan'a seferler düzenlendi. Hele bir de Mohaç zaferi var ki dillere destan. 2 saat kadar süren bu savaşta tarihin en kısa ve en kanlı savaşlarından birisi yaşanmış ve 2 saatte 20000 piyade 4000 süvari cesedi sayılmış. 10000 de esir alınmıştır. Bu savaşlardan sonra Doğu tarafına yönelecek olan padişah adını dünyaya duyuran ve denizcilik tarihimizin tartışmasız en iyisi olan 'Barbaros' lakaplı Hayrettin Reis'i donanmanın başına geçirecekti. Doğu seferlerinde ise Safevi tehlikesi halen kalkmadığı için buralara yönelmek daha uygun bulunmuştu. Daha sonradan Preveze Deniz Savaşı gerçekleşecek ve kendinden 1.5 kat fazla gemiye sahip Andrea Doria komutasındaki düşmanlara karşı Barbaros, Osmanlı'ya büyük bir zafer kazandıracaktı. Tabi bir de saray içi olayları vardı ki bir dönem dizilere konu olan 'Hürrem' denilen bir kadın, layık olmadığı halde Osmanlı padişahının eşi olan ve geleneği bozdurarak cariyeyle nikahlanmasına neden olduğu Kanuni ile birlikte birtakım bozulmalara da yol açacaktı. Özellikle halkın çok sevdiği, hiçbir yanlışı olmayan, babası ve kardeşlerine saygılı ve hem halk hem de saray ahalisi ve Yeniçeri tarafından oldukça sevilen Şehzade Mustafa'nın 'Hürrem' tarafından sırf kendi oğlu başa gelsin diye öldürülmesi felaketlerin başlangıcı olmuş, toplumsal bozulmaya, rüşvete, sarayın devleti zor duruma soktuğuna dair halk söz birliğine varmış, insanlar artık Kanuni'yi açıkça istemez olmuşlardı. Bunda 'Hürremin' devlet işlerine Kanuni'nin eşi olduğu gerekçesiyle fazlaca karışması da etkili olmuştur ve bundan sonra ki 140 yıllık dönem yavaş yavaş gelen duraklama döneminin de habercisi olmuştur. Çünkü artık sarayda entrikalar başlayacak, rüşvetler artacak, herkes kendi tanıdığını getirmeye çalışacak, işini bilen ve yapanlar görevden azledilmeye ve idam edilmeye başlanacaktı. Daha sonra Cerbe Savaşı, Malta Kuşatması ve Son Sefer dediğimiz Zigetvar ve Eğri Kalelerine düzenlenen seferler olacak ve Kanuni Sultan Süleyman'ın 46 yıllık hükümdarlığı savaş zamanı otağındayken sona erecekti. En uzun süre padişahlık yapan kişi olup Duraklama, Gerileme ve Yıkılış dönemlerinde kendi devrinden sıkça Altın Çağ olarak bahsedilecektir.

    II. Selim de bazı özellikleriyle diğer padişahlardan ayrılır. Mesela kendisi hem İstanbul'da doğan hem de Saltanata geçen ilk padişah olma unvanına sahiptir. Diğerlerinden ayrı olma sebeplerinden bazıları da, nazik olmaması, zevk ve sefaya düşkün olması, tembel olması, kimseye güleryüz göstermemesi gibi bir padişaha yakışmayacak hareketlerinin olmasıdır. 8 yıl süren saltanatı döneminde hiç sefere çıkmaması da sözün bittiği yer olarak adlandırılabilir. Sarayda sürekli eğlenceler düzenlettirmiş, işlerini de Sokullu Mehmet Paşa'ya gördürmüş birisidir. Osmanlı Hanedanının bozulmaya yüz tuttuğu devirde tahta geçmesi de tam isabet (!) olmuştur. Bu dönemde en önemli başarı Kıbrıs adasının fethi olmuştur. İnebahtı kaybedilmiş, ordumuz yok edilmiş hepsinden daha mühimi 20000 vatan evladı şehit olmuştur. Kendisi de sefa ve eğlencelerde yedikleriyle hasta olmuş bir daha da toparlanamamış ve -koyun sucuğu ve aşırı su içerek kalp krizi geçirdiği belirtilir- ölmüştür.

    III. Murat, 12 yıl boyunca Saruhan Sancakbeyliği yapmış, tahta çıkınca ilk iş olarak Kabe duvarlarının tamirini emretmiştir. Atalarının mezarlarını ziyareti aksatmayan padişahın tek hatası o dönemin en büyük devlet adamı Sokullu Paşa'yı yanındaki dalkavukların sözlerine bakarak amaçsızca zayıflatmasıdır. Yanındakiler kendileri güçlenecek, sözleri geçecek diye devletin zayıflamasına göz yumarken koskaca ve 12 yıl Sancakbeyi olmuş bir padişahın bunu göremeyecek kadar yanındaki dalkavuklar tarafından kandırılması da sorunların önünü açmıştır. Ardından Sokullu Mehmet Paşa'nın (ruhu şad olsun) suikast ile ölüm haberini almıştır. Artık saray içinde sadrazam ve vezirler dahi yaşlarına bakmaksızın birbirleriyle saltanat yarışlarına girer olmuş, padişah iyice köşeye çekilmiştir. Burada olumlu diyebileceğimiz Sinan Paşa vardır. Padişahın orduyla sefere çıkması gerektiğini belirtince çok alakalı (!!) olarak 'kadınlar partisinin de desteği ile' görevinden azledilmiştir. Saltanatı adına olumlu bakılacak tek nokta ise Osmanlı Devletinin en geniş sınırlarına ulaşmasıdır diyebiliriz.

    III. Mehmet, Osmanlı'da veliaht gözüyle bakılan şehzadelerin -artık adet olduğu üzere- 17 yaşında Saruhan Sancakbeyliğine atandı. Biraz yumuşak mizaçlı biri olması karşın daha padişah olmazdan evvel bile halkın içine karışması, sultanlığı zamanında bile baskılara rağmen halkın içine girip onları dinlemesi gibi özellikleriyle halka kendisini sevdirmeyi başarmıştır. Özellikle babasının yapısı göz önüne alındığında halk onu daha çok bağrına basmıştır. Tahta geçtiğinde 4ü yetişkin 19 şehzade adet üzere boğularak aynı gecede öldürülmüştür. İyi tarafları ise sarayda başı boş ve entrikalar çeviren kadınlarla beraber babasının eğlence için getirdiğği ve devlet hazinesini oldukça kötü etkileyen cambazlar, hokkabazlar, cüceler vs saraydan def edilmiştir. Askerlerine de oldukça önem veren padişahın cülus bahşişi dudak uçuklatacak cinstendir. Ne kadar mı ? Tamı tamına 660000 altın. Evet. Hayal gibi bir rakam. Babasının yaptıklarının tam tersini yapması, cuma selamlıklarına yeniden gitmesi, hazine düzenlemeleriyle halkın gözünde uzun yıllardan beri aranılan padişah özlemine son vermiş gibi görünüyordu. Üstelik Kanuni sonrası ilk kez bir padişah başta 'Anne' sıfatını taşıyan kişinin baskılarına rağmen boyun eğmemiş ve dedelerinin izinden giderek savaşa askerinin başında gitmeyi kafasına koymuştur. Haçova Savaşı bu konuda özel bir önem taşır. Savaş, padişahın geri dönme fikrine karşı çıkıp bizzat ordusuyla kalması sonucu lehimize sonuçlanmış, üstelik meydandan kaçan veya savaşa katılmayan 'Sözde Asker Sıfatlılar' yakalanarak gereken cezaları kesilmişti. Bu askerleden kaçanlar da Celali gruplarına katılmış, büyük bir isyanı perçinlemişlerdir. Osmanlı hazinesinin iflas durumuna geldiği bir dönüm noktası olmuştur bu savaşlar. En son bir de Kanije Müdafaası yaşanmış ve bu da padişahın son verdiği ve kazanılan sefer olmuştur. Doğu cephesindeki kayıplara oldukça içerleyen ve melankolik bir mizacı olan padişahın üzüntüleri sonucu hastalığı artmış ve fazla kilolarının da etkisiyle bazı kaynaklarda da belirtildiği üzere kalp krizi sonucu öldüğü belirtilir. Ruhu şad olsun.

    I. Ahmet, Celali isyanları dolayısıyla sancağa çıkamamıştır. Ancak tahta çıktığında da küçük kardeşi Mustafa'yı öldürtmedi. İlk işi de Safiye Sultan'ı saraydan göndererek, yeniden devlet işlerine karışmasını engelledi. Bunları yaparken 14 yaşında olduğunu da belirtmek gerek. Askeriyede de Sinan Paşa ile uğraşmak zorunda kaldı. Şah Abbas'ın üzerine gitmeyen paşa, savaş mevsiminin boşa geçmesine neden olmuş, bir de üstüne üstlük Şah Abbas'a kaybetmiş, bunun yanında Halep Bey'i gene de yardımına tüm ordusuyla koştuğu halde suçlu oymuş gibi onu idam ettirmiştir. Bunlar öğrenilince tepki çeken Paşa da Diyarbakır'da ölmüştür. Bunun yanında Avusturya ile Zitvatorok imzalanmış, Balkanlardaki Türk hakimiyeti yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştır. Bu imzada içerdeki Celali isyanlarının etkisi çok fazladır. Kuyucu Murat Paşa zekasıyla bu isyanların önüne geçse de onun vefatından sonra (ruhu şad olsun) isyanlar gene çoğalmıştır. I. Ahmet'in en iyi yönlerinden birisi de donanmaya verdiği önemdir. Öyle ki gerek paşaları, gerek askerleri ve gemileri oldukça kalitelidir. Donanmanın bu zor dönemler ve sonrasında en başarılı olduğu zaman onun zamanıdır desek yeridir. 51 gün süren mide rahatsızlığı sonrası vefat etmiştir. (ruhu şad olsun) Zevk ve sefaya kapılmayan, dindar, fakirleri gözeten hayır sahibi bir padişah olması onu halk nezdinde yüceltmiştir.

    I. Mustafa, Osmanlı içerisinde akibetine en çok üzüldüğüm padişahtır. Akıl sağlığı yerinde olmadan tahta çıkarılan padişah aslında oldukça iyi kalplidir. Sadece 3 ay tahtta kalmıştır. Kimseyi öldürmediği gibi kimse de onu öldürmemiştir ama davranışlarıyla onu yaşatarak cezalandırmışlardır. Yaptığı tek şey silah ustalarına verdiği bahşişler olmuştur. Ulema, şeyh ve fakirlere yardımda bulunulmasını buyurmuş devlete de zararı olmamıştır. Ancak I. Ahmet'in oğlu II. Osman'ı tahta geçirmek isteyen asiler ona üstünü giymesine bile fırsat vermeden yaka paça odasından çıkartmışlar türlü eziyet etmişler, insanın okurken bile gözlerinin yaşamasına sebep olacak alçaklık etmişlerdir, bir de bunu yaşayan o savunmasız insanı düşünün. Ruhu şad mekanı cennet olsun.

    II. Osman ya da bilindik adıyla Genç Osman'ı biz daha çok seferlerle değil de ordu ve onun durumu, askerin düzensizlikleri, yeni ordu kurma girişimi gibi olaylarla tanırız. Bir de böyle tanıyalım. Sıklıkla kılık değiştirerek sokağa çıkması ve başı bozuk askerleri meyhane gibi yerlerde yakalayıp cezalandırması ile ünlüdür. Sefere gidilirken ve 'Ocak devlet içindir' anlayışı yerine 'Devlet ocak içindir' diyebilecek kadar yozlaşan Yeniçerilere karşı gösterdiği tutum ve sertlik, askerlerin -haksız olduklarını bildikleri halde- işlerine gelmemiş, askerden kaçmaya, savaşa gitmemeye hatta şehirde evlenip (Yeniçeri için evlilik yasaktır) dükkan açmalarına kadar varmıştır. Bu yolsuzluğun önüne geçmek isteyen padişah her zaman asker sayımları yaptırmış ve yeniçerinin parasını kısmıştır. Ordu Lehistan seferinde de başarısız olunca Osman aklındakileri uygulamaya karar verdi. Ancak kendi sarayında ihanete uğraması ve yeni ordu ve ıslahatların saraydaki insanlar (!) tarafından öğrenilerek Yeniçerilere 'yetiştirilmesi' Osmanlı'nın yeniden toparlanmasının önünü kesmiş oldu. Genç Osman'da, Sultan Mustafa gibi ağır eziyet, hakaret ve küfürlere maruz kalarak, Yedikule'de boğularak şehid edilmiştir. Ruhu şad olsun.

    IV. Murat, 11 yaşında tahta geçmiştir. 20 yaşına kadar 9 yıl boyunca devlet işleriyle annesi Kösem Sultan ilgilenmiş, 20 yaşında devlet idaresini ele almıştır. Öncelikli sorun otorite idi. Özellikle taşra bölgesi isyanları, Genç Osman'ın katledilmesini halen sindiremeyen Abaza Paşa başta olmak üzere birçok Paşa isyan etti. Murat, Abaza Paşa ile görüşerek onu Bosna'ya atadı. Böyle sadık bir paşaya her zaman ihtiyacı olacaktı. Aynı dönemde Avrupa'da 30 Yıl Savaşları buhranı sürüyor, Katolik ve Protestanlar birbirleriyle içerde ve dışarda hem askeri hem siyasi mücadelelerine devam ediyordu. Yeniçerileri de bastırmayı başarmış, saraydaki çoğu hileciyi idam ettirmişti. Tütün ve Afyon yasağı getirdi ancak içkiye düşkünlüğü ile tanındı. Revan seferinde yaptıklarıyla da dosta güven düşmana korku verdi desek yeridir. Gene uzun aradan sonra bir padişah ordunun başına geçmiş, top atışlarında bile bulunmuştu. Ordu da haliyle koca padişah savaşırken oturup izleyecek kadar da bozulmamıştır diye düşünüyorum. Bundan sonra büyük gayretlerle Bağdat alınmış, Murat'ın Osmanlı'yı yeniden ayağa kaldıracağı düşünülmeye başlanmıştı. Zaten kendisine de bu fetih sonrası Bağdat Fatihi denilmeye başlanmıştır. Daha sonra imzalanan Kasrı Şirin (17 Mayıs 1639) Antlaşması ile bugünün sınırlarına yakın İran sınırı da çizilmiş oldu. En son Venedik ile savaşa çıkacağı sırada da Gut Hastalığı neticesinde hayatını kaybetmiştir. Mekanı cennet olsun.

    İbrahim dönemi çok değişik bir dönemdir. Padişaha (haşa) 'Deli' lakabı takmaya çalışanlar olmuştur. Ancak burada belirtmekte fayda var. Dördüncü Murat'ın, kardeşlerini boğdurtması, dedikodulara kanıp Kasım'ı öldürmesi zaten abisi Osman'ın katlini aklından çıkaramamış padişaha büyük eziyet olmuş ve kendi öleceği korkusuyla çocuk psikolojisi de eklenince akıl sağlığı ve ruh sağlığı etkilenmişti. Ancak tahta geçince cömertliği ve fakir ile kimsesizlere yaptığı yardımlarla çok sevilen birisi oldu. Kara Mustafa Paşa (Allah rahmet eylesin) sayesinde devleti çok iyi yönettiler. İranlılarla Kasrı Şirin'i imzalayan Paşa, ülkeye dönünce maliyeyi düzeltti. Ocaklı sayısını indirerek maaşların düzenli yatırılmasını sağladı. Donanmayla ilgilendi. Adete padişahın kendi gölgesi gibi yardımcı oldu. Girit, Osmanlı toprağı yapılmış ancak bu büyük Kara Musa Paşanın vefatından sonra bir daha devlet işleri düzene girememiş bu da İbrahim'in sonunu getirmiştir. Ruhu şad olsun.

    IV. Mehmet, nam-ı değer 'Avcı'. Ava olan tutkusuyla bilinir, lakabını da buradan almıştır. Tahta 7 yaşında çıkarılmıştır. Bu tablo sık değişimlerin, entrikaların ve şehzadelerin sık eğitim alamamalarından kaynakları tecrübesizlikleriyle yavaş yavaş başarısız bir Osmanlı ailesinin gelmekte olduğunu haber vermektedir aslında. Dönemin bence en önemli olaylarının başında Kösem Sultan'ın ölümü gelir. Bir insanın kendi insanına, devletine nasıl ihanet ettiğinin canlı simgesidir o. Onun ölümü sonrası devlet biraz huzur bulmuş, sonra Vaka-i Vakvakiye (Çınar Vakası) meydana gelmiş, birçok saray mensubu Yeniçerilerin isteği üzerine öldürülmüştür. Bu dönemde Köprülü Mehmet Paşa büyük işler başarmış, önce Rum patriğini sonra Venediklileri ortadan kaldırarak Çanakkale Boğazını açmış ve Adalar geri alınmıştır. Mehmet Paşa'nın oğlu Fazıl Ahmet Paşa, babasının isteği üzerine Sadrazamlığa geçince öyle başarılar elde edilmiş ki Osmanlı'nın yükseliş devri adeta yeniden yaşanmıştır. Venedik, Fransa, Orta Avrupa, Lehistan, Avusturya gibi dev ülkeler Osmanlının gücünü yeniden tanımıştır. Ancak her iki Köprülü Paşanın vefatı sonrası işler eskisi gibi gitmemiş, gene de bunların içinde yetişen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa sadarete getirilmiştir. Bu Paşa biraz cahilliğinden biraz da ün hevesiyle aradaki kaleleri işgalle uğraşmadan Viyana seferi isteyince ordumuz yenilmiş kendisi de idam edilerek ölmüştür. Bu savaşlar ve sonrası 1699 Karlofça Antlaşmasına kadar olan dönem ise Osmanlı'nın yenilgisiyle sona erdi. Köprülü Paşaların vefatı sonrası toparlanamayan devlette, padişahın büyük kayıplara karşı ilgisizliği ve dalkavuklarıyla beraber ava devam etmesi sonucu çıkan ayaklanma, tahttan indirilmesiyle sonuçlanmıştır.


    II. Süleyman ; şanssızlık, baskı ve korkunun simgesidir. "İzalemiz emrolunduysa söyle, iki rekat namaz kılayım. Kırk yıldır her gün ölmektense bir gün ölmek yeğdir" diyerek 40 yıldır esir tutulduğu Şimşirlik'te baskı ve korku ile yaşamıştır. Tahta geldiğinde Osmanlı özellikle Batı cephesinde aşırı derecede toprak kaybı yaşıyordu. İçeride de Cebeci isyanları patlak vermiş bu isyanlara Avusturya'da son başarılı seferleri yapan Yeğen Osman Paşa da katılmıştı. Burada Köprülüzade Mustafa Paşa, köprülü geleneklerinde olduğu gibi biraz toparlanmaya yardımcı olmuş, halkı rahatlatmış, haksız ve yüksek vergiyi halktan kaldırmıştır. Ordu önceki döneme göre biraz rahatlamış, kazanmaya başlamış hatta 8 gün gibi kısa sürede Belgrad ve birkaç günde Vidin ve Niş alınınca Osmanlı'nın toparlandığı haberleri yayılmıştı. Seferler devam ediyor ve önceden kaybedilen kaleler Süleyman ile birlikte geri alınıyordu. Ancak onun da hastalığı nüksetti. İstiska hastalığına yakalanmış, hastalığı artmış ve tadavisinden ümit kesilmişti. 3 yıl 8 ay tahtta kalan padişah, bu kısa sürede önemli zaferlerin kazanılmasında rol oynamış ancak 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etmiştir. Mekanı cennet olsun.

    II. Ahmet, bir çok Osmanlı Haneden kardeşlerinin aksine abisine veya amcalarına kan kusmamış, hatta ve hatta kardeşi Süleyman'ı da bizzat kendi ikna ederek tahta kendinden önce çıkmasını sağlamıştır. Bu da ne kadar edep sahibi biri olduğunu göstermiştir. Tahta geldiğinde Macar seferleri devam ediyor başarılar ve başarısızlıklar birbirine karışıyordu. Ordunun zor durumu ve savaş mevsiminin dışında olmaları nedeniyle asker huzursuz olunca başarı da gelmiyordu. Böyle bir anda Sakız adası düşman eline geçmiş ; Ahmet "Madem ki Sakız düşman elindedir, bütün Engürüs (Macaristan) fethetsen makbülüm değildir" diyerek üzüntüsünü dile getirdi. Duygusal yapısıyla öne çıkan padişah bütün komutanlarına Sakız Adası alınmazsa hepsinin boynunu vurduracağını haber vermiş ancak fetih haberi kendisine ulaşmadan vefat etmiştir. Ruhu şad olsun.

    II. Mustafa dönemi de değişik bir dönemdir. Padişah barış görüşmelerine ve İngilizlere asla yanaşmamış, barışa karşı olmuş. Kaybedilen toprakları almak için savaşmak gerektiği ve bizzat ordunun başında olması gerektiğini emredip bunun hakkında fetva verdirmiş, zevk ve eğlencenin padişaha haram olduğu fatvasıyla da kendisini halka iyice sevdirmiş, böylelikle Avusturya seferine çıkmıştır. Zaferleri sonrasında şuan da Milli Kahramanımızın da aldığı ve çok değerli ünvan olan "Gazi" ünvanını da almıştır. Gene ilklerimizin padişahı 1500 kadar Edirne ve İstanbul bostancısına sefer emri verdi. Ayrıca kendisine Kanuni'yi örnek aldığı ve Hırkai Şerif sandığını açtırarak önünde Allah için yalvarıp ağladığı görülmüştür. Zaferler kazanılsa da çok akıllı (!) kumandanlarımızdan bazılarının kararları iyi giden Avusturya seferlerinin önünü tıkamış, ardından Lehistan, Rusya ve Venedik cephelerinde de savaşın kötü gitmesiyle en son Karlofça imzalanmak zorunda kalmıştı. Aslında bu Antlaşma sonrası 5 yıllık dönemde ekonomik olarak düzelmeler başlamış ama Yeniçeriler saray içinden aldıkları destekle ayaklanma çıkarmış, buna içerleyen Mustafa, kardeşi Ahmet'in yanına giderek "Birader, kul seni padişah istemişler" diyerek kendi rizasıyla tahtı kardeşine bırakmıştır. II. Mustafa, ordularının başında sefere çıkan son Osmanlı padişahı olarak hafızalarda yer eder. Üzüntü ve hastalıkları (Ödem ve Mesane) ile birlikte 5 ay sonra da vefat etmiştir. Ruhu şad olsun.

    III. Ahmet, isyanlar sonucu kendisini başa getirenlere zorla verdiği rütbeleri tek tek geriye alarak etrafa dağılmış ve sindirilmiş gerçekten o mevkiyi hakeden alimleri ve eski vezirleri tekrar yanına toplamıştır. İşe yönetimden başlaması oldukça etkilidir. Her ne kadar tarafsızlığını korusa ve savaşlara katılmasa da Sadrazam Çorlulu Ali Paşa'nın İsveç kralına yardım etmesi -bundan padişahın haberi asla olmamıştı- Rusya'nın Osmanlıya savaş açmasına neden olmuştur ve bu savaşlar ileride Prut seferi olarak karşımıza çıkacaktır. İstanbul Antlaşması hükümlerini çiğneyen Ruslar, kaybettikleri savaş sonrası Prut Antlaşamasını da imzalamış sonra onu da çiğnemişlerdir. Avusturya ile imzalanan Pasarofça (1718) bir süre de olsa batı ve kuzeyde sükunet sağlanmış oldu. Ancak doğu tarafından özellikle İran konusunda Rusya ile mücadele ve kanlı savaşlar, padişahın savaşlara isteksizliği ve bu zor durumlarda bile yeniden eğlence alemlerine dalması, halkı canından bezdirdi. Bunun sonucu olarak Patrona Halil İsyanı doğdu. (1730) Bunun sonucu olarak da tahttan indirildi. Kendisi 27 yıl padişahlık yapmıştır ancak olumlu olarak sunabileceğimiz örnekler savaşlar değil, Batılılaşma hareketleridir. Paristen planlar getirtilmiş, Haliç ve Boğaziçi sahili ile Üsküdar civarına modern binalar yapılmaya başlanmıştır. Yenilik hareketlerini başlatması dışında da önemli bir icraati yoktur.

    I. Mahmut dönemi ise tam bir gariplik timsalidir. Devletin önceliği savaşlardan çok Patrona Halil olmuştur. Kendi keyfine göre istediğini öldüren, padişaha ferman verdiren, istediği yapıyı yıktıran, değişik bir insan olan Halil'e karşı padişah her şeyden önce ondan kurtulmak gerektiğini düşünüyordu. Daha sonra halk içi bozulmalara karşı kadınların kıyafetleri, fuhuş, esnaf denetlenmesi ve narh meseleleri gibi toplumsal olaylara karşı önlemler alındı. Savaşlara bakılacak olursa İran, Rusya ve Avusturya bu dönemler ve sonrasında Osmanlı'yı en çok uğraştıran devletler olacaktı. Avusturya 3 koldan birden Osmanlı topraklarını işgale çoktan başlamıştı bile. Ruslar da Özi'yi işgal etmişlerdi. Ancak Osmanlı buraları geri almasını bildiği gibi yapılan anlaşmalara neredeyse tüm büyük dünya devletleri hatta Fransa ve İspanya bile katılmış, toplamda 28 yıl sürecek barış antlaşması imzalanmıştı. I. Mahmut'un en büyük tarafı ise Osmanlı Devletine son parlak dönemini yaşatan padişah olmasıdır. Ruhu şad olsun.

    III. Osman, Osmanlı tarihinde en uzun süreyle Şimşirlik Dairesinde kalan şehzadedir. Biliyorsunuz ki bu daire de padişah olması muhtemel şehzadeler, padişahın emriyle göz altında tutuluyordu. Elli sekiz yaşında tahta çıkan padişah, icraat olarak Rumeli ve Anadolu'dan İstanbul'a oluşan sürekli göç hareketini yasaklamasıyla ünlüdür. Başka da bir icraati görülmeyen padişah, padişahlar arasındaki en sönüklerinden birisidir.

    III. Mustafa'ya gelecek olursak artık padişahlık oyuncak (!) olma yoluna girmiştir. Yanındaki tecrübeli vezirleri ve komutanları dinlememek, saltanatın başındaki barış döneminde ekonomik düzelme sürerken hiçbir faaliyet yapmamak gibi nedenlerin yanında tecrübesiz olması ve kendine böyle bir durumda aşırı güvenmesi, savaş şartlarında hazinesinin yeterli olacağı inancı gibi sebeplerle oldukça rahat yaşayan padişah, savaşın patlak vermesiyle daha savaşın başında hazinesini, sonradan yaptıklarıyla vezir ve kumandanları ile birlikte bu yarışı kaybetmiş, kendi kardeşinden borç para alacak kadar hazine tüketimine sebep olmuş, oldukça başarısız bir padişahtır.

    I. Abdülhamit daha tahta gelir gelmez Osmanlı-Rus savaşının kaybedilmesi üzerine 1774'te Küçük Kaynarca Antlaşmasını imzaladı. Bu metin ile Kırım bağımsız olmuş, Fransa ve İngiltere'ye verilen ticari imtiyazlar Rusya'ya da verilmek durumunda kalınmıştır. Padişahın ilk girişimi tabi ki iç isyanlar olacaktır. Zahir Ömer, Kölemenler ve Mora dize getirildi. Gazi Hasan Paşa ve Cezzar Ahmet Paşa, Sultan'a en çok yardımı dokunan insanlar oldu. Yaş ve Hötin kalelerinin kaybı ve ardından Özi Kalesinin düştüğü haberi de kendisine okunurken üzüntüsünden felç geçiren padişah 7 Nisan 1789'da vefat etmiştir.

    III. Selim'in değişik yanı da hanedanda 40 yıl aradan sonra doğan ilk çocuktur. I. Mahmut ve III. Osman'ın çocukları olmadığından onun doğumu şenliklerle kutlanmıştır. III. Mustafa tarafından resmi işlere ve merasimlere alınması, elçilerle görüşmelerde bulundurulması ve devlet muamelesi öğrenmesi onun adına -son dönemde özellikle şehzedelerin yetiştirilmemesi ve zindana kapatılmalarıyla karşılaştırınca- oldukça iyi olmuştur. Halk tarafından da oldukça sevilen birisidir. Ordunun 'Padişah' emirlerini hiçe sayması ve kumandanların kendi aralarında sözleşme imzalayarak Selim'e gelmeleri de askeri bozulmanın artık had safhada olduğunu ve Selim'e aklındakileri yapma konusunda baskıcı olmuştur. Rus savaşının bitmesiyle Selim'i simgeleyen Nizam-ı Cedit yenilenmesi başlayacaktı. Ardından Kara Harp Okulu'nun açılmasıyla bu düzen devam edecekti. Ancak bizzat Sadrazam Hafız İsmail Paşa ihaneti nedeniyle ordu fikri, gelişimini tamamlayamamış ve Selim'in otoritesine kaybetmesine neden olmuştu. Burada bağnaz ve oldukça zeka sahibi (!!!) vezir ve yardımcılarının ihanetlerinden söz etmek gerekir. Bunun sonucu Kabakçı Mustafa isyanı patlak vermiş, devlete yine ihanet edilmiş, ihanet edenler cezasını bulmamış Selim tahttan indirilmişti. Oldukça feci şekilde katledilen Selim'i bir kez daha anıyor, yapanlara lanet, Selim'e Allah'tan rahmet diliyor mekanı cennet ruhu şad olsun diyorum.

    IV. Mustafa, tahtı tabiri caizse oyuncağa çevirmiş, o çıksın ben ineyim ben çıkayım onlar insin düşüncesinden ve isyancıların baskılarından kurtulamamıştır. III. Selim ve II. Mahmut'un katlini emretmiş, Mahmut'u da bizzat öldürmeye çalışmış ama başarılı olamamıştır. İyi ki olamamıştır çünkü başarılı olsaydı Osmanlı soyundan hiçkimse kalmayacaktı.

    II. Mahmut, oldukça zor bir zamanda tahta geçmişti. Kendisi öncelikle devletarası sorunlara oldukça güzel çözümlerle yaklaşıyor, Fransa tarafını tutuyor, Ruslarla savaşıyor, kaybetse bile Mısır ile savaşırken daha Ruslar kendilerinden yardım dahi istemeden Osman'a yardıma geliyorlardı. Böyle bir zamanda Rusya ile Hünkar İskelesi Antlaşması imzalanmış ve ittifak kurulmuştur. Ancak Mahmut bunlarla yetinemeyip, ıslahatlar fikrini aklına koymuştur. Öncelikle Eşkinci Ocağı kurulacağı bilerek duyurmuş, Yeniçeri isyanı beklemiş, böylece onları tamamen kaldıracağı planını yapmıştır ve bu plan akılsız Yeniçeri Ocağı yönetimi ve Osman'ın yanında olup ona ihanet edenler tarafından anlaşılmadığından çok güzel uygulanmış ve Yeniçeriler tuzağa çekilmiştir. Ocağın kaldırılmasının yanı sıra aklıyla dönemin tüm şahlarına taş çıkaran II. Mahmut, tarikat ve şeyhleri de yanına çekmiş, halkı da kendi yanında bulundurmuş yetmemiş bir de halkına bile siyaset uygulayarak ayrıca ilk gazetemiz olan Takvim-i Vekayi gazetesini de çıkararak reformlar hakkında da halkı bilgilendirmiştir. Böylece her koldan kendisini destekletmiş ve bunu da yaptığı reformlarla elde etmiştir. Halk da zaten Selim olayından sonra gelecek reformlara karşı padişahı destekleme kararı aldığından başarılar çok çabuk gelmiştir. Ayrıca Avrupa'da ne varsa devlete getirtmiş, matbuat, takvimhane, posta gibi nazırlıklar kurulmuştur. Eğitimde de büyük başarılar aimza atmış, ilk defa yurt dışına öğrenci göderilmiş, tıp okulu açılmış ve öyle zannediyorum ilk defa Osmanlı Devleti, gayri müslim bir devletin dilini öğrenmeyi (Fransızca) zorunlu kılmıştır. Kendisi hakkında her ne kadar 'deli' ve 'gavur padişah' yorumları yapan ilerizekalı (!!) insanlar olsa da o bunları yaparak Osmanlının şan ve şerefini had safhaya çıkarmıştır. Devletin bekası için ömrünü feda edecek olan Sultanımız, son yıllarda artan aşırı içki kullanımına bağlı olarak vefat etmiştir, ruhu şad olsun.

    Abdülmecit döneminde tartışmasız herkesin bildiği tek nokta vardır. Gülhane Hattı Hümayunu ya da bilindik adıyla "Tanzimat Fermanı". Bu ferman sayesinde Avrupa devletleri ile birlikte Mısır'a karşı Londra Antlaşması (15 Temmuz 1840) imzalandı ve işgal edilen topraklarla Osmanlı Donanması geri alındı. Ayrıca bir de Islahat Fermanı çıkarılarak Abdülmecit Efendi'ye ferman padişahı denildi. Düşüncesi çok güzel ve uygulamasına da sadık kalan padişah, gene de Avrupa'da çıkan Milliyetçilik akımlarına karşı Türkçüğü değil de Osmanlıcılığı benimseyince zarar kaçınılmaz olmuştu. Ayrıca padişahın kadın hakları savunucusu olması da Batı'da oldukça örnek alınmıştır. Bu bağlamda zaten kendisi de 1858'de İstanbul'da kız rüştiyesi açarak bunu göstermiştir. Eğitim alanında o kadar çok uygulama yapıldı ki, savaşlardan daha karmaşık bir eğitim sisteminde sadeleştirmeler ve herkese göre eğitim çok ön plana çıkmıştır. Ancak dış güçlere hizmet eden vezir ve kumandanların çokluğu da padişahı zorda bırakmıştır. Abdülmecit Efendi de babası gibi Tüberkiloz'a yakalanarak 25 Haziran 1861'de 39 yaşında vefat etmiştir.

    Abdülaziz denilince benim için akan suyun durduğu noktadır, benim için ilk sosyal medyayı bulan adam gibidir, Osmanlı duraklama ve gerileme döneminde kendisine kadar ki hükümdarlar arasında ondan daha sosyal olanı yoktur kanımca. Önceliği saraya vermiş, haremi kapatmış, kadınların bir 'mal' edasıyla kullanılamayacağını belirtmiş ve tek eşle olacağını açıklamıştır. Şu sosyalliği neden biraz da şaka yollu belirttiğime gelecek olursak, rahmetli ilk defa Osmanlı İmparator'u sıfatıyla yurt dışına 'dost ve davetli' olarak gitmiş (Napolyon daveti üzerine), Belçika, Prusya ve Avusturya'ya da uğramıştır. Ayrıca biraz daha işi ciddiye alırsak, eğer Bulgar halkı şuan varlığı için birine teşekkür edecekse Abdülaziz onlar için yeterli olacaktır. Kendi dinlerini tanıdığını belirtmiş ve 1870'te onlara kendilerince yaşama hakları tanınmıştır. Bugün benim de okuduğum İstanbul Üniversitesi, o zamanların Harbiye Nezareti olarak yaptırılmıştı. Bahriye konusuna da o kadar öncelik verilmişti ki Dünyanın en iyi 3. filosu Osmanlı Devletinde idi. Ancak dışarıda bu kadar başarı, savaşlarla yıkılamayan devleti içeriden yıkma düşüncesi göstermiş, bu kadar başarılı, nazik, kibar, ayrıca kadın haklarının da baş savunucularından bir padişah (bu örneği verme sebebim ileride batıda kadın hakları ile ilgili hareketlerde kendisinin örnek gösterilecek olduğudur) oldukça hain bir darbe girişimiyle ve bildiğiniz üzere bilekleri kesilerek öldürülmüş, Hain ve Şerefsiz olduğunu söylemekten çekinmeyeceğim 'Paşa' sıfatlı Hüseyin Avni tarafından öldürüldüğü gerekçesiyle de onu sorumlu kabul etmişlerdir. Ayrıca bu konunun intihar mı yoksa cinayet mi olduğu günümüzde tartışma konusudur ve bu Paşa sıfatlı hainin, bizzat doktorlara emir vererek onun vücudunu incelettirmemesi de gerçeğin anlaşılacağı endişesiyle birlikte bir cinayet olduğunun göstergesidir. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.

    V. Murat, amcası Abdülaziz'in vahşice öldürülmesi sonucu psikolojisi bozulmuş biçimde tahta çıkmıştır. O kadar korkutulup sindirilmiştir ki, Biat tarihinin erkene alındığı söylenmediği için kapısına gelen askerler onu öldürecek sandığı için korkmuş, Hüseyin Avni'nin arabadan inmeyerek protokol rezaleti yaşattığı gün de padişaha bir de aniden silah uzatmasıyla padişah iyice korkmuş, berbat bir fırtınalı deniz gecesinde Beyazıt'a götürülmek istenmesiyle beraber tüm bunların kendini öldürmek isteyenlerin işi olduğuna inanmış, bazı olayların ardından Amcasının ölüm haberi ve amcasının ölümüne dayanamayıp 'paşa' sıfatlı Hüseyin Avni'nin de aralarında bulunduğu 5 kişiyi geberten Çerkez Hasan adlı kahraman subayın da öldürüldüğünü duyunca iyice akıl sağlığını kaybetmiş ve 93 gün kaldığı tahttan indirilmiştir. Mekanı cennet olsun.

    II. Abdülhamit. Osmanlı tarihinde Fatih, Kanuni ve Yavuz'dan bile çok bahsedilen, Batı kaynaklarında oldukça övülmekle birlikte düşmanca tavırların takınıldığı ; Doğulu kaynaklarında övgüden yerlere göklere sığdıramadığı, Osmanlı'nın ömrünü uzatan padişahtır. Ayrıca bu padişahımızın hakkında artık nefret etme derecesine vardığım nokta, cahil ve bilgisiz, okumayan, internette gördükleriyle hareket edip araştırma zahmetine bile girmeyen birçok insanın ettiği hakaretler var ki bunlara değinip de can sıkmak istemiyorum. Kendisi hakkında yerli ve yabancı -güvenilir- kaynaklardan yapacağınız araştırmalarla kendi kararınızı kendiniz verirseniz daha akıllıca olacaktır.
    Abdülhamit, hainliğiyle meşhur saray halkınca sevilmeyen birisidir ancak babasının fikriyle söylersek oldukça zeki olan bu çocuğu Mısır ve Avrupa seyahatlerine götürerek zekası ve politik kabiliyetine daha o yaşta güvendiği ve bunun gelişmesine yardımcı olduğu bellidir. Askere ve halka kendini sevdiren ve bütün hükümet üyelerini Yıldız Sarayında yemeğe davet eden padişah kısa sürede ülkeyi toparlanmı, ekonomik düzelmeyi başlatmış ve "İlk Anayasamız Kanuni Esasi" 23 Aralık 1876'da ilan edilmiştir. 93 Harbi yani alışılan Osmanlı-Rus Savaşı yapılmıştır. Bu savaşı kazansak da yapılan konferansta sanki kaybeden biziz gibi gelen metin net bir dille reddedilmiştir. Kafkasya Cephesi'nde savaş patlak vermiş kazansak da komutanların tecrübesiz kararları nedeniyle savaşın sonlarına doğru kaybetmişizdir. Tuna Cephesi açılmış, Şıpka Geçidi savaşı verilmiş burası kaybedilmiş ancak bir Plevne Savunması yaşanmıştır ki, Burada adına şarkılar türküler yazılan benim de çok sevdiğim, hatta Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün de ileri de örnek aldığım kumandan dediği Gazi Osman Paşa vardır ki, bu paşamız 100000'den fazla Rus'a 30000 askeriyle karşı koymuş, savaşta esir edilmiş ancak Rus general ve Çar emriyle kılıcına dahi dokunulmamış, düşman askerlerinin kimseye hatta komutanların birbirlerine bile göstermedikleri saygıyı Gazi Osman Paşamıza gösterdikleri belirtilir. Avusturya, İngiltere, Fransa ve Almanya, Rus üstünlüğünü gördüklerinde savaşa karşı çıkmışlar ve 1878'de Berlin Antlaşması imzalanarak savaş kesin olarak sona erdirilmiştir. Daha sonra başta Rusların desteklediği Bulgar isyanları çıkacak ve Bulgaristan, Balkanlardaki en büyük toprağa sahip devlet olarak Dünya Savaşına kadar gidecekti. Tabi burada özellikle Balkan Savaşları ile Abdülhamit kendi devletini korumayı başarmıştır. Akabinde yıllardır Türkler ile yaşayan, yediği içtiği ayrı gitmeyen ve çok sevilen Ermeniler isyan başlatmışlar, Osmanlı'nın kendisinden bekleyip onlardan bekleyemeceği kadar dostluk kurduğu bu insanlar devleti arkadan vurmuşlar ve günümüze kadar gelen sorunların ve günümüzde bile devam eden düşmanlığın tohumlarını ekmişlerdir. Ancak Abdülhamid'in başarısını hazmedemeyen Batı; Erzurum Olayı, Sason İsyanı, Zeytun İsyanı, Van İsyanı, Makedonya İsyanı, Kresna Ayaklanması, İlinden Ayaklanması gibi ayaklanmalar çıkartmış, yedirememiş Yıldız Suikasti tertiplemiş ancak çok şükür ki Başarısız olmuşlar ve Türkler başsız ve devletsiz kalmamıştır. Burada Yıldız Suikasti, çok çok önemlidir. Papazyan'ın da söylediği üzere bir gerçek ancak bu kadar net açıklanabilirdi. Aynen aktarıyorum. "Başarısı Ermeni davasına bir fayda getirmezdi, başarısızlığı herhalde halkımızı büyük bir felaketten kurtarmıştı" diyerek gerçeği gözler önüne sermiştir. II. defa Meşrutiyet ilan edilmiş Jön Türk isimli yurt dışında Türk düşmanlarıyla çalışan bu grup birçok vatanseveri de kandırarak içine almıştır. Bu vatanseverler başta Enver Paşa olmak üzere bu harekete katılmışlar, 31 Mart Vakasını çıkarmışlar hatta bu olaydan sonra Enver bizzat Abdülhamit'in yanına gelerek özür dilemiş ve sonuçların böyle olamayacağını dile getirmiştir. Bu da artık Osmanlı'nın yıkılışı ve geriye kalan dönemlerin sadece göstermelik olduğunun işaretidir. Dünya Savaşı döneminde bu çok daha net olarak anlaşılmış ve Abdülhamid'e karşı duran birçok yazar bile onun varlığının önemini daha iyi kavramış ancak iş işten geçmiştir. 10 Şubat 1918 günü hayata gözlerini yummuştur. Mekanı cennet, ruhu şad olsun, uçmağa varsın inşallah.

    V. Mehmet ya da bilinen adıyla Mehmet Reşat. Birçok başarısızlığa imza atan bir padişahtır (!) Kendisine 'kukla' demek istememekle birlikte açıkçası yaptığı işler, yabancılara verdiği önemi Türk halkına verememesi gibi nedenlerle ondan açıkça söylemek gerekirse nefret ettirmiştir. Örneğin hain Ermeni meseleleri vardır ki bu meselelerde Ermenilere milyonlarca para harcamış, kendi ordusunu giydirememiştir. Üstelik bu Ermeniler, Türk ve Kürt köylerini basmış, Van'da büyük katliamlar yapmış gene de o yaşamalarına izin vermiştir. Hatta belgelerle de bunu destekleyecek olursak, hem Osmanlı hem de Yabancı kaynaklar dönemin Ermeni nüfusunu bizim topraklarımızda 1.250.000 civarı belirlemiş, soykırım olduğunu iddaa eden akıl yumakları (!) da 1.5 milyon ermeni öldü demiştir. Para konusunda da 1915 yılında 25 milyon, 1916 yıl sonuna kadar da 230 milyon kuruş harcandığı belgelerle sabitlenmiştir. Mehmet ise bunlara yardım etmekten çekinmemiş, askerimiz silahsız, yiyeceksiz ve hatta kıyafetsiz savaşmağa mecbur bırakılmıştır. Bu Padişah adına tek olumlu bakışım açıkçası Mustafa Kemal'in orduya ve Türk Milletine kazandırılmış olmasıdır. Ülkede başka hiçbir faydası olmamıştır. Eski usüller bırakılmış, savaşa çıkan padişah zaten kalmamış, diplomatik tecrübesizlikler eklenmiş, 65 yaşında tahta çıkan padişah 9 yıl padişahlık yapmış ve 3 Temmuz 1918'de kalp yetmezliğinden 74 yaşında vefat etmiştir.

    VI. Mehmet ya da bilinen adıyla Mehmet Vahdettin. Son Osmanlı padişahıdır. Onun döneminde ona kalan hiçbir iş yoktur. Sembolik olarak kalmış ve Saltanatın kaldırılmasıyla da son hükümdar unvanını almıştır. Savaş sırasında Veliaht sıfatıyla Almanya'da gezi yapmış ve bu gezide yanında Mustafa Kemal'de bulunmuştur. Onun için vatana ihanet etti, Mustafa Kemal'in öldürülmesini söyledi ithamları tamamen yalandır. Kendisi silik olduğu için el altından Mustafa Kemal'e destek vermiş, asla yılmaması gerektiğini söylemiş hatta bazı kaynaklarda ona Sancak veya Tuğra verdiğinden de bahsedilmiştir. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa, Sultan Vahdettin'in fahri yaveridir. Hatta bizzat kendisi padişaha telgraf gönderip, hükümeti Ahmet İzzet Paşanın kurmasını istemiş ve Vahdettin'de yaverinin istediği gibi yapmış, Harbiye Nazırlığını Ahmet İzzet Paşa almıştır. Mustafa Kemal'e de 9. Ordu Müfettişliği verilmiş ancak Vahdettin ona verdiği belgeyle yetkilerini bütün Anadolu'yu kapsayacak şekilde genişletmişti. Her ne kadar Mustafa Kemal'e karşı olduğu yazılsa da İngiliz kaynaklarında da verildiği üzere Padişah, İngilizlerden olan can korkusu nedeniyle meclis açılışına sağlığını bahane ederek gelmemiş ancak Mustafa Kemal Paşa'nın temsilcisi Kara Vasıf ile görüştükten sonra da meclisin açılmasını net bir dille emretmiştir.
    Son olarak kitabı genel hatlarıyla değerlendirecek olursak, bence yazar oldukça net ve akıcı bir dil kullanmıştı. Okurken herhangi bir zorluk çekmedim. Kendisi de benim gibi bazı padişahların öldürülmelerinden oldukça kötü etkilenmiş olacak ki fazla da detaya girememiş. Varsın olsun, tarihimizi bu kadar net anlatacak, bu kadar güzel toparlayacak şekilde dili kullanabilen insanlar pek kalmadı. Yazarımıza, bize böyle eserler kazandırdığı için teşekkür, Osmanlı gibi büyük bir çınarı ayakta tutarak Fatihler, Kanuniler, Mehmetler, Selimler, Osmanlar ve nice Mustafa Kemal'ler için Allah'a şükrediyorum. Umarım ki sizler de böyle faydalı eserleri okur ve şöyle bir çağda, insanların birbirinden iğrendiği bir zamanda, tarihimizi ve kimin ne olduğunu görme ve bilme ayrıcalığına sahip insanlardan olursunuz. Hepinize, hepimize mutlu günler dilerim..