• Nevrotik kişi, mutsuz, kaygılı, çevresiyle olan ilişkilerinde etkisiz ve suçluluk duyguları içinde yaşayan biridir. Ancak davranışlarının uyumsuz niteliklerine karşın dünyayı algılayışında ciddi sapmalar ve kişiliğinde önemli ölçüde bir bozulma yoktur. Tehlikeye karşı aşırı duyarlıdır. Çok sayıda durumun tehlikeli olarak değerlendirilmesi ise algılamanın daralmasına yol açar. Bunun sonucu, organizmaya ulaşan bilgiler kısıtlanır ve benlikle gerçeklik arasında bir uyuşmazlık oluşur. Dolayısıyla, kendi davranışları gibi diğer insanların davranışlarını da anlamakta güçlük çeker. Bir yandan durumundan yakınırken, öte yandan bu durumun kendisinden kaynaklandığını göremez. Sorunlarının ve savunmalarının temelindeki nedenleri anlayabilse bile, kendisine güvenlik sağladığını sandığı davranışlarını değiştirmemeyi yeğler. Yaşamını zenginleştirebilecek nitelikte ve daha etkin yöntemleri öğrenebilme olanaklarından yoksun kalır.
    Engin Geçtan
    Sayfa 150 - Remzi Kitabevi
  • Fatih, “devşirme kulları” ile sağladığı güçlü iktidarıyla dünya hakimiyetine soyunmuştu. Hıristiyanlığın iki güçlü merkezine göz dikmişti, ilki Ortodoksluğun güçlü merkezi Konstantiniyye idi. Orayı “İslambol‟ (İstanbul) yaparak halletmişti. Sıra Katolikliğin merkezi “Roma”daydı. Ancak ömrü buna vefa etmedi, İtalya seferi hazırlıkları yaparken zehirlenerek öldürüldü.
    Kanuni döneminde daha sonra çöküşün önemli nedenlerinden birisi olacak “kapitülasyonlar” ortaya çıktı. Osmanlılar Fransa‟yı Almanlara karşı desteklemek için “Memalik-i Osmaniyye”de ayrıcalıklı ticari anlaşmalar yaptı. Daha önce Venedikliler için de yapılmıştı. Bu büyüklük kaprisinin neden olduğu önemli bir gedikti.
    1699 Karlofça anlaşmasına kadar imparatorluk bir durgunluk dönemi geçirdi. Karlofça Osmanlıların toprak yitirdikleri ilk anlaşmadır. Bu nedenle imparatorluğun gerileme döneminin başlangıcını belirler.
    Ruslar Kaynarca anlaşması ile Memalik-i Osmaniyye‟de Ortodoks uyruklu reayanın hamiliği hakkını aldı. Böylece içişlerine karışmaya başlayacaktı. Nitekim bu tarihten sonra Ruslar sürekli “Ermeni” sorunu yaratmanın planlarını yapacaklardır.
    Çöküşün nedenleri arasında şunlar sıralanabilir:
    1- Bozulma şeklinde gelişen tarihi dönüşüm yasası (Bakara 257)
    2- Ayrıcalıklı ticari anlaşmalar (Kapitülasyonlar)
    3- Fransız devriminin laik-ulusçu rüzgarları
    4- Batılıların durdurulamayan teknik ve ekonomik yükselişinin gerisinde kalma.
    1718-1730 yılları arası “Lale devri” diye anılır ve “düşüşün başlangıcı olarak kabul edilir.
    Günümüzde “kahvehane” kültürü aslında lale devrinden kalma bir gelenektir. O döneme kadar Osmanlı ülkesinde kahve ve bilumum keyif verici içecek yasaktır. Kahvenin serbest bırakılması için nice kanlar bile dökülmüştür. Lale devrinde kahve ve içki serbest bırakılmış ardından mantar gibi “kahvehaneler” türemiştir. Saray çevresi lale bahçelerinde keyif çatıp boğazın havasını teneffüs ederken kahvehanelerde toplanan yeniçeriler, mollalar, halk aktivistleri gidişatı konuşmaya başlayacaklardır.
  • 192 syf.
    ·7 günde·Beğendi·8/10
    Ülkemizin ünlü yazarı ve yerbilimcimiz Prof. Dr. A. M. Celal Şengör’ün titizlikle hazırladığı, Hasan Ali Yücel ve Türk Aydınlanması eseri onu tanımak isteyen ve eğitim sistemine yapmış olduğu altın hizmetlerini öğrenmek için faydalı bir kaynak olmuş. Kitabı okurken Hasan Ali Yücel’in bugün bile güncel olan kültür hizmetinin yanı sıra, unutulan bir değer olarak kalması insanı burkuyor. Kitabı okumaya başladığınızda, yazılan bir çok önsöz bile içinizde bir şeyleri kırmaya yetiyor.

    Hasan Ali’nin kendisi liberal ve demokrat birisiydi ama zamanında komünistlikle suçlandı. Şüphesiz bunda Türkiye’nin o dönemdeki güttüğü politik davranışla ilgiliydi. İsmet İnönü nazizmin ve faşizmin önlenmesi için Amerikan başkanı Roosevelt gibi Rusya’ya yakınlık göstermeyi politik bir gereklilik olarak görüyordu. Yücel’de bu davranışı yerinde bulmuştu.

    Bunun haricinde Hasan Ali Yücel’i, mental, özgürlükçü bir gözlemci, seçkin bir ozan, örnek bir eğitimci, gerçekçi bir devlet adamı olarak yorumlayan Celal Şengör, 1997 yılında UNESCO kendisini saygı ile anılması kararını almış ve Türk aydınları tarafından başarıyla yerine getirildiğini dile getirmiştir.

    Atatürk’ün başlattığı eğitimi güçlendirme çabalarının hiç sekteye uğramadığı 1939-1946 dönemi Hasan Ali’nin bakanlık yaptığı dönemde meydana gelmişti. Ve istifaya zorlanıp bakanlıktan uzaklaştırılması da İsmet İnönü’nün kararıyla olmuştu. Sebep olarak ise bu adım isteyerek atılmamış, milletin emniyetini tehdit edecek olayların ve devletin bekasını düşünerek büyük bir hassasiyetle verilmiştir! Türk Aydınlanma hareketi o tarihlerden sonra tabir-i caizse rölantiye alınmıştır. Bu olayın nedenleri konusunda çok şey çizilip yazılabilir. Nerede güzel gelişmeye bir oluşum varsa, insanların bunu mutlaka yok etme arzuları sanırım tarihte her olayda karşımıza çıkabilir. Geçmiş ile günümüz, bir su damlasının diğerine benzediği derecede birbirlerine benzerler.

    Hasan Ali insansever ve alçakgönüllü bir eğitimci olup, canlı bir kişiliğe sahip olmasına rağmen yalnız bir insandı. Hayatı boyunca kalemi, kağıdı ve kitaplarını hiç yanından ayırmadı. Kendi fikirleriyle yoğrulup, içindeki parlak düşüncelerinin alevini paylaşacak doygun çıralar bulamayınca alevi gene kendi kabuğu içine saklayan insanlardandı. Felsefeyle ilgilenir, bilimle haşır neşirdi, tarih ummanıyla ilgili bir çok çalışmayı yürütürdü. Akıllı, yenilikçi, çağdaş bir neferdi.

    Mustafa Kemal Atatürk ile hiçbir zaman arkadaşlık edememiş olmasına rağmen, Onun ilkeleri ve eğitim öğretim perspektifi neredeyse Ulu Önderle birebir örtüşüyordu. Öyle ki tek bir defa omuz omuza gelmek bir kez nasip olmuştu. TBMM’de Atatürk’ün naaşını taşımak üzere, 12 milletvekilinden birisi olacaktı. Bununla ilgili Ata’ya yazdığı hislerini mutlaka okumalısınız. Gerçekten çok içten bir üzüntüydü. “Taşı!... Taşı O’nu…Bir cihan götürüyorsun. Cihanlar yaratan bir insan götürüyorsun. Korkma, ezilmezsin. O kendini ezilmeden taşıtmak için sana kendi kudretinden vermiştir…”

    Kitapta bilimsel akademik karşılaştırmalara çokça yer verilmiş. Tarihteki aydınlanma filozoflarından, bilim adamlarından, yazarlardan bahsediliyor. Konudan bazen koptuğum hissini yaşasam da anlam bütünlüğü çerçevesinde pek bozulma olmadığını söyleyebilirim. Şengör yararlandığı kaynakların listesini de okuyucusuyla uzun uzun paylaşmayı ihmal etmemiş.

    Yaşamında felsefeciliği, sanatkarlığı, bilim adamlığını, eğitimciliği, Milli Eğitim ve Kültür bakanlığını, gazeteciliği yapabilmesi takdire şayan olmakla birlikte, Coğrafyamızda bir zamanlar Onun gibi bir değerin nefes alıp verdiğini bilmek, kendi ışığını başkalarına hesapsızca dağıtmasını hayranlıkla okudum. Okuduğumuz dünyaca ünlü yazarların eserlerini Onun sayesinde kitlelerin bugünkü okuma alışkanlıklarını bile etkilediğini düşünüyorum.

    Sonsöz olarak kesinlikle Celal Şengör ile hemfikir olduğum acı ama gerçek bir realiteyi paylaşmak istiyorum. İdollerini Yiyen Türkiye adlı Bilim Teknik dergisinde yayımlanan makalesinde dem vurduğu gibi;

    “Ne Milli Eğitim ve Kültür bakanlıklarının önünde Hasan Ali Yücel’in, ne de İstanbul Üniversitesi’nin önünde Fuad Köprülü’nün heykelleri yükselir bu garip ülkede… En az altı yüzyılı birey olarak değil de kul olarak geçirmiş, yaptıklarını kendi keyfi için değil, sahibinin beğenisi için yapmış bir toplum, işte böyle kişinin yaptıklarıyla övünmeyi değil, sahibinin gözüne girme yarışında kendi dışında her yapılanı yermeyi huy edinir…

    Ulusumuzun ihtiyacı olan büyük idollerdir, cep sultanları şeklindeki liderler değil.”

    Ayrıca biyografisi hakkında daha ayrıntılı bilgi için http://www.meb.gov.tr/...ti/halibiyografi.htm adresinden de faydalanabilirsiniz.

    Kitaplarla aydınlanmanız dileğiyle.
  • * Hükümdarların musibeti, kötü uygulamalardır.
    * Bakanların musibeti, kötü niyetleridir.
    * Devlet adamlarının musibeti, itaatten ayrılmasıdır.
    * Askerlerin musibeti, komutanlarına karşı çıkmaktır.
    * Halkın musibeti, kötü yönetimdir.
    * Alimlerin musibeti, yöneticiliği sevmektir.
    * Hakimlerin musibeti, açgözlü olmaktır.
    * Adaletli olanların musibeti, şüphelerden sakınmamaktır.
    * Devletin musibeti, kendisini koruyanların aykırı düşmesidir.
    * Yiğidin musibeti, kararlılığını kaybetmektir.
    * Güçlünün musibeti, düşmanı zayıf görmektir.
    * Çalışkanın musibeti, kaderin engelleridir.
    * Danışmanın musibeti, farklı görüşlerin olmamasıdır.
    * Kendisine nimet verilenin musibeti, minnettarlık duymamaktır.
    * Günah işleyenin musibeti, kötü zan beslemektir.
    * Liderlerin musibeti, siyaseti bilmemektir.
    İmam Maverdi
    Sayfa 100 - undefined