Burak

Burak
@brkcskn
Biraz yolumuz var.
100 okur puanı
Temmuz 2017 tarihinde katıldı
Tolstoy şöyle diyor: "Seni satanlar kolunu da kırarlar, belki affedersin ama artık kucaklayamazsın."
Bilmemek ve Merak
Düşüncelerden kaçmak için nizasız ve fasılasız bir biçimde bir şeylere sarılıp duruyoruz. Biriktirdiğimiz insanların ağırlığı altında ezildikçe, daha çok köşemize çekiliyoruz. Dünya sanki bize karşı
Sıkılmak Üzerine Bir Deneme
Taa dünyanın kuruluşundan beri "sıkılıp" duruyoruz. Düşünüyorum da öylesine sakin ve durağan olan sıkıntının, böyle harekete geçirici bir güce ve etkiye sahip olması şaşılacak şey doğrusu. Tabi bu etki çekici değil, ne yazık ki itici. Tanrılar sıkıldılar, insanı yarattılar. Âdem yalnızlıktan sıkıldı, Havva yaratıldı. O zamandan beri sıkıntı dünya'ya girip, nüfusa oranla artmış. Hatta bana sorarsanız Havva yasak meyveyi meraktan filan değil, sıkıntıdan yedi. "Aden Bahçesi"nden bu yüzden sürgün edildiler. Yinede buradan bile "sıkıntı kötülüğün anasıdır" denebilir. Neyse, Âdem eğlenceli değil, her taraf meyve, sebze, kuş, böcek sesleri ve kimse yok. Ne yapsın kadıncağız? Sonra Âdem ile Havva iyice sıkılınca Habil'i, Kabil'i ve Şit'i yaptılar, ailecek sıkılmaya devam ettiler. Sonra dünya nüfusu arttı ve halklar kitleler halinde sıkılıyor. Sanırım dünya efsanelerle değil de "sıkıntı" eylemi ile kuruldu. Bende sıkıldım bu yazıyı yazdım.
EY TAŞ BEKLEMEK NEDİR?
Beklenilen gelmez derler ki doğrudur. Çünkü beklenilen en beklenilmeyen anda gelir ve bu sebeple beklenilen etkiyi oluşturmaz. Aslında hayat bir geç kalma uğraşıdır. Ve insan en çok kendine gecikendir. Nasıl mı? Beklemek bir eylemdir. Bir şey yapmak demektir ama ana özelliği bir şey yapmayarak bir şey yapmaktır. Bu sebeple yanlış anlaşıldığı çok olur. Bekleme, umudun haymesinde büyür ve gelişir. Eğer umut yoksa kişi beklemeye ihtiyaç duymaz. Zira her beklenilen aslında mecazi bir Mehdi’dir. Kurtarıcılığı ve gelince her şeyin değişeceği düşüncesini doğuran umuttur. Beklemenin düşmanı ise gaflettir. Yani durumu kanıksamak ve beklediğini unutmak. Her kanıksama aslında boynu vurulan bir umudu simgeler ve bu katledilen umutlar kişide unutkanlık olarak tezahür eder. Unutmak ise beklenilenin beklenilmemesi ve dünya uğraşı içinde kendini dahi hatırlamamaktır. İşte tam da bu anda beklenilen gelir ve bu sebeple hiçbir şey değişmez. Hatta geldiğinin farkına bile varılmaz. Çünkü beklenilen, gücünü bekleyenin umudundan almaktadır. Kişinin elinde ise sadece bir eskimişlik kalır.