• Mən pianodan küsəli çox oldu. Hanı bir insandan küsərsən, ama qəlbin hələdə onu sevər a, bax elə bir ayrılıq oldu yəni. O gün o pianonun qapağın bağlayandan sonra, ev bir növ rəngin boza bürüdü. Ən çoxda Anam məndən səssizcəsinə küsdü. Və bu mənim pianoya nifrətimi daha çox artırırdı.
    Alınmırdı. Ya gözəl və ahəngli mahnılar çalıb hislərimi doğru-düzgün ifadə edəcəkdim, yada sözlərimi qırıq-qırıq parçalarla nota çevirib, o gözəlliyi korlamadan bu sevdanı bir dəfəlik bitirəcəkdim.
    Və mən, ikinci variantı seçdim. Yəni ömrümün ən gözəl yaşlarını kar edərək, onları əksik böyütdüm...
  • Bir eve gittim. Evde bir çift. Bir köpek. Adam pek yakışıklı uzun uza. sen değilsin ama daha çok murat boza benziyor. Yanında sevgilisi mini minnoş. Adam kadını çok seviyor ama üstüne gitmiyor. Bazen çekip öpüyor kadının da hoşuna gidiyor bu durum çünkü adam kadının üzerine her zaman gitmiyor. Sonra asılan şeyleri gördüm. Anahtar, anahtarlık ve küçük şeyler. Duvarda kahverengi bir item gördüm mesela üzerine bir şey asılmış. Böyle renk renk ama mavi tonları ağırlı. Üzerine iliştirilmiş. Kancayla ama çok küçük ve zarif takılmış. Pek anlamadım ama hayatlarına ve aşklarına özendim o ikilinin.
  • Uzun zamandan beri ilk kez derinlemesine uğraşılmış bir inceleme yazmak istiyorum. Umarım yapabilirim.

    Tasarımla başlayalım
    Kitabın kapak tasarımları gerçekten çok iyi. Dış kapağı gibi iç kapaklara da epey özenilmiş. İç kapaklarda yazarın hayatı kitabın tanıtımı vs den sonra başta ve sonda olmak üzere birer karakter haritası veya karakter ailelerin soy ağacı bulunuyor. Karakterlerin çok olması dolayısıyla da bu ayrıntı gayet yararlı diye düşünüyorum. Aynı zamanda karakter dizini konulmuş olması şaşırtıcı ve çok hoş. Karakterlerin romandaki yerleri sayfa sayfa tespit edilip indekslenmiş. Saatlerce belki de günlerce sürecek bir çalışmayla oluşturulduğu kesin. 
    Kronoloji de ayrıntılı ve okunası bir biçimde hazırlanmış. Bu incelemede kronolojiden epey yararlandığımı da söylemem gerek.

    Yazar bu kitabında baş karakteri olan bozacı Mevlut'un 1969 ile 2012 arasındaki 40 yılllık satıcılığını konu ediyor. Tabi bu kırk yıl sınıfsal farklılıkları o kadar iyi anlatıyor ki içinde bulunduğumuz durumu gözümüze bu kadar iyi sokması kitabi degerli kılan öteki konu.

    İlk kısımda Mevlut'un 1982 de kız kaçırmasıyla kurgunun temeli atılıyor. 2. kısımda 12 yıl sonra Mevlut'un aile babası olmuş ama fakirlikten kurtulamamış halini işlemiş yazar. Sonraki kısımlarda geçmişe dönerek Mevlut'un 1969 daki çocukluğunu ve devam ederek gençliğini anlatıyor.

    Mevlut'un anlatıldığı bölümleri geçmiş zaman kipinde, üçüncü tekil şahıs üzerinden yazmış Pamuk. Aralarda hikaye karakterlerinin isimleri başlık olarak sunuluyor. Karakterler giriyor ve direk okuyucuya seslenir biçimde birinci tekil şahıstan meramlarını anlatıyorlar. Bunlar taslağın detaylanmasını sağlayan içeriklere sahip tabi.
    Aynı zamanda bu kadar çok karakterin olduğu bir kitapta her karakterin yeri geldiğinde söz alıp konuşması kitabın akıcılığını, okunurluğunu ve özellikle karakterleri benimsemeyi çok kolaylaştırıyor.

    Konuların içinde en çok ilgimi çeken elbette Mevlutun aşkı ve mektupları oldu. Ama kurguyu besleyen yan temalar çok fazla olduğu için kitap sırf bir aşk hikayesi olmaktan çıkıyor.
    40 yıl boyunca İstanbul sokaklarında yoğurtçuluk, bozacılık, pilâvcılık ve otopark bekçiliği gibi birçok işte çalışan Mevlut'un gözünden şehri ve sokakları izlemek gerçekten haz veriyor. Sanki onunla birlikte Boo zaaa diye bağırıp o anki atmosferi hissediyorsunuz. Onun kafasındaki tuhaflık mı? Elbette sizinkiyle aynı.

    Boza, gecekondu, devlet arazisine tapusuz çöküp arsa çevirme, kız kaçırma, başlık parası, sokak satıcıları gibi enteresan onlarca konu.
    İdeolojik savaşların toplum hali, ekonomik ilişkilerin akraba hali, göç edenlerin adapte hali.
    Bu şekilde bakıldığında sadece bir roman mı yoksa İstanbul'un 40 yıllık sosyolojik süzgeci mi diye bi durup düşünüyorsunuz.


    Romanın dinsellik ve azınlıklar konularında gecekondulaşma, kentleşme, içgöç, siyasal simge ve söylemler görülüyor.
    Mevlut'un Beyşehirden babasıyla birlikte ayrılmasından sonra ilk taşındığı yer çocuklugunun ve gençliğinin bir bölümünün de geçeceği Kültepe mahallesidir. Hemen yanında ise Mevlut'un amcasının ve kuzenlerinin yaşadığı Duttepe mahallesi vardır. Bu iki tepe her açıdan birbirlerine çok benzerler. Ama sınıfsal benzerlikleri sayesinde barış içinde yaşasalar da siyasi olaylar yüzünden rakip hatta can düşmanı olmaları kaçınılmazdır.

    Mevlut, arkadaşı Ferhat’ın solcu-Alevi-Kürt olmasından gaza geliyor, onunla geceleri çıkıp sloganlar yazıp mutlu oluyorken, bir yandan amcasının oğulları Korkut ve Süleyman ile ülkücü sloganlar da yazıp seviniyor. Duttepe ve Kültepe’yi ayıran şey, kültür-kimlik ve ideoloji farklılığıdır. Ekonomik ilişkiler ve toplumsal ağ bakımından ikisi de aynı şekle şemaile sahiptir.

    Şahsi Görüş Resmi Görüş
    Kitapta ilgimi çeken bir diğer konu şahsi ve resmi görüşle ilgili olandı. Ferhat'ın Mevlut'a Şahsi görüşlerimiz kendimiz için resmiler devlet için." gibi bişey dediğini hatırlıyorum. Bu da bana Orwell'in 1984'ündeki düşünce suçunu çağrıştırmıştı.


    Orhan Pamuk bir söyleşisinde bu kitabının şimdiye kadar yazdığı en mizah dolu kitap olmasına özen gösterdiğini anlatıyor. Aralarda işlenmiş bir kara mizah var. Kitapta geçen bir çok trajik olayın yanında bununla anlatımı okunası kıldığını düşünüyorum.

    Şimdi benim yaptığım bu inceleme veya tanıtım devede kulak olacaktır.
    En çok beğendiğim Orhan Pamuk kitabı oldu. 460 sayfalık bir kitabın tanıtımını yapmak kolay olmadı. Amatör olduğum için aralarda spoiler vermiş olabilirim affola.
    İncelemeyi bir çok eksikle birlikte yazdım. kaçırdığım değinemediğim konular elbette vardır. Gelecek zamanlarda telafi etmek dileğiyle.
  • Oradaydık dördümüz de
    Seçilmiş, sıralanmış, sayılmıştık
    Sen, ben, Boz ve Mutsuz
    Hepimiz ilk önce gitmeyi bekliyorduk
    Boz korkmuş ama en güzelimizdi,
    Aşıktık hepimiz ona
    Onun dışında ben sana aşıktım
    Mutsuz da bana mutsuzdu bir tek
    Bir papaz girdi önce içeri
    Evren ben olduğum için var dedi Boza
    İnanmadım ben, sahte dedim kayboldu
    Boz daha korktu, sarıldı bana
    Mutsuz daha mutsuz oldu
    Sen daha dayanılmaz oldun
    Ben daha fazla zorlamak gerek dedim sınırları
    Denek geldi sonra
    Bir kere deneyelim mi dedin
    O halen dayanamadığım gülüşünle
    Reddediyordu Boz, uzattım parmağımı
    Sadece bir kere dedim, Mutsuz da uzattı
    Sen de uzattın sonra, Boz yanına geldi
    Kayboldu denek de rüzgarla
    Ortada duruyorduk hala, parmaklarımızı uzatmış
    Hava soğudu, plaj ortaya çıktı
    Hayat bir plaj değil mi dedi sevecen
    Hayat her şeydir dedim ben
    Her şey kötüdür dedi Mutsuz
    Sen kötüsün dedi Boz
    Sen bir şey demedin
    Sadece gönderdin plajı da öteye
    Dört bilinmeyenli denklem gibiydik
    Ama en çok seni bilemiyordum ben
    O yüzden bir tek sana sordum ne istediğini
    Hayatı dedin, hayatını
    Boz gitti ilk önce
    Sonra sen, benim hayatımla
    Sonra mutsuz
    En son ben kaldım hatırlayan her şeyi
    Ve yazıyorum şu anda
    Var olmamızın kısa tarihini
  • "Paletimi eline alıp bir ressamın kişiliğinin en açık paletinde belireceğini, bulduğumu, bulmak istediğim renkleri merak ettiğini, boza kaçar bu uçuk gök rengini sevdiğini, onda bir kapalı havanın geçici sıkıntısı olduğunu söyledi."
  • Öyle salaksınız ki dut yem iş bülbül
    Ensenizde boza pişer siz oralı değil
    Hep kendi havanızda

    Erich Kaestner (1899-1974)
  • Bozayı çok severim. Mevlüt de boza satınca Mevlüt'ü de severim tabii ki. Orhan Pamuk beyfendiden yine güzel bir kitap. Hele okuduğunuzda yazar ve karakterlerle aynı masada toplanmış hissini çok beğendim. Kitap Mevlüt'ü, arkadaşlarını, ailesini ve aşklarını anlatıyor. Bir de İstanbul'un değişimine ışık tutuyor. Yine çok güzel tespitlerde bulunmuş Pamuk. Okumanızı tavsiye ederim.