Akış
Ara
Ne Okusam?
Giriş Yap
Kaydol
Gönderi Oluştur
Böyle bir insan sevilir mi, sever mi, nefret eder mi, acı çeker mi? Herhalde sever de, nefret de eder, acı da çeker; çünkü hiç kimse bunlarsız edemez. Fakat nasıl oluyor da bu adam herkesi sevmenin kolayını buluyor? Böyleleri insanlarda bir tür düşmanlık ve öç alma duyguları uyandırır. Onlara ne kötülük etseniz gene gelir size sokulurlar. Ama şu da var ki, duydukları sevgiyi sıcak, soğuk diye ölçmeye kalkarsak, bunlarınki hiçbir zaman ortayı aşmaz. Herkesi sevdikleri için iyi insan sayılırlar; oysa kimseyi sevmezler ve kötü olmadıkları için iyidirler. Böyle bir adamın önünde bir fakire sadaka verirseniz o da verir; ama küfredin, alay edin, o da aynı şeyi yapar. Ona zengin denemez; çünkü zengin değil,fakirdir; ama tam fakir de denemez, çünkü ondan daha fakirleri çoktur.
''… Koyuldukları işe canla başla sarıldıkları için bu genç kızlar, başlarını kaldırıp bakacak halde değildirler. Halılara işlenmiş ışıklı tabloların önlerine serdiği ve ne yapsan anlatılamaz o hayatla, ruhlarında ezdikleri hayatın aynı olduğunu; onlar, bütün bu resimleri çizerlerken fark etmezler bile. Buna inanmak istemezler. Bunca
Can Yayınları
Reklam
Bakara Sûresi 114. Ayet
114. Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olması için çalışandan daha zalim kim olabilir? Aslında bunların oralara ancak korka korka girmeleri gerekir. Böyleleri için dünyada rezillik var, âhirette de onlar için büyük azap vardır. [Sûrenin bu bölümündeki âyetlerin temel konusu dikkate alınarak, "mescidlerin harap olması için çalışan" ifadesiyle, Süleyman Mâbedi'ni yakan Romalı putperestlerin, "Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasına engel olan" ifadesiyle de Müslümanların Mescid-i Harâm'da ibadet etmelerini engelleyen Mekkeli putperestlerin kastedildiği düşünülebilir. Bununla birlikte âyette verilen asıl mesaj, mâbedlerin dokunulmazlığı ve ibadet özgürlüğü ile ilgilidir.]
Söyle bana Emilia, Kocalarını böyle çirkin bir biçimde aldatan kadınlar Var mıdır acaba? EMILIA
Tutkunun etkisi altındayken, insan beslenmeyi, uyumayı, çalışmayı, huzuru unutuyor. Pek çok insan korkar tutkudan, çünkü geçmişle ilgili önüne çıkan ne varsa ezip geçer.Kimse dünyasının düzeninin bozulmasından hoşlanmaz. İşte bu nedenledir ki pek çokları bu tehlikeyi kontrol altında tutmayı başarır, baştan beri tozdan dumandan oluşan bir yapıyı ayakta tutabilir. Bunlar, geçmişte kalmış şeyler üzerinde çalışan mühendislerdir. Kimileri de tam tersi görüştedir: Böyleleri, tutku sayesinde bütün sorunlarına çözüm bulacaklarını umut ederek düşünmeden kendilerini bırakırlar. Mutlulukları konusunda bütün sorumluluğu ötekine yıkar, böylece yaşayabilecekleri mutsuzlukların da suçlusu haline getirirler onu. Hep ya mutludurlar, çünkü harika bir şey yaşamışlardır, ya da bunalımdadırlar, çünkü beklemedikleri bir olay ne var ne yoksa mahvetmiştir.
88 syf.
7/10 puan verdi
Hayatı yaşamaya dair sezgileri olmayan biri Aziz Bey. Uzaklardaki bi kadının “gel” demesinin içtenlikli bir “gel” olup olmadığını anlayamadı, göklere çıkarıldığı meyhanede artık havanın başka yönden estiğini bilemedi. Hayatı yaşamak da bir yetenektir ya, Aziz Bey tatlı canım isterse öyle yaşarım diye diretti. Kaybetmenin, hayal kırıklıklarının kahramanı Aziz Bey. Bunu kendisinin kocaman yaşamında yalnızca bir kez , şu söz ile fark etti : “beni sevdiğine pişman oldu mu?” Oysa artık, tüm hayatı boyunca ona aşık olmasına beklemiş “Vuslat” gitmişti. Yalnızlık insanın aklını başına getirir diye biliriz… Bu sefer yanıldık. Yaşamın akışına , aşkın sıcaklığına, dostluğun iyileştirici haline direnen bir adama biz üzülebildik mi? Bilmiyorum. Empati kuramadığım nadir karakterlerden Aziz Bey. Böyleleri de var diye hatırlamak için.
Aziz Bey Hadisesi
Aziz Bey HadisesiAyfer Tunç · Can Yayınları · 202210,2bin okunma
Reklam
Hac Sûresi 11. Âyet
Vemine-nnâsi men ya’budu(A)llâhe ‘alâ harf(in)(s) fe-in esâbehu ḣayrun(i)tmeenne bih(i)(s) ve-in esâbet-hu fitnetun(i)nkalebe ‘alâ vechihi ḣasira-ddunyâ vel-âḣira(te)(c) żâlike huve-lḣusrânu-lmubîn(u) İnsanlardan öylesi var ki, Allah’a dünyevî bir çıkar beklentisi içinde kıyısından kenarından kulluk eder. Öyle ki; eğer beklentisi gerçekleşir de bir iyilik görürse gönlü onunla huzura kavuşur, dininde sebât eder. Fakat başına bir felâket gelirse hemen gerisin geri dönüp Allah’a kulluğu terk eder. Böyleleri dünyasını da, âhiretini de kaybetmiştir. İşte apaçık hüsrân budur!
Atatürk'ün bir sözü var: "Bir zamanlar millete hizmet etmiş olmak bu hizmetten ayrıldıktan sonra hala kamu kaynaklarından istifade ederek yaşamaya kimsenin hakkı yoktur. Hizmet sırasında da kimse yakınları ve akrabalarım milletin imkanlarına tebelleş edemez." Buradan şu çıkıyor. Demek o zaman da böyle "beylik attan" inmeyenler varmış. Ancak böyleleri Atatürk döneminde hem nü­fus hem de imkanlar olarak çok olamazlar. Üstelik o böyle bir şey tespit ettiğinde, söyledikten hemen sonra başlarına neyin geleceğini anlatmaya gerek yok.
Neden böyle olur bu insanlar? Kendi kendine kızıyordu. Sen ona iyilik edersin, o sana kötülük. Utanmak, arlanmak da bilmiyorlar. Sanki kural bu imiş. Hep kendilerini haklı görürler. Herkes onlara kul köle olsun. Kul köle olmazsan zorla yaptırırlar bunu. İyi ki böyle bir adam ormanda yaşıyor. Elinin altında her işini gören bir iki kişi var. Biraz daha büyük bir görevi olsa, kim bilir neler yapardı? Allah göstermesin. Böyleleri de hiç tükenmiyor. Her zaman istediklerini elde ederler. Kurtulmak mümkün değil onlardan. Her yerde izini bulur, her yerde karşına çıkarlar. Keyifleri için başkalarının canını çıkarırlar da sonra yine haklı olurlar. Ah, hiç tükenmiyor böyleleri, hiç.
Sayfa 71 - ÖtükenKitabı okudu
223 syf.
·
Puan vermedi
·
19 günde okudu
Sefaletimiz Korkunç.. Madde, kazanını patlatıp fışkıran kızgın ateşten bir mayi halinde alemde zaferini ilan etmekte; Fabrika bacasının sanki delmek ve yıkmak istediği göklerden rahmet bekleyen kalpler perişan, feryat etmekte; Hiçbir zaman doymayacak midelerden fışkıran ihtiraslar sefalete sefalet katmakta, yeni yeni
İslam ve İnsan - Mevlana ve Tasavvuf
İslam ve İnsan - Mevlana ve TasavvufNurettin Topçu · Dergah Yayınları · 2017521 okunma
Reklam
Meşayıhtan birisi demiştir ki: "Cüneyd el-Bağdadî'ye: "Ya Ebe'l-Kasım, bazılarında lisan/konuşma var, kalp/düşünce yok," dedim. Cüneyd: "Böyleleri çoktur," dedi. Ben: "Bazılarnın kalbi var ,dili yok!" dedim. Cüneyd:" Evet, bazen de böyle olur, fakat birkimsede kalpsiz yani düşüncesiz dil olursa bu beladır. Kalp tefekkür ve düşünce olurda, dil/söz olmazsa bu bir nimettir," dedi. Ben: "Hem(hakkı konuşan) bir dil, hemde (tefekkürle düşünen) bir kalp olunca nasıl olur? deyince: "Bu, bal gibi en iyisidir," dedi.
"Sen ona iyilik edersin, o sana kötülük. Utanmak, arlanmak da bilmiyorlar. Sanki kural bu imiş. Hep kendilerini haklı görürler. Herkes onlara kul-köle olsun. Kul-köle olmazsan zorla yaptırırlar bunu. İyi ki böyle bir adam ormanda yaşıyor. Elinin altında her işini gören bir-iki kişi var. Biraz daha büyük bir görevi olsa, kim bilir neler yapardı? Allah göstermesin. Böyleleri de hiç tükenmiyor. Her zaman istediklerini elde ederler. Kurtulmak mümkün değil onlardan. Her yerde izini bulur, her yerde karşına çıkarlar. Keyifleri için başkasının canını çıkarırlar da sonra yine onlar haklı olurlar. Ah, hiç tükenmiyor böyleleri, hiç."
Evlilikler, evliliği gizem­li bir şey olarak, Tanrı önünde görevler yüklenmiş bir giz olarak gören insanlar arasında vardı, şimdi de var. Böyleleri için var, ama bizim için yok. Bizde insanlar evlilikte cinsel ilişki dışında bir şey görmeksizin evleniyorlar ve bundan da ya yalan, ya da zorlama çıkıyor ortaya. Yalana daha kolay katlanılıyor. Karı koca tek eşlilik konusunda sadece insanları kandırıyorlar, oysa çok karılı ve çok kocalı yaşıyorlar. Bu iğrenç bir şey, ama sürüp gidiyor işte; fakat sık sık olduğu gibi, karı koca ömür boyu birlikte yaşamayı görünüşte bir taahhüt olarak üstlendikleri ve evliliklerinin ikinci ayından itibaren birbirlerinden nefret ettikleri, ayrılmak isteseler de birlikte yaşadıkları zaman, bu yüzden ayyaşlığa düştükleri, kendilerini ve birbirlerini vurdukları, öldürdükleri, zehirledikleri korkunç bir cehennem ortaya çıkıyor.
Neden böyle olur bu insanlar? Kendi kendine kızıyordu: "Sen ona iyilik edersin, o sana kötülük. Utanmak, arlanmak da bilmiyorlar. Sanki kural bu imiş. Hep kendilerini haklı görürler. Herkes onlara kul-köle olsun. Kul-köle olmazsan zorla yaptırırlar bunu. İyi ki böyle bir adam ormanda yaşıyor. Elinin altında her işini gören bir-iki kişi var. Biraz daha büyük bir görevi olsa, kim bilir neler yapardı? Allah göstermesin. Böyleleri de hiç tükenmiyor. Her zaman istediklerini elde ederler. Kurtulmak mümkün değil onlardan. Her yerde izini bulur, her yerde karşına çıkarlar. Keyifleri için başkasının canını çıkarırlar da sonra yine onlar haklı olurlar. Ah hiç tükenmiyor böyleleri, hiç."
Kulun üç işi var: Bilmek, kılmak, olmak. İlim bilmektir, amel kılmaktır, ahlak olmaktır. İlim her işte esastır. İlim, "bilmek" anlamındadır. İrfan ise "bilmek"ten öte "tanımak"demektir. Tanımak, bilmenin üstünde bir vukuf bildirir. Bir insanın ilmi de irfanı da ahlakı yani düzgün kişiliği ile ölçülür. Bizde ise ahlaklı kişi genellikle zayıf görülür. Zira o gücü, serveti, malı mülkü ve itibarı olmayandır. Hatta saldırgan, nobran, kaba olmadığı için böyle birini dışlar ve zayıf sayarız. Ahlaksızlık ile servet, şöhret, kudret kazanmış adamlara ise gıpta ile bakılır. Böyleleri için "adam işini biliyor arkadaş" denir. Nasıl, neyle, niçin kazandığına bakılmaz. İçinde bulunduğumuz acınası durumun temel sebebi işte budur: Yanlışı doğru, kötüyü iyi, çirkini güzel saymak... Yani doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini yanlış yere koymak... Arapçada "zulüm" tam da bu anlama gelir. "Adalet" ise her şeyi ait olduğu yere koymaktır. İçimizdeki ölçü karıştığı için dışımızdaki işler de karışıktır.
Sayfa 18 - Atilla Pamirli - MedeniyetKitabı okudu
1.028 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.