• “Kargaca”

    Gak diyor karga,
    Bak, diyor şairler.

    Bak, diyor karga,
    Gak diyor şairler.

    Anlayana açık, anlamayana örtük...

    Neden karga?
    Niye bu kadar karga!
    İnsan olmaya kalkışan kargadan kılavuz çıkar mı?

    5 puanı kitabın kapak tasarımına ve ayrıca “geceyarısı kitapları”nı çok sevdiğim için (bu serideki ilk hayal kırıklığım)veriyorum.Yoksa puanı bırakın hiç bir şey anlamadım ki kitaptan, niye böyle bir kitap yazma ihtiyacı hissetmiş yazar onu da anlamadım. Şu kitabı bir A4 kağıdına yazıp arkadaşlarıma versem ben yazdım diye, çok kitap okuduğum için delirdiğimi ve artık saçmalamaya başladığımı düşünürler.
    Okuyup da bir şey anlayan bana anlatsın lütfen, belki de ben anlamamışımdır, olur ya belki de okuduğum kitabın yanında gitmemiştir,ne bileyim belki de yanlış zamandır.

    Yazar kitapta karga sevgisini işlemiş, karga ve sevgi de olabilir. Kargalarla ilgili diğer yazarların örneklerini anlatmış.Kitapta sürekli kendi tezlerini başka yazarların sözleriyle destekliyor, sürekli örnekler vererek anlatıyor Enis Batur, bu okuduğum ikinci kitabı ve ikisinde de öyle.

    Kütüphane kitabını ne kadar çok sevdiysem bu kitabınıda o oranda sevmedim.

    Antologya bölümünden birşeyler paylaşayım sizinle:

    Hello Raven
    Hello Karga
    Sabah-ı şerifleriniz good morning olsun
    Rayıha-yı keriham burnuna dolsun
    Çıttara mıttara
    Çıtı pıtı pıttara
    Basmaz mısın mantara :)))

    Bir de sayfa 37’de şu değişik gelmişti:
    “Can Yücel, aydın olanını antolojim için seçtiğim şiirde La Fontaine’i amuda kaldırmış, ordan ta e=mc2 ‘ye elele gitmişler(di).
    Sanatı sittirettik!”

    Okuyan bana yardımcı olabilir,Sevgiler :)
  • “Kendinize duyduğunuz kötü sevgi bir zindana dönüştürür kimsesizliğinizi.”
  • Bu kitabı bulduğunuz yerde alın.

    Bu kitabı alın ve okuyun.

    Bu kitap okullarda ders kitabı diye okutulsun.

    Bu kitabı anne babalar çocuklarına anlatsın.

    Bu kitap askeriyeye girecek herkese okuması için şart koşulsun.

    Bu kitap bilinsin, lütfen…

    22.baskısı tükenmiş olan kitabı 21.baskısı döneminde almıştım. En azından bir sene kadar önce olduğu için çok hatırlamıyorum ne vesile olmuştu da almıştım bu kitabı bilmiyorum ama aldığım için, okuduğum için, yazdığım için (ve okumanıza vesile olursam da) çok mutluyum ve şükür ediyorum. Büyük bir okuma birikimim yok, okuduğum kitaplar arasında da okuduğuma pişman olduğum sadece bir kitap var galiba. Buraya kadar okuduklarınızla; sen zaten tüm kitapları böyle beğeniyorsun deme ihtimaliniz de yüksek o sebeple.

    Psikolojik Savaş’ın farkını anlatayım: Sizi en az 10 yıl önce gelecek hakkında uyaran bir kitap. (Uyarmış ya da.) İçerisinde her gün yüzlerce kez maruz kaldığımız ‘savaş’ örneklerini “ben hiç bunu düşünmemiştim” noktasında öğreniyorsunuz. Evet, biz kesinlikle bunları düşünmemiştik. Çünkü biz bu teknolojinin, bu kolaylığın, bu savaşın avuçlarına doğduk ve hiç bunlar olmadan bir hayatın nasıl olduğu ayırdımına varamadık. Öğrenmek için bize harika bir 352 sayfa sunan Nevzat Tarhan’a ne kadar teşekkür etsek azdır. İnsan psikolojisini adım adım her noktadan ele alıp küresel hale getiren kitapta; askeri psikolojik savaş, propaganda ve beyin yıkama, direnme, kültür ve psikolojik savaş, insan ruh halleri (kavga çıkaran kimlikler) başlıkları ve dahaları var. Sizi tatmin etmeyen hiçbir başlık yok. Anlamayacağınız, ne alaka diyeceğiniz hiç ama hiçbir satır yok kitapta. Tarihte yaşanmış örnekleriyle, ülkemizde yaşanmış halleriyle, bizim eksikliklerimizi dile getirmekten asla çekinmeyen çarpıcı üslubu ve ihtiyacımızı açıkça dile getirmesiyle gerçekten harika bir kitap yazmış Tarhan. Özgürlüğe, hakkı savunmaya, duygu eğitimine ve diyaloğa verdiği önemi kitapta sık sık vurguluyor. Zihnimizin derinlerine işlemiş ve hesabını sormadığımız bir çok yanlışı en nazik şekilde fark ettiriyor bize. Duygu eğitimi için diyor ki: “Dekart, ‘Düşünüyorum öyleyse varım’ diyerek duyguları önemsememişti. Zeki ama başarısız, bilgili ama ahlaksız insanların çoğalması, duyguların eğitimini ön plana çıkardı. Duyguların eğitimi şansa bırakılmamalıydı.” (Sayfa 116) Bu verdiğim en basit örneklerden birisi. Tarih ve siyaset arasından harmanlanıp gelmiş bu kitabın size katacak çok şeyi var. Senelerce evvel yazılmış olmasına rağmen, o zamanın sorunlarından bugüne ulaşmış ileri görüşlü bir eser. Kitabın ağır olmasından çekinmeyin, anlaşılmazmış hissi vermesin size. Hepsi ön yargı olabilir sadece. Olağanca duru ve samimi bir kitap. Bulduğunuz ilk fırsatta okumanızı tavsiye ediyorum. Benim için kitabın manşeti olacak kadar çok paragraf var ki, seçmekte çok zorlandım. Ama galiba beni biraz da mahsun bırakan bir alıntıyı sizinle paylaşıp kaçıyorum.

    “Öte yandan, ABD ve İngiltere menşeli bazı aydınlar, insanlığın yüce değerlerine kavga ile değil uzlaşma ile ulaşılacağını, Sparta modeli yerine Atina modeli olan demokrasinin çözüm olduğunu görmeye başladılar. Batı böyle felsefi bir anlayış içerisinde iken Müslüman dünya ortaya bir model çıkaramadı. Arap yarımadasındaki, Mısır ve Pers İmparatorluğundaki Pagan kültürü yok eden; savaş; kan dökme ve ırkçılık yerine barış, uzlaşma ve yardımlaşmayı getiren İslam dini, bu zamanın Müslümanları tarafından yeterince ifade edilemedi. Böylece ‘özgürlük, sevgi, merhamet, uzlaşmacılık’ gibi semavi mesajlardan alınan değerleri Batı kendisine mal etti.” (Sayfa 275)
  • Aşkın veya sevginin ne olduğunu anlamak istiyorsak sevilene değil, sevene bakmalıyız. Sevilen; güzeldir, mutludur, üstündür. Seven ise böyle değildir; eksiktir, kusurludur ve mutsuzdur. Bundan dolayı o sevilenin peşinde koşar, onu elde etmek, böylece yoksulluk ve eksikliğinden kurtulmak ister. Sevilen şey iyi, güzel, mükemmel bir şey olduğu için de "sevgi en genel anlamda iyi olanı, güzel olanı aramak ve böylece mutlu olmak arzusu" olarak tanımlanabilir.
  • Şimdi olsaydı tutacaktım ellerini, en sevme getiren sözlerimi en içten söyleyecektim sıkılmadan. Bu rakının kötü kokulu bir içki olduğunu en güzel hatırlatan adamların ortasında öpüverecektim ağzından usulca. Varken bir böyle olurdu. Susar, sigara içer, en olmadık konulardan konuşurduk ya da. Bir anlık mutluluk bile değildi bu. Bizi bile ilgilendirmeyen bir saçmaydı. Bir ellerdi o bana, varken alabildiğine var, yokken alabildiğine yok eller, gözlerdi.
  • Bundan daha güzel müjde mi olur?
    Merhaba diyorsun telefonda sen,
    Sen ki konuşursun derdim mi kalır?
    Nasılsın diyorsun telefonda sen...Bu gece misketi çaldırmaz mıyım,
    Başkenti ayağa kaldırmaz mıyım,
    Sesini duyup da çıldırmaz mıyım!
    Delisin, diyorsun telefonda sen...Sağlığını düşün herşeyden önce,
    Kendine iyi bak içme her gece
    Seni Seviyorum, hem de delice!
    Bilesin, diyorsun telefonda sen...Mutluluk ne kadar kolaymış meğer,
    Sevginin kadrini bilseydik eğer,
    Kim ne derse desin, çekmeye değer,
    Çilesin, diyorsun telefonda sen...Çoktan terk ederdim, bu şehri, çoktan,
    Arar diye caydım her yolculuktan,
    Dostlar ne âlemde, çoluk çocuktan
    Ne haber, diyorsun telefonda sen...Sabrımı yenmese hasret nöbetim,
    Arayıp sormaya yoktu niyetim.
    O anda hapşırdın, çok yaşa dedim,
    Beraber, diyorsun telefonda sen...Albümde görünce aklıma esti,
    Berbere uğradım dün akşam üstü,
    Resmime bakarak saçımı kesti
    Severdin, diyorsun telefonda sen...Sevgi bu, insanı böyle inceltir,
    Aklın ermediği yere yöneltir.
    Sen de şiirlerinde böyle yüceltir,
    Överdin, diyorsun telefonda sen...Biraz da fedakâr olsaydın keşke,
    Ne verdin destanlar yazdığın aşka?
    Ömründen üç gece, hepsi bu, başka?
    Ne verdin, diyorsun telefonda sen...Hem içme diyorsun, içme de çıldır!
    Hem de kalk şu anda bir kadeh doldur,
    Hadi sağlığına şerefe kaldır,
    Çınçınlat, diyorsun telefonda sen...Bu yıl kurak geçti, bahar da yaz da,
    Erik de olmadı, dut da, kiraz da,
    Neler söylüyorum, lütfen biraz da,
    Sen anlat, diyorsun telefonda sen...Ne söylersen söyle, sen ne dersen de!
    Anlat düşmanımı düşte görsen de!
    Bir sigara yaksam, izin versen de;
    Devam et, diyorsun telefonda sen...Seni dinlemekten güzel şey mi var?
    Çölde şırıl şırıl akan su kadar,
    Yeter konuştuğum, benden bu kadar,
    Merhamet, diyorsun telefonda sen...Gelirsem görünme, kendini gizle,
    Seni yağmalarım, yerim bu hızla!
    Yerin kulağı var, açılma fazla,
    Orda kal, diyorsun telefonda sen..Canım ne istiyor şu anda bilsen?
    Ah mümkün olsa da bulup da gelsen,
    Kendi ellerinde incecik dilsen,
    Portakal, diyorsun telefonda sen...Afedersin bazen sapıtıyorum,
    Böyle saçma sapan lâflar ediyorum,
    Kapı çalınıyor, kapatıyorum,
    Hoşçakal, diyorsun telefonda sen...