• İlk defa gördüğü deniz geldi aklına. Deli deli homurdanıyordu deniz. Çok büyük, çok heybetiydi. Toz kokusu, boz toprağın kokusuna karıştı. Bozkır toprağı da deniz gibi derinden derinden soluk alıyordu. Bozkır toprağı da deniz gibi tuzludur. Bozkır toprağı tıpkı denize benzer.
    Yaşar Kemal
    Sayfa 34 - Tekin Yayınevi
  • Memedin karısı uçsuz bucaksız bozkırın ortasında dikilmiş duruyordu.Eğilip toprağı eşeledi.Epeyce aradıktan sonra birkaç tohum buldu toz içinde kalmış ellerinin çatlaklarına toprak dolmuştu.Tohumları sildi sonra dişledi.Yüzünü acıyla buruşturdu.Sonra bu tohumları başörtüsüne düğümledi.
    Kendi kendine:”Vay,” dedi,” vay garip başım.Tümüde çürümüş...vay,” dedi, “ vay.”
    Toprağı hırsla,yiyecekmiş gibi ,korkuyla yeniden eşelemeye başladı,Elleri tarlanın yumuşak toprağı içinde çırpınıp duruyor,bir tohum bulunca uzun uzun yokluyor,sonra elleri ayakları kesilip,toprağın üstünde kalıyordu.
    “Vay,” diyordu,”vay emeciklerim.”
    Tarlada azıcık olsun bir yeşillik yoktu.Boydan boya uzanmış bir boz toprak...Başkaca yaşama belirtisi yoktu.
    “Ölürük,” dedi,acımızdan ölürük bu yıl.”
  • 80 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Nereden başlayacağımı, duygularımı nasıl yansıtacağımı hiç bilmiyorum. Cengiz Aytmatov'u her zaman sevsem de hiçbir zaman kitabını okumaya elim gitmiyordu. İlk okuduğum kitabı "Cemile" olmasına rağmen en başından sonuna kadar yoğun bir ilgiyle okudum ki, hiç bitmesin sürekli devam etsin, aşklarının, çocukluklarının geçtiği yerler, bozkırın anlatımı sayfalar sürsün istedim. Aşk meselesini o kadar yoğun bir anlatımla anlatmış ki, kitapta bahsettiği tablo gözümün önünde sürekli duracak olan; bozkır, iki yolcunun arkalarına bile bakmadan ilerleyişi, birbirlerine olan sevgisini tablonun dışına aktarabilmekte. Aşkın samimiyetini, samimiyetin ölçülmesi o kadar güzel işlenmişti aklıma geldikçe baştan okuma isteği duyuyorum. Ortada bir yasak aşkta olsa törelere bağlı olarak işlenmiş, toplumun yapısını, geleneklerini, savaş ortamından, savaş zamanında yapılanlardan, çekilen çilelere de değinmektedir. Her ne kadar aşk ön planda gibi dursa da Cemile ve Danyar ile birlikte aşkın yine kendi vatanında bulucağından bahseder. Kendine olan inancını yitirmeye başladığında, Danyar'ın aşk, vatan sevgisi, hayat üstüne söylediği türküleri söylesin... Danyar'ın geniş bozkırda söylediği "Ey benim karlı morlu dağlarım/ Milletimin, ecdadımın toprağı" türküsünü hissetmekte, orada diyebileceklerini, hüznünü, aşkını yahutta içinde bulunduğu durumu okuyucusuna geçirebilmekte, en azından ben oralarda kendimi sanki o bozkırda üç kişi yokmuşta bende oradaymışım gibi aralarında hissedebilmiştim. Son olarak "Bunun benim için kolay olduğunu mu sanıyorsun?" cümlesindeki o yasak aşkın tüm çaresizliğini hissetmiş, kavuşamayacakları duygusuna kapılmıştım, gözümün önünden gitmeyen o tablo bir anda kaybolmuş sanki yalnız bir kişinin ilerlediği bir tablo canlanmaktaydı gözlerimin önünde.. Sonunda beraber gitmeleri, Seyit'in bu aşkın hikayesini anlatırken ki gerçek tablosuyla ayrılıyorum..
  • ''Çok gülünç varlıklar şu senin insanların.İç içe girmişler birbirlerini eziyorlar.Oysa bak,dünya ne kadar geniş.(Eliyle bozkırı gösterdi.)Herkes çalışıyor.Niçin?Kimin yararına?Kimse bilmiyor. Çift süren bir insan gördüğüm zaman,gücünü ter damlaları halinde toprağa akıttığını,sonra da aynı toprağın altında çürüyeceğini düşünürüm. Zavallı adam!Ondan hiçbir iz kalmayacak geriye. Dünyayı tarlasından ibadet sanarak, doğduğundaki gibi,boş bir kafayla ölüp gidecek. Peki niçin doğdu bu adam?Toprağı kurcalamak ve kendisine bir mezar bile kazamadan ölmek için...Özgürlük denen şeyden haberi var mıdır? Bozkırın sonsuzluğu ona ne anlatır?Bu dalga dalga yayılan ezgi onun yüreğine sevinç salar mı?Hayır!O bir köle olarak doğdu ve bütün hayatınca köle olarak yaşadı;hepsi bu.Ne gelir elinden?Eğer biraz akıllanırsa,kendini asmaktan başka hiçbir şey...''