• Hayata Geç Kalma-Alıntılar

    İnsanları yarım yamalak sevmek huyum değildir. Sayfa 5

    Bir kişi -beyefendi yahut hanımefendi olsun- iyi bir romandan zevk almıyorsa çekilmez derecede ahmaktır. Sayfa 5

    Kalbime yenik düşmüş olabilirim ama irademi kay­betmedim. Sayfa 6

    Dünyayı tanıdıkça gerçekten seveceğim bir erkeğin karşıma çıkmayacağı düşüncesine daha çok inanıyo­rum. Sayfa 7

    İnsanlar kendiliğinden öyle bir değişirler ki on­larda her zaman gözlemlenecek yeni bir şey bulmak mümkündür. Sayfa 9

    Kibir ve gurur kelime itibarıyla genellikle eş anlam­lı gibi kullanılsalar da farklı şeylerdir. Bir kişi kibirden uzak bir şekilde gururlu olabilir. Gurur kendimize dair düşüncelerimizle ilişkilidir, öte yandan kibir başkala­rına hakkımızda ne düşündürttüklerimizle ilişkilidir. Sayfa 9

    Sizi neyin mutlu edeceğini iyi bilin. Sayfa 9

    Acınası haldeyken mutlu görünmek. Ah, kimin ih­tiyacı var ki buna? Sayfa 10

    Ne çektiğimi kimse bilmez. Bu hep böyledir.
    Şikayet etmeyene acımazlar. Sayfa 11

    Her anın kendi zevkleri ve umutları vardır. Sayfa 11

    Belki de bizi bir başkası için mükemmel yapan şey kusurlarımızdır. Sayfa 11

    Ruhumu delik deşik ediyorsun. Bir yanım ıstırap, öteki yanım umut. Senden başka kimseyi sevmedim. Sayfa 12

    Hayal gücünüzün uzak diyarlarda süzülmesine her fırsatta izin verin. Sayfa 12

    Samimiyeti pekiştiren zaman veya fırsatlar değil, sadece mizacımızdır. Kimi insanlar için birbirini tanı­maya yedi yıl yetmezken, kimi insanlar için yedi gün fazladır. Sayfa 12

    Duygularımı kendime sakladığım zamanlar oldu, çünkü onları ifade edecek bir dil bulamadım. Sayfa 13

    Okumak kadar tatlı bir şey yok! Diğer her şey in­sanı kitaptan daha çabuk yoruyor. Bir gün kendi evim olur da mükemmel bir kütüphanem olmazsa vay ha­lime! Sayfa 13

    İnsanların ahmaklıklarını, kö­tülüklerini ya da bana yönelik kabalıklarını yeterince çabuk unutamıyorum. Kimse duygularımı kolay kolay kışkırtamaz. Yaradılışım için kinci diyebiliriz belki. Bi­rinden bir kez soğuyunca ilelebet soğurum. Sayfa 14

    Gerçekten sevdiğim pek az insan var; hele saygı duyduğum daha da az insan var. Dünyanın haline baktıkça memnuniyetsizliğim artıyor. Her geçen gün, insanların tutarsızlıklarını; erdemli veya sağduyulu görünenlere bile güvenilemeyeceğini daha iyi anlıyo­rum. Sayfa 15

    Geçmişi sadece size haz verdiği ölçüde anımsayın. Sayfa 15

    Öfkeli insanlar her zaman akıllı değildir.
    Sayfa 15

    Ah evde olmak gibisi yok. Asıl huzur budur. Sayfa 15

    Kim olduğumuzu belirleyen söylediklerimiz ya da düşündüklerimiz değildir, yaptıklarımızdır. Sayfa 16

    İstediğiniz kadar gülmekte hürsünüz fakat fikirle­rimden dolayı bana gülemezsiniz.
    Sayfa 16

    Bir kızı eğitime tabi tutun ve onu dünyaya doğru dürüst hazırlayın. Bu sayede hayatını on kat daha iyi sürdürebilir ve kimseye yük olmaz. Sayfa 16

    Hiçbir şey beni istemediğim bir şeyi yapmak kadar yormaz. Sayfa 18

    Kalbinden geçenleri bilseydim her şey daha kolay olurdu. Sayfa 18

    Şu ana kadar hiç tanımamışım kendimi.
    Sayfa 18

    Aşık olunca hepimiz birer aptala dönüşürüz. Sayfa 19

    Yaralarımız geçmişin gerçekliğini yüzümüze vurur. Sayfa 19

    Bir sebebiniz varsa mesafeler önemsizdir. Sayfa 19

    Evliliklerini doğru dürüst sürdürebileceklerini bilsem herkesi evlendirirdim. İnsanların hayatlarını çarçur etmelerini istemiyorum. Faydasını görecekleri takdirde herkes olabildiğince çabuk evlenmelidir. Sayfa 19

    Ah Lizzy! Aşksız bir evliliğe adım atma da ne ya­parsan yap. Sayfa 20

    Akıl sahibi, zeki biriydi fakat her şeye fazla heves­liydi. Acısının, neşesinin bir orta yolu yoktu. Sayfa 20

    Müziksiz bir hayat bana bir şey ifade etmezdi. Sayfa 21

    Buraya hiçbir beklentim olmadan geldim. Sadece şunu söyleyeceğim -hazır söyleme imkanım varken­ tüm kalbim senin ve her zaman senin olacak. Sayfa 22

    Akıllı erkekler, ne derseniz deyin, aptal eşleri arzu etmezler. Sayfa 23

    Beni başının belası, hoş bir kadın olarak göreyim deme. Kalbindeki doğruları dile getiren akıl sahibi bir yaratık olarak gör.
    Sayfa 24

    Şiiri aşkın gıdası olarak görüyorum. Sayfa 24

    Aşık olsaydım, aslında, tamamen farklı bir şey olurdu. Asla aşık olmadım, benim tarzım değil. Ya­radılışımda yok. Bir gün aşık olacağımı da düşünmü­yorum. Sayfa 25

    Yürümeye devam ettiler, nereye gittiklerini bil­meden. Düşünecek, hissedecek ve söylenecek o kadar çok şey vardı ki gerisine dikkat edemezlerdi. Sayfa 25

    Ah kitaplardan öyle memnunum ki! Bütün hayatımı kitap okuyarak geçirebilirim. Sayfa 26

    O da bir kez sevdi mi, sonsuza dek sevenlerdendi. Sayfa 26

    İstemek umut etmekti, umut etmekse beklemek. Sayfa 26

    Okumaya düşkün olmak, doğru yönlendirildiği takdirde, başlı başına bir eğitimdir. Sayfa 26

    Her zaman dediğim gibi, şöyle söyleyeyim, "Acele etme, doğru erkek önünde sonunda gelecek." Sayfa 26

    Güzel bir günde gölgede oturmak ve yeşillikleri seyretmek en güzel rahatlama yöntemidir. Sayfa 27

    Kendi düşünceleri ve hayalleri her zamanki gibi en iyi yoldaşlarıydı. Sayfa 27

    Kalbinizi kaptırırken gözünüzü dört açınız. Sayfa 28

    Öyle huysuz bir adam ki onun sevdiği kişi olmak ne büyük talihsizlik olurdu! Sayfa 28

    Şöyle bir genel kuralım var: Bir kadın bir erkeği kabul edip etmemekte şüphe ediyorsa onu mutlaka reddetmelidir. Sayfa 29

    İyi insanların bir araya gelmesi ne büyük bir mut­luluktur! Sayfa 29

    Sadece gerçek bir aşkın beni evliliğe yönelteceğin­den eminim. Sayfa 29

    Üzerinde anlaşmaya varılamayacak bir şeyler var­sa, erkekler her daim bundan kurtulmaya çalışırlar. Sayfa 31

    Sessizdim fakat kör değildim. Sayfa 31

    Merakı benim meraklarımla kesişmeyen bir erkek­le mutlu olamam. Tüm duygularıma hitap edebilmeli, aynı kitaplar, aynı müzik ikimizi de etkileyebilmeli. Sayfa 31

    İnsanların en tatlısı ve en güzeli, kusurlarına rağ­men kusursuz olandır. Sayfa 32

    Kendisini en çok sevecek kadınla evlenmek her erkeğe nasip olmaz. Sayfa 32

    Gülmeyi öyle özlemişim ki! Sayfa 33

    Takdirini kazanmak için konuşan, bakışan ve bu­nun için kafa yoran kadınlardan bıkmıştın. Bir gün ben çıkageldim ve seni etkiledim, çünkü onlardan farklıydım. Sayfa 33

    Hislerini gizlemek için hiç bu kadar ne yapacağını bilmez halde olmamıştı. Gülmesi gerekti fakat o ağlamayı tercih etti. Sayfa 33

    Aslına bakarsan çaydan başka bir şey istemiyorum. Sayfa 34

    Kır evlerine ziyadesiyle düşkünüm. Gerçek huzur ve zarafeti kır evlerinde bulurum. Hatta şöyle söy­leyeyim: Bir gün kıyıda köşede yeterli param olursa küçük bir arsa alacağım ve kendime bir kır evi yapa­cağım. Sayfa 34

    Şimdi şöyle yapmacık bir gülücük atayım ve yeni­den aklı başında insanlar olmaya devam edelim. Sayfa 34

    Bir ailenin içinde olmayan birisi o ailedeki bireyle­rin çektiği zorlukları bilemez. Sayfa 35

    Başarı, çaba gerektirir. Sayfa 35

    Dua edin, içinizden dua edin! Ne hissettiğinizi herkese açık etmeyin. Sayfa 36

    Evimizde yaşıyoruz. Sessiz, kendi halinde ve duy­gularımızla baş başa. Sayfa 37

    Sürprizler saçma şeylerdir. Zevkin arttığı falan yoktur ve çoğu zaman uygunsuz durumlara sebep olurlar. Sayfa 38

    Evet, ona deli gibi düşkün olduğumu fark ettim ve hayatımın en güzel saatlerini onunla birlikte geçirdim. Sayfa 38

    Peşinde olduğu şey her ne olursa olsun hevesine söz dinletemeyen, yılmak bilmeden hedefine devam eden erkek! İşte genç bir erkek böyle olmalıdır. Sayfa 38

    Bir desteğe ihtiyaç duymadan gerçekten aşık ola­bilecek kadar yürekli çok az insan vardır. Sayfa 40

    Mutlu olmak için ona ihtiyacım olduğu konusun­da şüphelerim var. Sayfa 40

    Mutluydu. Mutlu olduğunu ve öyle olması gerek­tiğini biliyordu. Sayfa 40

    Akıl her zaman beni cezbedecektir. Sayfa 41

    İlgisiz olduğumu düşünmekten başka bir itirazın var mı? Sayfa 41

    Gerçekten mutlu olma fırsatını yakalayıncaya ka­dar, mutluluğu beklemeye değer bir şey olarak gör­mem. Sayfa 42

    Erkeklerin bitmiş bir aşkı çabucak unutabilecekle­rini sanmıyorum. Kadınlar içinse bu çok daha zordur. Sayfa 42

    İşler bir ay kötü gidiyorsa, öteki ay düzelecek de­mektir. Sayfa 42

    Hissettiğimden fazlasını elde etmek için kendimi asla ikna etmeyeceğim. Aşktan nasibimi aldım. Daha fazlası üzer beni.
    Sayfa 43

    Bildiğiniz üzere, bir gün ötekini tutmaz. Koşullar değişir, fikirler değişir. Sayfa 43

    Haksız olmuş olabilirim. Zayıf ve kırgın olmuş olabilirim ama asla dönek olmadım. Sayfa 43

    O, her şeyden çok dürüst, açık kalpli, içtenlikli bir kişiliğe önem verirdi. Sıcak bir kalp, heyecanlı bir ruh onu hala büyülüyordu. Arada sırada heyecandan ya da dikkatsizlikten gelişigüzel söz eden kimselerin iç­tenliğine, düşünceleri hiç değişmeyen, dili sürçmeyen kimselerden daha çok güvenebileceğini düşünüyordu. Sayfa 45

    İkimizin de çekingen bir yapısı var, konuşmaya pek hevesli değiliz. Duyan herkesi şaşırtacağını ve ne­siller boyu dilden dile dolaşacağını ummadıkça ağzı­mızı açıp bir şey söylemek istemeyiz. Sayfa 46

    Karar verdiğim bir şeyden beni kimse caydıramaz. Sayfa 46

    Ben kararımı verdiysem, kararımı kesin olarak verdim demektir. Sayfa 46

    Kitaptan başka her şeyden insan o kadar çabuk bıkıyor ki! Sayfa 46

    Ne vakit yalnız kalsa rahat bir nefes alarak dü­şüncelere dalardı. Böylece, tenha bir yolda yürüyüşe çıkıp da tatsız hatıralara dalarak kendinden geçmediği tek bir günü olmazdı. Sayfa 47

    Hali vakti yerinde bekar bir erkeğin bir eşe ihtiyaç duyduğu evrensel olarak kabul görmüş bir gerçektir. Sayfa 47

    Tek başına daha güçlüydü. Sağduyusu ona öyle iyi destek oluyordu, iradesi öyle sarsılmazdı ki pişmanlıkları ve acıları son derece taze ve sızılı olma­sına rağmen hemen hemen her zaman neşeli görün­meyi başarabilirdi. Sayfa 48

    Bazı insanlarda çabuk anlayabilme, kişiliği kavra­mada keskin bir incelik, doğal bir seziş yeteneği var­dır. Sayfa 49

    İlk bakışta gerçekten insana çekici gelmiyor. Ya­kışıklı olduğu da söylenemez. Ancak zamanla insan onun gözlerinin olağanüstü anlamlı, yüz ifadesinin de pek sevimli olduğunun farkına varıyor. Sayfa 50

    Ben onu başarılarıyla kendini dünyaya tanıtma çabasında olmayan, diğerlerinden farklı olarak çok alçakgönüllü olmayı başarabilmiş bir genç kız olarak görüyorum. Sayfa 50

    Şüphesiz ki bu iki gencin yetişmesinde büyük bir idaresizlik olmuş. Birisi iyiliğin ta kendisiyken, diğeri yalnızca gösterişinden ibaret. Sayfa 51

    Bazı hallerde söylediklerimize fazlasıyla dikkat et­mek iyidir. Öte yandan duygularımızı bu kadar sakla­mak insanın zararına olabilir. Bir kadın hislerini hoş­landığı adamdan da aynı dikkatle gizleyebilirse onu kendine bağlama fırsatını kaçırabilir. Sayfa 52

    Birisini tercih etmek, beğendiğini de hissettirmek gayet do­ğaldır. Ancak karşısındakinden cesaret almadan ger­çekten aşık olabilecek pek az insan vardır. Sayfa 52

    İnsanları sevmeye öyle meyillisin ki! Kimsede ku­sur görmezsin. Bütün dünyayı pespembe görürsün. Herhangi biri hakkında kötü söz söylediğini hiç duy­madım. Sayfa 55

    Beni korkutmak için yapılan her teşebbüs cesaretimi artırır. Sayfa 55

    İşte bunu sevdim; genç adam dediğin de böyle ol­malı! Neyin peşinde olursa olsun, coşkuyla hareket etmeli, yorulmak nedir bilmemeli. Sayfa 57

    Öyle hoş yönleriniz var ki ben bunların herhangi bir insanda, böylesine yoğun olarak bulunabileceğine şimdiye dek ihtimal vermemiştim. Sayfa 57

    Şu dünyada seni tanıyan kimseler için önemli ol­mamana hiçbir sebep yok. Aklı başında, iyi huylu, kıymet bilen ve bir iyilik gördüyse hemen karşılığını vermeyi umut eden bir kızsın. Ben bir arkadaşta, bir can yoldaşında bundan daha önemli bir özelliğin ara­nabileceğini hiç sanmıyorum. Sayfa 58

    İnsanların yanlışlarını düzeltmeye meraklı deği­lim. Ama insanların çoğu zaman kusurlu olduklarını da görebiliyorum. Sayfa 58

    Etrafındakiler onu muhabbete katmak için pek çaba göstermiyorlardı. Onun da muhabbete katılmaya can attığı yoktu. Hayalleri ve düşünceleri eskiden beri en iyi arkadaşları olmuştu onun. Sayfa 59

    Kişiye en doğru yolu gösteren şey kendi vicda­nıdır. Başkasının hisleriyle hareket etmektense kendi vicdanınızı dinleyin yeter. Sayfa 59

    Hayatımızda iniş çıkışlar, düş kırıklıkları asla ek­sik olmaz. Hepimiz hayattan büyük bir beklenti içinde oluyoruz. Ne var ki mutluluğu elde etmek için kur­duğu planlardan biri altüst olunca, insan doğası bir başkasına yöneliverir. İlk hesapta hata etmişsek ikin­cisinde daha dikkatli oluruz, başka bir şeyle avunmaya bakarız. Sayfa 59

    İnsan doğasının herhangi bir yetisinin diğerlerin­ den daha üstün olduğunu söyleyecek olursak, ben bu­nun hafızamız olduğunu söylerim. Hafızamızın güçlü yanlarında, zayıflıklarında, ayarsızlıklarında, zeka ye­tilerimizin hepsinden daha anlaşılmaz bir yan var. Ha­fızamız denen şey bazen öyle kuvvetli, öyle işlek, öyle işe yarardır. Kimi zamansa öyle şaşkın ve zayıf! Başka zamanlarda da öylesine dik başlı ve ele avuca sığmaz!
    Aslına bakarsanız biz insanlar her bakımdan bir mu­cizeden farksızız fakat özellikle hatırlama ve unutma yeteneğimiz kendi başlarına birer bilmece! Sayfa 60

    Yaptığın işten memnun olman doğru işi yaptığını ispat etmez. Sayfa 61

    Elinde tatmin olacağı kadarı olmayanlar ellerinde olanla yetinmeyi bilmelidirler.
    Sayfa 62

    İnsanın acısını almak için, iş kadar, acele, önemli, zorunlu bir uğraş kadar güzel çare olamaz. Sayfa 62

    Böyle bir geceyi seyrederken dün­ya kötülük ve üzüntüye yuva olamazmış gibi geliyor. Aslına bakarsanız gerçekten doğanın yüceliğini daha derinden hissedebilsek, doğanın güzelliğine dalarak kendimizden geçebilsek, kötülüğün de üzüntünün de daha az olduğu bir dünyada yaşardık. Sayfa 64

    Zamanın yumuşatama­yacağı düşünce ve duygu da yok gibidir. Sayfa 66

    Dostluk elbette hüsrana uğramış aşklara en iyi ge­len merhemdir. Sayfa 66

    Ben gençlerin evlilik hakkında söylediklerine pek kulak asmam. Evliliğe karşı bir isteksizlikleri varsa bile bunun sebebini henüz aradıkları kişiyi bulamamış olmalarında ararım. Sayfa 67

    İlgisizlik bir bakıma güvenlidir fakat asla çekici değildir. Kişi kayıtsız bir insanı sevemez.
    Sayfa 67

    Anne her zaman senin yanında olur. O, asla değiş­meyecek arkadaşındır ve üzerindeki etkisi her zaman diğerlerininkinin ötesinde olacaktır. Sayfa 68

    Öyle ya, hiç görmediğimiz biri nasıl olur da umrumuzda olabilir ki? Sayfa 68

    Üstünden o kadar zaman geçtiği halde içindeki acıyı taze tutmak ne kadar saçmadır! Sayfa 72

    Bir kadının kendi kendini mutlu etmesi için başkasına ihtiyacı yoktur. Hiçbir erkek ona kendinden daha çok hayranlık duymayacak ya da onu kendinden daha çok sevmeyecektir. Sayfa 72
    Jane Austen
    Aylak Adam Yayınları
  • 424 syf.
    ·4 günde·7/10
    Jane Austen, hiç evlilik yapmamış bir kadın. Evlilik yapmaması onun evlilik hakkında hiçbir şey bilmediği anlamına gelmiyor, aksine yazarların o bilindik gözlem gücü sayesinde etrafından çok şey öğreniyor. Evlenmemesi sayesinde evliliğe, insanlara daha çok ilgi duyuyor. Deneyimlerini ve gözlem gücünü kurguya çevirmek istiyor, çeviriyor da. Yeri gelince yeriyor insanları, yeri gelince övüyor.

    Bu kitabında Austen akrabalar arasında dedikodularla, sohbetlerle, mektuplaşmalarla, ilginç olaylarla evliliği ve aile yaşantısını konu alıyor. Kısacası: Game Of Relatives
    Ana aile de Bennetlar. Şimdi bizim anne ve babalarımız bizim iyi bir iş sahibi ve mutlu olmamızı istiyorlarsa, o zaman da Mrs. Bennet 5 kızının evlenip iyi bir eş sahibi ve rahat olmalarını istiyordu. Buna bu kadar düşkün olmak akıllıca mı, bilmem. Fakat Mrs. Bennet'ın kötü niyetli olduğunu sanmıyorum; kızlarının evlenmelerini bu kadar istiyor:
    "Kızlarımdan birinin Netherfield'e şöyle mutlu mutlu
    yerleştiğini görebilsem," dedi Mrs. Bennet kocasına, "bir de ötekiler öyle iyi evlilikler yapsalar, dünyada başka hiçbir şey
    istemem."
    (s. 9)
    ''Jane on altısına bastığından beri en büyük hayali bir kızını gelin etmekti...''
    (s. 313)
    Anneler işte, yufka yürekliler ve her istekleri çocuklarıyla ilgili.
    Bennetlar 5 kız kardeşler. Marry, Kitty, Lydia, Jane Ve Elizabeth. Fakat kitap Jane ve Elizabeth'in üzerinde daha fazla duruyor, Elizabeth'in üzerinde daha da fazla duruyor.

    Öncelikle Austen, birbirine zıt karakterleri çok iyi tasvir etmiş, çok iyi açıklamış. Zaten kitaplar zıtlıklar barındırdığında iyi değil midir? Mesela Sefiller kitabı birçok zıtlık barındırdığı için muhteşem bir kitap değil mi? Bu kitap da karakterlerin zıtlığı bakımından güzel. Jane yufka yürekli, çekingen, uysal iken Elizabeth nazik fakat Jane'e göre dobra, girişken ve hırçın. Zıtlıklarını şu alıntıdan anlıyoruz:
    ''Zavallı Jane! Onun için üzülüyorum; onun karakterinde biri bunu çabuk atlatamaz. Keşke senin başına gelseydi, Lizzy; sen
    daha çabuk güler geçerdin.''
    (s. 147)
    Bir de Mr. Wicham ve Mr. Darcy zıtlığı var. Mr. Wicham görünüşte tatlı, nazik, kibar ve temiz biri, Mr. Darcy ise görünüşte soğuk, yeri geldiğinde kibar, somurtkan görünümlü. Fakat ''görünüşte''.
    "Zavallı Wickham; yüzünden iyilik akıyor! davranışları da
    nasıl cana yakın, nasıl nazik."
    (s. 229)
    Mr. Wicham, Elizabeth'e Mr. Darcy'yi kötülüyor, ona çamur atıyor. Onun sevimsiz addediyor, yanlış sözlerde bulunuyor. Burada da ona ''ikiyüzlü'' demek istiyor:
    ''...ama Mr. Darcy canı isteyince hoş biri olabilir.''
    (s. 86)
    Elizabeth'te aldanıyor tabii, hiç soruşturmuyor. Hep bu ''kara çalma'' olayları duyunca aklıma şu iki alıntı geliyor:
    ''Buzlar kadar el değmedik, karlar kadar temiz de olsan çamur atılmaktan kurtulamayacaksın.''
    -Shakespeare, Hamlet
    ''Kötü bilinmektense, iyisi mi, kötü ol,
    Zaten lekeliyorlar kötü değilsen bile...''
    -Shakespeare, Soneler, 121. Sone

    Fakat Mr. Darcy'nin ne kadar alçakgönüllü biri olduğunu daha kitabın başında anlıyoruz.
    ''Benim de kusurlarım var, ama akılla ilgili olmadıklarını umarım. Yaradılışımı savunacak değilim... Sanırım pek sevimli değil... herkesin çok hoşuna gidecek kadar değil. İnsanların
    ahmaklıklarını, kötülüklerini gereğince çabuk unutamıyorum,
    ya da bana yönelik kabalıklarını. Kimse duygularımı kolay
    kolay kışkırtamaz. Yaradılışım için kinci diyebiliriz belki...
    Birinden bir kez soğuyunca ilelebet soğurum."
    (s. 61)
    Ayrıca bu alıntıdan da ne kadar akıllı ve hatalarından ders çıkaran biri olduğunu anlıyoruz:
    ''Acı verici anılar kendilerini hep hatırlatıyorlar ve onları akıldan
    çıkarmak mümkün olmuyor, olmamalı.''
    (s. 373)
    Mr. Wicham'ın Mr. Darcy'yi kötülemelerine kanan Elizabeth, Mr. Darcy'den bir evlilik teklifi alıyor. Aldıktan sonra da şunları söylüyor ona:
    "Daha en başta, hatta sizi gördüğüm neredeyse ilk anda
    tavırlarınız beni küstah, burnu büyük ve başkalarının
    duygularına bencilce dudak büken biri olduğunuza inandırdı,
    size kızgınlığım öyle doğdu ve sonraki olaylarla ağır bir
    hoşnutsuzluğa dönüştü; sizi tanıyalı bir ay olmamıştı ki
    dünyadaki son erkek olsanız yine de hiçbir kuvvetin beni
    sizinle evlenmeye ikna edemeyeceğini hissettim."
    (s. 199)
    Bundan sonra da gerçekleri öğreniyor, Mr. Darcy ve Mr. Wicham hakkında ve pişman oluyor; böylece kitaptaki, benim için, en iyi monolog ortaya çıkıyor:
    ''Sonunda kendinden fena utandı... Darcy'yi de Wickham'ı
    da kör, taraflı, önyargılı, gülünç olduğunu hissetmeden
    düşünemedi.'
    'Ne rezilce davrandım!" diye haykırdı... 'Ben ki
    sezgilerimle gurur duyardım!.. Ben ki yeteneklerimi
    beğenirdim! Ablamın sınırsız iyi niyetini küçümser, ayıp ve
    anlamsız bir şüphecilik içinde kendime hayran olur dururdum...
    Bunu fark etmek ne kadar küçük düşürücü!.. Nasıl da küçük
    düşürücü!.. Âşık olsaydım bundan daha sefil bir körlük içinde
    olamazdım. Ama aptalca hatam aşk değil gurur oldu. Daha
    tanışır tanışmaz birinin tercihi olmaktan hoşlandım, öteki
    tarafından ihmal edildiğime gücendim; her ikisi hakkında da
    önyargılı ve cahilce davrandım, aklı bir kenara bıraktım.
    Meğer bu ana kadar kendimi tanımıyormuşum.''
    (s. 213)
    Bir kadın sizi Elizabeth gibi reddetse siz onu sonradan sever miydiniz? Araştırmadan, şüphelenmeden sizin pislik biri olduğuna inansa? Sonra da içinde size karşı olan nefreti hiç engellemek istemese, salsa? İşte Mr. Darcy, bu kadar âşık ve bu kadar yüce gönüllü bir insan.

    Ayrıca tabii neredeyse her kitap bir şeylere öykünmek için de yazılmıştır. Bu kitapta da ''muhteşem burjuvalar''a öykünüyor Austen. ''Muhteşem burjuva'' da Lady Catherine de Bourgh. Austen, böyle insanların sadece kendilerini yücelttiklerini, yardım etseler bile bunları herkesin gözüne vurduklarını, talimat verme aşkını çok güzel anlatıyor:
    ''Elizabeth hiçbir şeyin bu büyük hanımın ilgisinin aşağısında olmadığını fark etti, yeter ki ona başkalarına talimat verme imkânı sağlasın.''
    (s. 169)
    ''İngiltere'de benim kadar has bir müzik dinleyicisi, hatta benim kadar doğal zevki olan azdır, kanımca. Öğrenseydim büyük sanatçı olurdum.''
    (s. 179)

    Mr. Collins'in üç günde iki evlilik teklifi yapması ile de Austen bize insanların tutarsızlığını anlatıyor. Elizabeth bu alıntıda da bahsediyor:
    ''Dünyayı tanıdıkça hoşnutsuzluğum daha da artıyor; her geçen gün insan karakterinin tutarsızlığına ve akıllı, duygulu görünenlere bile güvenilmeyeceğine olan inancım güçleniyor. Son zamanlarda iki örneğe rastladım; birinin sözünü etmeyeceğim; diğeri Charlotte'un evliliği. Anlaşılır şey değil! neresinden bakarsan bak, anlaşılır şey değil!"
    (s. 141)

    Ayrıca insanların açgözlülüğünü ve o dönem insanının sadece mutluluk ve aşk istemediğini, başka şeyler de istediğinden yakınıyor:
    ''Mutluluğu yanında başka şeyler de isterler; serveti ve gücü artsın isterler; parası, önemli akrabaları ve gösterişi olan bir kızla evlensin isterler."
    (s. 143)
    Kim bilir, belki de bu yüzden evlenmedi Jane Austen.

    Kısacası, tüm kitap şu alıntıyı destekler nitelikte:
    ''İnsan bedeni görüntüden ibaret olabilir. Beden gerçekliğimizi saklar, ışığımızın veya gölgemizin üzerindeki katmandır. Gerçeklik ruhtur. Kesin konuşmak gerekirse, yüzümüz bir maskedir. Gerçek insan, tenin altındakidir.''
    -Victor Hugo, Deniz İşçileri (s. 47)

    Faydam dokunduysa ne mutlu bana. Keyifli ve verimli okumalar.

    ÖNERİ VİDEO:
    https://www.youtube.com/...mNf323z&index=90
  • 7 kızın evlilik hikayesi 😶

    EVLİLİK MANİFESTOSU :

    Genç Muvahhide isimli internet sitesinde Ummu Reyhane imzası ile yayınlanan ve yedi genç kızın evlilik hikayesini anlatan yazı, kısa sürede sosyal medyada binlerce kişiye ulaştı



    İşte Genç Muvahhide'de yer alan ve pek çok önemli noktayla ilgili değerlendirmeler içeren o yazı:

    Yıllar önceydi..

    Yedi kızdık biz.. Birbirimizle, arkadaşlıktan öte can kardeşliğini, dava yoldaşlığını ve gönül dostluğunu paylaşırdık.. Dertlerimiz vardı bizim.. Ümmet adına yığın yığın günahlara ağıtlarımız vardı.. Ve tertemiz ellerimiz, gözyaşlarımız, bir de dualarımız vardı yağmur misali..

    Dünya hayatını, ayaklarımız yerden bir karış yukarıda yaşardık.. Bol bol okurduk, konuşurduk, tartışırdık.. Gün olur marşlar söyler, sloganlar atardık.. Öğrencilerimiz olurdu, kurslar açar, kamplar kurardık.. Sabahlara kadar çalışır, birkaç saatlik uykularla günü güne ulardık.. Beş dakikalık teneffüs aralarında imparatorluklar yıkar, devletler kurardık..

    Daha on dördünde yıllarla başı belada, en fazla on dokuzunda buralardan kuş olup gitme hayalleri kurardık..Anlamazdı kimseler.. En çok da bizimle aynı yolları adımlayan; “Biz de bir zamanlar sizin gibiydik” sözünün mimarı, 80'lerin gençliği..

    “Biz onlar gibi olmayacaktık” sözde.. Fakat henüz denenmemiştik, sınanmamıştık..

    Şehirlerde dağlara sabırlar büyütüyorduk.. İmtihanımız silahla olacak, sorular hep o bildik meydandan çıkacak sanıyorduk.. Olmadı..

    Şehir imtihanları bir başkadır.. Caddeler ağırlaşır insanın ayağının altında, duvarlar üstüne üstüne gelir.. Hayattır, kendisinden kaçtığımız ve ölüme çaremiz yoktur..

    Artık suskun acılar, kaybedişler, tükenişler, tavizler ve kalp ölümleri vardır.. Gençlikteki dosyalar rafa kaldırılmış, sevdaların üstüne kül boşaltılmış, duvarlardan afişler sökülmüş ve dillerde slogan kalmamıştır..

    O zamanlar çok düşündüm, “Ne olmuştu bizden öncekilere ve ne olacaktı bize?”.. Ablalara sordum, teyzelere.. Cevaplar genelde tek bir alanda yoğunlaşıyordu: EVLİLİK..

    Şehirlerde gençlerin sınav sorusu genelde evlilikten yana çıkıyordu.. Bir dönüm noktası, bir hayat arifesi, hayalle gerçek arasındaki o keskin çizgi.. Hep evlilikle geliyordu..Bizde de öyle oldu.. Kimimiz 19'unda evet derken evliliğe, kimimiz 25'i aştı..

    1.Kız:

    Çok heyecanlı bir arkadaştı.. Müstakbel eşiyle ilk görüşmesinde uzun uzadıya konuşmuştu.. Evvela Seyyid Kutub'un Yoldaki İşaretleri'ne değinilmişti, ardından gündemdeki Çeçenistan cihadına.. Güncel yazarlar, medya hocaları, manevi liderler, derken halkın cehaleti, mazereti..

    Kız; “Falanca kitabı okudun mu?” diye soruyor, çocuk “Evet” diyerek kitap hakkındaki detaylara giriyordu.. Kızın gözleri “İşte bu!” diye parlıyordu..

    Madem ki evlenecekti Allah için olmalıydı, İslam için, dava için.. Sormadı başka şey, düşünmedi hiç..

    O bizim evliliğe ilk emanet ettiğimizdi.. Aramızdan ilk uğurlanan.. Onun için hepimizde bir endişe ve hüzün vardı..

    Aradan birkaç yıl geçtiğinde; “Evliliğin nasıl?” diye sordum. “Kocam tipik bir doğu erkeği çıktı” dedi.. “Okuduklarımızın, düşündüklerimizin evliliğimize hiçbir faydası olmadı maalesef.. Yoldaki İşaretler, kayınvalideme karşı alttan almam gerektiğini, yoksa bunun faturasının kocam tarafından bana ödetileceğini öğretmedi bana.. Fethi Yeken, eşime bir türlü bize karşı merhametli ve anlayışlı olması gerektiğini anlatamadı..

    Karşındaki İslam uğruna mücadele eden adamın, normal hayatta sürekli eleştiren, beğenmeyen, geçimsiz ve sinirli biri olacağını düşünemiyorsun.. Fakat İslam devleti teorilerimizin ne mutfakta yeri var, ne de yatak odasında..”

    2.Kız:

    Temkinli bir arkadaştı, doğruya her daim kalbi açık, hatada ısrar etmeyen samimi bir kardeşti.. İlk arkadaşımızın hikayesinden olacak, talibi olan gence; “Benim için en önemli şey; İslam'ın bünyesinde yeşereceği ailedir.” demişti.. Ve sabrı, fedakarlığı, eşler arasındaki uyumu, akrabalarla münasebetleri, çocuk eğitimindeki ilkeleri uzun uzadıya konuşmuşlardı.. Gencin zaten yumuşak başlı bir duruşu vardı, konuşulan mevzularda mutabakat sağlanmış ve kısa zaman içinde düğünleri olmuştu..

    Bu kez daha umutluyduk, dualarımız ‘Bu yuvanın bir cennet bahçesi olması' yönündeydi..

    Nice zaman sonra konuştuk.. “Evlendikten sonra bunalıma girdim” dedi.. “Eşim, Şia inancına çok yakın fanatik bir İrancı.. Namazları cem ediyor, sahabeye dil uzatıyor, hadisleri takmıyor, sünnete burun büküyor..Önceleri “Düzelir” dedim, alttan aldım, gün oldu konuştum, gün oldu yalvardım.. Fikirlerinden hiçbir şekilde vazgeçiremedim.. “Boşansam” dedim ama hamileydim, ona da cesaret edemedim.. O gün bu gündür ne o değişti ne de ben.. Her zaman itiş-kakış aramızda.. Olan da zavallı çocuklara oluyor..”

    3.Kız:

    Aceleci bir arkadaştı, kendisini sınamadan olaylara dalıvermesi yüzünden her zaman başına iş açardı.. Etraftaki olumsuz Müslüman erkek tiplemelerine bakarak; “Buralar adamı çürütüyor. Cihada gidecek biriyle evlensem de hemen yollasam onu, şehid olsa” diyordu.. Öyle de oldu nitekim.. Evliliklerinin üçüncü ayında cihada giden eşinin çok geçmeden şehit haberi de geldi..

    Hepimiz yanında durduk kardeşimizin, ona destek olmaya çalıştık.. Fakat o bambaşka tavırlar sergiliyordu.. Durmadan dövünüyor, oraya buraya düşüp bayılıyordu.. Zaman geçtikçe bunalımları arttı, ne okuduğumuz ayetler onu teskin etti, ne de şehid eşi olmanın müjdeleri..

    Yavaş yavaş hepimizle irtibatını kesti.. Yıllar sonra onu bir iş merkezinde daracık kıyafetiyle, makyajlı yüzüyle gördüğümde önce tanıyamadım sonra gözlerime inanamadım.. İş hayatına atılmıştı.. “Cihada gidecek adam evlenir mi hiç? Bak işte ortada kaldım, başımın çaresine bakıyorum.. El-aleme muhtaç olacak halim yok ya!” diyordu..

    4.Kız:

    Çok yumuşak huylu ve fedakar bir arkadaştı.. Herkesin yardımına koşar, elinden geleni ardına koymazdı.. Akrabadan gelen talibi için anne-babası; “Namaz kılıyor ya gerisini fazla kurcalama. Hem sen ne diye bu güne kadar okudun, ettin? Öyle her şey tastamam olur muymuş? Zamanla sen anlatıp öğretirsin” diyerek evliliğini bir oldu-bittiye getirmişlerdi..

    Konuştuğumuzda; “Çok zor” diyordu.. “İnsanın aynı dili konuşmadığı, aynı hassasiyetleri paylaşmadığı bir adamla evlenmesi o kadar zor ki.. Ben oturup Allah'ın ayetlerinden bahsedelim, bize faydası olacak şeylerden konuşalım istiyorum, eşim maç seyrediyor, saçma sapan dizilerin başında uyuyakalıyor.

    İlk zamanlar; “Ben de okurum seninle, çok şey bilmiyorum ama sen öğretirsin” falan diyordu. Fakat zaman ilerledikçe; “Çok da aşırı gitmeye gerek yok. Benim de bir gururum var, eşim dostum var” diyerek beni uyarmaya başladı.. Ne zaman bir hayra niyetlensem onu karşımda buluyorum.. İşin en acı yanı ise çocuklarıma sözüm geçmiyor.. Ben; “Haydi çocuklar televizyonu kapatıp biraz kitaplarımızı okuyalım” diyorum. Eşim; “Bırak çocukları, ne zararı var sana, güzel güzel oturuyorlar işte” diyor. Onun bu tavırlarından sonra artık beni kim dinler?..”

    5.Kız:

    Aramızda ilmi en çok sevendi.. Normal işinde gücünde insanlar ona ‘sıradan ve basit' geliyordu.. “Tam benim istediğim eş adayı” dediği genç, Şam ve Kahire'de uzun yıllar eğitim almıştı.. Onlarca alimin ilim meclisinde bulunmuş, kütüphaneler dolusu kitabı adeta içercesine okumuştu..

    Arkadaşımız bir eşten çok dizinin dibine oturup ilim tahsil edeceği bir hoca bulmanın mutluluğuyla evlendi.. Hepimiz çok umutluyduk, bu evlilikte hayatla birlikte bir şeyler devam ettirilecekti..

    Fakat duyduk ki, genç buralarda daha yeni tutunuyor.. İş-meslek namına bir becerisi yok.. Birkaç ay çalıştıktan sonra aylarca işsiz dolaşıyor.. Arkadaş kucağında bebeği ile yardıma muhtaç.. Kardeşlerle ufak-tefek aramızda bir şeyler hazırlayıp ziyaretine gittik..

    Bizi duvarları tamamen kitaplıklarla kaplı bir salona aldı arkadaşımız.. Kenara eski, küçük bir dikiş makinası koymuş, konu komşuya dikiş dikmeye başlamıştı.. “İlk başlarda her şey çok iyiydi, beraber okur, düşünür, konuşurduk.. Fakat bir evin, ailenin ayakta durması ilimle değil maddi ihtiyaçların karşılanması ile.. Gün geçtikçe, “Kira günü geldi, su kesildi, yağ bitti” dedikçe aramızda problemler baş göstermeye başladı.. “Allah kerim, o rızkımızı gönderir” deyip odasına çekilen eşimin, onca ilmine rağmen artık gözümde mahallenin en cahil ama evine ekmek götüren adamı kadar bile değeri yok maalesef..

    Akrabalardan, eş-dosttan yardım kabul etmek ne kadar ağır bir durum.. Sağolsun bir akrabamız bu dikiş makinasını verdi, ben de gece-gündüz demeden bir şeyler dikmeye çalışıyorum..”Acı acı gülerek; “Artık bunca kitabın, ilmin gözümde hiçbir değeri kalmadı.. Yedi aylık kızımı kucak istediği zaman kucağıma bile alamıyorum çalışmaktan, çocuk makine tıkırtısının arasında ağlaya ağlaya susuyor.. Ama başka çarem de yok” dedi..

    6.Kız:

    Sevgi dolu bir gönül dünyası vardı.. Duygusal, içli ve dünyaya kalbi ile bakan tertemiz bir kardeşimizdi.. “Sevmeden olmaz” diyordu, ne olacağı baştan belliydi.. Kalbini bir gence kaptırdı ve çok geçmeden evlendi..

    Bizim camiada en sert eleştirilen o olmuştu.. Ne davayı satmışlığı kalmıştı, ne basit bir sevdaya tutulmuşluğu ne de iffetsizliği..

    Bir bayram günü memlekette karşılaştık.. Gözleri hala pırıl pırıldı.. “Rabbime hamd olsun beni mahcup etmedi..” diyordu. “Nasıl oldu?” diye sordum. Anlattı:

    “Beni bilirsin, zeki değilimdir, aklım da pek bir şeye ermez. Fakat dualarım ve gönlüm elhamdülillah beni yanıltmadı.. Sevmek derken öyle körü körüne değil.. Sevdim ama çok istişare ettim ben, eğer eşim uygun biri olmasaydı “Bir kere sevdim” diyerek peşinden gitmeyecektim elbette..

    Bir şeyi sevmeden, içime sindirmeden yapamazdım.. Çok dua ettim ben, “En hayırlısını sevdir gönlüme” dedim.. Öyle de oldu.. Evlilikte sorunlar olmaz mı? Elbette bizim de sorunlarımız oldu/oluyor..

    Fakat gönlümün eşime karşı sürekli sevgi dolu olması, eşimin de bana aynı ışıkla bakması Allah'ın yardımıyla bu sorunları hep küçültüyor.. Esasen benim pek bi beklentim yoktu; sevgi dolu, uyum içinde yaşasak, Allah'a kul, birbirimize yoldaş olsak yeterdi.. Onun için akşamları eşimi kapıda karşılamayı, ona sevdiği yemekleri hazırlamayı seviyorum ben, ailesinin yanında onun göğsünü kabartmayı, onunla el ele yürümeyi, çocuklarımızla şakalaşırken onu seyretmeyi, beraber kitap okumayı, arkasında namaz kılmayı.. Velhasıl Allah yüzüme güldü, işte altı yıl oldu, beni dualarım, bir de gönlüm kurtardı..”

    7.Kız:

    Aramızdaki en seviyeli arkadaştı, tam bir hanımefendiydi.. İnsanlarla bütün iletişimini “saygı” çerçevesinde kurardı.. Yaptığı her işe özen göstermesi, en iyisini yapmaya gayret etmesi onun en belirgin özelliklerindendi..

    Evlendiği gencin gerek fikri yapısını, gerekse ahlaki yapısını ciddi bir şekilde araştırmıştı.. Aileler arasında da uyum vardı, öyle olunca uzatmadan evlenmişlerdi..

    “İyi misiniz?” dedim.. “Elhamdulillah” dedi..

    Ona göre saygı, sevginin bekçisiydi.. Saygı olmadan sevgi yıpranmaya, tükenmeye mahkumdu.. Eşine neredeyse “siz” diye hitap edecek kadar saygı duyuyordu.. Yüzüne karşı ona “dünyanın en iyi erkeği” değerini veriyor, gıyabında sürekli onu onurlandırıyordu..

    Saygı göstererek kendi saygınlığını korumayı ilke edinmişti..

    “Elbette tartışmalarımız oluyor” dedi.. “Tamamen bambaşka ailelerde yetişmiş iki insan, birbirinin tıpatıp aynısı olamaz. Bu sebeple benim doğrum ona yanlış, onun doğrusu da bana yanlış gelebilir. Fakat biz uyumu, saygı ekseninde birbirimizle konuşmak ve birbirimize karşı anlayışlı davranıp zaman tanımakla elde ettik.. Sinirlendiğimiz zaman susmak, daraldığımızda ortam değiştirmek, sorunların üzerine üzerine gitmektense zamana yaymak ve saygıyı hiçbir zaman eksiltmemek.. Evliliğimden öğrendiğim şeyler bunlar oldu..”

    Türlü türlü hatalar işledikten ve çokça zayiat verdikten sonra ben de şunları öğrendim;

    1-İnsan evliliği için daha bekarlığında yatırım yapmalı.. Ahlaki, imani ve fikri olarak evliliğe hazırlanmalı.. “En hayırlısı için” dualar etmeli.. Rabbinden gönlüne “rıza” dilemeli..

    2-Evleneceği adayı sıkı sıkıya araştırmalı, yakınlarını çapraz sorguya almalı. Hocası; “Efendi çocuk” dedi diye sınavı geçti kabul edilmemeli.. Sevene-sevmeyene, okuluna, işine, mahallesine, akrabasına teker teker sorulmalı..

    3-Bu sorgu sualler; adayın ahlaki, fikri yapısını, karakterini, dünya görüşünü, tavır ve duruşunu, cemaatini, aile ve akraba münasebetlerini vb. şeyleri kapsamalı..

    4-“Ne kadar maaş aldığı” sorulmasa bile, ailesini geçindirmek için gerekirse “simit satmaya” gönlü olup olmadığı geçmişinden geleceğine bakılarak araştırılmalı.. Elbette Allah'a rızık verici olarak tevekkül etmeli fakat bu rızkı celbedecek gayreti gösterip tekellüf[1] ehlinden olmamalı..

    5-“Evlendikten sonra namaza başlayacak”, “Düğünden sonra kapanacak”, “Sen onu adam edersin”, “Bildiklerini öğretirsin” şeklinde gelen hüsnü kuruntulara aldanmamalı.. Eşlerin birbirlerine tebliğ yapması, öğretmenlik yapması çok zordur.. Böyle adaylarla evlenme niyeti olan kişi, kendisini en kötüsüne hazırlamalı. Yani; “Bu adam namaz kılmadı bunca zaman, bundan sonra da hiç kılmayabilir”, “Bunca zaman tesettüre riayet etmedi, bundan sonra da etmez” gibi.. İyiye giderse sevinip şükretmeli, fakat gidişat devam ettiğinde ise dövünmemeli.. Çünkü böyle kimselerle evliliği kabul etmek, en başta bu olumsuzlukları kabul etmek anlamına gelir.

    6-Evliliği için boyundan büyük imtihanlar temenni etmemeli.. “Şehit hanımı olayım”, “Hasta çocuk bakma sevabı alayım”, “Fakir olsun da darlığa sabredeyim”, “Zengin olsun da infak edeyim” gibi şu haliyle sonucunu kestiremediği imtihanları dilememeli/çağırmamalı..

    7-Sevmek, gönül kaptırmak evliliği kimi zaman bir rahmete çevirse de çoğu kez aldatıcı olmuştur.. Onun için görerek evlenenler bir kez düşünecek ise, severek evlenenler üç beş kez daha fazla düşünmeli.. Sevenin gözünün kör, kulağının sağır olduğu hesaba katılırsa yanlışa düşmemek için daha fazla ince eleyip sıkı dokumalı.. Duayı elden bırakmamalı..

    8-Evlilik görüşmeleri “temiz” adaylar açısından genelde heyecanlı, çekimser, duygusal ve ‘ne yapacağını bilemez' bir halde geçer.. Onun için süreci aceleye getirmemeli, özümsemek için akla ve kalbe zaman tanımalı.. En az beş aklı başına kişiyle istişare etmeli.. Bu istişareler kızın sınıf arkadaşları, gencin iş arkadaşlarıyla olmamalı.. Aileden, akrabadan, komşudan, kendisine fikir danışılan bir öğretmenden, hocadan görüş alınmalı..

    Evliliğe adım atmak zor değil fakat bitirmek hiç de kolay olmuyor.. Onun için insan elinden gelenin en iyisi için gayret göstermeli, Rabbine ve kendisine mazeretler hazırlamalı.. Yine de olmazsa “takdir” deyip sabretmeli.. Hiç olmayacaksa “boşanmak da helal” deyip uzatmadan geri dönmeli..

    Allah, bekarlarımıza salih-saliha eşler, içinde isminin zikredildiği ve şanının yüceltildiği cennet misali yuvalar ve cennete aday çocuklar ihsan etsin..Evlilerimize ise rızası uğrunda güzel hal ve gidişatlar nasip etsin.. (Amin)

    Ümmü Reyhane
  • Amerikan Zımbırtısı dergisine abonelik yıllık 22 dolardır, ama HEMEN ALIRSANIZ, iki yıllığını 34 dolara ya da üç yıllığını 39.95 dolara alabilirsiniz. Bu bir yıllık abonelikten % 40 kar etmek demek olur. Kim böyle bir fırsatı kaçırmak ister ki?

    Dergi bu teklifi yapar çünkü müşterilerinin çoğunun bir yılın sonunda ilgilerini kaybedeceklerini ve yeniden abone olmayacaklarını bilir. Yine de müşteri için durum kelepir gibi görünür. Şimdilik, bu zımbırtı ilgisini çekiyordur ve hep ilgileneceğini zanneder.
  • Saliha Bir Hanım İstiyorum   
    YAŞANMIŞ GERÇEK BİR HİKÂYE BİR DELİKANLININ GÜNLÜĞÜNDEN MUTLAKA OKUYUN!
    Yaş 25 evlilik zamanı geldi geçti derken annem yuva kurma konusunu açtı. Saliha bir kız olsun gerisi gelir diye düşünüyordum. Yakın bir akrabamızdan haber geldi. Komşuları çok dindarmış. Kızın, ailesinden daha da dine bağlı olduğunu duyunca sevindim. Gittik bir görelim görüşelim dedim. İlk ailesiyle konuştum.
    Hatta ben konuşmadım sürekli onlar konuştu; şaşırdım kaldım.
    Bir şey diyemedim.
    Kına gecesinde en iyi müzisyenler olacakmış.
    Düğünde keza…
    Ev dayalı döşeli olacakmış, emde hepsi en pahalısından.
    Araba olacakmış hem de son model; çünkü komşunun damadı sıfır araba almış geçende.
    Anne hadi kalkalım diyecektim utandım. Kızla görüştürmek istediler. İslamiyet’e uygun olarak görüştük.
    On beş bilezik, en güzel gelinlik(10 bin TL),en büyük düğün salonu… Ne diyeceğimi bilemedim. Ben Saliha bir eş istiyordum sadece. İstekleri bir türlü bitmiyordu. O anda yan taraftaki aynaya göz ucuyla kendime baktım. Görünüşümde de bir iş adamı profili yoktu. Yirmi beş dakika konuştu istekleri bitince sıra bana geldi. Senin isteklerin nelerdir? Dedi. Bir an önce kalkıp gitmek istiyordum sıkılmıştım; geleli bir saat olmasına rağmen dünya malına bağlananlarla birlikte olmak içimi karartmıştı. Tekrar sordu isteklerin nelerdir? Hayırlısı olsun, dedim kalktım. Nezaketle evden ayrıldık. Yolda giderken telefon geldi; amcam arıyordu. Yan komşuları Serhat amcanın kızı varmış. Serhat amca çok iyidir, çocukluğumdan beri tanırım kendisini. Tamam, amca geliriz, dedim.
    Serhat amcalara gitmek için hazırlanıp annemle yola koyulduk. On beş dakika sonra evlerine ulaştık. Çocukluğumuzdan sohbet açıldı, başladı beni övmeye. Kızardıkça kızardım utancımdan bir şey de diyemiyorum. Derken söz asıl konuya geldi. “Evladım seni severim maksat gençleri mutlu etmek Allahü Teâlâ’nın izniyle” dedi ve isteklerini saymaya başladı. O kadar çok şey saydı ki uykum gelmeye başladı. En sonunda da benim oğlumun kumar borcu var onu ödemeden evlilik de olmaz zaten dedi. Birden gözlerim açıldı, şaşırmıştım açıkçası. Gözümü uzun süre yerden alamadım. Serhat amca gençleri görüştürelim dedi. Bir odaya geçtik kız konuşmaya başladı. Önceki görüştüğüm kız gibi ne varsa her şeyi istiyordu. Konuşmasını çalan telefonu böldü. Açıp konuştu, kapattı. Tekrar çaldı konuşup kapattı. Sonra tekrar… Dayanamadım arayan kim diye sordum. Eski nişanlısıymış, ayrılalı on gün olmuş. Neden ayrıldıklarını sordum. Çay bahçesinde bir erkekle otururken görmüş sonra tartışmışlar, tartışma büyüyünce de ayrılmak zorunda kalmışlar. “Oturduğun kişi kimdi ki?” dedim. Çalıştığı yerdeki müşterilerinden biriymiş. Demek önceden çalışıyordunuz? “Evet, ben masörüm”, dedi. Şoktan şoka giriyordum. Beş dakikada bilmediğim bir sürü şey çıkmıştı. Evlilik amacını sordum. Nişanlısı çok rahatsız ediyormuş farklı bir hayat, farklı bir ortam istiyormuş. Açık konuşmak gerekirse hava değişimine ihtiyaç duymuş. Daha fazla dayanamayıp izin istedim, kalktım. Ben sadece Saliha bir eş istiyordum. Annemle nezaketle evden ayrıldık. Daha sonra öğrendim ki: Serhat amca arkamdan bir sürü laf etmiş. Gülümseyip: bugün öven yarın söver, dedim içimden. Artık evlilik düşüncesinden vazgeçmek üzereydim. Haftalardır dışarı çıkmıyordum. Akşamları hava almak için balkonda oturup hakikat kitapevinin kitaplarını okuyordum.(Sayfamızda paylaşım yaptığımız Mektubat kitabı ve kaynak olarak kullandığımız kitapların kitabevidir). Karşı komşumuz gece çalıştığı için akşam dokuz gibi evden çıkıyordu. On yaşındaki oğlu da babasının peşinden her gece ağlayıp dururdu. Ablası çocuğu oyalamak için balkona çıkarır ve her fırsatta benimle konuşmaya çalışırdı. Bu sık sık tekrar etmeye başlayınca bunaldım artık bir akşam kıyamet ve ahiret kitabını alıp aynı saatte balkona çıktım. Beni görünce o da balkona çıktı. Bir konu bulup yine konuşmaya başladı. ”Her akşam kitap okuyorsun nedir onlar?”. İşte beklediğim fırsat gelmişti: okumak istersen vereyim deyince, olur dedi. Besmele çekip iki üç metre uzaklıkta ki kıza kitabı attım. “Hadi gir de evde okumaya başla” dedim. Kitabı okumuş olacak ki bir daha balkona çıkmaz oldu. Evlilikten vazgeçmiştim bir eş bulmak bana uzak görünüyordu. Aradan aylar geçmişti. O zaman zarfında annemle birkaç kızla daha görüşmeye gittim; fakat netice aynı değişen bir şey yoktu. Bir salı akşamıydı içim çok daralmıştı, adeta boğuluyordum. O gece iki rekât namaz kılıp yattım. Acayip bir rüya gördüm. Birine bu rüyayı anlatmalıydım. O akşam balkonda dolunayı izlerken telefonum çaldı. Gözüm dolunayda, telefonu cebimden çıkarttım. Kimin aradığına bakmadan kulağıma götürüp telefonu açtım. Arayan ses tanıdıktı. Fakat o günden sonra hayatımın değişeceğini nereden bilebilirdim ki.
      
    Arayan, en yakın arkadaşım Aliydi. Canı sıkılmış beni çağırıyordu. Abdest aldım evin yakınındaki çay bahçesine gittim. Çocukluğumuzdan konu açıldı sonra gördüğüm rüyayı anlatmak istedim. Tozlu bir köy yolunda gidiyordum. Elimde bir tane kılıç vardı. Etrafımda ise bir sürü yılanlar… Yılanlar bir metre kadar yükseltmişler kafaları yukarıya doğru… Hepsi üzerime atılmak için zaman kolluyorlardı. Kılıçla kendimi savunuyordum. Bana yaklaşanları kılıçla öldürüp ilerliyordum. İleride uyuyan biri vardı. Bilmediğim bir ses işittim; ama ortalıkta kimse yoktu. Uyuyan kişiye baktım. O ses; yatan kişi Musab bin Umeyrdir, dedi. Sonra ileride giden iki kişi gördüm biri peygamberimizdi diğerinin kim olduğunu göremedim. Ali rüyamı yorumlamaya başladı. Düşmanlarını yenerek iyi bir neticeye ulaşacaksın dedi. Konu yine evliliğe geldi.Başımdan geçenleri anlattım.Dertliydim bu konuda, benim eşim dünyaya bağlı olmamalıydı; sadece dünyalık uğruna yaşamamalıydı. Ali sıkıntılarımı uzunca dinledi. Bu sefer o konuşmaya başladı. Evden çıkarken annem, bizim mahallede bir kız varmış onunla seni görüştürmek istiyorlar. Yok, Ali, bundan sonra kimseyle kolay kolay görüşmek istemiyorum” dedim. “Kızda pek istekli değilmiş zaten” dedi. Niye diye sordum. O da birkaç kişiyle görüşmüş daha sonra evlilikten iyice soğumuş. Ali ’ nin annesi ısrar edince de olur görüşelim demiş. Tamam dedim, yarın gideriz diye sözleştik. Rüyam gerçek mi olacaktı acaba. Bu zamana kadar sabrettim önüme gelen engelleri Allahü Teâlâ’nın izniyle aşmıştım. Ali ile vedalaşıp eve geldim. Konuyu anneme açtım. Yarın görüşmeye gidecektik. Çok heyecanlıydım. Sabah erkenden kalkıp giyindim. Heyecanım dinmek bilmiyordu. Evin içinde bir sağa bir sola yürüyüp duruyordum. İlk defa bu kadar heyecanlıydım. Öğle namazını kıldıktan sonra annemle yola koyulduk. Ali, bizi kızın evine kadar götürdü. Kapıyı çaldım. Kapıyı babası açtı eve buyur etti. Biraz sohbet ettik. Söz asıl konuya geldi. Kızın babası; evladım benim söyleyeceğim bir şey yok sen kızımla konuş bu konuları dedi. Şaşırmıştım gerçekten çünkü ilk defa böyle bir durumla karşılaşıyordum. İlk defa dünyalık bir konu açılmamıştı. Bir odaya aldılar beni kızla görüşecektim. Sandalyeye oturdum ellerim masanın üzerinde avucumun içerisinde ise terleyen ellerimi silmek için bez bir mendil vardı.Kız odaya girdi.
    Nurani yüzlüydü. Önüne bakarak konuşmaya başladı. Diğer kızlar gibi bilezikten, gelinlikten girmedi konuya. İlk sorusu namazdan oldu.
    Bana namaz kılıyor musun? Demedi. Namazı kaç dakikada kıldığımı sordu. Mesela öğle namazın kaç dakikada bitiyor dedi. On beş dakika civarında diye söyledim. Memnun oldu; sonra birikmiş ne kadar paran var? Deyince önceki görüştüklerim gibi konuşmaya başlayacak herhalde dedim.”45 bin lira var”. “Paranın zekâtını veriyor musun? “deyince yanlış düşündüğüm için utandım. Evet, veriyorum dedim. Konuşmasına ağır ağır devam etti. “Sizden önce üç kişi ile daha görüştüm hepsi de zengindi, güvendikleri tek şeyleri paralarıydı. Bütün konuşmaları paraya, zenginliğe dayanıyordu. Dine ait hiçbir bilgileri yoktu ve namaz bile kılmıyorlardı. Size ilk sorum namaz oldu; çünkü namazı doğru olan ve huşu içinde kılan bir insandan zarar gelmez. Ailesinin hakkını gözetir; haksızlık yapmaz. Herkes için en iyisini en güzelini ister. Kimseyi hor görmez ve ezmez. Böyle insanı bütün mahlûkat sever, mahlûkatın sevdiğini de Allahü Teâlâ sever. Allahü Teâlâ’nın sevdiği kul ise makbul olunan kuldur”, dedi ve konuşmasına devam etti. Zekâtı sordum; çünkü o parada fakirlerin hakkı da var. Fakirlerin hakkını gözetmeyen eşinin hakkını da gözetmez. Allahü Teâlâ ondan nasıl razı olur ki… Ne kadar doğru konuşuyordu. Konuşmaları beni çok mutlu etmişti. Dünyalık bir şey istemiyorum diye devam etti. Yan taraftaki kitaplığı göstererek okuduğu kitapları gösterdi. Görünce çok mutlu oldum; çünkü benim okuduğum Ehlisünnet âlimlerinin kitaplarını okuyormuş. Ben kızarıp terliyordum nedense, elimdeki bez mendil de iyice ıslanmıştı. Benim ise kıza soracağım bir şey kalmamıştı. Ben sormadan her şeyi anlattı. Son olarak annemle konuşmak istedi. Ben dışarı çıkmak için ayağa kalkınca elimdeki mendil yere düştü. Yere göz gezdirdim ama göremedim; dışarı çıktım. Annemle de on dakika kadar içeride konuştular. Annem çıkınca evden izin isteyip ayrıldık. İki tarafta birbirinden memnun olmuştu. Anneme içeride ne konuştuklarını sordum. Anneme nasıl davrandığımı ailemle olan ilişkilerimi sormuş; çünkü anne ve babanın razı olmadığı bir evlattan Allahü Teâlâ razı olmazdı. Eve gidince konuyu babamla konuştuk çok sevindi. Abdest aldım. Odam da iki rekât namaz kıldım. Birkaç gün önce gördüğüm rüya aklıma geldi. Elimdeki sabır kılıcıyla zorlukları aşmak nasip olmuş ve sonuca ulaşmıştım. Bugünden itibaren düğün hazırlıklarına başlayacaktık.
     
    Söz kesilip aileler arasında yüzük takıldı. Düğün konusu biraz sıkıntılı olmuştu. Akraba tarafı çalgılı olmasında ısrar ediyor; ben ise dini yönden uygun olmayacağını anlatmaya çalışıyordum. Ben yumuşak huylu oldukça onlar daha fazla üzerime geliyorlardı. Onlara göre düğün çalgılı olurmuş. Cenaze evi gibi dualar edilip mevlit okutulmazmış. Ne yapacağımı şaşırmış ve iyice bunalmıştım. Defalarca haram olduğunu anlatsam da çalgısız olması gerektiğini kabul ettiremiyordum. Bir akşam evde akrabalarla toplandık. Bu konu hakkında konuşuyorduk. Bir şartla isteğinizi kabul ederim deyince hepsi şaşırdı. Herkes gözlerini bana çevirmiş ne diyeceğimi bekliyorlardı. Öldüğümde mezara benimle girecek olan varsa ve benim yerime hesap vermek isteyen olursa kabul edeceğimi söyledim. Kimse yüzüme bakmıyordu. Utanmışlardı açıkçası. Bu konu da böylece kapamıştı. Bir perşembe günü kız tarafıyla sözleşip düğün alış verişine çıktık. Nişanlım sanki yanımda köle gibi duruyordu. Ben ne göstersem olur beğendim diyordu. Bir insan bu kadar mı mütevazı bu kadar mı ince olabilirdi. Onun bu durumunu gördüğüm zaman ben en kaliteli en güzel olan eşyaları alıyordum. Onu mutlu etmek için elimden geleni yapmak istiyordum. Evimizi döşemiştik her şey çok güzel gidiyordu. Düğün günü gelip çatmıştı. Adeta heyecandan ölecek gibiydim. Elim ayağıma dolaşıyordu. Düğün tam istediğim gibi olmuştu. Evliliğimizin ilk yılları diğer evlikler gibi tartışma ya da kavga ile geçmiyordu. Biz İslam’ın etrafında birleşmiştik. Hiçbir sorunumuz da olmuyordu. Eşimin zekâsına, güzel ahlakına, güler güzüne hayrandım. Onsuz zaman geçmiyordu. İşteyken fırsat buldukça arıyordum. Sesini duyunca da çok mutlu oluyordum. Konuşmasında içimi rahatlatan bir tesir vardı. Bunu nasıl yapıyordu bir türlü anlayamıyordum. Eve gittiğimde beni her zaman güler yüzlü karşılardı. O anda bütün yorgunluğum giderdi. Yemek hazırlarken yardım ederdim. Sen otur yorgunsun der, ben de içeri gidip otururdum. Onun üzülmesini hiç istemiyordum. Her ne isterse yerine getirmek için can atıyordum. Benden bir şey istesin diye gözlerinin içine bakardım. Arada bir arabamla gezerdik. Yine bir gün gezmek için çıkıp arabaya bindik. Dönüp bana baktı. Sabır çok güzeldir, sabır insanı bu araba gibi ulaşmak istediği yere götürür dedi. Neden böyle bir şey söylediğini anlamamıştım. Birkaç gün önce yatak odasının kapısı bozulmuş, kilidi zor açılıp kapanıyordu. Geçen gün mahallemizde hırsızlık olayı olduğu için odamızın kapısını kilitliyorduk. Bir haftadır eşimin midesi bulanıyor bunun içinde geceleri sık sık kalkıyordu. Benim uykum çok hafif olduğu için hemen uyanıyordum. O gece tekrar midesi bulanmış olacak ki kalktı. Kalktığını hissedip gözlerimi açtım ama uyandığımı anlamadı. Yavaş yavaş kapıya doğru ilerledi; fakat o anda gözlerime inanamayacağım bir olay gerçekleşti.
     
    Ben rahatsız olmayayım diye kilitli olan kapının anahtarına bile dokunmadı. Kapı kilitliydi. Eşim” Bismillahirrahmanirrahim” dedi ve kapıyı açmadan dışarı çıktı. Bu durumu görünce kalbimin atışları hızlandı; terlemeye başladım. Yataktan kalktım. Gözlerimi kapıya odaklanmıştı. Yatak odasının camından lavabonun ışığı belli oluyordu. Lavaboda elini yüzünü yıkayıp ışığı söndürdü. Ben hemen yatağa yatıp uyuyormuş gibi yaptım. Eşim kapıyı açmadan odaya girdi. Kalp atışlarım iyice artınca dayanamayıp uyanmış gibi yaparak yatakta doğrulup oturdum. Eşimin yüzüne baktım. Âdeta yüzü nurlanmış parlıyordu. Uyandığımı görünce gülümseyerek yüzüme baktı. Ne yapacağımı ne diyeceğimi bilemedim. Rahatsız mı ettim, diye sordu. Yok, çıktığını bile duymadım deyince gülümsedi ve yattı. İşe gittiğimde sürekli o anları düşünüp duruyordum. Bu nasıl olabilirdi? Akşam eve gittiğimde zile basmadım ve kapıyı anahtarımla açtım. Kapıyı açtığımda eşimi karşımda buldum. İşten geldiğimde kapıyı açmak için bekliyormuş. Selam verip içeri girdim. Elimi yüzümü yıkayıp sofrayı hazırladık. Yemeği yedik. ”Bugün neden durgunsun, bir şey mi oldu?” diye sordu. Cevap veremedim. Dün geceki olayı nasıl sorabilirdim ki. Sana bir şey söyleyeceğim diyerek elimden tutup beni ayağa kaldırdı. Gözlerinin içine bakıyordum. “Buyur söyle” dedim. ”Ben hamileyim” dedi. Ondan sonrasını hatırlamıyorum anda ayaklarım boşaldı. Düşüp kalmışım yerde. Yarım saat sonra kendime geldiğimde eşim yanı başımda oturuyordu. Yattığım yerden doğrulup eşime bakınca, utanıp yüzünü yere çevirdi. Bu habere o kadar sevinmiştim ki anlatamam. Akşamları işten eve gelirken bebek eşyaları alıyordum. Gece yattığımızda eşimle hep hayal kurup duruyorduk. Çocuğumuz belli bir yaşa geldiğinde ilk hangi kitabı okumalıydı? İlk önce namaz kitabındaki bilgileri mi öğrenmeliydi? Ondan sonra hangisini okutsak acaba İslam Ahlakını mı? Herkese Lazım olan İmanı mı okutsaydık? Yok, yok ilk önce halifelerin menkıbeleriyle kalbini yeşertmeliydi. Benim evladım Ehli Sünneti savunan Ehli Sünneti yaymak için çabalayan bir kul olmalıydı onu bu şekilde yetiştirmeliydik. Her akşam belli bir zaman dilimi içerisinde eşimle İmam-ı Rabbaninin mektubatını okuyorduk. Bir akşam okurken yorgunluktan gözüme ağrı girince eşime rica edip sesli okumasını söyledim. Gözlerimi dinlendirmek için kapattım. 212. Mektubu okuyordu. Bir ara gözlerimi açtım elindeki kitap kapalıydı.
    Gözlerimi açtığımı görünce hemen kitabı açıp gözlerini kitaba dikti. Anladım ki o kadar sayfayı ezberlemiş ve ezberinden okuyordu. Okuduğu mektup bitince durdu. Mektubatı bu zamana kadar kaç defa okudun diye sorunca bilmiyorum dedi. Peki, kitabı bitirmen ne kadar sürüyor? Bir hafta diye cevap verdi. Anladım ki eşim manevi derecelere yükselmişti. Beni rahatsız etmemek için kapıyı açmadan çıkması bir kerametti. O günden sonra eşime olan hürmet ve saygım daha da arttı. Eşim bir evliya idi. İlmihal okuduğumda anlamadığım yerleri eşime soruyordum. Öyle güzel açıklayıp anlatıyordu ki hayran kalmamak mümkün değildi. Hikmetini bilmediğim en ufak bir davranışını görsem soruyordum. O da hemen açıklar; “ilmihalin şu sayfasında yazıyor” derdi. Her haline sabrediyordu ve her haliyle de şükrettiği ortadaydı. İslamiyet’i yaşayan bir numune vardı karşımda, bu yüzden Allahü Teâlâ’ya her saniye şükretsem az gelirdi. Eşimin birkaç kerametini daha görünce dayanamadım, artık ne pahasına olursa olsun bu konuyu konuşacaktım. Her zamanki gibi işten geldim. Yemek yedik. Konuyu konuşmak için eşimi karşıma aldım. Giderek büyüyen bir heyecanla yavaş yavaş konuşmaya başladım.
      “İslamiyet’in en ince kurallarına en güzel şekilde dikkat ediyorsun. Konuyu uzatmak istemiyorum” dediğim anda eşim konuşmaya başladı. “Sabır güzel şeydir. Sabrederken şükretmek daha güzeldir. İnsan her haline sabreder ve şükrederse Allahü Teâlâ ona daha iyilerini ihsan eder”. Artık ağzımdan tek kelime çıkmıyordu. Eşimde konuşmasını bitirmişti. O günden sonra ona olan davranışlarım da daha dikkatliydim. Onu kırabilecek her şeyden uzak duruyordum. Bir akşam annem aradı. Komşu kızının iki gün sonra düğünü varmış. Beni de davet etmişler. Eşimle birlikte düğüne gittik. Her şey İslam’ a uygun düzenlenmişti. Erkekler ve bayanların yerleri farklı bölümlerdeydi. Düğündeki İslam’a uyma titizliğini görünce çok sevindim. Bir akşam kendisine balkondan kıyamet ve ahiret kitabı verdiğim kız aklıma geldi. On dakika sonra küçük bir çocuk geldi. O kızın kardeşiymiş. (Babası işe giderken arkasından ağlayan çocuk.) “Abi eğilir misin?” dedi. Eğildim, kulağıma ablasının, bana çok teşekkür ettiğini söyledi. Onun bu duruma gelmesine ben vesile olmuşum. Bunu öğrenince çok sevindim. Eşim hamile olduğu için düğünde fazla kalamadık; eve gittik. Aradan aylar geçmiş ve eşim doğum yaptı ve oğlum olmuştu. Hayatımızdan çok memnunduk. Eşimle her akşam kitap okumaya devam ediyorduk. Eşime; üstadım diye hitap ediyordum benim üstadımdı. Dünya ve ahiret saadetim için en büyük vesileydi. Geceleri rahatsız olmasın diye oğlumuz ağlayınca onu alıp başka odaya gidiyordum. Aradan iki yıl geçmiş oğlumuz büyümüştü. Eşim her fırsatta sabır ve şükretmemi telkin ediyordu. Bir zaman sonra eşim hastalandı. Zamanımızın çoğu hastanede geçiyordu. Eşimin hastalığı artmış, benim ise elimden bir şey gelmiyordu. Bir akşam işten eve geldiğimde kapıyı çalmama rağmen açmadı. İçeri girdim içeriden bilemediğim mükemmel bir koku geliyordu. İçeri girdim eşim yatıyordu. Uyuyor sandım. Uzun zaman uyanmayınca gidip uyandırmaya çalıştığımda vefat ettiğini anladım. O anda yıkılmıştım. İçim yanmıştı. Gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Annemi aradım gelmesini istedim. Eşimi, diğer gün defnettik. Eve girdiğimde burnuma gelen o güzel koku mezardan da gelmeye başladı. Her gittiğimde o kokuyu duyardım. Onu çok özlüyordum. Canım eşim, üstadım vefat etmişti. Söylediği gibi yapmaya çalışıyor sabretmekten başka çare bulamıyordum. Her an onu düşünüyordum. Aylar sonra eve girmek için cesaretimi topladım. Gözlerim doldu; ağlamaya başladım. Balkona çıkıp sandalyeye oturdum. Dolunay vardı. Ali’nin beni aradığı o akşam aklıma geldi. O akşam da aynı dolunay vardı. Gözlerimden yaşlar akarak dışarıya çıktım. Üstadımın, eşimin mezarına gittim. Saatlerce ağladım. O güzel kokuyu tekrar hissetmeye başladım. Arkamdan bir el omzuma dokundu. Arkama döndüm; eşim nurlar içinde arkamda duruyordu. Heyecandan bir şey söyleyemiyordum. Başım dönmeye başladı; bayılmışım.
    Uyandığımda sabah ezanı okunuyordu. Kalktım etrafıma baktım. Eşimi gördüğüm anda sabret dediğini hatırladım. Camiye gidip sabah namazını kıldıktan sonra dışarı çıkarken cebimde bir şey olduğunu fark ettim. Elimi cebime attım; bir tane mendil vardı. Eşimin evinde ilk konuştuğumuz zaman avucumun içindeki mendil, ayağa kalkarken yere düşmüştü; bulamamıştım. Eşim bulup saklamış. Mendilin bilmediğim şekilde çok güzel bir kokusu vardı.
    BU GERCEK BİR HİKÂYEDİR. LAKİN GERÇEKLİĞİNİ SORMADAN HİKÂYEDEN BİR HİSSE ALMAKTIR ÖNEMLİ OLAN, HİSSE ALANLARA NE MUTLU!
     BU HİKAYENIN YAZARI, YAZININ SONUNA EKLEDİĞİ CÜMLELER İSE ŞÖYLEDİR…
     
    ( Bu yaşananları babamın günlüklerinden derleyerek sadeleştirdim. Hikâyede anlattığım kişiler annem ve babama aitti. Doğan o çocuk bendim. Sabır ve şükür insanı en üst derecelere yükseltecek kanatlardır.) Allahü Teâlâ herkese böyle eş nasip eylesin. SON.
     
    (Kıymetli vaktinizi ayırıp okuduğunuz için çok teşekkür ediyorum. Bekâr ve evli kardeşlerimizin bu kıssadan hisse alacağına inanıyorum. Bu hikâyedeki Saliha hanıma bir Fatiha bağışlamayı da ihmal etmeyelim lütfen.)
     MUSTAFA KUŞ