• Ama dediğim gibi, en büyük hatam insanlardan cümlelerimi bitirmelerini beklemekti. Hayatımın belli bir dönemine kadar hep böyle yaptım zaten. Gözlerinin içine baktım beni bilsinler diye. Kadınlardan bunu bekledim. Birisi gelip, evet ben seni tanıyorum desin diye bekledim. Ve o kadına aşık olacaktım. Sırf bu sihirli gün için bir sürü diyalog hazırlamıştım kafamda. Ama sonra anladım ki böylesine insanlar yoktu. Olsalar bile kitap okumuyorlardı. Kimseyi tanımıyorlardı.
  • “Bizim hakkımızda yazabileceğim daha pek çok hikâye var. Ancak anlattığım hikâye bu. Anlatmamı istediği hikâye bu. Sözümü tuttum. Dünyanın kara ormanına dalan Hansel ve Gratel gibiydik. Asla hayal bile edemeyeceğimiz cazibelerin, cadıların ve iblislerin yanı sıra ancak bir kısmını hayal ettiğimiz ihtişamlarla karşılaştık. Bu iki genç adına hiç kimse ne konuşabilir ne de birlikte geçirdikleri günler ve geceler hakkında doğruyu söyleyebilir. Bunu sadece Robert ile ben anlatabiliriz. Onun deyişiyle, bu bizim hikâyemiz ve o gittiği için, bunu size anlatma görevini bana bıraktı.”

    22 Mayıs 2010

    Vay be... Yani vay be. Hayatına sadece ucundan tanık olduklarımın bile mi ölümü içimde boşluk bırakır? Bu satırları yazarken yine Robert’ın artık hayatta olmadığını hatırlayıp boşluğa düştüm. Neyse el yazması müsveddemi geçirmeye devam ediyorum. Son 6 satır planda yoktu.

    Bu paragraf için şimdiden özür dilerim. İçeriği özetlemede iyi değilim ama yazmam lazım. Kitap neyle ilgili, onu bi belirtelim de sonra bende uyandırdıklarına geçelim. Önceki incelemelerimde de hep söyledim bu özetleme işinden nefret ederim. Kitap ünlü sanatçı Patti Smith’in 1970’lerde başlayan rock hikâyesini ve hikâyesine dahil olan başta Robert Mapplethorpe olmak üzere belki ismini önceden de bildiğimiz ünlü sanatçıları, sayısız ve tarifsiz maceralarını, yaşadıklarını anlatıyor.

    Al işte, bu cümleden sonra kimin okuyası geldi kitabı? Ne kadar soğuk, resmi, sığ ve klişe bir özet. Umarım incelemenin devamında fikrinizi değiştiririm. Gerçekten bu kitaba aç kurtlar gibi saldırmanızı isterim.

    “İsa birilerinin günahları için öldü ama benimkiler için değil.”

    Bazen bir kitap okursun ve o denli etkilenirsin ki bir süre normal hayatına devam edemezsin. Ruhuna, kalbine dokunur. Seni içinde olduğun dünyadan çekip alır, hiç gitmediğin bambaşka diyarlara, hiç girmediğin denizlere sokar. Sonra kitabı bitirirsin pat diye kendi hayatına tekrar düşersin. Bi süre afallarsın, sonra bu yavan hayatına tekrar adapte olmaya çalışırken başka bir kitaba başlarsın falan filan. Bu kısır döngü böyle tekrar ediyor bende. Kitabı okurken öyle yoğun duygular yaşadım ki içimden taşacaklar gibi hissettim. Bu hislere bir şekilde can vermek, kelimelere döküp somutlaştırmak istedim. Etkilerinin azalacağını biliyorum. Bir gün unutacağımı biliyorum ama yaşarken yazmak, kendi tarihime not düşmek istiyorum.

    Ben bu kitapta yaşadıklarını anlatan kızı tanıyorum. Zaman zaman ne kadar garip, ne kadar yabancı, ne kadar güçlü, ne kadar yıkık ve bozguna uğramış hissettiğini biliyorum. O asi ruhunun doyumsuzluğunu, hırçınlığını, merakını ve içini ısıran başarma isteğini biliyorum. Sayfalar ilerledikçe ne kadar çok benzediğimizi daha çok anladım. Benimkine benzer bir ruhun hissettiklerinden eserler oluşturup dünyada iz bırakmasını görmek o kadar güzel ki. Patti bir sanatçı... Gerçek bir sanatçı. İzleyin, bu yoğunluk sizi de sarsacak mı merak ediyorum: https://youtu.be/qEMPztSY-Ns Bu sadece bir şiiriydi. Kitabı okuduktan sonra onun müziğine de ilgi duyup şarkılarını dinleyeceğinizi düşünüyorum. Birkaç şarkısının hikâyesi de var kitapta. Bir şarkıyı, hikâyesini bilip dinlemek de güzel bir histir bazılarınız bilir. Canlı performanslarına da göz atmanızı öneririm. Bu kadar güçlü, hisli bir sesi ömrümde çok az duydum. Yaşadıklarının şiddeti sesine, kalbine vurmuş. 17 yaşında doğurup başkasına evlatlık vermek zorunda kaldığı, hiç tanımadığı kızına yazdığı ağıtları, hayal kırıklıkları, acıları...

    Kitap, aşk romanı izlenimi uyandırıyor biraz görüntüsüyle, ve gerçekte de Robert’la da öyle bir geçmişleri oldu ama öyle ölümsüz ve tüm hikâyeyi kaplayan bir aşk değildi. Zira Robert sonunda AIDS’ten öldü düşünün ve Patti’nin başka bir adamla evliliği ve iki çocuğu oldu ama dostlukları sonuna kadar devam etti. Aralarındaki şey güçlü bir şeydi, inanıyorum ki Patti için o şey bugün de bitmedi. Bana göre çok yetersiz kalıyor ama hadi o şeyin adına da aşk diyelim.

    Her gün sabah 8 akşam 5 dersim vardı ve kitabı okumak için zaman kovaladım. Ders aralarında bile kitabı sıranın altından çıkarıp okumaya devam ettim. O anlarda sınıftaki uğultunun dikkatimi dağıtmaması için kitap okurken yapmayacağım bir şey yapıp kulaklıklarımı taktım ve müzik dinledim. Sonra şaşırarak fark ettim ki bu müzikler, kitabın bana hissettirdiklerinin gücünü kat kat katladı. O yüzden kitabı okuyacaksanız eğer, ara sıra size de eşlik etsin diye o sözsüz bestelerin ismini buraya bırakacağım. Gerçekten okuyup dinleseniz ne mutlu olurum:

    1- https://open.spotify.com/...75KkS6TEaMnxjZXJTtPg

    2- https://open.spotify.com/...lykVTcQGePvRr_gTpggg

    3- https://open.spotify.com/...gFTlfASOqhg-OzsZVOXA (bu beni en yerle bir edeniydi)

    İzlemeniz için yalvaracağım bir canlı performans ve bu kitap sayesinde kazanıp, gece gündüz dinlediğim harika bir şarkı daha var. Kitap zaten müzik ve sanatla tıka basa dolu. Umarım benim yaptığımı yapar ve isimlerini not edip dinlemeye çalışırsınız. Spotify’da kitapta ismi geçen albüm ve şarkılardan bir playlist oluşturdum. İsteyen olursa her zaman paylaşabilir ama liste biraz kabarık. Daha eklemediklerimle birlikte 80’i aşacak gibi duruyor bakalım.

    O müthiş canlı performans ve Patti Smith’in sondaki eşsiz gülüşü: https://youtu.be/uoGdx3I3dPE

    Ve o muhteşem şarkı: https://youtu.be/A9pNnKxewss

    Gerçekten okuduğum en eşsiz kitaplardan biriydi. Kafadan ilk 3’ümden biri kesinlikle. Benim kadar etkilenip etkilenmeyeceğinizin garantisini veremem ama okursanız pişman olmayacağınıza sizi temin ederim. Patti Smith’i tanıdığıma çok memnunum ona sarılmak ve mutluluktan ağlamak istiyorum. Kendisi hâlâ yaşıyor. Böyle insanlar hayatı anlamlı kılıyor. Kitapla kalın. İyi okumalar
  • En büyük hatam insanlardan cümlelerimi bitirmelerini beklemekti. Hayatımın belli bir dönemine kadar hep böyle yaptım zaten. Gözlerinin içine baktım beni bilsinler diye. Bunu bekledim hep. Birisi gelip ''evet, ben seni tanıyorum'' desin diye bekledim. Ama sonra anladım ki böylesine insanlar yok. Olsalar bile kitap okumuyorlardı. Kimseyi tanımıyorlardı.
  • Ama dediğim gibi, en büyük hatam insanlardan cümlelerimi bitirmelerini beklemekti. Hayatımın belli bir dönemine kadar hep böyle yaptım zaten. Gözlerinin içine baktım beni bilsinler diye. Kadınlardan bunu bekledim. Birisi gelip, evet ben seni tanıyorum desin diye bekledim. Ve o kadına aşık olacaktım. Sırf bu sihirli gün için bir sürü diyalog hazırlamıştım kafamda. Ama sonra anladım ki böylesine insanlar yoktu. Olsalar bile kitap okumuyorlardı. Kimseyi tanımıyorlardı.

    Hakan Günday
  • İncelemeler genelde kitaplar hakkında yapılır ama ben bir ağıt hakkında yapıp kuralı bozmak istiyorum.

    https://youtu.be/2VFJ3TTaVUY

    LORİKA CEMÎLA...

    Daha önceden yazmam gereken bu yazı için baya geç kaldım. Utanarak söylüyorum bu yazıyı yazmam gereken günü unutmuştum. Hani bazen insanlar doğum günleri, evlilik yıldönümleri, sevgililik yıldönümleri, tanışma yıldönümleri unutulduğu için üzülür, küser, unutanda unuttuğu için biraz utanır ya, aslında bende onun ölüm yıldönümünü hatırlamadığım için gerçekten utanıyorum —CEMİLE ÇAĞIRGA —unuttuğumuzu bilseydi ( belkide biliyordur) muhtemelen o da kızardı. Hafızam çok zayıf, benim için önemli olan her tarihi unuturum ve işte yine unutmuştum.

    Bilirsiniz havalar hafiften hafiften soğumaya başladı ve insanlar yavaş yavaş üşüyor.

    Ve bende bugün biraz üşüdüm o yüzden aklıma geldi, nedenini bilmiyorum ama havalar soğuyunca ve ben üşüyünce hep ölümü hatırlarım. O yüzden kış mevsimini hiç sevmem. Üşürüm ve aklıma zamansızca gidenler gelir...

    Gece, Karanlık ve Üşümek. Kendileri nefret ettiğim 3 kavram. Nedenini de söyledim zaten: Gidenler...

    Gece nedir bilir misiniz?
    Güneşin batışından günün ağarmasına değin geçen süre içinde yer alan karanlıktır.

    Peki Karanlık nedir bilir misiniz?

    Size biraz kendi anladığım karanlığı tarif etmeye çalışacağım. Biraz da üşümeyi...

    Sizlere 10 metre ilerisini göremeyen miyop gözlerimin gördüğü karanlığı anlatmaya çalışacağım. Şöyle tarif edeceğim mesela: CEMİLA MİN...

    Sizlere 10 yaşındaki bir çocuğu anlatırım ve siz ondan sonra karanlığı görürsünüz. Sizlere kış mevsiminin verdiği üşümenin yetmediği, Katliamların gelenek haline geldiği bir ülkede yaşamanın verdiği üşümenin yetmediği, ve ölümün verdiği üşümenin de yetmediği aynı zamanda da dondurucuya bırakılarak üşümesinin tescillendiği bir çocuk adı söylerim, siz o zaman karanlığı görürsünüz:CEMİLA MİN...

    Sizlere gazetecilerin sorduğu kaç yaşındasın sorusuna: “ 53 yaşındayım ama siz oraya 200 yıla yetecek kadar şey yaşadı diye yazın.” diye cevap veren bir Anne anlatırım - Cemile'nin Annesi- Siz o zaman karanlığı görürsünüz.

    Size şuan çalışma masamda üst üste duran Türk Medeni Kanununun, Türk Ceza Kanununun... anlamsızlığını anlatırım siz ondan sonra karanlığı görürsünüz. Size Anayasa diye bir şey var derim ve basitçe tanımını yapmaya çalışırım: bir devletin temel kurumlarının nasıl işleyeceğini belirleyen..... Kişilerin TEMEL HAK ve özgürlüklerini güvence altına alan....... belgedir derim ve siz orda “temel hakkın içine ne girer?” diye sorun ve bende “İlk olarak YAŞAMA HAKKI” diyeyim ve siz bu kez bunun CEMİLE için ne anlam ifade ettiğini sorun ve ben de bu kez onun için yaşama hakkının değil “YAŞAMAMA KARANLIĞI” nın olduğunu söyliyeyim. Ve siz karanlığı görün.

    Size şu temel hakların yer aldığı Anayasanın 10. Maddesini yazarım( tabi hala değişmemişse) sonra siz ordaki anlamsızlığın karanlığını görürsünüz.

    MADDE 10 - Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
    Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür...

    Sizde bu maddenin günümüzdeki etkisizliğinin ardındaki karanlığı gördünüz değil mi?

    Peki ya üşümek?
    Size üşümenin ne demek olduğunu da anlatabilirim.

    Üşümek... 7 Eylül 2015 derim mesela, Eylül ki henüz sonbaharın ilk ayı hem de 7 Eylül, sonbaharın ilk haftası, kış bile değil...Ve ona rağmen insanın üşüyebileceğini anlatabilirim CEMİLE' nin dondurucuya konulduğu gündür derim ve üşümenin böyle bir şekli de olabilirmiş derim. Ve siz üşürsünüz

    Biliyor musunuz ben 7 Eylülde üşüyen başka birini daha tanıyorum. 7 Eylül 2015 tarihinden tam 33 yıl önce... 7 Eylül 1982. KEMAL PİR. Siz de benim gibi unuttunuz değil mi? Ve ben KEMAL PİR derim...

    Ax şu stranlar ne çok şey anlatır... geçenlerde youtube da kadir çat'ın Kemal pir stranını dinliyordum aklıma geldi. Dedim ya, hafızam çok zayıf hemen google baktım evet onu da unutmuştum... Ama o dondurucuda üşümemişti o açlıktan üşümüştü, evet zindanda açlık grevindeyken üşümüştü. Yani o da CEMİLE'den tam 33 yıl önce aynı gün belki de aynı saatlerde üşümüştü...

    33 demişken, 33'leri bilir misiniz? Hani vardı ya bir Ahmed Arif şiiri “33 Kurşun” diye işte o şiiri yazdıran üşüme olayını bilir misiniz? Ama Eylül değildi 28 Temmuz'du. Temmuz. Yaz mevsiminin ortası yani sıcağın ortası, demek insan sıcağın ortasındayken bile üşüyebilirmiş. 33'ler Vanda öldürülen kaçakçılardı dimi? Vanın temmuzunda üşüyen kaçakçılar. Temmuz dedim de temmuzda sadece kaçakçılar üşümezmiş öğrencilerde üşüyebilirmiş. 21 Temmuz 2015'te de Suruçta öğrenciler üşürmüş... Hem de 33 kurşun olayının 72. Yıldönümü'nden 7 gün önce! Of şu 7 sayısı ne çirkin bir sayıymış. “CEMİLE için yazıyorsun diğerlerini karıştırma” der gibi bakıyor şu çirkin 7 sayısı. Ama ne farkederki zaten her ölüm diğeri ölmesin diye meydana gelmiyor mu?

    Offf yazdığım her kelime bana eskimiş ama sürekli yenilenmekte olan bir şeyler hatırlatıyor. Az önce kaçakçı dedim: kaçakçı, kaçakçı, kaçakçı...ROBOSKÎ! onlarda sıkıntı yok çünkü onlar mevsiminde üşümüşlerdi. Onlar Aralıkta üşümüşlerdi. Yani fiziken üşüme mevsimi ile ruhen üşüme bu kez çelişmedi. ROBOSKÎ.

    10. Madde demiştik, eşitlik geçiyordu maddenin içinde. Devlet bu eşitliğin yaşama geçirilmesiyle yükümlüydü değil mi?

    Hııı Hııı....

    Aynen, biz eşittik...(!)

    Hep anlatacağım diye yazdım: karanlığı, üşümeyi... Ama anlatamıyorum cümleler, kelimeler bana yetmiyor ve belki inanmayacaksınız ama parmaklarım şuan üşümekten uyuşmuş. Ara verip verip yazıyorum

    Ağıda gelince... Galiba sizi kandırdım çünkü gerçekten artık yazamıyorum. Sanırım size Ağıdı değil de ağıdın üzerimde bıraktığı üşüme hissinin incelemesini yaptım. Size şimdi google'dan kopyala yapıştır yapıp ağıdın çevirisini bırakacağım.

    LORÎKA CEMÎLA
    ne yapabilirim ki, bir bulut değilim ki yağmur olup bu yangını söndürebileyim.
    hayır hayır, vallahi şiddetli bir fırtına değilim ki bu kara dumanı yutabileyim.

    derler ki domuzlar alayı gelmiş, baba evimin kapısının önünde cehennem için kan dökerler.
    aman aman bu sabah cemile’me, kuzuma ninnimi söyleyecektim.
    olur da çağrıma ses verirse, bin kapılı sarayı temelinden yıkacağım!

    aman aman kuzum bu yaz mevsiminde nedendir ki uzaktan kar rüzgarları eser.
    ey ev ahalisi, cudi dağlarının eteklerine gideceğiz adım adım yuva kuracağız.
    yetmezse de tüm kürdistan ahalisini çağırıp şehrimize toplayacağız,
    gidip de cemile’min yarası için bir parça buz getireceğim.
    ay aman aman…


    İlgililere şunu da bırakacağım:

    https://youtu.be/LuB65a9S2G4